“Bazı geceler insanın hayatını değiştirmez. Sadece, bir gün unutamayacağı anıları kalbine bırakır.”
Deniz, kafasının içindeki derin mi derin düşüncelerle öylece kalakalmıştı.
Kaan'ın söylediği her söz, yaptığı her hareket zihninde dönüp duruyordu. Bazen kendine kızıyor, bazen de istemsizce gülümsüyordu.
Çünkü Deniz için Kaan yalnızca bir insan değildi.
O, Deniz'in en kötü günlerinde bile yüzünü güldürebilen insandı. Sabahları okula gitmek için kendine bir sebep aradığında aklına gelen ilk kişiydi. Kalabalığın içinde gözleri istemsizce onu arıyor, küçücük bir gülümsemesi bütün gününü güzelleştirebiliyordu.
Kaan, Deniz'in yaşama sevincinin en büyük parçalarından biriydi.
Belki de çok daha fazlasıydı.
Deniz onu neden kalbinden söküp atamıyordu?
Neden her seferinde kendisine umut vermemesi gerektiğini söylese bile Kaan'ın tek bir hareketiyle yeniden hayallere kapılıyordu?
Ve en önemlisi…
Neden Kaan, bir türlü onun olamıyordu?
Deniz tavana bakarak iç çekti.
“Bir insan bu kadar da mı zor sevilir be?”
Cevap yoktu.
Zaten kalbi, aklının verdiği hiçbir cevabı dinlemiyordu.
Ama hayat, değil mi?
Bazen insanın en umutsuz olduğu anda önüne hiç beklemediği bir kapı açardı.
Deniz'in kapısıysa üniversitenin festivalinde açılacaktı.
Ve o, henüz bundan habersizdi.
Festival günü
Üniversitenin bahçesi her zamankinden daha kalabalıktı.
Her yerde renkli ışıklar, yiyecek stantları ve müzik sesleri vardı. Öğrenciler gruplar hâlinde dolaşıyor, sahnenin önünde toplanan kalabalık giderek büyüyordu.
O günün en büyük etkinliği ise Deniz'in aylardır beklediği konserdi.
Fatma Turgut.
Deniz, sevdiği sanatçıyı canlı dinleyeceği günü uzun zamandır hayal ediyordu. Şarkılarını defalarca dinlemiş, konserin tarihini takvimine işaretlemiş, hatta hangi şarkıda nasıl eşlik edeceğini bile düşünmüştü.
Ama bu kez konserin onun için başka bir anlamı vardı.
Çünkü Deniz, o gün Kaan'a bir teklif yapacaktı.
Bir kahve içmek için değil.
Birlikte yürümek için de değil.
Gerçekten, baş başa vakit geçirebilmek için.
Belki Kaan bunu yanlış anlayacaktı.
Belki gülecekti.
Belki de Deniz'in duymaktan en çok korktuğu cevabı verecekti.
Ama Deniz artık denemek istiyordu.
En azından bir kez…
Korkusuna rağmen bir adım atmak istiyordu.
Telefonunu eline aldı. Kaan'ın sohbet ekranını açtı.
Yazdı.
Sildi.
Tekrar yazdı.
Sonunda gözlerini kapatıp mesajı gönderdi.
Deniz: Bugün festivalde misin?
Cevap birkaç dakika sonra geldi.
Kaan: Yok Arslan, ruhumu dinlendirmek için dağa çıktım.
Deniz istemsizce güldü.
Deniz: Ciddi soruyorum, salak.
Kaan: Evet, buradayım. Niye? Özledin mi?
Deniz'in gülümsemesi yüzünde dondu.
Kalbi bir anda hızlandı.
Şaka yapıyor. Tabii ki şaka yapıyor.
Derin bir nefes aldı ve yazdı.
Deniz: Benimle konsere gelir misin? Fatma Turgut'un konserine.
Bu kez cevap biraz gecikti.
