İçeriğe geç

BÖLÜM 12 AŞKINI ARARKEN

Deniz, sabah gözlerini açtığında ilk hissettiği şey belindeki sıcaklıktı.

Kaan'ın kolu hâlâ beline dolanmıştı.

Dün gece film izlerken Kaan'ın omzuna yaslanmış, bir ara onun parmaklarının saçlarında dolaştığını hissetmişti. Sonrasını hatırlamıyordu. Anlaşılan ikisi de koltukta uyuyakalmıştı.

Deniz başını hafifçe kaldırıp Kaan'a baktı.

Uyurken yüzündeki o umursamaz ifade kayboluyordu. Kaşları çatık değildi, dudaklarının kenarında her an alaycı bir söz söyleyecekmiş gibi duran o gülümseme de yoktu.

Sadece huzurlu görünüyordu.

Deniz, Kaan'ın kolunu belinden kaldırmak üzereyken Kaan onu kendine biraz daha yaklaştırdı.

“Kaçma.”

Deniz'in kalbi tekledi.

“Uyumuyor muydun sen?”

“Uyuyordum.”

“E, nasıl duydun beni?”

Kaan gözlerini açmadan cevap verdi.

“Çünkü çok gürültü yapıyorsun, Deniz Bey.”

“Ben mi gürültü yapıyorum?”

“Hı hı.”

“Seninle bir daha aynı yerde uyursam ne olayım!”

Kaan bu kez gözlerini açtı. Deniz'in yüzüne baktı, ardından gülümsedi.

“Yarın da burada uyuyabilirsin. İtirazım yok.”

Deniz'in yanakları kızardı.

“Kaan!”

“Ne var? Koltuk geniş.”

“Ben senden bahsediyorum!”

“Ben de koltuktan bahsediyorum zaten.”

Kaan kahkaha atarak doğruldu. Deniz de hemen ayağa kalktı, saçlarını düzeltmeye çalıştı.

Kaan bir süre onu izledi.

Sonra elini uzatıp Deniz'in alnına düşen sarı saç tutamını geriye itti.

“Saçın her yere dağılıyor.”

Deniz'in nefesi boğazında düğümlendi.

“Senin yüzünden!”

“Ben ne yaptım?”

“Bilmiyorum! Ama kesin senin yüzündendir!”

Kaan güldü. Ardından ayağa kalkıp mutfağa yürürken arkasından seslendi:

“Gel kahvaltı yapalım, güzelim.”

Deniz olduğu yerde kaldı.

Güzelim.

Kaan bunu o kadar doğal söylemişti ki sanki dünyanın en sıradan kelimesiydi.

Deniz ise o tek kelimeyi düşünerek bütün gününü geçirebilirdi.

Yüzünü ellerinin arasına aldı.

“Böyle devam edersen gerçekten mahvolacağım, Kaan Demir.”

“Yine duydum!”

“Duymanı istiyorum zaten!”

Kaan'ın kahkahası mutfaktan yükseldi.

Deniz de gülümseyerek peşinden gitti.

Bazen Kaan'ın kendisine böyle davranması, aralarında bir şeyler olduğuna inanmasına yetiyordu.

Sonra Kaan'ın hiçbir şey olmamış gibi davranması, bütün inancını elinden alıyordu.

Deniz hangisine inanacağını bilmiyordu.


Kahvaltıdan sonra Kaan, odasından gitarını ve birkaç kâğıdı getirdi. Masaya oturup bir süre yazdıklarını inceledi. Sonra telefonunu eline aldı.

Deniz karşısında oturmuş, onu izliyordu.

“Birini mi arayacaksın?”

“Emre'yi.”

“Niye?”

Kaan gitarın tellerine dokundu.

“Şarkıyı bitiremiyorum. Belki onun aklına bir şey gelir.”

Deniz'in bakışları kâğıtlara kaydı.

Şarkı.

Son günlerde Kaan'ın aklını en çok meşgul eden şey buydu. Geceleri herkes uyuduktan sonra gitarını alıyor, aynı melodiyi tekrar tekrar çalıyordu. Bazen bir şeyler yazıyor, sonra yazdıklarının üstünü çiziyordu.

Deniz, şarkının bazı sözlerini duymuştu.

