Yüksek tavanlı gözetim salonunun ön duvarını kaplayan devasa dijital harita, Vesta'nın kontrolündeki güvenli bölgeleri damar damar uzanan parlak mavi ışıklarla gösteriyordu. Klavyelerden yükselen ritmik tıkırtılar, salonun sessizliğini doldururken haritanın güneydoğu sektöründe beklenmedik bir dalgalanma yaşandı.
Mavi hatların ortasında parlak kırmızı bir nokta belirdi.
Aynı anda ekranlarda kırmızı uyarı pencereleri açıldı. Bilgisayar başındaki görevli gözlerini kısıp ekranı yakınlaştırdı. Termal verileri ve enerji yoğunluğunu kontrol ettiğinde değerlerin aniden yükseldiğini gördü. Sistem, tespit edilen enerji izini analiz ederek olası güç türlerini sıralayan bir liste oluşturdu.
Görevli, çıktıyı alıp üst kattaki camlı balkonda duran sorumluya doğru ilerledi.
"Yeni bir güç kullanıcısı tespit edildi," diyerek dosyayı uzattı.
Sorumlu, gözlüklerinin üzerinden koordinatlara ve sıcaklık grafiklerine baktı. Vesta'nın kontrolündeki bölgelerde düzenin korunması için her an tetikte olmaları gerekiyordu.
"Boşta müdahale ekibi var mı?"
"Luciana'nın ekibi devriye dönüşünde. Koordinatlara altı dakika uzaklıktalar."
Sorumlu dosyayı masanın üzerine bıraktı.
"Gönderin onları."
───
Solas gözlerini açtığında burnuna keskin bir ilaç kokusu doldu. Gözlerini alan bembeyaz tavana birkaç saniye boyunca boş boş baktıktan sonra nerede olduğunu anlamaya çalışarak başını iki yana çevirdi.
Koluna bir serum bağlanmıştı. Vücudundaki yaralar temizlenmiş, üzerleri sargılarla kapatılmıştı.
Neler olduğunu hatırlamaya çalışırken odanın kenarından nazik bir ses yükseldi.
"Ben de uyanmanızı bekliyordum. Lütfen hareket etmeyin, kendinizi yormayın."
Solas başını sesin geldiği tarafa çevirdi. Renkli bir forma giymiş genç bir kız, yatağının yanında duruyordu. Kız sözlerini tamamladıktan sonra odadan çıktı.
Solas olduğu yerde donup kaldı.
Ancak onu asıl dehşete düşüren şey kızın söyledikleri ya da tavrı değildi. Kızın formasının üzerinde, bütün soğukluğuyla duran o tanıdık amblemdi.
Vesta.
Solas'ın zihni bir anda sorularla doldu. Neredeydi? Buraya nasıl gelmişti? Buradan nasıl kaçacaktı? En önemlisi, babasına ne olmuştu?
Düşüncelerini toparlamasına fırsat kalmadan odanın ağır kapısı yeniden açıldı.
İçeri iki kişi girdi. Biri uzun kahverengi saçlı bir kızdı. Diğeri ise dili hafifçe dışarıda duran bir adamdı.
Adam, Solas'ın yatağına doğru yaklaştı. Yüzünde geniş bir gülümseme vardı.
"Ben Koya Kaya. Nasılsın?"
Ardından yanındaki kızı işaret etti.
"Bu da Luciana."
Luciana, elindeki dosyayı incelemekle meşguldü. Solas'a bakmak için başını bile kaldırmadan konuşmaya başladı.
"İsmin Solas. Yirmi beş yaşındasın. Lise terk. Kafe, market, petrol istasyonu... Bir sürü iş değiştirmişsin. Hasta bir baban var. Annen sen çocukken vefat etmiş."
Dosyanın sayfalarını çevirdi.
"Şimdi ise bir güç kullanıcısısın."
Luciana dosyayı kapattı ve nihayet gözlerini Solas'a dikti.
"Bu güç ne zaman ortaya çıktı? Ne zamandır saklıyorsun?"
Koya ise çoktan odanın köşesindeki koltuklardan birine kurulmuş, cebinden çıkardığı telefonla oyun oynamaya başlamıştı. Sanki odada olup bitenler onu hiç ilgilendirmiyordu.
Solas yatakta doğruldu.
