Hayatımda ilk kez bu kadar uzun bir otobüs yolculuğu yapıyordum. Daha önce hep araba ya da uçakla yolculuk yapmıştım. Gece olduğu için daha da içim ürpermişti. Ada ile birlikteyken sanki bir masaldaydık şimdi yolculuk başlayınca gerçeklerle yüzleşmiştim. Yaşadığımız güzel, kısa bir masaldı işte şimdi bitmişti. Sabah İstanbul’a varacaktım Ada’yı bir daha görme şansım olmayacaktı. Doğru olan da buydu zaten. Birbirimizin hayatından çekip gitmemiz en doğrusu olacaktı.
Bunlarla yüzleşmeyi hep ertelemişti. Ada yanımdayken kendime engel olamayıp bu masalın içinde kalmıştım. Oysa şimdi benim isteğime kalmadan olan olmuştu.
Sabah otobüsten indiğimde babam beni bekliyordu. Arabayla gitmiştim ama otobüsle dönebilmiştim. Ada arabayı çekici ile yollayacaktı. Biran evvel ne olacaksa olsun aramızda bir bağ kalmasın istiyordum. Ne kadar istemesem de bu ilişkinin bitmesi gerektiğini biliyordum. Yapmam gereken doğru adımı atıp duygularım geçene kadar dayanmaktı.
Eve vardığımızda annem kahvaltı hazırlamıştı. Beni özlemişlerdi, yaz tatillerinde görebiliyorlardı. Zaten on gün sonra okullar açılacağı için dönmem gerekecekti. Hep birlikte kahvaltı ettik. Babam anneme hediye alırken bana da bir bileklik almıştı. Ailemi özlemiştim, Ada’yı özleyecektim. Birkaç hafta sonra herkesi özleyecektim. Hayat bana sadece özlem ve acı sunacaktı…
Eşyalarımı yerleştirirken geçen yılı düşünüyordum. Bu zamanlar dönmek için hazırlanıyordum ara sıra Ada ile konuşuyorduk. Döneceğim için üzülüyordum ama o şehirde nasıl bir umudun beni beklediğini bilmiyordum. Şimdiyse her şey bambaşkaydı. Beni kocaman bir özlem ve unutmam gereken anılar bekliyordu. Bir yıl ne çabuk geçmişti. Bir yılda ne kadar çok şey gelmişti başımıza…
Ada ile mesajdan konuşuyorduk. Balkona çıkıp gül fidelerinin fotoğrafını gönderdim. Duş alıp dolaşmaya çıktım. İstanbul’u özlemiştim, daha da özleyecektim.
Akşam yatağa yattığımda Ada aradı.
-Sevgilim
-Efendim kuzum ?
-Sesin kötü geliyor.
-Bir sıkıntı yok yol yorgunuyum.
-Hadi uyuyalım telefon açık kalsın rahat uyursun.
Ben tüm bu alışkanlıklarımı nasıl unutacaktım ? Ada fark etmedi ama ağlaya ağlaya uyuya kaldım.
Bu haftayı iyi değerlendirmem gerekiyordu en az iki ay daha gelemeyecektim. Yeğenlerimi görmeye gittim. Annemle vakit geçirdim. Ada’dan uzak durmaya çabalıyordum ama bu konuda hiç yol alamıyordum. Olmamam gereken bir ilişkide olmanın vicdan azabını çekiyordum. Yanlış olduğunu bile bile her aradığında heyecanla açıyordum. Birkaç saat cevap vermese üzülüyordum.
Ada’nın sevgililer gününde gönderdiği puzzle bitmemişti. Marmaris’e giderken masanın üstünde yarım bırakmıştım. Tamamlamak için oturdum. Puzzle parçalarına dokununca gözlerim doldu.
Zil sesiyle irkildim, cama çıkıp bakınca Duygu’yu gördüm. Merdivenleri koşarak çıktı.
-Hoşgeldin, hiç haber vermedin ?
-İzin mi alacaktım gelirken ?
-İzin al demedim haber verseydin salçalı makarnanı hazırlardım.
-Sıkıntı yok çiğ köfte alırsın. Yarın da makarna yeriz.
