İçeriğe geç

İKİ ANAHTAR

Ertesi gün saat 11.00 sularında Javier Ortega, eski ahşap sandıkla birlikte dostu Rafael Montoro'nun galerisindeydi.

Yetmişli yaşlarını geride bırakmış Rafael, hayatının büyük bölümünü antika ticaretiyle geçirmiş deneyimli bir koleksiyoncuydu.

Yıllar içinde dünyanın farklı ülkelerinden arkeologlarla, sanat tarihçileriyle ve koleksiyoncularla tanışmış, geniş bir çevre edinmişti.

Javier'le de uzun yıllara dayanan bir dostlukları vardı. Zaman zaman birlikte iş yaparlardı.

Javier sandığı masanın üzerine koyarak nasıl bulunduğunu kısaca anlattı.

Rafael, işlemeli ahşap yüzeye göz gezdirdi.

— Yine ne balık yakaladın, şanslı köpek?

Javier gülümsedi.

— Bilmiyorum ihtiyar. Umalım da profesör bize gecikmiş güzel bir Noel hediyesi bırakmış olsun.

Ardından koltuğa oturdu.

— Artık emekli olmak istiyorum Rafael. Yeterince çalıştım. Zamanı geldi.

— Önce bakalım ne getirmişsin de sonra emekliliğini konuşuruz.

Javier sandığın kapağını açtı.

Rafael içindekileri görünce bir an duraksadı.

Çekmecesinden çıkardığı lateks eldivenleri giyerek parşömenleri ve deri yazmaları dikkatlice masanın üzerine yerleştirmeye başladı.

Bir cerrah titizliğiyle çalışıyordu.

Her parçayı inceliyor, zaman zaman büyüteç kullanıyor, bazı işaretlere daha uzun süre bakıyordu.

Javier sabırsızlanıyordu.

— Ne diyorsun ihtiyar? İşe yarar bir şeyler olduğunu söyle.

Rafael cevap vermeden incelemeye devam etti.

Belgelerin oldukça eski göründüğü açıktı. Eğer orijinalseler, yalnızca tarihî değerleri bile milyonlarla ifade edilebilirdi.

Şanslı köpek, diye düşündü. Bu defa gerçekten hedefi tam on ikiden vurmuş olabilir.

Sonunda büyütecini masaya bıraktı.

— Javier, önemli bir şey bulmuş olabilirsin.

— Yani değerli mi?

— Öyle görünüyor. İlk izlenimim bunların orijinal olduğu yönünde. Ancak hangi döneme ait olduklarını ve üzerlerinde ne yazdığını söyleyemem.

— Neden?

— Çünkü bu yazılar benim uzmanlık alanımı aşıyor. Yanlış bir değerlendirme yapmak istemiyorum.

Javier düşünceli bir ifadeyle sordu:

— Peki ne yapacağız?

— İtalya'da tanıdığım bir arkeolog var. Yıllar önce birlikte çalışmıştık. Eski uygarlıklar, tarihî kazılar ve yazıtlar konusunda oldukça tecrübeli. Bunları onun görmesi gerekiyor.

— Güvenilir biri mi?

— Kesinlikle. İşini çok iyi bilir.

Javier bir an düşündü.

— O zaman çağır gelsin. Burada incelesin.

— Önce kendisiyle görüşmem gerekiyor. Müsaitse gelmesini sağlarım.

Javier ayağa kalktı.

— Tamam ihtiyar. Ama bir şartım var.

— Neymiş?

— O gelene kadar sandık burada kalacak. Senin çift kilitli güvenlik kasanda. Anahtarlardan biri sende, diğeri bende olacak. İkimiz bir araya gelmeden kasa açılmayacak.

Ardından ekledi:

— Sana güvenmediğimden değil. Sakın üstüne alınma.

Rafael hafifçe güldü.

— Seni anlıyorum Javier. Ben de senin yerinde olsam aynı şekilde davranırdım.

Belgeleri dikkatlice yeniden sandığa yerleştirdiler.

Ardından sandığı galerinin arka bölümündeki güvenlik kasasına taşıdılar.

İki ayrı kilidi kapattılar.

Anahtarlardan birini Rafael, diğerini Javier aldı.

Javier anahtarını cebine koydu.

— Böyle daha iyi.

Rafael başını salladı.

— İtalya'daki arkadaşımla görüşüp sana bilgi veririm. Geldiğinde burada buluşuruz.

Javier kapıya yöneldi.

— Tamam ihtiyar. Umalım da bu sandıktan emekliliğime yetecek kadar kıymetli bir şey çıksın.

— Önce ne bulduğumuzu öğrenelim, şanslı köpek.

İki arkadaş gülümsedi.

Javier galeriden ayrıldı.

Rafael ise bir süre kapalı kasaya baktı.

Yıllardır birbirinden değerli antikalar görmüş, büyük koleksiyonların satışına aracılık etmişti.

Ancak bu sandığın içindekilerin hangi döneme ait olduğunu bile belirleyememişti.

İlk kez karşısına çıkan bir şeyin maddi değerinden çok, ne anlattığını merak ediyordu.