Deniz'in içindeki cesaret yavaş yavaş erimeye başlamıştı.
Kesin gelmek istemiyor.
Keşke göndermeseydim.
Tam telefonu kapatacakken ekran aydınlandı.
Kaan: Olur.
Deniz mesajı tekrar okudu.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Sonra doğrulup yatağında oturdu.
“OLUR MU DEDİ?!”
Kendi sesinden irkilip ağzını kapattı.
Evin içinde kimse olmasa bile bu kadar bağırması gerekmiyordu.
Telefonuna yeniden baktı.
Kaan: Ama erken gel. Önce şu kahve borcunu tahsil edeceğim.
Deniz gülümseyerek telefonu göğsüne bastırdı.
Kaan gelecekti.
Onunla konsere gelecekti.
Deniz'in aylardır beklediği konsere…
Ve Deniz, o gün hayatının en güzel anılarından birini yaşayacağından habersiz, odasında kendi kendine gülümsüyordu.
Bir kahve, iki kalp
Deniz buluşma yerine Kaan'dan on beş dakika önce geldi.
Sonra Kaan'dan on dakika önce geldiğini düşündü.
Ardından saatine baktı ve aslında buluşmaya yarım saat erken geldiğini fark etti.
“Harikasın, Deniz. Gerçekten harikasın.”
Bir banka oturdu. Telefonunu çıkardı. Ekrana baktı. Sonra telefonu kapattı.
Kaan'ı beklerken ne yapacağını bilemiyordu.
Normalde sakin biriydi. Her şeyi düşünerek yapar, kolay kolay heyecanlanmazdı.
Ama konu Kaan olunca bütün dengesi bozuluyordu.
“Arslan!”
Deniz başını kaldırdı.
Kaan, elinde iki kahveyle ona doğru yürüyordu. Siyah ceketi, dağınık saçları ve yüzündeki o kendinden emin gülümsemesiyle yine fazlasıyla dikkat çekiciydi.
Deniz'in kalbi bir kez daha hızlandı.
Kaan yanına geldi ve kahvelerden birini ona uzattı.
“Al. Bunu da ben ısmarlıyorum. Sonra yine düşüp benden kahve isteme.”
Deniz bardağı aldı.
“Ben senden kahve istemedim ki.”
“Geçen sefer istemiştin.”
“Sen kendin teklif ettin!”
“Detaylara takılma.”
Deniz güldü.
Kaan da gülümsedi.
Bir süre yan yana oturup kahvelerini içtiler. Festivalin gürültüsü uzaktan duyuluyor, kalabalık yavaş yavaş konser alanına doğru ilerliyordu.
Deniz, bardağının kapağıyla oynarken bir şey söylemeye karar verdi.
“Kaan?”
“Hı?”
“Bugün geldiğin için… teşekkür ederim.”
Kaan ona döndü.
“Ne demek? Sanki seni dünya turuna çıkardık.”
“Yine de.”
Kaan birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra omzunu silkti.
“Seninle vakit geçirmek fena değil, Arslan.”
Deniz'in eli kahve bardağının üzerinde durdu.
Fena değil.
Kaan için belki sıradan bir cümleydi.
Ama Deniz, bu sözün kendisine verdiği mutluluğu saklamakta zorlanıyordu.
“Seninle vakit geçirmek de fena değil,” diye karşılık verdi.
Kaan kaşını kaldırdı.
“Vay be. İltifat etmeyi de öğrenmişsin.”
“Fazla alışma.”
“Geç kaldın. Alıştım bile.”
Deniz başını eğerek gülümsedi.
İşte böyleydi Kaan.
Bir cümleyle Deniz'i göklere çıkarıyor, sonraki cümlesiyle onu sinirden deliye döndürüyordu.
Ve Deniz, bütün bunlara rağmen onun yanında olmaktan vazgeçemiyordu.
Bir süre sonra Kaan ayağa kalktı.
