"...Cidden mi?"
Güneş çoktan batmıştı. Gri küllerle dolu, açık alanın üstünü karanlık örtmüştü.
Az önce söktüğü devasa ağacı elinde tutan Kagero'nun, Kagami'ye dönük olduğu belliydi.
Kagami katanasını çekti.
Tabii artık katanasını tutabilecek tek eli vardı, o da titremekten gardını bile koruyamıyordu.
Bu seferki ne tür...?
Ağır ağır nefes alıyordu. Boğazındaki kuruluk, her nefeste soluk borusuna batarcasına acı veriyordu.
Kendi kendine kıkırdadı.
Cidden bunu sordum mu... elbette fiziksel.
Acınasıydı, Kagero'nun yüzüne odaklanamayacak kadar.
Kabullenmiş miydi?
O bunları düşünürken Kagero ağacı çoktan fırlatmıştı.
Geriye, Kagero'dan uzağa doğru yürüyerek ağaçtan kaçındı. Ya da en azından öyle yapmaya çalışmıştı.
Çünkü ağaç henüz yere inmeden, Kagero insanüstü bir hızla ona yaklaşmıştı.
Kagero kolunu kaldırdı. Yumruk atmak üzereydi, gerdiği kolunun etrafında yeşil ışıklar süzülüyordu. Işıklarla birlikte kasları sıkılaştı, damarları belirginleşti.
Kagami gözünü bile kırpamadı. Katanasını yüzüne siper etti. Görünürde bir teknik yoktu, fakat damarların yayılması tekrar hızlandı. Sanki görünmez bir şey kullanıyordu.
Kagero'nun devasa eli katanayla birlikte Kagami'nin bileğine de vurmuştu. Katanasının parçalanmasıyla beraber kabzasını da yere düşürdü. Kendisi ise kontrolsüzce uçuyordu.
O kadar uzağa düştü ki orman tekrar gözden kayboldu. Sadece Kagero, kendisi ve sırtının altındaki gri küller.
Miğferi parçalanıp etrafa dağılmıştı, artık daha taze nefesler çekebilirdi. Ama bu iyi miydi, yoksa kötü mü?
Bugün hiç yıldız yok...
Gökyüzünü izlerken yüzünü boş bir ifade bürüdü.
Biliyordum...
Bir an nefesi sustu.
Agresifleştiklerini biliyordum... ama gelişmiş teknik kullanacak kadar mı güçlendiler?
Kagero'nun adımları yeri sarsıyor, yer sarsıldıkça Kagami'nin başı dönüyordu.
Kagami her şeye rağmen kendini kaldırmaya çalıştı. Artık sağ bileği de cevap vermiyordu, sadece belinden kuvvet alabildi.
Boğazından aşağı inen damarların, kalbine kadar bir karış yolu kalmıştı.
Yavaşça yaklaşan Kagero'ya karşı kendisini zar zor dikledi, fakat ayağa kalkmadı.
Zaten neden kendini diklemişti ki?
Ne bir silahı vardı ne de zırhı. Sol kolu kana bürünmüş, kırılan sağ bileği etine batıyordu.
Kısaca, altındaki gri küllere hiç olmadığı kadar yakındı.
Evet...
Onun bu yıpranmış hâline kıyasla, Kagero rahatça yanına kadar gelmişti.
...Bu son.
Tam o anda Soraoka'nın söyledikleri zihninde yankılandı. Bariyer... Gölge Kökü... hatta sona bırakmayı planladığı Yankı Kristali.
Bir an için bir şeyler değişmiş gibiydi.
"Biliyor musun..."
Sesi kuru çıkıyordu. En sonunda başını kaldırıp gözlerini Kagero'ya kilitledi.
"...Ben işimi yarım bırakmayı sevmem."
Odaklanmaya çalışıyormuş gibi gözlerini yumdu. Bütün siyah damarları derisinin altında hareketlenmeye başladı, siyah bir ışık yaydılar.
Bir şey yapıyordu, bu şey kirliliği hiç olmadığı kadar hızlandırmıştı. Bu gidişle bir dakikaya kalmadan kalbine ulaşacaktı.
Kagero'nun kolunda süzülen yeşil ışık bu sefer bacaklarındaydı. Bir anda fırlayıp Kagami'ye uçacakmış gibi olduğu yerde kendini eğmişti.
