İçeriğe geç

Sonbahar Yaprakları

Bu şehirde olmak her zaman zor gelmişti ama bu sefer gerçekten sıkışmış hissediyordum. Geçen yıl geldiğimde büyük bir boşlukta hissediyordum. Tam bu günlerde Ada arayıp bana umut olmuştu. Beni aradığında dolaştığım sokaklarda dolaşıyordum. Aynı yerden geçerken Ada’yı arıyordum. Sesini duyunca rahatlıyordum ama daha ilk günden çok özlemiştim. Annemler birkaç gün sonra gideceklerdi.

Birlikte seyir terasına gidip yemek yedik. Burası çok güzeldi gölü tam tepeden görüyordu. Bu şehirde sevdiğim nadir yerlerdendi keşke Ada’yla da gelmiş olsaydık diye düşündüm.

Sabah erkenden okula gittim. Yeni sınıfımı hazırlayacaktım. Ada ile fırsat bulup düzgünce konuşamamıştık. Eve dönerken aradı.

-Nasılsın kuzum ?

-Çok yoğunum okul ev derken nereye yetişeceğimi şaşırdım. Düzgün konuşamadık ne zaman iş görüşmesi için gideceksin ?

-Bilmiyorum gitsem mi ?

-Nasıl bilmiyorsun bunun için İstanbul’da değil misin ?

-Gitsem de nasıl yapacağım ? Yıllardır uzak kaldım kararsızım.

-Tanıştığımızın üstünden bir yıl geçti. Artık düzenli bir işin olması gerekmiyor mu ?

-Bu kadar bekledim daha fazla beklemem mi diyorsun ?

-Düzenli bir hayatın olması gerektiğini söylüyorum. Hem bunun için geldiğini söylemiştin hem şimdi böyle söylüyorsun.

-Haklısın hayatım.

-Tabi senin kararın ama benim de beklentilerim var.

-Gitmem gerektiğinin farkındayım.

-Şimdi eve geçeceğim haberleşiriz olur mu ?

-Tamam kuzum.

Ada iş için mülakata gidecekti ama dedesini kaybedince alelacele Mardin’e gitti. Birkaç gün taziye için kalıp İstanbul’a döndü. Annemler gitmişti, herkes benden uzakta İstanbulda’ydı. Ada ile her gün kavga etsek te geceleri telefon açık uyuyorduk. Konuşmadan görüşmeden duramıyorduk. Onu affetmeye çalıştıkça kendimden uzaklaşıyordum.

Uzak duracağım dedikçe sabahları gözümü açar açmaz Ada’ya koşuyordum. Öfkem azalmıyordu hep ilk günkü gibi içimde taşıyordum. Ada çoğu zaman alttan alıyordu bazen geçiştiriyordu bazen de dayanamayıp patlıyordu. Hiçbirine hakkı yoktu. Beni bu kadar üzdükten sonra sesimi duymaya dahi hakkı yoktu. Kendime bunları anlatıyordum ama en iyi bildiğim şey Ada’yı çok sevdiğimdi.

Hep göğsünde uyuduğum yatağa uzandım. Elimde kitap uyuya kalacaktım ki Ada aradı:

-Bebeğim

-Efendim

-Uyuyor muydun ?

-Kitap okuyordum.

-Sesin uykulu geliyor, uyu hadi.

-Erken daha.

-Olsun telefonu kapatmam uyu rahatça.

Sabaha karşı uyandığımda telefon kapanmıştı. Geri aradığımda kapalıydı. Şarjı bitmişti yoksa kapatmazdı biliyordum. Yorgunluktan tekrar uyudum. Sabah Ada’nın mesaj sesine uyandım. Bugün işe başlayacaktı, erkenden gitmişti. Siyah gömleğini giyip bana fotoğraf göndermişti. Sabah fotoğrafıyla uyanınca kendimi rahatlamış hissettim. Ada günlerdir iş için nasıl yapacağım diye endişeleniyordu. Şimdi de erkenden kalkıp gitmişti. Heyecanı bana tebessüm ettiriyordu. Daha önce çok çalışmıştı ama ilk defa kendi mesleğini yapacaktı.

