Ekim ayının ilk sabahı Ada ile kavga ederek başladık. Her zaman olduğu gibi aynı konudan tartışıyorduk. Ada kendince hiçbir şey yapmadığını savunuyordu ben de onun yaptıklarını ona anlatmaya çalışıyordum. Bazen tartışma bitince dönüp kendime kime neyi anlattığımı soruyordum. Ne yaptığını benden daha iyi biliyordu. Ben üsteledikçe işine geldiği için inkar ediyordu. Konuyu değiştirmeye çabalıyordu. Üstünde durmadım bir ömür anlatsam da kalbimin kırıldığını anlamayacaktı. Bağıra bağıra anlatsam da canımın yandığını görmeyecekti.
-Beyazları hızlı programa atayım mı ?
-Nedir hızlı program ?
-60 dakika 60 saniye.
-Kıyafetlerin temizse at.
-Küçülmesinler ?
-Hepsi beyazsa küçülmez.
-Acil evlenememiz lazım uğraşamam bunlarla :)
Sakinleşip uyuya kaldım. Gündüz uyumayı doğduğumdan beri sevmiyordum ama bu pazar günü çok yorgun hissediyordum. Uyandığımda Ada’yla tekrar kavga ettik. Artık kavga etmediğimiz tek bir gün bile olmuyordu. Bazı günler sabah ayrı akşam ayrı tartışıyorduk. Yan yanayken elimi tutsa rahatlıyordum. Sarılınca biraz sakinleşiyordum. Ama şimdi aramızdaki mesafe uçurum gibiydi. Her aldığımız nefesle bu uçurum daha da derinleşiyordu.
Her sabah Ada ile bıkmadan tartışsam da her gece hayaliyle uyumaya devam ediyordum. Her gece, göğsünde uyuduğum yatakta uyuyordum. Bazı geceler rüyamda onu yanı başımda görüyordum tıpkı ilk geldiği gece olduğu gibi…
Kulaklarımın aşina olduğu o sesle gözlerimi açtım. Ada’nın mesaj sesi özeldi. Telefonu elime almadan önce hayat boyu bu sesi duymayı diledim. Bu sesi her duyduğumda aynı heyecanı hissedebilmek için dua ettim. Telefonu elime aldım, Ada bir video göndermişti. Üsküdar’da sahilden Kız Kulesi’ni çekmişti. Ablası yurtdışına gidecekti. Istanbul’dan gideceği için ailesi birkaç haftalığına yanına gitmişti. Ada için sevinmiştim. İstanbul’u sevmiyordu henüz alışamamıştı. İnsanın tüm sevdiklerinden uzak bir şehirde yalnız kalmasının ne demek olduğunu en iyi ben biliyordum. Ada şimdi İstanbul’daydı. Birlikte gitmeyi hayal ettiğim yerlere ailesiyle gidiyordu. Kış gelip geçecekti, yazın birlikte gidecektik. Bunları düşündükçe rahatlıyordum. Ada’yı aradım ama pek konuşamadık müsait olduğunda arayacaktı. Henüz iyileşemediğim için daha çok uykuya ihtiyacım vardı. Bu aralar rahatça uykuya dalabilmek için Ada’nın göğsünde uyuduğumu hayal ediyordum. Çok işe yarıyordu rahatça uyuyordum. Şimdi şuanda yanımda olsaydı sadece sarılıp uyusaydım… Bu düşüncelerle tekrar uykuya daldım.
Dinlenebilmek için telefonu sessize almıştım. Uyandığımda bildirimler fotoğraflarla doluydu. Ada her gittiği yerden fotoğraf atıyordu. Sanki ben de yanındaymışım gibi hissettiğini söylemişti. Her zaman olduğu gibi henüz uyandığımdan agresiftim. O hisle cevap verdim.
-Senin de gitmediğin yer yok.
-Nereye gitmişim ?
-Onu boşver beni istediğim yere götürmedin.
-Nereye aşkım ?
-Galata Kulesi’ne gitmek istiyordum. Ben öyle miyim sen Adalar’a gitmek istedin hemen gittik.
-Tamam kuzum nereye istiyorsan gideriz.
-Ben daha önce çok gittim Galata’ya. Ama seni beklediğim için hiç çıkmadım.