“Hadi bakalım. Sanatçını kaçırmayalım.”
Deniz de kalktı.
Birlikte konser alanına doğru yürüdüler.
Deniz'in kalbi yalnızca konser için değil, yanında yürüyen çocuk yüzünden de heyecanla atıyordu.
O gün Kaan'la yan yana olmak bile başlı başına bir hediyeydi.
Ama gece henüz yeni başlıyordu.
Kalabalığın içinde
Konser başladığında alan çoktan dolmuştu.
Sahnenin ışıkları gökyüzünü aydınlatıyor, kalabalık şarkılara hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Fatma Turgut sahneye çıktığında yükselen çığlıklar, Deniz'in bütün heyecanını bir anda ortaya çıkardı.
“KAAN! BAŞLADI!”
Kaan gülerek ona baktı.
“Duyuyorum, Arslan. Sağır değilim.”
Deniz ona aldırmadan sahneye döndü.
En sevdiği sanatçı karşısındaydı.
Canlı canlı.
Tam da aylardır hayalini kurduğu gibi.
Fakat birkaç dakika içinde kalabalık onları geriye doğru itmiş, sahnenin oldukça uzağında kalmışlardı.
Deniz parmak uçlarına yükseldi.
Biraz daha görebilmek için başını sağa sola çevirdi.
Olmuyordu.
Önlerindeki insanlar sahneyi tamamen kapatıyordu.
Deniz'in yüzündeki heyecan yavaşça azaldı.
Aylarca beklediği konserdi bu.
Şarkıları biliyordu. Her birine eşlik etmek istiyordu. Sahnedeki ışıkları, sanatçının hareketlerini, o anın tamamını görmek istiyordu.
Ama şimdi en arkada kalmışlardı.
Kaan, Deniz'in yüzüne baktı.
Sonra sahneye.
Sonra yeniden Deniz'e.
“Ne oldu?”
“Bir şey yok.”
Kaan gözlerini kıstı.
“Senin şu ‘bir şey yok’ cümlene bir gün inanacağım. Bugün değil ama.”
Deniz hafifçe güldü.
“Sadece hiçbir şey göremiyorum.”
Kaan bir an düşündü.
Sonra Deniz'e döndü.
“Gel.”
Deniz şaşırdı.
“Nereye?”
Kaan omuzlarını işaret etti.
“Yukarıya.”
Deniz birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra gözlerini büyüttü.
“Olmaz!”
“Neden?”
“Kaan, saçmalama. Omzun ağrır!”
Kaan güldü.
“Arslan, bütün gün spor salonunda ağırlık kaldırıyorum. Seni taşıyamayacaksam o kadar ağırlığı niye kaldırıyorum?”
“Bu aynı şey değil!”
“Peki, profesör. Başka bir çözümün var mı?”
Deniz cevap veremedi.
Kaan elini uzattı.
“Hadi.”
Deniz hâlâ tereddüt ediyordu.
“Ya düşersem?”
Kaan'ın gülümsemesi biraz yumuşadı.
“Düşmene izin vermem.”
Deniz'in kalbi, bu cümleyle birlikte bir anlığına duracak gibi oldu.
Kaan bunu söylerken şaka yapmıyordu.
En azından o anki bakışları öyle görünüyordu.
Deniz elini uzattı.
Kaan onun kolundan dikkatlice tuttu, ardından onu omuzlarına çıkarmasına yardım etti. Kalabalığın arasında dengelerini ayarladıktan sonra Deniz'i sağlamca kavradı.
Deniz bir anda yükseldi.
Ve sahne, bütün ışıklarıyla karşısında açıldı.
“KAAN!”
Kaan başını kaldırdı.
“Ne var?”
“BEN HER ŞEYİ GÖREBİLİYORUM!”
Kaan kahkaha attı.
“Bağırmana gerek yok, kulağımın dibindesin!”
Deniz gülüyordu.
Gerçekten, bütün kalbiyle gülüyordu.