Deniz koydum adını…

Bu sözleri ilk duyduğunda kalbi öyle hızlı atmıştı ki bir an Kaan'ın kendisini anlatıyor olabileceğini düşünmüştü.

Ama hemen ardından kendine kızmıştı.

Kaan'ın bir şarkı yazdığı kişi vardı belki de.

Belki de o yüzden son kelimeyi bulamıyordu. Belki de söylemek istediği şeyleri bir türlü tamamlayamıyordu.

Deniz bunları düşündükçe içi sıkışıyordu.

“Emre şarkı işlerinden anlar mı?” diye sordu.

Kaan başını kaldırdı.

“Benden daha iyi anladığı kesin.”

“Sen de küçümsüyorsun kendini.”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Beni mi savunuyorsun?”

“Hayır. Sadece gerçekleri söylüyorum.”

Kaan gülümsedi, ardından telefonunu kulağına götürdü.

“Yaşlı kurt, müsait misin?”

Deniz çayını karıştırırken dinlemiyormuş gibi yaptı.

“Gelmen lazım. Şu şarkı işini çözemedim.”

Kaan bir süre karşı tarafı dinledi.

“Yarım saate mi? Tamam, bekliyorum.”

Telefonu kapattıktan sonra Deniz'e döndü.

“Emre geliyor.”

Deniz başını salladı.

“Güzel.”

Kaan onun yüzünü birkaç saniye inceledi.

“Sen de bizimle takılırsın.”

Deniz gülümsedi.

“Tabii.”

Kaan yeniden gitarını eline aldı. Konu onun için kapanmıştı.

Deniz ise bir süre daha masada oturdu.

Kaan'ın başka birine şarkı yazıyor olabileceğini düşünmek istemiyordu.

Ama düşünmeden de edemiyordu.


Emre geldiğinde Deniz mutfakta bardakları topluyordu.

Kapı çalınca ellerini kurulayıp açtı.

Emre, karşısında Deniz'i görünce gülümsedi.

“Günaydın, sarışın.”

“Günaydın. Gel, Kaan içeride.”

Emre ayakkabılarını çıkarırken elindeki poşeti kaldırdı.

“Yolda bir şeyler aldım. Kaan'ın mutfağından sağ çıkabilirsek yeriz.”

Deniz güldü.

“Artık yemek yapmayı öğrendi.”

Emre'nin yüzündeki ifade değişti.

“Ciddi misin?”

“Maalesef.”

“Ben bu çocuğu tanıyamıyorum artık.”

İçeriden Kaan'ın sesi duyuldu.

“İkinizi de duyuyorum!”

Emre salona geçtiğinde Kaan odasından çıktı. Arkadaşını görür görmez yanına gidip omzuna vurdu.

“Sonunda geldin.”

“Özledin mi beni?”

“Yok, gitarımı özledim. Seni de yanında getirmişsin işte.”

Emre güldü.

“Bir gün şu ağzını düzelteceğim.”

Kaan cevap vermek yerine Deniz'e döndü.

“Gel buraya.”

Deniz şaşkınlıkla kendisini işaret etti.

“Ben mi?”

“Yok, mutfaktaki bardak. Tabii ki sen.”

Deniz yanına gittiğinde Kaan hiç düşünmeden kolunu onun beline doladı. Deniz'i kendine çekip bir anlığına göğsüne yasladı.

“Sabahki sarılmamız yarım kaldı,” dedi Kaan gayet rahat bir sesle.

Deniz'in yüzü kıpkırmızı oldu.

“Kaan, Emre burada!”

Kaan başını kaldırıp arkadaşına baktı.

“Eee? Emre sarılmayı yasaklayan bir kanun mu çıkardı?”

Emre gülümsemeye çalıştı.

“Yok. Devam edin, ben de izleyeyim.”

Kaan kahkaha attı. Deniz ise yüzünü Kaan'ın omzuna saklamaya çalıştı.

“Bırak artık!”

“Niye? Rahatsız mı oldun?”

Deniz başını kaldırdı.

Hayır, diye düşündü. Tam tersine. Keşke hiç bırakmasan.

Ama söyleyebildiği tek şey şuydu:

“Emre bize bakıyor.”

Kaan, Deniz'in belindeki kolunu biraz daha sıkıp arkadaşına döndü.

