İçeriğe geç

KIRILMA HATTI — BÖLÜM III

3 EYLÜL 2028 — 03.32

ADANA

Radar ekranındaki izler çoğalır.

İncirlik'teki harekât merkezinde kimse konuşmaz.

Bir subay hedeflerin rotasını yeniden hesaplar.

Sonuç değişmez:

Adana.

Fakat birkaç saniye sonra önemli bir ayrıntı ortaya çıkar.

Bunların tamamı savaş uçağı değildir.

Bir kısmı havadan atılmış seyir füzeleridir.

Komutan emir verir:

“Angajman serbest. Türkiye hava sahasına giren bütün tehditler düşürülecek.”

03.36

Hatay'ın güneyinde ilk önleme gerçekleşir.

Türk hava savunma sistemleri ateş açar.

Gökyüzünde birkaç saniye arayla patlamalar görülür.

Adana'da telefonlar çalmaya başlar.

AFAD ACİL UYARI

Vatandaşlardan kapalı alanlarda kalmaları ve resmî açıklamaları takip etmeleri istenir.

Metro istasyonlarının kapıları açılır.

İnsanlar ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır.

03.41 — İNCİRLİK

Üssün alarm seviyesi en üst düzeye çıkarılmıştır.

Burada yalnızca Türkiye'nin değil, ABD'nin de askerî varlığı bulunmaktadır.

Washington'da durumun ağırlığı saniyeler içerisinde anlaşılır.

İsrail'e acil mesaj gönderilir:

“İncirlik çevresindeki bütün operasyonları durdurun.”

Ancak füzeler çoktan havadadır.

03.44

İlk patlama.

Adana'nın doğusundaki bir askerî radar tesisi vurulur.

İkinci füze hava savunması tarafından imha edilir.

Üçüncüsü boş araziye düşer.

Dördüncü...

İncirlik'in dış güvenlik bölgesine isabet eder.

Amerikan askerleri arasında yaralananlar vardır.

Artık kriz yalnızca Ankara ile Tel Aviv arasında değildir.

Washington da olayın içindedir.

04.10 — BEYAZ SARAY

ABD Başkanı Ulusal Güvenlik Konseyi'ni toplar.

Pentagon'un ilk değerlendirmesi masaya gelir:

Türkiye toprağı vurulmuştur.

Başkanın sorduğu soru basittir:

“İsrail mi yaptı?”

CIA Direktörü:

“Yüksek güvenle evet.”

Odadaki herkes bunun ne anlama geldiğini bilir.

Türkiye artık Suriye'deki askerlerinin vurulmasından söz etmeyecektir.

NATO üyesi bir ülkenin kendi toprakları saldırıya uğramıştır.

05.20 — ANKARA

Türkiye NATO Antlaşması'nın 4. maddesi kapsamında acil istişare talep eder.

Aynı zamanda 5. Madde'nin gündeme getirilmesi için hazırlık başlar.

Fakat Ankara hemen savaş ilan etmez.

Çünkü Genelkurmay'ın masasında çok daha ürkütücü bir değerlendirme vardır:

İlk saldırı geniş çaplı savaşın başlangıcı olmayabilir.

İsrail'in amacı Türkiye'nin Suriye'ye müdahale kapasitesini kırmak için sınırlı bir saldırı gerçekleştirmek olabilir.

Bu durumda Ankara'nın vereceği karşılığın büyüklüğü bütün savaşın yönünü belirleyecektir.

06.30

Cumhurbaşkanı ulusa seslenir.

Arkasında Türk bayrağı vardır.

“Bu gece Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik sahası hedef alınmıştır.”

Ardından bütün dünyanın beklediği cümle gelir:

“Karşılığımız, saldırının faili olan askerî kapasiteye karşı verilecektir.”

Ancak konuşmanın sonunda beklenmedik bir çağrı yapar:

“Türkiye savaş istememektedir.”

08.00 — TEL AVİV

İsrail yönetimi saldırıyı doğrular.

Fakat açıklamasında Türkiye'nin hedef olmadığını, Suriye'den İsrail'e yönelik operasyonlarda kullanılan askerî altyapının hedeflendiğini ve bazı mühimmatların rotadan çıktığını savunur.

Ankara açıklamayı reddeder.

Türkiye'de artık tek soru vardır:

“Karşılık ne zaman?”

11.40 — DOĞU AKDENİZ

Türk donanmasının bazı unsurları yeni mevzilere geçer.

Hava kuvvetleri alarma geçirilir.

Fakat Türkiye hemen saldırmaz.

Saatler geçer.

Dünya piyasaları çökmektedir.

Petrol fiyatları sıçrar.

İstanbul'da Borsa işlemleri durdurulur.

Avrupa'da hava yolu şirketleri Doğu Akdeniz rotalarını değiştirmeye başlar.

16.20 — ANKARA

Genelkurmay Cumhurbaşkanı'na üç dosya sunar.

BEYAZ PLAN

Diplomatik karşılık.

SARI PLAN

Suriye'deki İsrail operasyon kapasitesine sınırlı askerî müdahale.

KIRMIZI PLAN

İsrail topraklarındaki askerî hedeflere doğrudan saldırı.

Odada uzun süre sessizlik olur.

Sonunda karar verilir.

Dosyalardan biri masada kalır.

19.00

Türkiye'nin çeşitli hava üslerinde hareketlilik başlar.

Ancak uçaklar İsrail'e gitmez.

Suriye üzerinde Türkiye'nin ilan ettiği bir hava güvenlik bölgesi oluşturulur.