Aylarca beklediği konseri sonunda görebiliyordu.
Ama asıl mutluluğu sahne değildi.
Kaan'ın onu omuzlarında taşımasıydı.
Kaan'ın, sırf onun yüzü düşmesin diye hiç düşünmeden böyle bir şey yapmasıydı.
Deniz, Kaan'ın uzattığı eli tuttu.
Kaan başını hafifçe çevirdi.
“Elimi sıkı tut. Düşme.”
Deniz parmaklarını onun eline geçirdi.
“Tutuyorum.”
“Daha sıkı.”
Deniz elini biraz daha sıkı kavradı.
Kaan'ın eli sıcaktı.
Deniz'in parmakları onun parmaklarının arasında kaybolmuş gibiydi.
Bir eli Kaan'ın elindeydi.
Diğer eliyle de dengede kalmak için saçlarına hafifçe tutunmuştu.
Deniz bir an ne yaptığını fark edip dondu.
Ben şu an Kaan'ın omuzlarındayım.
Elini tutuyorum.
Saçlarına dokunuyorum.
Ve o beni bırakmıyor.
Kalbi öyle hızlı atıyordu ki müziğin sesini bile bastıracakmış gibi hissediyordu.
Sahneye baktı.
Fatma Turgut şarkı söylüyordu.
Binlerce insan eşlik ediyordu.
Deniz'in aylardır beklediği konser, tam da hayal ettiği gibi devam ediyordu.
Ama artık onun için yalnızca bir konser değildi.
Sevdiği sanatçı karşısındaydı.
Ve en büyük aşkı, hemen altındaydı.
Deniz başını biraz eğdi.
Kaan'ın saçları parmaklarının ucuna değiyordu. Kaan kalabalığın içinde onu düşürmemek için dikkatle duruyor, arada bir elini daha sıkı kavrayıp iyi olup olmadığını kontrol ediyordu.
Deniz'in gözleri dolacak gibi oldu.
Mutluluktan.
Çünkü bazen insanın bütün hayatı, küçücük bir ana sığabiliyordu.
Deniz o anı bütün kalbiyle yaşamak istiyordu.
Bir daha hiç bitmesin istiyordu.
Kaan'ın elini bırakmak istemiyordu.
Tam o sırada Kaan başını kaldırdı.
Deniz'in yüzüne baktı.
Sahnenin ışıkları Deniz'in gözlerine yansıyordu. Rüzgâr saçlarını dağıtmıştı. Yüzündeki gülümseme öyle içtendi ki Kaan bir an şarkıyı, kalabalığı ve etrafındaki her şeyi unuttu.
Sadece Deniz'e baktı.
Sonra gülümsedi.
“Bugün çok daha tatlısın.”
Deniz'in bütün bedeni bir anda ısındı.
“Ne?”
Kaan sırıttı.
“Duydun.”
Deniz'in ağzı açık kaldı.
“Sen… Sen ne diyorsun?”
“İltifat ediyorum, Arslan. Her seferinde açıklamam mı gerekiyor?”
Deniz'in yanakları kıpkırmızı oldu.
“Senin kafan mı güzel?”
Kaan kahkaha attı.
“Konserin etkisi, herhâlde.”
Deniz yüzünü başka tarafa çevirdi.
Ama gülümsemesini saklayamadı.
Kaan'ın elini biraz daha sıkı tuttu.
Ve o an Deniz, hayatında ilk defa bir dileğin gerçekleşmesinin nasıl bir şey olduğunu anladı.
Aylarca beklediği konseri izliyordu.
En sevdiği şarkılar çalıyordu.
Ve sevdiği çocuk, onu omuzlarında taşıyordu.
Deniz o geceyi asla unutmayacaktı.
Bundan emindi.
Bir şarkı daha
Konser ilerledikçe Deniz'in sesi kısıldı.