“Bakmasın.”

Emre'nin gülümsemesi yüzünde kaldı ama gözleri ikisinin üzerinde bir an fazla durdu.

Yıllardır tanıdığı Kaan, insanların yanında böyle davranmazdı. Şakalaşırdı, omuzlarına vururdu, bazen kolunu arkadaşının boynuna atardı. Ama birini kendine böyle çekip bırakmak istemiyormuş gibi tutmazdı.

En azından Emre, Kaan'ın bunu daha önce yaptığını hatırlamıyordu.

“Şarkıyı bitirmeye mi geldim, romantik komedi izlemeye mi?” diye sordu sonunda.

Kaan, Deniz'i bırakıp güldü.

“İkisini birden yapabiliyorsan sorun yok.”

Deniz başını eğdi. Gülümsemesini saklamaya çalışıyordu.

Emre ise çantasını koltuğa bıraktı.

“Tamam, gel de şu şarkıya bakalım.”

Kaan gitarını almak için odasına yöneldi. Emre peşinden gidecekken Kaan durup Deniz'e döndü.

“Bir şey ister misin?”

Deniz şaşırdı.

“Ne?”

“Su, kahve, bir şey?”

“Yok, iyiyim.”

Kaan başını salladı.

“Tamam, güzelim.”

Sonra hiçbir şey olmamış gibi odasına girdi.

Emre arkasından yürürken çenesini sıktı.

Kaan'ın Deniz'e böyle seslenmesi, ona sarılması, onunla ilgilenmesi…

Bunların hiçbiri tek başına büyük bir şey değildi belki.

Ama hepsi bir araya geldiğinde Emre'nin içinde bir şeyleri yerinden oynatıyordu.

Çünkü Kaan değişiyordu.

Ve Emre, bu değişimin dışında kalmaktan korkuyordu.


Odada Kaan gitarını yatağın üzerine koydu. Emre de yanına oturup kâğıtları aldı.

“Göster bakalım.”

Kaan kâğıdı uzattı.

Emre satırları okumaya başladı. İlk başta yüzünde alışıldık alaycı ifade vardı. Ama sayfanın ortalarına geldiğinde sustu.

Kaan, onun yüzünü izliyordu.

“Ne oldu?”

Emre başını kaldırdı.

“Bu gerçekten senin yazdığın bir şey mi?”

Kaan gözlerini devirdi.

“Hayır, komşunun. Tabii ki benim!”

“Bir sakin ol. Güzel olmuş.”

Kaan'ın yüzündeki ifade hafifçe yumuşadı.

“Öyle mi?”

“Evet.”

Emre yeniden kâğıda baktı.

“Peki, bu kim?”

Kaan'ın eli gitarın üzerinde durdu.

“Kim ne?”

“Şarkıyı yazdığın kişi.”

Kaan bir süre cevap vermedi.

Emre başını kaldırıp ona baktı.

“Bana söylemeyecek misin?”

Kaan gitarın tellerine hafifçe vurdu.

“Şarkı bitsin.”

Emre acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Tabii. Şarkı bitsin.”

Kaan onun sesindeki değişikliği fark etmedi. Melodiyi çalmaya başladı. Emre de sözlerin ritmine uygun bir şeyler denedi.

Bir süre sonra ikisi yeniden eski hâllerine döndüler. Birbirlerine takıldılar, yanlış çalınan notalar yüzünden güldüler. Kaan'ın yıllardır tanıdığı arkadaşıyla çalışmak kolaydı.

Emre, Kaan'ın ne zaman şaka yaptığını, ne zaman gerçekten sinirlendiğini biliyordu. Hangi melodiyi beğenmediğini anlamak için açıklama yapmasına bile gerek yoktu.

Ama arada bir kapıya bakıyordu.

Deniz salondaydı.

Kaan'ın az önce ona nasıl sarıldığını hatırlıyordu.

Ne zamandan beri böyle oldun, Kaan?

Kaan bir satırın üstünü çizdi.

“Burada bir şey eksik.”

Emre gözlerini kâğıttan kaldırdı.

“Belki de eksik olan kelime değildir.”

Kaan ona baktı.

“Ne demek istiyorsun?”

