İçeriğe geç

KIRILMA HATTI — BÖLÜM II

TBMM — 00.03

Meclis Başkanı kürsüdeki kâğıdı okumaya başlar.

Salonda uğultu kesilir.

“Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde bulunduğu olağanüstü güvenlik şartları nedeniyle…”

Muhalefet sıralarından sesler yükselir.

Fakat metnin devamı beklenenden farklıdır.

Seçimler henüz ertelenmemiştir.

Bunun yerine Meclis'te bir Millî Güvenlik ve Seçim Komisyonu kurulacaktır.

Komisyonun 30 gün içerisinde seçimlerin güvenli biçimde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin rapor hazırlaması istenir.

Türkiye'nin önünde artık bir ay vardır.

4 AĞUSTOS 2028 — ŞAM

Saat 04.12.

Şam'ın kuzeyindeki radarlar çok sayıda hava aracı tespit eder.

İsrail, Suriye'deki bazı askerî tesislere büyük bir hava operasyonu başlatmıştır.

Türkiye'ye ait unsurlar doğrudan hedef listesinde değildir.

Ancak füzelerden biri Türk personelin bulunduğu komuta merkezinin yakınına düşer.

Bu kez bilanço ağırdır.

27 Türk askeri hayatını kaybeder.

Ankara saldırının kaza olmadığını düşünmektedir.

İsrail ise:

“Türk kuvvetleri hedef alınmamıştır.”

açıklaması yapar.

Türkiye kabul etmez.

05.30 — ANKARA

Millî Güvenlik Kurulu olağanüstü toplanır.

Genelkurmay'ın hazırladığı dosyanın üzerinde tek kelime vardır:

MİSİLLEME

Ancak masadaki tartışma “karşılık verelim mi?” değildir.

Herkes karşılık verileceğini bilmektedir.

Soru şudur:

Ne kadar?

07.45 — İNCİRLİK

Türk savaş uçakları pist başına ilerler.

Havadan erken ihbar uçakları kalkar.

Doğu Akdeniz'deki Türk savaş gemileri muharebe durumuna geçer.

Fakat Ankara'nın hedefi İsrail şehirleri değildir.

TSK'ya verilen emir son derece sınırlıdır:

Türkiye'ye saldırı gerçekleştiren askerî kapasitenin etkisiz hale getirilmesi.

Saat 08.17.

Operasyon başlar.

09.03 — TEL AVİV

İsrail Güvenlik Kabinesi yeraltındaki komuta merkezindedir.

İlk kez Türkiye'den gerçekleştirilen doğrudan askerî harekât konuşulmaktadır.

Bir general haritanın başında durur.

“Karşılık verirsek Ankara tekrar vuracak.”

Başka biri cevap verir:

“Karşılık vermezsek caydırıcılığımız çöker.”

Odadaki sessizlik, savaşın kendisinden daha ağırdır.

WASHINGTON — 03.11 YEREL SAAT

ABD Başkanı uyandırılır.

Pentagon'daki kriz merkezinde iki büyük ekran açılır:

TÜRKİYE 🇹🇷

İSRAİL 🇮🇱

ABD tarihinde görmek istemediği senaryolardan biri gerçekleşmektedir:

Bir NATO müttefiki ile İsrail doğrudan çatışmaktadır.

Washington iki tarafa da mesaj gönderir:

“Operasyonları derhal durdurun.”

Fakat Ankara'nın cevabı kısadır:

“Askerlerimiz öldürüldü.”

NATO — BRÜKSEL

Türkiye Kuzey Atlantik Konseyi'ni olağanüstü toplantıya çağırır.

Ancak büyük tartışma çıkar.

Bazı ülkeler Türkiye'ye güçlü siyasi destek ister.

Bazıları olayın Suriye topraklarında meydana geldiğini hatırlatır.

Washington ise NATO ile İsrail'in karşı karşıya gelmesini kesinlikle istememektedir.

Türkiye'nin beklediği otomatik askerî destek çıkmaz.

Ankara'da bunun yarattığı psikolojik etki büyüktür.

Gazetelerin ertesi günkü manşeti:

“TÜRKİYE YALNIZ MI?”

6 AĞUSTOS — İSLAMABAD

Pakistan Millî Güvenlik Komitesi toplanır.

Ankara ile telefon diplomasisi başlar.

Pakistan savaşa katılmaz.

Ancak Türkiye'ye açık siyasi destek verir.

Aynı saatlerde Bakü'den açıklama gelir:

“Türkiye'nin güvenliği bizim için hayati önemdedir.”

Azerbaycan ise İsrail ile sahip olduğu ilişkiler nedeniyle son derece zor bir pozisyondadır.

Bakü'nün hedefi taraf olmak değil, arabulucu olmaktır.

TAHRAN

İran yönetimi gelişmeleri şaşkınlıkla izlemektedir.

Yıllarca İsrail'le bölgesel mücadelenin merkezinde kendisi bulunmuştur.

Şimdi karşısında bambaşka bir tablo vardır.

İran'ın Türkiye'ye doğrudan askerî destek vermesi Ankara'nın istemediği bir durumdur.

Çünkü Türkiye savaşın:

“İran–İsrail savaşına”

dönüşmesini istemez.

Ankara'nın mesajı nettir:

“Bu Türkiye'nin meselesidir.”

10 AĞUSTOS — TÜRKİYE

Savaşın görünmeyen tarafı ortaya çıkmaya başlar.

Ekonomi.

Borsa günlerdir kapalıdır.

Dolar hızla yükselmektedir.

Akaryakıt fiyatları artmıştır.

Hava yolu şirketleri bazı uçuşlarını iptal eder.