Şarkılara bağıra bağıra eşlik etmiş, ellerini havaya kaldırmış, zaman zaman Kaan'ın elini heyecanla sıkmıştı.
Kaan ise bir yandan onu düşürmemeye çalışıyor, bir yandan da Deniz'in mutluluğunu izliyordu.
Normalde böyle kalabalık etkinliklerde uzun süre durmaktan hoşlanmazdı.
Ama Deniz'in yüzündeki ifadeyi gördükçe bir yere gitmek istemiyordu.
Bir şarkının ortasında Deniz eğilip kulağına seslendi.
“Kaan!”
“Hı?”
“Çok mutluyum!”
Kaan başını kaldırdı.
Bir an cevap vermedi.
Sonra gülümsedi.
“Belli oluyor, Arslan. Az daha kulağımı sağır edeceksin.”
Deniz güldü.
“Özür dilemem!”
“Zaten beklemiyordum.”
Birbirlerine bakıp güldüler.
Deniz, o an Kaan'ın yüzünü uzun uzun izlemek istedi.
Ama yapamadı.
Çünkü Kaan'ın kendisine böyle bakması bile kalbini yerinden oynatmaya yetiyordu.
Bir süre sonra konserin son şarkısı başladı.
Kalabalık hep bir ağızdan şarkıya eşlik ederken Deniz'in yüzündeki gülümseme yavaşça hüzne dönüştü.
Bitiyordu.
Aylarca beklediği konser bitiyordu.
Ve Kaan'la geçirdiği bu gecenin de sona ermesine az kalmıştı.
Deniz, Kaan'ın elini tutmaya devam etti.
Bir şarkı daha.
Ne olur, bir şarkı daha.
Ama şarkı sona erdi.
Işıklar değişti.
Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Kaan, Deniz'i dikkatlice omuzlarından indirdi.
Deniz yeniden yere bastığında bir an dengesini toparlayamadı. Kaan hemen kolundan tuttu.
“Yavaş, yıldızım.”
Deniz ona baktı.
“Yıldızın mı?”
Kaan bir an durdu.
Sonra sırıttı.
“Konser yıldızı. Yanlış anlama hemen.”
Deniz gözlerini devirdi.
“Sen gerçekten çekilmez birisin.”
“Biliyorum.”
Kaan, Deniz'in saçlarını hafifçe karıştırdı.
Deniz'in kalbi yeniden hızlandı.
Kaan ise bunu fark etmeden etrafına baktı.
“Hadi. Seni eve bırakayım.”
Deniz'in içi burkuldu.
Gece bitmişti.
Birazdan vedalaşacaklardı.
Ve Deniz, bu anların biraz daha sürmesi için neler verebileceğini bilmiyordu.
Ama Kaan'ın teklifini duyunca başını salladı.
“Olur.”
Belki eve kadar birlikte yürümek bile yeterdi.
O gece Deniz için her saniye değerliydi.
Üşümüşsün, Arslan
Festival alanından uzaklaştıklarında sokaklar biraz daha sessizdi.
Uzaktan hâlâ müzik sesleri geliyordu. Sokak lambaları kaldırımı aydınlatıyor, akşamın serinliği yavaş yavaş hissediliyordu.
Deniz ellerini birbirine sürttü.
Konser sırasında heyecandan soğuğu fark etmemişti.
Şimdi ise üşümeye başlamıştı.
Kaan bunu fark etti.
“Üşümüşsün.”
Deniz hemen başını salladı.
“Yok, iyiyim.”
Kaan durdu ve ona baktı.
“Deniz.”
Deniz'in kalbi, Kaan'ın adını bu kadar sakin söylemesiyle bile hızlandı.
“Ne?”
“Titriyorsun.”
Deniz cevap veremedi.
Kaan hiç uzatmadan ceketini çıkardı ve Deniz'in omuzlarına bıraktı.
Deniz olduğu yerde kaldı.
Ceket ona biraz büyüktü. Kolları ellerinin üzerine kadar inmiş, omuzları hafifçe düşmüştü.