Kagami tam fısıldamaya başlamışken...
Bir enerji kesiği Kagero'ya çarptı. Kagami'nin sağından gelmişti.
Kagami odağını bozup o tarafa baktı, kirliliğin ilerlemesi tekrar yavaşlamıştı. Az önce kekeleyen o çocuk... ve Shirasawa dahil dört şövalye.
Kesiği atan mavi saçlı, ince bir kızdı. Shirasawa diğer şövalyelerin önünde duruyordu.
Mavi saçlı kız etrafı ararmış gibi yavaşça başını oynattı. Kagero'nun karşısında duran, yerdeki Kagami'yi gördü.
Yüzünde bir neşe belirdi.
"Ohh! Hiro değil mi bu?!"
Kekeleyen çocuk da Kagami'yi görünce kaşları çatık biçimde bağırdı.
"O-orada! Beni kurtaran kişi oydu!"
"Anlaşıldı."
Cüsseli, uzun kılıçlı şövalye bunu söylerken Kagami'yle Kagero'nun arasına girdi.
Enerji kesiğinin isabet ettiği Kagero bir an afalladı. Fakat kesik derin değildi, hızlıca iyileşmişti. Duruşunu dikleştirdi, artık çok daha ciddi gözüküyordu.
Zırhının üstüne ince bir kapüşon takan son şövalyenin gözleri parlıyordu.
"Etraf temiz, karşımızdaki ise şüphesiz fiziksel tip."
"Hazır olun, Aoi ve ben taşıyacağız."
Shirasawa bunu söyledikten sonra kılıcını iki eliyle sıkıca kavradı, ucunu alın hizasına kadar kaldırdı.
Gözlerini yumdu.
Cüsseli adam ve kapüşonlu adam da oldukları yerde bir saniye gözlerini yumdular.
Ve hepsi bir anda gözlerini açtı.
Shirasawa dikkatli adımlarla Kagero'ya doğru yürümeye başladı.
Aoi, ellerini alkış tutar gibi birleştirdi, ama parmakları düz karşılaşmadı: bir elinin dört parmağı diğerinin başparmakla işaret parmağı arasına kaydı.
Başını eğdi, yüzü saçlarının gölgesinde kayboldu. Ellerinin etrafında mavi ışıklar süzülüyordu, gitgide parlaklaşıyorlardı.
Çocuk, Kagami'yi gözüne kestirdi, ona doğru bir adım attı... fakat durdu. Kagero'nun silüeti tüylerini diken diken ediyordu, tereddütle olduğu yerden kıpırdayamadı.
Kagero yeşil ışıklarla bacaklarını tekrar güçlendirmiş, Shirasawa'ya yönelmişti.
Kagami tüm bu olanları izlerken yüzünde keyifsiz bir ifade vardı.
"Pff..."
Yerinden kalkmaya çalıştı, kıvranarak. Bacakları küllere sürterken kuma sürtermiş gibi sesler çıkıyordu.
Önündeki cüsseli şövalye sesleri duyunca omzunun üstünden baktı.
"Kıpırdama."
Kagami durdu.
Adam, Kagami'nin hâlini süzdükten sonra o ağır ses tonuyla devam etti.
"...Zaten işe yaramazsın, otur yerinde."
Kagami'nin yüzü ekşidi, fakat cevap vermedi.
Belki de konuşmaya cüret edemiyordu.
Kagero en sonunda sıçradı, arkasındaki küller havaya savrulmuştu.
Shirasawa ani bir manevrayla Kagero'nun kolundan kaçındı. Kılıcının kabzasını Kagero'nun dirseğine vurup büktü, sonra ucunu onun karnına sapladı.
"Şimdi!"
Shirasawa'nın komutuyla Aoi başını kaldırdı, ellerini yavaşça açtı. Ellerini açtıkça ışıklar şekillenip ellerinin arasında uzun bir iplik gibi gerildi.
İplik devasa bir kesiğe dönüşüp Kagero'ya doğru uçtu. Önceki kesiğe kıyasla çok daha hızlıydı.
Kagero kesiği fark etmişti, fakat karnına saplanmış kılıç hareketine engel oldu.
Yine de sağ kolunu kaldırabildi.
ŞAK!
