İçeriğe geç

SANDIĞIN İÇİNDEKİLER

Kamyon şirketin deposuna girdiğinde öğleden sonra olmuştu.

Çalışanlar, profesörün evinden getirilen eşyaları indirmeye başladılar.

Şirketin sahibi Javier Ortega, boşaltılan eşyaları kontrol ederken işlemeli ahşap sandığı fark etti.

Bir süre inceledikten sonra çalışanlarından birine seslendi.

— Şu sandığı güzelce temizleyip ofisime getirin.

Javier uzun yıllardır ev boşaltma, eşya taşıma ve ikinci el eşya ticaretiyle uğraşıyordu.

Bu süre içinde yüzlerce ev boşaltmış, birbirinden ilginç eşyalarla karşılaşmıştı.

Koltukların ve kanepelerin kol dayama yerlerine yapılmış gizli bölmelerden çıkan paralar, altınlar, mücevherler...

Eski dolaplarda unutulmuş takılar, değerli koleksiyonlar ve antika eşyalar...

Bazılarının sahipleri bile bunların gerçek değerini bilmiyordu.

Bu nedenle Javier, eski eşyalara hiçbir zaman sıradan birer hurda gözüyle bakmazdı.

Üstelik bu kez karşısına çıkan sandık, dünyaca tanınmış bir tarih profesörünün evinden gelmişti.

Kim bilir böyle bir adamın evinden ne kıymetli şeyler çıkar, diye düşündü.

Çalışanlar sandığı temizleyerek ofisine getirdiler.

Javier işlerini bir kenara bıraktı.

Ahşap yüzeyindeki işlemeleri dikkatle inceledi. Sandığın ne kadar eski olduğunu kestiremiyordu ancak sıradan bir eşya olmadığı belliydi.

Ön kısmındaki asma kilidi açmayı denedi.

Başaramadı.

Çekmecesinden birkaç alet çıkardı. Bir süre uğraştıktan sonra kilidi kırmayı başardı.

Heyecandan kalbi hızla çarpıyordu.

Sandığın içinde küçük ama servet değerinde bir tarihî eser, mücevher veya değerli bir antika bulmayı umuyordu.

Kapağı yavaşça kaldırdı.

Gördükleri karşısında şaşkınlıkla durdu.

Sandık ağzına kadar doluydu.

Ancak beklediği altınlar, mücevherler veya süs eşyaları yoktu.

İçeride çok sayıda parşömen, oldukça eski olduğu anlaşılan kitaplar ve keten ipliklerle birbirine tutturulmuş deri sayfalardan oluşan yazmalar bulunuyordu.

Bazıları sararmış, bazıları koyu kahverengiye dönüşmüştü. Üzerlerindeki yazılar ve şekiller daha önce gördüklerine hiç benzemiyordu.

Javier dikkatlice bir parşömeni eline aldı.

Üzerinde yazıya benzeyen işaretler ve küçük resimler vardı.

Ardından deri sayfalardan oluşan başka bir parçayı inceledi.

Burada da anlam veremediği semboller bulunuyordu.

Javier cahil bir adam değildi. Yıllardır eski eşya ticaretiyle uğraştığından, antikalar hakkında belli bir bilgiye sahipti.

Ancak karşısındaki belgelerin hangi dile, uygarlığa veya döneme ait olduğunu anlayamıyordu.

Yine de bunların değerli olabileceğinden kuşkusu yoktu.

Elindeki parçayı masaya bırakarak sandığa baktı.

— Sen ne sakladın böyle profesör? diye mırıldandı.

Bir süre düşündü.

Profesörün kızı, babasının kitaplarını ve araştırmalarını üniversiteye bağışlamıştı.

Peki bu belgeler neden diğerlerinden ayrılmıştı?

Alejandro Valdés bunları bilerek mi saklamıştı, yoksa yıllar önce çatı katına koyup unutmuş muydu?

Javier'in aklına türlü ihtimaller geliyordu.

Belki de karşısındaki belgeler tahmin ettiğinden çok daha kıymetliydi.

Hatta başkalarının öğrenmesini istemediği bilgiler içeriyor olabilirlerdi.

Parşömenleri ve deri yazmaları dikkatlice yeniden sandığa yerleştirdi.

Bunların gerçek değerini kendisinin belirlemesi mümkün değildi.

Ancak tanıdığı biri vardı.

Yıllardır antika ticaretiyle uğraşan, eski eserler konusunda oldukça tecrübeli bir koleksiyoncu...

Rafael Montoro.

Javier, sandığın kapağını kapattı.

Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

— Bakalım bizim ihtiyar buna ne diyecek?