Ankara'nın mesajı:

“Bu bölgeye izinsiz giren askerî hava araçları tehdit kabul edilecektir.”

Bu aslında İsrail'e verilen son uyarıdır.

4 EYLÜL — 00.16

Bir İsrail savaş uçağı güvenlik bölgesine yaklaşır.

Türk radarları kilit atar.

İsrail uçağı geri dönmez.

Türk savaş uçakları yaklaşır.

Mesafe:

70 kilometre.

43 kilometre.

26 kilometre.

Pilotlardan biri telsizden sorar:

“Angajman yetkisi?”

Komuta merkezinden cevap gelir:

“Bekle.”

15 saniye.

20 saniye.

Sonra...

İsrail uçağı rota değiştirir.

Herkes rahatlar.

AMA AYNI ANDA — 00.19

Başka bir radar operatörü bağırır:

“Balistik iz!”

Bu kez hedef Suriye değildir.

Akdeniz üzerinden kuzeye ilerlemektedir.

Türk erken uyarı sistemleri devreye girer.

Tahmini düşme noktası hesaplanır.

MERSİN.

Hava savunma bataryası ateş açar.

Gökyüzünde dev bir ışık oluşur.

Füze deniz üzerinde imha edilir.

Ama parçaları kıyıya düşer.

Artık Ankara kararını verir.

02.00 — OPERASYON BAŞLIYOR

Türkiye ilk kez İsrail topraklarındaki askerî hedeflere sınırlı karşılık verir.

Sivil hedeflerin vurulmaması emredilmiştir.

Operasyon kısa sürer.

Ankara birkaç dakika sonra açıklama yapar:

“Operasyon sona ermiştir. Türkiye daha fazla tırmanma istememektedir.”

Dünya nefesini tutar.

Çünkü bundan sonra karar Tel Aviv'indir.

06.10 — İSRAİL

İsrail Güvenlik Kabinesi altı saattir toplantıdadır.

Masada iki görüş vardır.

Bir grup:

“Türkiye'ye tekrar saldırırsak bölgesel savaş çıkar.”

Diğer grup:

“Karşılık vermezsek caydırıcılığımız biter.”

Tam o sırada İsrail Başbakanı'na Washington'dan mesaj gelir.

ABD Başkanı'nın mesajı yalnızca iki cümledir:

“Bu burada bitecek.

Türkiye'ye yeniden saldırmayın.”

FAKAT İŞLER BİTMEZ

Çünkü savaşın başladığı günlerde Türkiye'de alınan başka bir karar artık ülkeyi içeriden sarsmaktadır:

SEÇİMLERİN ERTELENMESİ.

Muhalefet savaşın durma noktasına gelmesiyle hükûmete seslenir:

“Savaş gerekçesi ortadan kalkıyorsa seçim kararını geri alın.”

Milyonlar sokaktadır.

İktidar ise çatışmanın sona ermediğini ve ülkenin hâlâ savaş tehdidi altında olduğunu savunur.

Türkiye'nin dış savaşı yavaşlarken...

iç siyasi kriz büyümeye başlar.

17 EYLÜL 2028

Ankara'da yüz binlerce kişinin katıldığı gösteriler yapılır.

İstanbul'da meydanlar dolar.

İzmir, Adana, Bursa...

Muhalefetin talebi aynıdır:

“SEÇİM TARİHİNİ AÇIKLAYIN.”

Polis ile bazı gruplar arasında çatışmalar yaşanır.

Hükûmet gösterilerin büyük bölümüne izin verir ancak şiddete dönüşen eylemlere müdahale edileceğini açıklar.

Ordudan ise tek bir siyasi açıklama gelmez.

Bu özellikle dikkat çekmektedir.

22 EYLÜL — GECE

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kritik toplantı yapılır.

Masada savaş yoktur.

Masada seçim vardır.

Anketler getirilir.

Ekonomik raporlar getirilir.

Güvenlik raporları getirilir.

Saat 02.00'yi geçer.

Sonunda Cumhurbaşkanı ayağa kalkar.

“Millet kararını verecek.”

ERTESİ SABAH

Türkiye televizyonlarının tamamı yayını keser.

Cumhurbaşkanı kameraların karşısına çıkar:

“TBMM'deki siyasi partilere çağrıda bulunuyorum.”

Kısa bir sessizlik.

“Savaş şartları ortadan kalktığı anda Türkiye sandığa gidecektir.”

Ama tarih söylemez.

Muhalefet bunu yeterli bulmaz.

VE TAM O SIRADA…

Ankara'daki Millî İstihbarat Merkezi'ne olağanüstü gizlilik dereceli bir rapor ulaşır.

Rapor İsrail'le ilgili değildir.

Suriye'yle de değildir.

İran'la hiç değildir.

Başlığında yalnızca üç kelime vardır:

“DOĞU AKDENİZ — KAYIP DENİZALTI”

Bir NATO ülkesine ait nükleer saldırı denizaltısıyla 11 saattir bağlantı kurulamamaktadır.

Son bilinen konumu:

Kıbrıs'ın 190 kilometre güneyi.

Ve denizaltının kaybolmasından yaklaşık kırk dakika önce Türk sonar sistemlerinin kaydettiği tek bir şey vardır:

Büyük bir sualtı patlaması.

Kimse bunun kaza mı...

sabotaj mı...

yoksa saldırı mı olduğunu bilmemektedir.

Fakat eğer saldırıysa—

Türkiye–İsrail krizinin yanında çok daha büyük bir savaş başlamak üzeredir.