İçeriğe geç

Notlar

Her şey haddinden fazla sakin başlamıştı. O sabah evin içinde dolaşırken üzerimde yönsüz, huzursuz bir bulut vardı. Annem mutfakta gündelik seslerin arasındaydı; tıkırtılar, su sesleri, tanıdık kokular... Ama ben, bu dünyanın frekansına ait olmayan başka bir şey duyuyordum. Bir çağrı. Ne dışarıdan geliyordu ne de tamamen içimden. Arafta bir yerden sesleniyordu bana.

​Adımlarım beni, salonun en karanlık köşesinde yıllardır sessizce bekleyen o eski kitaplığa götürdü. Parmaklarımı kitapların sırtlarında gezdirdim; tozlu, yorgun ve sabırlıydılar. Ve sonra, parmak uçlarım bir cildin üzerinde donup kaldı. Ben seçmemiştim, o beni durdurmuştu. Diğerlerinden daha ağır, daha vakur bir kitaptı bu. Kapağını açtığım an, kağıtların hışırtısı sanki bin yıllık bir uykunun uyanışı gibiydi.

​İçinden bir not düştü. Eğilip aldım. Eski, sade bir kağıt parçası... Üzerindeki yazı tenimi ürpertecek kadar tanıdıktı: "Her şey görünen yerde saklıdır."

​Kaşlarım çatıldı. Bu cümleyi daha önce nerede duymuştum? Kitabı telaşla karıştırmaya başladım. Sayfaların arasına, sanki birileri tarafından oraya hapsedilmiş notlar saçıldı masanın üzerine. Bazıları sararmış, bazıları sanki saniyeler önce yazılmış gibi diri... Ama asıl tuhaf olan el yazılarıydı. Bir sayfada annemin o düzenli, yuvarlak harfleri; diğerinde sabırsız, keskin bir elin aceleyle bıraktığı cümleler... Ve bir tanesi vardı ki, kalbimi yerinden sökecek gibi oldu.

​O yazı... Onun yazısıydı.

​

"Geç kaldın,” diyordu notta. Titreyen ellerimle kağıdı bıraktım. Bu fiziksel olarak imkansızdı ama ruhum bu imkansızlığa hiç itiraz etmedi. Sayfaların arasından bir piramit çizimi çıktı. Ama bu bildiğimiz keskin kenarlı yapılar gibi değildi; katman katman yükselen, iç içe geçmiş bir spiral gibiydi. Altındaki notları okurken nefesim daraldı: "Taban: beden. Orta katman: zihin. Üst: bilinç. Birleşim noktası: hatırlama."

​Sayfayı çevirdiğimde piramit ters dönmüştü. Altında o yakıcı cümle: "Yıkmadan inşa edemezsin."

​İçimde bir yerlerin gerçekten yıkıldığını hissettim. Başka notlar, başka talimatlar... "Cevapları arama, bağlantıları kur. Zaman doğrusal değil, izleri kronolojik arama.” Ve sonra, kanımı donduran o son satır: "Köken bulundu. Köklenme tamamlandı. Sıradaki, çözülmek değil... Çözmek."

​Bu bir rastlantı değildi, bu muazzam bir sistemdi. Annem mi kurmuştu bunu? O mu? Yoksa... yazının benzerliği karşısında dehşete düştüm: Yoksa bu notları yazan ben miydim? Başka bir zamandaki, daha "bilen" ben mi?

​Sayfanın kenarına kazınmış o küçük, neredeyse görünmeyen uyarıyı fark ettiğimde nefesimi tuttum: "Bakmayı bırak. Gör.”

​Kitabı kapattım ama içimdeki o devasa mekanizma durmadı. Bu sadece bir kitap değildi; bu, beni bir yerlere, belki de kendimin bile bilmediği o son durağa götürecek olan bir haritaydı. Son not, en altta, en gizli köşedeydi. Küçük bir kağıt, devasa bir gerçek: "Eğer buraya kadar geldiysen, artık yalnız değilsin.”

​

Kalbim yavaşladı. Bu bir rahatlama değil, ürkütücü bir farkındalıktı. Henüz hiçbir şeyi çözmemiştim ama artık bir şeyden emindim: Hayatımda tesadüf denilen o sığınak artık yerle bir olmuştu. Ben artık av değil, o karmakarışık ağın içindeki iz sürücüydüm.