Ama sıcacıktı.
Ve kokuyordu.
Kaan gibi.
Deniz başını hafifçe eğdi.
Ceketin kumaşına sinmiş tanıdık koku burnuna geldiğinde gözlerini kapatmak istedi.
Bu gerçek mi?
Kaan ona ceketini vermişti.
Üşümesin diye.
Deniz'in gözleri ceketin yakasına takıldı. Parmakları kumaşı hafifçe kavradı.
“Ya sen?” diye sordu kısık sesle.
Kaan omuz silkti.
“Ben iyiyim.”
“Sen de üşürsün.”
“Benim bünyem sağlamdır.”
Deniz güldü.
“Tabii. Demir ailesinin genetik özelliği.”
Kaan başını salladı.
“Aynen. Sonunda anladın.”
Birlikte yürümeye devam ettiler.
Deniz, ceketin içinde neredeyse kaybolmuştu. Her adımda Kaan'ın kokusu biraz daha belirginleşiyordu.
Ve Deniz'in kalbi, bunu fark ettikçe daha hızlı atıyordu.
Bir süre sessiz yürüdüler.
Sonra Kaan aniden yavaşladı.
Deniz de durdu.
“Ne oldu?”
Kaan ona baktı.
“Bir şey soracağım.”
Deniz'in içi ürperdi.
“Ne?”
“Bugün neden bu kadar heyecanlıydın?”
Deniz şaşırdı.
“Konser için.”
“Yalnızca konser için mi?”
Deniz'in boğazı kurudu.
Kaan'ın gözleri yüzünde geziniyordu.
Deniz, onun her şeyi anladığını düşündü.
Sanki kalbinin içinde sakladığı bütün cümleler bir anda yüzüne çıkmıştı.
Çünkü seninleydim.
Çünkü elini tuttum.
Çünkü beni omuzlarında taşıdın.
Çünkü bana tatlı olduğumu söyledin.
Çünkü seni seviyorum, Kaan.
Ama söyleyemedi.
“Evet,” dedi sonunda. “Uzun zamandır bekliyordum.”
Kaan birkaç saniye ona baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“İyi ki gelmişiz o zaman.”
Deniz başını kaldırdı.
Kaan'ın yüzünde alıştığı o rahat ifade vardı.
Ama sesi daha yumuşaktı.
Deniz, bu küçük cümlenin içinde kayboldu.
İyi ki gelmişiz.
Belki Kaan da güzel vakit geçirmişti.
Belki onun için de sıradan bir akşam değildi.
Deniz bunu bilmek istiyordu.
Ama sormaya cesaret edemedi.
Biraz daha yürüdüler.
Eve yaklaştıklarında Deniz'in kalbi yeniden sıkışmaya başladı.
Vedalaşma vakti geliyordu.
Birazdan Kaan eve dönecek, Deniz de odasına çıkacaktı.
Sonra gece bitecekti.
Deniz bu düşünceyi sevmedi.
Hiç sevmedi.
Keşke biraz daha yürüyebilselerdi.
Keşke yolları biraz daha uzun olsaydı.
Keşke zaman, Kaan'ın yanında bu kadar hızlı geçmeseydi.
Apartmanının önüne geldiklerinde Deniz durdu.
“Ben geldim.”
Kaan başını salladı.
“Güzel.”
Deniz ceketin yakasını tuttu.
Bir an ne söyleyeceğini bilemedi.
“Ceketini…”
Kaan ona baktı.
“Ne olmuş?”
“Yarın veririm.”
Kaan'ın dudakları kıvrıldı.
“İstersen haftaya ver. Kaçmıyor ya.”
Deniz'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Ama içindeki bir şey, bu cümlenin daha uzun sürmesini istiyordu.
Kaan ona doğru bir adım attı.
Deniz'in nefesi kesildi.
Kaan'ın yüzü ona yaklaştı.