-Çıkarız da merak etme.
Ada’yı çok özlemiştim haftalardır görmüyordum. Her aradığında gözlerim doluyordu. Sesi içimi titretiyordu.
Ekim ayı da gelip geçiyordu. Kasım’ın ikinci haftasını birlikte geçirebilecektik. Aklım 7 Kasım’daydı. Geçen sene Ada’yı ilk gördüğüm tarihti. Keşke bu tarihte hep birlikte olabilseydik. Aklımdan bu düşünceler geçtikçe daha da duygusallaşıyordum.
Ada’nın ailesi yanında olduğu için geceleri rahatça konuşamıyorduk. Kendimi oyalamak için her gün yeni bir şey buluyordum. Birkaç mandala kitabı sipariş edip markete gelen hobi boyalarından aldım. Bu tür şeyler beni heyecanlandırıyordu. Fotoğraflarını çekip Ada’ya gönderdim.
-Yeni boyalarım nasıl ?
-Çok güzeller sevgilim.
-Çocuksu huylarım var.
-Onları da seviyorum.
Birkaç gün sonra Ada’nın ablası gitti. Ablasını çok seviyordu gitmesini de istemiyordu bu duruma çok üzülmüştü. Her şey kötüye gitmeye tüm hızıyla devam ediyordu sanki. Hayat zorlukları önümüze bir bir çıkarıyordu. Tüm bunlar olurken yanında olamıyordum. Ada’ya sarılıp sevgimi hissettiremiyordum. Uzakta olmak büyük sınavdı. Ona hâlâ çok kırgın olduğum için uzaktan destek olmam da çok güçtü. Bana yaşattığı her şeye rağmen gönlümü almasını bekliyordum. Ada’nın bakışı çok farklıydı. Olan oldu geçmişte kaldı şimdi olmamış sayalım kafasındaydı. Kendi hataları konunsunda çok bencildi. Onu tanıyordum bir benzerini kendi yaşasaydı asla benim gibi affetmeye çalışmazdı. İşte doğru sözcük buydu. ‘Affetmeye çalışmak’
İnsan çok sevip değer verdiği birinden darbe yeyince affetmesi imkansızdı. Ne kadar affediyorum dense de sadece içinde birikenleri görmezden gelmekti.
Ekim ayı geçiyordu tatile birkaç hafta kalmıştı. Daha önce bilet bakmıştım ama henüz almamıştım. Bilet bakalım diye Ada’yı aradım ama iş saatinde olduğunu fark edince kapattım. İşteyken genelde konuşamıyordu bu duruma alışamamıştım. Özledim mesajımı görünce bir fotoğraf gönderdi. Kırmızı bir masa sandalye altına ‘Yerimiz ayırttım, kırmızıya boyattım’ yazmıştı. Yavaş yavaş aramız düzeliyordu. Zaman zaman birbirimizi yesek te özledikçe sakinleşiyordum.
Ada’nın saçları beyazlamaya başlamıştı. Birkaç kere saçlarını boyayalım demiştim ama istememişti. Kuaför boyamasını tavsiye edince boyamaya karar vermişti. Çocuk gibi heyecanla yazıyordu.
-Hangi renk alsam boya ?
-Koyu kahve al siyah çok koyu çıkıyor.
-Nasıl olacak sence boyayınca, gençleşecek miyim ?
-Ben hep söylüyordum boyayalım diye. Beni dinlemedin kuaför söyleyince heyecanlandın.
-Her işi uzmanına bırakmak gerek.
-Tamam sen boya al ben geleyim uzmanı olarak boyarım.
-Ben beceremem mi kuzu ?
-Yaparsın aslında saçın kısa kolay boyanır.
-Heyecanlanıyorum.
-Görüntülü ara tarif edeyim.
-Hayır sana da sürpriz olsun ben yapacağım.
-Bak şimdi ben de heyecanlandım.
Ada saçlarını boyayıp fotoğraf gönderdi. Beyaz saçları kapanmıştı. Her halini çok seviyordum. Her haline özlem duyuyordum. Kasım ayını, Ada’ya kavuşmayı iple çekiyordum.
Telefon açık uyuyakaldık.