Bugün kendimi huzurlu hissediyordum. Ada artık İstanbul’da kalacaktı her tatilde onu görebilecektim. Daha fazla ve daha rahat vakit geçirebilecektik. Okuldan çıkınca alışveriş için çarşıya gittim. Sezon sonu indirimlerinden yazlık bir şeyler almak istiyordum. Tatil bitmiş önümüzde koca kış vardı. Benim aklım yine de yazdaydı.

Kıyafet denerken Ada’dan mesaj geldi. Ninesi vefat etmişti. İşe başladığı gün çok kötü bir haber almıştı. Ada ninesini çok seviyordu çok üzgündü.

Ertesi gün Ada tekrar Mardin’e gitti. Tanıştığımızdan beri hep en kötüleri yaşıyorduk. Deprem, trafik kazası, ölüm peşimizi bırakmıyordu. Bir senede bu kadar şey yaşadığımızı düşününce içim bir tuhaf oluyordu.

Ada’nın Mardin’de olduğu zamanlarda içim gidiyordu. Hem yakınımdaydı hem yanında değildim. Bu günler geçip te her koşulda birlikte olabileceğimiz günler gelecek miydi bilmiyordum.

Bu sonbahar geçen yılki kadar mutlu ve şanslı olamayacağız gibi görünüyordu. Belki de o günler en güzeliydi bir daha o kadar huzur bulamayacaktık.

Birkaç gün sonra Ada İstanbul’a döndü ve işe başladı. Tüm bu olanlardan sonra hayat normale dönmeye başlıyordu. Ben de özel ders vermeye başlayıp kendimi iyice meşgul ettim. Zaman geçsin içim soğusun istiyordum.

Her gece telefon açık uyusak ta kavga etmeden geçirdiğimiz gün pek yoktu. Kendime de şaşırıyordum her gün kavga edeceksem neden devam ediyordum. Aslında ben tüm bu olanlar geçsin istiyordum. Ada bunu anlamıyordu. Anlasaydı geçmesini sağlardı. Onun yaptığı her zaman aynıydı. Tüm sorunları görmezden gelerek kendiliğinden geçmesini beklemekti.

Havalar biranda soğuduğundan her sonbahar olduğu gibi hastalanmıştım.Akşam Ada’yı aradım ama açmadı. Sabaha karşı “Özledim” yazmıştı. Uyanınca hemen yazdım:

-Günaydın

-Günaydın kuzu nasıl oldun dün bayılmış kalmışım.

-Ateşim vardı baya gece uyanıp duş aldım geri uyudum. Şimdi biraz iyiyim.

-Havalar orada soğumuş demek ki ona göre giyin.

-Eh peki öyle yaparım.

Ada’yı çok özlemiştim. Tatile daha bir aydan fazla vardı. Ben şimdiden bilet bakmaya başlamıştım. Tatilde İstanbul’da birlikte olma düşüncesi beni rahatlatıyordu. Geçen yıl tatillerde aklım Ada’da kalıyordu. Hem hastalık hem yoğunluk günler çekilmez oluyordu. Ada’nın mesaj sesini her duyduğumda çocukça bir heyecan yayılıyordu içime.

Tatil 10 Kasım’da başlıyordu. Birkaç gün önce gidebilseydim 7 Kasım’da Ada ile birlikte olabilirdim. Bu yıl için mümkün görünmüyordu. Eylül ayının son gecesiydi. Biletlere baktım, hemen Cuma akşam uçağa binip gitmek istiyordum. Önümüzde daha Ekim ayı vardı, hiç görüşemeyeceğimiz koca bir ay… Bu akşam çok dua ettim. Bir daha üzülmemek için, Ada’yı affedebilmek için. En çok ta birbirimizden hiç vazgeçemememiz için.