"Gücüm falan yok. Saçma sapan konuşma benimle."
Serumun bağlı olduğu kolunu umursamadan yataktan kalkmaya yeltendi.
Luciana'nın ifadesi değişmedi.
"O çocuğu nasıl yaktın?"
Solas olduğu yerde durdu.
Kaçmaya çalıştığı, aklından silmek istediği o korkunç gerçek bir anda yeniden karşısına çıkmıştı.
Boğazı düğümlendi. Zorlukla yutkunarak sordu:
"O... iyi mi?"
Luciana kollarını göğsünde çaprazladı.
"Öldü."
Kısa bir an durduktan sonra sözlerine devam etti.
"Ne bekliyordun ki? Adamı yaktın."
Solas'ın göğsü sıkıştı. Derin bir nefes almaya çalıştıysa da ciğerlerine dolan hava yetersizmiş gibi hissetti.
"Ben..." Sesi titredi. "Ben sadece kendimi savundum. Onlar bana saldırdı!"
Luciana, onun çaresiz savunmasını dinledikten sonra odadaki tekli koltuğa oturdu ve bacak bacak üstüne attı.
Gözlerini Solas'tan ayırmadan konuştu.
"O adamı neden öldürdüğün ya da kaç kişi olduğu umurumda değil. Sorduğum şey başka. Bu güç ne zamandır var? Gücün tam olarak ne?"
Solas, Luciana'nın umursamaz tavrına inanamaz gibi yüzünü buruşturdu.
"Burada bir insandan bahsediyoruz!"
Luciana başını hafifçe yana eğdi.
"Yani?"
Solas'ın öfkesi giderek büyüyordu.
"Bir insan öldü ve senin tavrın bu mu?!"
Luciana kaşlarını çattı. Solas'ın ona bağırmasından gözle görülür biçimde rahatsız olmuştu.
"Onu öldüren sensin," dedi buz gibi bir sesle. "Ve sorun benim tavrım mı?"
Solas'ın elleri titremeye başladı. Öfke ve suçluluk birbirine karışmış, zihnini allak bullak etmişti. Tam ağzını açıp karşılık verecekken köşedeki koltukta oturan Koya telefonunu bırakarak doğruldu.
"Bence ben konuşsam daha iyi olur."
Luciana birkaç saniye boyunca önce Koya'ya, ardından Solas'a baktı. Sonra hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı, arkasını döndü ve odadan çıktı.
Koya telefonunu cebine koydu. Yüzündeki rahat ifade biraz olsun ciddileşmişti.
"İnanmayacaksın belki ama amacımız sana yardım etmek."
Solas acı bir şekilde gülümsedi.
"Yardımınızı isteyen yok."
Yataktan kalktı ve kolundaki serumu sökerek kapıya yöneldi.
Koya hemen arkasından seslendi.
"Bak, arkadaşımın kusuruna bakma. Şu an hastasın. Önce yaraların biraz iyileşsin. Otur şuraya."
Solas onu dinlemedi. Kapıyı açıp koridora çıktı.
Koridor sessizdi. Luciana, kollarını göğsünde çaprazlamış hâlde duvara yaslanıyordu. Solas önünden geçerken onu yalnızca soğuk gözlerle izledi.
Koya da peşlerinden koridora çıktı. Solas'ın yanında yürürken onu ikna etmeye çalışıyordu.
"Bak, güç kullanıcıları Vesta adına çalışabilir. Yani para kazanırsın, istediğin gibi bir hayatın olur..."
Solas aniden durdu ve Koya'ya döndü.
"Ne paranızı..."
Sonra gözlerini doğrudan Luciana'ya çevirdi.
"...ne de yardımınızı istiyorum!"
Arkasını dönüp yeniden yürümeye başladığı anda sırtına güçlü bir kuvvet bindi. Birkaç saniye içinde kendisini koridorun duvarına yapıştırılmış hâlde buldu.
Luciana, Solas'ın kollarını arkasına doğru sertçe bükerek bileklerine kelepçeyi geçirdi.
Solas kurtulmaya çalışırken Luciana kulağına buz gibi bir sesle konuştu:
"Madem öyle..."
Kelepçeyi kilitledi.
"Seni gücünü ülkenden saklayıp kendi çıkarın için kullanarak bir insan öldürmekten, cinayet ve vatana ihanetten tutukluyorum."