-He kalıcısın yani ?
-Senden izin almayacağım kalmak için değil mi ?
Duygu’nun gelmesine sevinmiştim. Evde yalnız başıma ne yapacağımı düşünmekten bunalmıştım. Duygu izne çıkmıştı birkaç gün bizde kalacaktı. Tam zamanında gelmişti. Gece yarısı çiğ köftemizi yiyip yatağa geçtik. Ada’yı aradım:
-Uyumadın mı güzellik ?
-Şimdi yatağa uzandım.
-Sen de uyumamışsın.
-Asabım bozuk.
-Ne oldu neyin var ?
-Kuzenle tartıştık, yok burada olmayacak döneceğim ben.
-Mardin’e mi ?
-Hayır İstanbul’a.
-İstanbul’da ne yapacaksın.
-Hatırlamıyor musun sen buradayken arkadaşım aramıştı. İş için gel başvur demişti.
-Hatırladım kuzum ama sen istememiştin.
-Buraya bağlı kaldığım sürece önümü göremeyeceğim. Bunlarla iş yapılmıyor bırakıp döneceğim.
-Hayatım geç oldu sabah düzgünce konuşalım olur mu?
-Tamam aşkım kapatma telefonu uyu.
Sabah mesajıyla uyandım.
-Bıraktım anahtarlarını söyledim hepsine. Senin arabayı çekiciye yükleyip döneceğim.
Ne yapacağımı şaşırmıştım. Birkaç ay önce olsa bu haber benim için mucize olurdu. Ada ile İstanbul’da ilk buluştuğumuz gün geliyordu gözümün önüne. O zamanlar keşke burada birlikte olabilsek diye geçirmiştim içimden. Yıllarca hayatım hep yavaş ilerlemişti. Ada ile tanıştıktan sonra ise her şey çok hızlı çok farklı gelişiyordu. Altı ay önce içimden bir hayal olarak düşündüklerimi hayat şimdi önüme koyuyordu. Ancak ben vazgeçmeliydim… Bu ilişkinin bir yere varmayacağını biliyordum. Gün geçtikçe daha da bağlanıp sonrasında daha da üzülecektim. Yol yakınken dönmek dedikleri şeyi yapmalıydım. Ada’yı aradım:
-Günaydın hayatım.
-Günaydın sevgilim ne yapıyorsun ?
-Çekici arıyorum yarına bulabilirsem çok iyi olacak.
-Hayatım ne oluyor biranda bu kararı verdin alel acele. Bir oturup konuşsaydın kuzenlerinle.
-Konuşacak bir şey kalmadı. Söylediğimi söyledim. Daha fazla burada kalmak istemiyorum. Önce çekici ayarlayayım sonra bilet alacağım.
-Acele ediyorsun. Gitmek için de böyle ani karar almıştın. Üç ay bile kalmadın.
-Sana ne oluyor hani istemiyordun burada olmamı ?
-Bir şey olmuyor bana patlama lütfen. Kapatıyorum haberleşiriz.
-İyi tamam.
Buraya gelince ne olacaktı. Buradaki işe yerleşebilirse Ada için çok iyi olurdu. Hayatını düzene koyardı, peki ya ben ? Ben ne yapacaktım ? Nasıl yapacaktım ?
Ada birkaç gün sonra Ağustos ayının son gününün ilk saatlerinde İstanbul’a vardı. Otogardan onu aldım.
-Hoşgeldin aşkım.
-Hoşbulduk, çok özledim seni.
-Sadece on iki gün önce ayrıldık. Ayrılırken aylarca görüşemeyiz diye düşünüyorduk.
-Hayat güzel sürprizlerle dolu.
-Aç mısın, çorba içmeye gidelim mi ?
-Yok kuzum değilim. Sen açsan gidelim.
Ada ile birlikte arkadaşının evine geçtik. Köprüden geçerken tekrar İstanbul’da birlikte olduğumuzu fark ettim. Altı ay önce yaşadığım heyecanı hissettim. Ufacık bir yatakta sarmaş dolaş uyuduk. Başımı göğsüne koyunca kalbinin sesi bana her şeyi unutturdu.