Kesik, Kagero'nun kaldırdığı kolunu boydan ikiye kesti. Kolu vücudundan kopmadı, fakat artık iki kullanılamaz parça hâlinde sarkıyordu.
Hiç beklemeden diğer kolunu yukarıdan aşağıya savurarak Shirasawa'ya saldırdı.
Shirasawa kılıcını söküp geriye zıpladı ve kaçındı.
Shirasawa temkinini korurken Kagero'nun kesilen kolu omzundan aşağı doğru çoktan birleşmeye başlamıştı.
Shirasawa hızlıca ileri atıldı.
"Demek hâlâ rezervin var."
Kagero'nun saldırılarından kaçıp ince kesiklerle onu yaralamaya devam etti.
Aoi tekrar ellerini birleştirmişti.
Kagami, Kagero'nun direnişini izlerken etkilenmiş gibiydi.
O kesiğe rağmen düşmemesi... metal bile zor dayanırdı.
Fakat bir an gözleri karardı.
Aşağıya baktığında, altındaki küllerde büyük bir kırmızı leke oluşmuştu. Boynunun altındaki kirlilik yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyordu. Sol kolundaki yaradan yayılan kirlilik ise kolunu tamamen kaplamıştı.
Zaten önceden adımladığı her noktada biraz kan lekesi vardı.
Boğazına batan ağrı öyle büyümüştü ki yutkunmaya bile çekiniyordu.
...Bu gidişle oturduğum yerde öleceğim.
Kagero'nun iyileşmesi en sonunda yavaşladı, fakat ikiye bölünen kolu dirseğe kadar birleşmişti.
Kagami önündeki adamın hafiften titrediğini fark etti.
Bağ onu zorluyor olmalı...
Shirasawa, Kagero'ya sert bir tekme vurarak onu geri itti.
Yere eğildi, derin bir nefes çekti. Sonra o kadar hızlı ileri uçtu ki Kagero tepki bile veremeden onun bacağını kesip kopardı.
Bacağı kopan Kagero'nun dengesi bozuldu, kalan bacağının üstünde diz çöktü. Yine de sırtı yere değmemişti.
Gövdesini gerip öfkeyle kükredi. Şanlı duruşuyla vahşi kükreyişi arasındaki tezat, onu olağandışı gösteriyordu.
...Fakat Kagami'nin sırtı yere değdi.
Zihnine sızan fısıltılar yoğunlaştıkça nabzı yükseldi, nefesi hızlandı. Boğazındaki acıya rağmen kendine engel olamıyordu. Dövüşün sesleri artık ona çok uzaktan geliyor gibiydi.
Ben...
Yine o boğuk düşüncesi fısıltılara karışmıştı.
Önündeki adam sakince arkasını döndü, Kagami'nin yattığını görünce biraz aceleci biçimde söyledi.
"İyi misin?"
Kagami başta cevap vermedi.
Adam Kagami'ye adımladığı anda Kagami zorla ağzını açtı.
"Fena—... sayılmaz."
Sesi titredi.
Adam kaşlarını çatıp Shirasawa'ya döndü.
"Acele etmeliyiz. Benden biraz daha çek."
Shirasawa göz ucuyla adamın olduğu tarafı süzdü, Kagami'nin yerde yattığını gördü.
Hiçbir şey söylemedi, Kagero'nun birleşmek üzere olan kolunu sert bir darbeyle kesip kopardı.
Aoi tekrar bir kesik gönderdi, bu seferki daha da büyüktü.
Kesik, ayağa bile kalkamayan Kagero'nun kafasını kopardı.
Kagero'nun boynu kesik yerden yukarı gitgide yavaşlar biçimde çenesine kadar iyileşti. Fakat tam iyileşemeden durdu.
Yere devrildi ve yavaşça gri küllere ayrıştı.
Shirasawa derin bir nefes verdi, cüsseli adam ve kapüşonlu adam titremeyi bırakmıştı.
"Sonunda tükendi."
Shirasawa bunu söylerken burnu kanadı, kan dudaklarına kadar indi.
Aoi ellerini ayırdığında yine o sıcak ifade yüzünde belirmişti.
Eliyle kafasının arkasını kaşıdı.
"Ah şey... ilk darbede bitiremediğim için üzgünüm."