Emre bir an sustu. Söylemek istediği çok şey vardı. Kaan'ın değiştiğini gördüğünü, Deniz'in yanında farklı biri olduğunu fark ettiğini, kendisinin de bu değişime alışmaya çalıştığını anlatabilirdi.

Ama Kaan'ın yüzüne baktığında kelimeler boğazında kaldı.

“Biraz ara verelim,” dedi sadece.

Kaan başını salladı.

Emre'nin içindeki kıskançlık, Deniz'den nefret ettiği için değildi.

Deniz'in Kaan'a iyi geldiğini görebiliyordu.

Onunla birlikteyken Kaan daha çok gülüyordu. Daha az susuyor, daha rahat nefes alıyordu. Belki de ilk kez, hayatında birinin yanında kendisini korumak zorunda hissetmiyordu.

Emre bunu istiyordu.

Kaan'ın mutlu olmasını istiyordu.

Sadece, Kaan'ın mutluluğunda kendisine hâlâ bir yer kalıp kalmadığını bilmiyordu.


Deniz, mutfakta kahvesini hazırlarken odadan gelen gitar sesini dinliyordu.

Bazen Kaan çalıyor, bazen Emre bir şey söylüyor, ardından ikisi gülüyordu.

Deniz gülümsemeye çalıştı.

Kaan'ın mutlu olmasına sevinmesi gerekiyordu.

Ama kapının arkasında, Kaan'ın bir başkası için yazdığına inandığı bir şarkı vardı.

Ve Deniz o şarkının sözlerini istemeden ezberlemeye başlamıştı.

Deniz koydum adını…

İsmini duyduğunda her seferinde kalbi hızlanıyordu.

Belki de yalnızca bir tesadüftü. Belki Kaan'ın yazdığı kişi denizle ilgili bir şeyi seviyordu. Belki şarkının adı bambaşka bir anlam taşıyordu.

Deniz kendine binlerce açıklama bulabiliyordu.

Ama hiçbiri içindeki kıskançlığı susturmuyordu.

Telefonunu alıp Ece'yi aradı.

Ece açar açmaz konuştu.

“Ne oldu? Sesin yine tuhaf.”

“Sesim normal.”

“Deniz, seni tanıyorum. Bir şey olmuş.”

Deniz tezgâha yaslandı.

“Kaan, Emre'yle şarkı yazıyor.”

“E, güzel işte.”

“Şarkının bazı sözlerini biliyorum.”

“Ee?”

Deniz dudaklarını birbirine bastırdı.

“Sanırım birine âşık.”

Ece sustu.

“Ne?”

“Şarkıyı birine yazıyor olabilir. Son kelimeyi bulamıyor. Emre de ona yardım ediyor. Birlikte oturmuşlar, saatlerdir uğraşıyorlar.”

“Peki Kaan sana şarkıyı kimin için yazdığını söyledi mi?”

“Hayır.”

“O zaman nereden biliyorsun?”

Deniz gözlerini kapattı.

“Bilmiyorum. Sadece… Birine böyle bir şarkı yazıyorsa, o kişi onun için önemlidir.”

Ece'nin sesi yumuşadı.

“Deniz, ya o kişi sensen?”

Deniz neredeyse hemen cevap verdi.

“Değilim.”

“Bu kadar emin olma.”

“Ece, bana bazen güzelim diyor diye kendimi kandıramam. Bana sarılıyor diye her şeyi yanlış anlayamam. Kaan herkese böyle davranıyor olabilir.”

“Az önce herkese böyle davranmadığını sen söyledin.”

Deniz sustu.

Ece haklıydı.

Ama Deniz'in umudu, bazen kendisine en çok acı veren şeydi. Bir an Kaan'ın kendisini sevdiğine inanıyor, sonraki an bunun yalnızca kendi isteği olduğunu düşünüyordu.

“Ya şarkı başka birineyse?” diye fısıldadı.

Ece hemen cevap vermedi.

“Öyleyse bile bunu henüz bilmiyorsun. Kendini, gerçekleşmemiş bir şey yüzünden şimdiden üzme.”

Deniz hafifçe güldü.

“Senin bunu söylemen kolay.”

“Kolay değil. Ama senin kendine bunu yapmanı izlemek de kolay değil.”

Deniz bir süre sessiz kaldı. Sonra aklına başka bir şey geldi.