Önce Deniz'in saçlarına, sonra yüzüne baktı.
“Gerçekten üşümüşsün,” diye mırıldandı.
Deniz'in kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.
Kaan'ın yüzü o kadar yakındı ki aralarında yalnızca birkaç santim kalmıştı.
Deniz bir an, Kaan'ın biraz daha yaklaşacağını düşündü.
Dudakları…
Aralarında neredeyse hiçbir mesafe kalmamış gibiydi.
Deniz nefes almayı unuttu.
Kaan…
İçinden adını geçirdi.
Belki bu gece…
Belki Kaan da…
Ama Kaan bir an sonra geri çekildi.
“Tamam, Arslan. Eve gir artık. Yoksa burada donacaksın.”
Deniz gözlerini kırpıştırdı.
Bütün dünyası birkaç saniyeliğine durmuş, sonra yeniden hareket etmeye başlamıştı.
“Şey… Tamam.”
Kaan gülümsedi.
“İyi geceler, Deniz.”
Deniz'in dudakları aralandı.
“İyi geceler, Kaan.”
Sonra Kaan kollarını hafifçe açtı.
“Gel bakalım. Bu kadar güzel bir konserin sonunda sarılmadan ayrılmak olmaz.”
Deniz'in gözleri büyüdü.
“Ne?”
Kaan kaşını kaldırdı.
“Sarılmayacak mısın?”
Deniz cevap vermedi.
Bir saniye sonra ona sarıldı.
Kollarını Kaan'ın beline doladı. Başını göğsüne yasladı.
Kaan da ona sarıldı.
Sıkıca değil, ama Deniz'in o an ihtiyaç duyduğu kadar sıcak bir şekilde.
Deniz gözlerini kapattı.
Biraz daha.
Yalnızca biraz daha…
Kaan'ın yanında kalmak istiyordu.
Kaan'ın kokusunu içine çekmek, kalbinin sesini dinlemek, bu gecenin gerçekten yaşandığına inanmak istiyordu.
Kaan bir süre sonra elini Deniz'in sırtına hafifçe vurdu.
“Hadi, git artık.”
Deniz istemeye istemeye geri çekildi.
Kaan ona son bir kez gülümsedi.
“Yarın görüşürüz, Arslan.”
Deniz'in kalbi bir kez daha hızlandı.
“Yarın görüşürüz.”
Kaan arkasını dönüp yürümeye başladı.
Deniz ise apartmanın kapısında öylece kaldı.
Sevdiği adam birkaç adım uzaklaşmıştı.
Ama bu kez Deniz'in içinde yalnızca özlem yoktu.
Mutluluk da vardı.
Ve o mutluluk, kalbine sığmıyordu.
Aşkının kokusu
Deniz eve girdiğinde hâlâ şoktaydı.
Ayakkabılarını çıkardı, çantasını kenara bıraktı ve doğrudan odasına gitti.
Kaan'ın ceketi hâlâ üzerindeydi.
Kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı.
Sonra yüzünü ceketin yakasına gömdü.
Kaan'ın kokusu…
Deniz gözlerini kapattı.
Biraz önce Kaan'ın yanında yürümüştü.
Onun elini tutmuştu.
Omuzlarında konser izlemişti.
Kaan ona tatlı olduğunu söylemişti.
Ceketini vermişti.
Ve ona sarılmıştı.
Deniz iki eliyle yüzünü kapattı.
“Ben bittim…”
Yatağına oturdu.
Sonra kendini yastıkların arasına bıraktı.
Ceketi çıkarmak istemiyordu.
Biraz büyüktü ama sıcacıktı. Kolları ellerinin üzerine düşüyordu. Kumaşına sinmiş koku, Kaan'ın az önce yanındaymış gibi hissettiriyordu.
Deniz ceketin kolunu parmaklarının arasında tuttu.
Keşke burada olsaydın.
Bu düşünceyi hemen susturmak istedi.