Kimse cevap vermedi. Aoi, Shirasawa ve diğer şövalyelerin yerde yatan Kagami'ye doğru yürüdüğünü gördü.
Endişeyle kaşları kıvrıldı.
Diğerlerinden daha hızlı bir tempoyla Kagami'ye doğru gitti.
Çocuk da Kagero öldükten sonra cesurca koşarak yaklaştı.
Cüsseli adam, Kagami'nin haorisini boynundan göğsüne kadar kesti. Damarlar bir ağacın kökü gibi yavaş yavaş kalbine uzanıyordu. Sol kolundaki yarayı saran derisi morarmıştı.
Gözleri açıktı fakat sanki kimseyi görmüyordu. Göz bebekleri tamamen siyahla sarılmıştı.
Çocuk onun bu hâlini görünce dehşete kapıldı.
"Ona ne olmuş böyle?!"
Shirasawa cüsseli adama döndü, soğuk ses tonunu korudu.
"Onu kuleye götürecek enerjin var mı, Daigo?"
Daigo yanıtladı.
"Elbette götürebilirim. Ama... yetişebilir miyim bilmiyorum."
Aoi yalancı bir gülümsemeyle araya girdi.
"Hiro'dan bahsediyoruz sonuçta yani... O bu kadarına ölmez, değil mi?"
Kapüşonlu adam bir parmağını havaya kaldırdı.
"Bekle..."
Bir süre bekledikten sonra diğer elindeki işaret parmağıyla sol tarafını işaret etti.
"Bu taraftan koş, Daigo. Oradaki Mimikleri geçen dağıtmıştık."
"Teşekkürler, Shun."
Daigo, Kagami'yi sırtına yüklenip koşmaya başladığında...
Kagami'nin gerçeklikle bağı çoktan kopmuştu.
Bir yerdeydi, karanlık bir yer.
O kadar karanlık ki karşısında sadece tek bir kişiyi görüyordu.
Bu kişinin ne yüzü gözüküyor, ne de sesi duyuluyordu.
Önünde bir kâse vardı. Basit, sıradan bir kâse.
Elindeki çubuklarla kâseden bir şeyler alıp ağzına götürdü.
...Silüet bir anda kayboldu. Karanlık zemin, sanki bir canlıymış gibi Kagami'nin bacaklarından yukarı tırmanarak onu sarmaya başladı.
Ortamın sessizliği Kagami'nin içine işliyor gibiydi. Boğazı düğümlenmişti.
Sonra o silüet tekrar belirdi. Bu sefer yerde acıyla sürünüyor gibiydi.
Ve bu sefer silüetin dudak hizası kıpırdadıkça Kagami'nin kulağına...
...m̶m̶h̶--t̸s̸t̸s̸--ǥ̷ǥ̷--?̵?̵--k̷k̷--ş̵ş̵ş̵t̵--p̷f̷--...
Fısıltılar doluşuyordu.
Yoğunlaştı, yoğunlaştı ve yoğunlaştı.
Karanlık, Kagami'yi karnına kadar tamamen sarmıştı.
En sonunda Kagami elleriyle karnını saran karanlığı iki taraftan kavradı.
Öyle bir çekiştirdi ki boğazındaki damarlar dışarı fırladı.
Fısıltıların arasından bağırdı. O bağırdıkça fısıltıların sesi de netleşiyordu.
"...KHHHRAAAĞĞĞHHHH-"
Ve en sonunda fısıltılar net bir sesle şu cümleyi söyledi:
"O̸N̵U̷ ̸ S̵E̷N̸ ̵ U̷Y̸A̵N̷D̸I̵R̷D̸I̷N̸."
...Bir an için her şey sustu.
Kagami gözlerini açtı.
Soraoka'nın kulesinde, yine aynı yatakta uzanıyordu. Yanındaki küçük pencereden içeri güneş ışığı sızıyordu.
Karşısında Aoi vardı. Bir sandalyeye oturmuş uyuyordu.
"Kagami-san!"
Bu alışılmadık ifade biçimi Kagami'yi anında sese döndürdü.
Çocuk tam yanında, gülümseyerek ona bakıyordu.
"Sonunda uyandın."
Yazar Notu
Bölümler her hafta pazar günü yayımlanacaktır.
— SpyleSeneles