“Bu arada…”

Ece şüpheyle sordu:

“Ne?”

“Dün gece film izlerken Kaan'ın yanında uyuyakalmışım.”

“Tamam?”

“Sabah uyandığımda bana sarılıyordu.”

Telefondan ses gelmedi.

Deniz kaşlarını çattı.

“Ece?”

Bir saniye sonra Ece'nin sesi bütün mutfağı doldurdu.

“SARIIŞIN, SİZ BERABER Mİ UYUYORSUNUZ?!”

Deniz telefonu kulağından uzaklaştırdı.

“ECE! BAĞIRMA!”

“NE BAĞIRMAYAYIM?! ADAM SANA SARILIYOR, SENİNLE AYNI EVDE YAŞIYOR, SANA GÜZELİM DİYOR! BİR DE BERABER Mİ UYUYORSUNUZ DİYE SORUYORUM!”

“Zaten aynı evde yaşıyoruz!”

“Deniz, konuyu saptırma!”

Deniz yüzünü eliyle kapattı.

“Seninle bir daha hiçbir şey paylaşmayacağım.”

“Tabii, tabii. Peki, Kaan sana sarılınca ne hissettin?”

Deniz'in yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

“Mutlu oldum.”

Ece'nin sesi sakinleşti.

“Peki, şarkıyı başkasına yazdığını düşündüğünde?”

Deniz cevap veremedi.

İşte mesele buydu.

Kaan'ın bir anlık yakınlığı Deniz'i göklere çıkarıyordu. Başka birine ait olabileceğini düşündüğü şarkıysa onu aynı hızla yere indiriyordu.

“Ben onun hayatında özel biri olmak istiyorum, Ece,” dedi sonunda. “Sadece yanında kaldığım için değil. Sadece ona iyi geldiğim için değil. Beni gerçekten istediği için.”

“Bunu istemekte yanlış bir şey yok.”

“Ya o beni öyle görmüyorsa?”

Ece'nin sesi yumuşadı.

“O zaman bunu öğrenmen gerekecek. Ama kendi kendine verdiğin cevapları gerçek sanarak değil.”

Deniz gözlerini kapattı.

“Keşke onun aklından geçenleri bilsem.”

“Bazen ben de keşke bilsem,” dedi Ece. “Ama şimdilik sana bir tavsiye vereceğim.”

“Nedir?”

“Kaan'ın yanında ol. Ama kendini onun vereceği cevaba mahkûm etme. Sen de sevilmeyi hak ediyorsun, Deniz.”

Deniz başını salladı. Ece onu göremese de.

“Biliyorum.”

“Güzel. Şimdi git, şu adam sana yine güzelim desin de biraz kendine gel.”

Deniz güldü.

“Salaksın.”

“Sen de âşıksın. Görüşürüz, sarışın!”

Ece telefonu kapattığında Deniz bir süre elindeki ekrana baktı.

Sonra başını kaldırıp koridora döndü.

Kapının arkasından gitar sesi geliyordu.

Deniz o melodiyi artık tanıyordu.

Ve istemese de kendine bir soru soruyordu:

Kaan, o şarkıyı kime yazıyordu?


Bir süre sonra odanın kapısı açıldı.

Emre dışarı çıktı. Elinde kâğıtlar vardı. Deniz mutfaktan başını uzattı.

“Bitti mi?”

Emre ona baktı.

“Henüz değil.”

“Güzel bir şey mi oldu peki?”

Emre'nin gözleri bir an elindeki kâğıtlara kaydı.

“Evet. Güzel bir şey.”

Deniz gülümsedi.

“Sevindim.”

Emre, Deniz'in yüzüne baktı. Onun gerçekten sevindiğini sanıyordu. Kaan'ın şarkısı ilerlediği için mutlu olduğunu düşünüyordu.

Deniz'in, şarkının kendisi için yazıldığını aklından bile geçirmediğini bilmiyordu.

Belki bilseydi, hissettiği kıskançlık daha da ağırlaşırdı.

“Deniz,” dedi birden.

“Efendim?”

Emre bir an duraksadı.

“Kaan bazen farkında olmadan insanı çok üzer.”

Deniz'in gülümsemesi hafifçe soldu.

“Biliyorum.”