Akdeniz'deki turizm rezervasyonları çöker.

İnsanlar marketlere yönelir.

Hükûmet televizyonlardan çağrı yapar:

“Gıda ve yakıt stokları yeterlidir. Panik alımı yapmayın.”

Fakat sosyal medyada başka görüntüler vardır.

Uzun benzin kuyrukları.

Boşalan market rafları.

ATM kuyrukları.

VE SONRA...

12 AĞUSTOS — 02.41

Türkiye genelinde bazı internet servislerinde kesintiler başlar.

Bankacılık sisteminde aksamalar yaşanır.

Elektrik dağıtım şirketlerinden bazıları siber saldırı bildiriminde bulunur.

Kimin yaptığı bilinmemektedir.

Türkiye artık savaşın yalnızca uçaklarla yapılmadığını görür.

Siber cephe açılmıştır.

15 AĞUSTOS

İstanbul'da telefonlara aynı anda bildirim gelir:

AFAD

“Bu bir tatbikat değildir.”

Metro istasyonlarının belirli bölümleri halka açılır.

Ankara ve Adana'da da benzer tedbirler uygulanır.

Sirene benzeyen uyarı sesleri şehirlerde yankılanır.

İnsanların aylardır televizyonda tartıştığı “sığınak hazırlıkları” ilk kez gerçek hayatta kullanılmaktadır.

Ancak beklenen büyük saldırı gerçekleşmez.

Sonradan anlaşılır:

Doğu Akdeniz'de tespit edilen füze tehdidi nedeniyle tedbir alınmıştır.

Türkiye birkaç saat sonra normale döner.

Ama toplum dönmez.

Çünkü herkes artık şunu anlamıştır:

Savaş eve kadar gelebilir.

2028 SEÇİMLERİNE 74 GÜN

Meclis komisyonunun raporu tamamlanır.

412 sayfa.

Son bölüm yalnızca üç sayfadır.

Başlığı:

“SEÇİMLERİN GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİRLİĞİ”

Muhalefet raporun açıklanmasını ister.

Hükûmet kanadı:

“Devlet güvenliği açısından bazı bölümler gizlidir.”

der.

Türkiye yeniden gerilir.

19 AĞUSTOS — TBMM

Rapor açıklanır.

Sonuç beklenenden daha ağırdır.

Sınır bölgelerinde seçim güvenliğinin sağlanamayacağı, milyonlarca vatandaşın bulunduğu bazı bölgelerde olağan seçim organizasyonunun ciddi risk taşıdığı belirtilmektedir.

Ve raporun sonunda şu ifade vardır:

“Anayasa'nın 78'inci maddesi kapsamında değerlendirme yapılması TBMM'nin takdirindedir.”

Türkiye'de siyaset kopar.

MUHALEFET

Milyonların katıldığı mitingler düzenlenir.

Slogan tek cümledir:

“SAVAŞ VARSA DA SANDIK VAR!”

Muhalefet liderleri:

“Seçimin ertelenmesini kabul etmeyeceğiz.”

der.

İktidar ise henüz karar alınmadığını söyler.

25 AĞUSTOS — ANKARA

Cumhurbaşkanı canlı yayına çıkar.

Konuşmasının sonuna doğru seçim meselesine gelir.

Türkiye ekran başındadır.

“Milletimizin iradesinden hiçbir zaman korkmadık.”

Kısa bir sessizlik.

“Ancak devletimizin bekası da siyasi hesapların üzerinde olmak zorundadır.”

Muhalefet bu cümleyi:

“Seçim ertelenecek.”

diye yorumlar.

1 EYLÜL 2028

TBMM'de oylama günü.

Ankara'da olağanüstü güvenlik önlemleri vardır.

Saat 19.42.

Elektronik oylama başlar.

Ekrandaki rakamlar değişir.

KABUL…

RET…

ÇEKİMSER…

Son milletvekili oyunu kullanır.

Meclis Başkanı sonucu eline alır.

KARAR:

SEÇİMLER 1 YIL ERTELENMİŞTİR.

Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki en büyük anayasal kriz başlar.

Muhalefet kararın savaş koşullarından değil, iktidarın seçim hesabından kaynaklandığını savunur.

İktidar ise:

“Devlet savaşırken sandık güvenliğini riske atamayız.”

der.

Sokaklarda protestolar başlar.

Fakat aynı gece...

Her şeyi değiştirecek haber gelir.

03.26 — DOĞU AKDENİZ

Türk radarları çok sayıda hava aracı tespit eder.

Bu kez rota Suriye değildir.

Komuta merkezindeki subay ekrana yaklaşır.

Operatör tekrar kontrol eder.

Ve başını kaldırır:

“Komutanım… Türkiye'ye geliyorlar.”

Telefon çalar.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan tek emir gelir:

“HAVA SAVUNMASINI TAM YETKİYLE AKTİF EDİN.”

Adana'daki hava savunma radarları hedefleri almaya başlar.

Hatay'da sirenler çalar.

Mersin'de telefonlara acil durum bildirimi düşer.

İncirlik'te uçaklar pist başına ilerler.

Ve ilk defa savaş Suriye'den çıkıp Türkiye Cumhuriyeti topraklarına doğru ilerlemektedir.

03.31

Radar ekranı:

120 km.

104 km.

87 km.

Operatör bağırır:

“Hedefler ayrılıyor!”

Bir grup Hatay'a...

Diğeri Akdeniz'e...

Üçüncü grup ise...

Operatör birkaç saniye susar.

Komutan:

“Nereye?”

Cevap gelir:

“ADANA.”

Ve ekran kararır.