Çünkü Kaan'ın ona ceketini vermesi, onu sevdiği anlamına gelmiyordu.
Kaan'ın onunla konsere gelmesi, elini tutması ya da ona sarılması…
Bunların hiçbiri Deniz'in istediği cevabın garantisi değildi.
Ama o gece Deniz, kendisini sürekli uyarmak istemiyordu.
Bir geceliğine bile olsa mutlu olmak istiyordu.
Kaan'ın kendisine verdiği o küçücük anıları kalbinde saklamak…
O anları düşünürken gülümsemek…
Ve belki de uzun zamandır ilk defa, güzel bir şeyin kendisine de olabileceğine inanmak istiyordu.
Telefonunu eline aldı.
Kaan'ın sohbet ekranını açtı.
Bir mesaj yazdı.
Deniz: Bugün için teşekkür ederim. Çok güzel bir gündü.
Mesajı gönderdi.
Telefonu göğsüne bastırıp bekledi.
Birkaç dakika sonra ekran aydınlandı.
Kaan: Rica ederim, Arslan. Bir dahakine beni omzunda taşırsın, ödeşiriz.
Deniz kahkaha attı.
Deniz: Senin boyunla benim boyumu karşılaştırdın mı hiç?
Kaan: Haklısın. Seni görebilmek için merdiven lazım bana.
Deniz gülerek yastığa yüzünü gömdü.
Sonra bir mesaj daha geldi.
Kaan: İyi geceler, Deniz. Ceketi de çalma.
Deniz'in gülümsemesi yumuşadı.
Parmakları ekranın üzerinde durdu.
Deniz: Söz veremem.
Kaan'dan gelen son mesajı görünce Deniz'in kalbi yeniden hızlandı.
Kaan: O zaman yarın görüşmek zorundasın. Ceketimi almam lazım.
Deniz mesajı tekrar okudu.
Bir kez.
İki kez.
Sonra telefonu yavaşça yanına bıraktı.
Yarın.
Kaan'ı yarın yeniden görecekti.
Deniz, ceketin içine biraz daha sokuldu. Yüzünü yakasına yasladı ve gözlerini kapattı.
Kaan'ın kokusu odanın sessizliğinde ona eşlik ediyordu.
Aylardır beklediği konser artık geride kalmıştı.
Ama Deniz için o geceyi unutulmaz yapan şey şarkılar değildi.
Elinin Kaan'ın elinde olmasıydı.
Kaan'ın başını kaldırıp ona gülümsemesiydi.
“Bugün çok daha tatlısın,” deyişiydi.
Ve gecenin sonunda, dudakları birbirine birkaç santim kala hissettiği o tarifsiz heyecandı.
Deniz, Kaan'ın onu sevip sevmediğini hâlâ bilmiyordu.
Belki Kaan için bütün bunlar yalnızca arkadaşça hareketlerdi.
Belki yarın her şey yine eskisi gibi olacaktı.
Ama o gece Deniz'in kalbi mutluydu.
Sevdiği adamın ceketi üzerindeydi.
Kokusu burnundaydı.
Ve ilk defa uzun zamandır, Kaan'ı düşünürken yalnızca canı yanmıyordu.
Gülümsüyordu.
Deniz, ceketin yakasına son bir kez yüzünü gömdü.
Sonra gözleri yavaşça kapandı.
Kaan'ın kokusuna sarılarak uykuya daldı.
Belki de hayatında ilk kez, sevdiği adama biraz daha yakınmış gibi hissederek…
Çünkü bazen insan, sevdiğinin kalbine ulaşamaz.
Ama onun kokusunu taşıyan bir ceketin içinde bile, kendini dünyanın en mutlu insanı sanabilir.
Ve Deniz o gece, Kaan'ın kalbinde kendisine bir yer olup olmadığını bilmeden uyudu.
Yalnızca bir şeyi biliyordu.
Kaan'ı her geçen gün biraz daha çok seviyordu.