“Yine de…” Emre gözlerini kaçırdı. “Onu hemen yanlış anlama.”

Deniz, bu sözlerin neden söylendiğini anlayamadı.

“Ben Kaan'ı yanlış anlamak istemiyorum.”

Emre başını salladı.

“Güzel.”

Tam o sırada Kaan odadan seslendi.

“Emre! Nereye kayboldun?”

Emre gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.

“Geliyorum!”

Deniz'e son bir kez baktı.

“Sen iyi birisin, Deniz.”

Deniz şaşırdı.

“Teşekkür ederim.”

Emre gülümsedi ve yeniden odaya girdi.

Kapı kapanınca Deniz olduğu yerde kaldı.

Emre'nin tavrında bir tuhaflık vardı. Bazen ona sıcak davranıyor, bazen de aralarında görünmez bir mesafe varmış gibi konuşuyordu.

Deniz bunun nedenini bilmiyordu.

Ama Kaan'ın hayatında yalnızca kendisinin değil, kendisinden önce gelen insanların da bir yeri olduğunu her geçen gün daha fazla anlıyordu.

Ve o yerlerden hiçbirini elinden almak istemiyordu.

Sadece kendisine de bir yer verilmesini istiyordu.


Akşamüstü Emre gitmeye hazırlandığında Kaan onu kapıya kadar geçirdi.

“Yarın devam ederiz,” dedi Emre.

“Olur.”

Emre ayakkabılarını giydi. Sonra doğrulup Kaan'a baktı.

“Şarkıyı bitirince ne yapacaksın?”

Kaan omuz silkti.

“Söyleyeceğim.”

“Kime?”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Her şeyi de bilmek zorunda mısın?”

Emre güldü ama gözleri ciddiydi.

“Yıllardır arkadaşınım. Biraz merak edebilirim herhâlde.”

Kaan'ın yüzündeki gülümseme yumuşadı.

“Bitince anlarsın.”

Emre başını salladı.

“Peki, yaşlı kurt.”

Kapıdan çıkmadan önce Kaan'a sarıldı.

Bu, yıllardır yaptıkları sıradan bir vedaydı.

Ama Emre bu kez arkadaşını biraz daha uzun tuttu.

Kaan da sırtına vurdu.

“Ne oldu sana?”

“Hiçbir şey.”

Emre geri çekilip gülümsedi.

“Mutlu ol, Kaan.”

Kaan bu sözün altında başka bir anlam aramadı.

“Oluyorum zaten.”

Emre'nin gözleri istemeden salona kaydı.

Deniz, koltuğun yanında durmuş onları izliyordu.

Kaan da onun baktığını fark edince elini uzattı.

“Gel buraya.”

Deniz yanına geldiğinde Kaan kolunu omzuna attı ve onu kendine çekti.

“Emre gidiyor, vedalaşsana.”

Deniz gülümseyerek el salladı.

“Görüşürüz, Emre.”

Emre kapıda durdu.

Kaan'ın kolu Deniz'in omzundaydı. Deniz de ona yaslanmıştı. İkisi bunu düşünmeden yapıyor gibiydi.

Emre'nin boğazına bir şey düğümlendi.

Yıllardır Kaan'ın yanında olmuştu. Onun en kötü günlerini, öfkesini, suskunluğunu görmüştü. Kaan'ın bir gün birine böyle bağlanmasını istiyordu.

Ama insan bazen en çok istediği şeyin gerçekleşmesinden bile korkabiliyordu.

Çünkü o şey gerçekleştiğinde, kendi yerinin değişebileceğini anlıyordu.

“Görüşürüz,” dedi Emre.

Sonra kapı kapandı.

Deniz, Kaan'ın kolunun hâlâ omzunda olduğunu fark ettiğinde başını kaldırdı.

“Kaan?”

“Efendim?”

“Emre gitti.”

“Gördüm.”

“Kolunu çekmeyecek misin?”

Kaan ona baktı.

“Neden çekeyim?”

Deniz'in yüzü kızardı.

“Bilmem…”

Kaan gülümsedi, sonra Deniz'i kendine doğru biraz daha çekti.

“Böyle daha rahat.”

Deniz'in kalbi göğsüne sığmıyordu.

Kaan ise televizyona bakıp kumandayı aramaya başlamıştı.

Deniz başını onun omzuna yasladı.

Belki Kaan'ın kendisine karşı hissettiği şeyin adı aşk değildi.

Belki bu yakınlık, Kaan için yalnızca huzurdu.

Ama Deniz, onun yanında kaldığı her gün biraz daha âşık oluyordu.

Ve şarkının başka birine ait olduğuna inandığı sürece, bu yakınlığın tadını çıkarırken bile içinde küçük bir korku taşıyacaktı.


Gece olduğunda Kaan odasına geçti.

Deniz salonda kalmıştı. Televizyon açıktı ama izlediği şeyin ne olduğunu bile bilmiyordu.

Kaan'ın şarkısı zihninde dönüp duruyordu.

Deniz koydum adını…

Bir süre sonra Kaan gitarıyla salona geldi.

Deniz başını kaldırdı.

“Yine mi şarkı?”

Kaan koltuğun diğer ucuna oturdu.

“Yine.”

“Bugün hiç bırakmadın.”

“Bırakamıyorum.”

Deniz ona baktı.

“Bu kadar önemli mi?”

Kaan'ın parmakları tellerin üzerinde durdu.

Bir an, Deniz'e her şeyi söylemek istedi.

Şarkıyı neden yazdığını…

Neden son kelimeyi bulamadığını…

Neden her satırda dönüp dolaşıp onun adına geldiğini…

Ama bunların hiçbirini kendisine bile açıklayamıyordu.

“Evet,” dedi sonunda. “Önemli.”

Deniz'in gözleri kâğıtlara kaydı.

“Umarım o kişi beğenir.”

Kaan başını kaldırdı.

“Hangi kişi?”

Deniz bir an durdu.

“Şarkıyı yazdığın kişi.”

Kaan'ın yüzündeki ifade değişti. Kaşları hafifçe çatıldı.

“Sen neden bahsediyorsun?”

Deniz gülümsemeye çalıştı.

“Şarkıyı birine yazıyorsun ya.”

Kaan cevap vermedi.

Deniz onun sessizliğini yanlış yorumladı.

“Merak etme, kim olduğunu sormayacağım.”

Kaan gitarı dizlerinin üzerine bıraktı.

“Deniz…”

“Ne?”

Kaan bir süre ona baktı.

Deniz'in gözlerinde kıskançlığa benzeyen bir şey vardı. Ama Kaan bunun nedenini anlayamıyordu.

Şarkının kendisi için olduğunu düşünmediği aklının ucundan bile geçmemişti.

“Boş ver,” dedi Kaan sonunda.

Deniz'in yüzü düştü.

“Tamam.”

Kaan hemen onun elini tuttu.

“Öyle demek istemedim.”

Deniz bakışlarını kaldırdı.

Kaan başparmağıyla elinin üzerinde küçük bir daire çizdi.

“Sana anlatmak istemediğimden değil. Sadece henüz kendim de tam olarak bilmiyorum.”

Deniz'in kalbi hızlandı.

Bir an için, Kaan'ın ona şarkıdan bahsettiğini düşündü.

Ama sonra yine aynı korku geldi.

Belki de Kaan'ın anlatamadığı şey, başka birine duyduğu aşktı.

“Anladım,” diye fısıldadı.

Kaan onun elini bırakmadı.

Bir süre yan yana oturdular. Kaan gitarını yeniden eline aldı, melodiyi alçak sesle çalmaya başladı.

Deniz başını onun omzuna yasladı.

Kaan da yanağını Deniz'in saçlarına dayadı.

Hiçbir şey söylemediler.

Kaan'ın zihninde şarkının son kelimesi dönüp duruyordu.

Deniz'in zihnindeyse, o kelimenin kime ait olduğu sorusu…

İkisi aynı melodiyi dinliyordu.

Ama Kaan, şarkıyı Deniz'e ulaştırmaya çalışırken Deniz o şarkının kendisine ait olabileceğine inanmayı bile göze alamıyordu.

Ve odanın sessizliğinde, Kaan'ın henüz adını koyamadığı aşk büyümeye devam ediyordu.

Deniz ise yanı başındaki çocuğun kendisi için yazdığı şarkıyı dinlerken, onun kalbinin başka birine ait olduğuna inanıyordu.