İçeriğe geç

13. Bölüm: Kalbimdeki Sen

“Bazen insan aradığı şeyi bulmak için uzaklara gitmez. Çünkü bazı cevaplar, başından beri kalbinin en yakınında duruyordur.”


Kaan, yatağının kenarına oturmuş, önündeki kâğıda bakıyordu.

Kâğıtta birbirinden kopuk cümleler, üzeri çizilmiş kelimeler ve yarım bırakılmış dizeler vardı. Saatlerdir aynı şeyle uğraşıyordu ama şarkının sonunu bir türlü getiremiyordu.

Eksik olan bir şey vardı.

Bunu hissediyordu.

Ama ne olduğunu bilmiyordu.

Kalemini parmaklarının arasında çevirdi, sonra yeniden kâğıda baktı.

— Hadi be oğlum, bir kelime. Sadece bir kelime!

Sanki kâğıt onu duyacakmış gibi kalemi masaya bıraktı.

Sonra arkasına yaslandı.

Aklına dönme dolap geldi.

Deniz'in kendisine sarılışı…

Senin yanındayken ne korkum kalıyor ne de hüznüm.

Ardından o cümle zihninde yankılandı.

Ben senin evin olurum.

Kaan'ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

Deniz'in bunu söylerken nasıl göründüğünü hatırladı. Kızarmış yanaklarını, gözlerini kaçırışını ve bütün utancına rağmen söylediklerinin arkasında duruşunu…

Kaan başını hafifçe eğdi.

Sonra bir şey fark etti.

Belki de aradığı kelimeyi bulamamasının sebebi, onu yanlış yerde aramasıydı.

Şarkıyı tamamlamak için yeni bir kelimeye ihtiyacı yoktu.

İhtiyacı olan şey, zaten bütün cümlelerinin içinde saklıydı.

Deniz yanındayken her şey düzeliyordu.

Sanki uzun zamandır birbirine uymayan parçalar, Deniz'in varlığıyla yavaş yavaş yerlerine oturuyordu. Kaan'ın içindeki karmaşa kaybolmuyordu belki ama onun yanında anlamını yitiriyordu.

Bir şeyler ters gittiğinde Deniz'e anlatmak istiyordu.

Güzel bir şey yaşadığında ilk onunla paylaşmayı düşünüyordu.

Deniz güldüğünde kendisi de gülüyordu.

Deniz sustuğunda onu merak ediyordu.

Ve Deniz yanından ayrıldığında, bütün bunların ne kadar önemli olduğunu yeniden anlıyordu.

Kaan gözlerini kapattı.

Ben ne zamandır böyleyim?

Cevabını bilmiyordu.

Belki de çok uzun zamandır.

Yalnızca fark etmemişti.

Tam o sırada omzunda bir el hissetti.

Kaan irkilerek başını çevirdi.

Deniz'di.

— Napiyorsunnnn?

Kaan, onun yüzüne baktı.

Az önce zihninde birbirine karışan bütün düşünceler bir anda sustu.

Deniz'in saçları hafifçe dağılmıştı. Yüzünde her zamanki meraklı ifade vardı. Kaan'ın ne yaptığını anlamaya çalışırken başını yana eğmişti.

Ve Kaan, onu izlerken tuhaf bir şey hissetti.

Dünyanın geri kalanı yerinde duruyordu.

Ama Deniz yanındayken her şey daha sakin, daha anlaşılır, daha güzel görünüyordu.

Sanki hayatındaki bütün karmaşanın ortasında, yalnızca onun bulunduğu yerde bir düzen vardı.

Kaan elini kaldırdı ve Deniz'in elinin üzerine koydu.

— Düşünüyorum, güzelim.

Deniz'in beyni kısa süreliğine bütün işlevlerini kaybetti.

Güzelim.

Yine söylemişti.

Ama bu kez Kaan'ın sesinde alıştığı o alaycı ifade yoktu.

Sanki bu kelimeyi özellikle seçmişti.

Sanki Deniz'e söylerken ne hissettiğini kendisi de biliyordu.

Deniz'in yanakları kızardı.

— Neyi düşünüyorsun?

Kaan gülümsedi.

— Bir şeyi çözmeye çalışıyorum.

— Çözdün mü?

Kaan onun elini hafifçe sıktı.

— Sanırım.

Deniz'in kalbi hızlandı.

— Neymiş?

Kaan cevap vermedi.

Çünkü cevabı söylerse her şeyin değişebileceğini düşündü.

Oysa henüz hiçbir şey söylememişken bile Deniz'e karşı hissettiği şeyler değişmişti.

Artık onun yanına yalnızca vakit geçirmek için gitmiyordu.

Yalnızca kendisini iyi hissettirdiği için yanında kalmak istemiyordu.

Deniz'e baktığında içinden gelen o yakınlaşma isteğini de inkâr edemiyordu.

Kaan sonunda aradığı kelimeyi bulmuştu.

Deniz.

Bütün bu zaman boyunca şarkının içinde aradığı şey, zaten şarkının kime ait olduğunu biliyordu.

Kaan Deniz'e âşıktı.

Bunu ilk defa kendisine itiraf ediyordu.

Ve beklediğinin aksine, bu düşünce onu korkutmamıştı.

Aksine, içinde uzun zamandır eksik olan bir şey yerine oturmuş gibiydi.

Kaan başını kaldırıp Deniz'e baktı.

Deniz hâlâ cevap bekliyordu.

Kaan'ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.

— Söylemem.

Deniz'in ağzı açık kaldı.

— KAAN!

Kaan kahkaha attı.

— Ne var, güzelim? Her şeyi anlatmak zorunda mıyım?

Deniz elini çekip kollarını göğsünde birleştirdi.

— Tamam. Anlatma bakalım!

Kaan onun bu hâline gülümseyerek baktı.

Sonra Deniz'in elini yeniden tuttu ve kendisine doğru çekti.

Deniz ne olduğunu anlayamadan Kaan yanağına hafif bir öpücük kondurdu.

Deniz olduğu yerde kaldı.

Birkaç saniye boyunca tek kelime edemedi.

Sonunda başını kaldırdı.

— Bu… Bu ne içindi?

Sesi kısılmıştı. Gözlerini Kaan'ın gözlerine kaldırmaya çalışıyor ama utancından sürekli kaçırıyordu.

Kaan bu kez şaka yapmadı.

Deniz'in gözlerinin içine baktı.

— Evim olduğun için.

Deniz'in yüzündeki ifade değişti.

Dönme dolapta söylediği sözleri hatırlamıştı.

Ben senin evin olurum.

Kaan hatırlıyordu.

Hem de yalnızca sözlerini değil, o sözleri söylerken kendisine nasıl hissettirdiğini de…

Deniz'in gözleri dolacak gibi oldu ama gülümsedi.

Kaan kollarını açtı.

Deniz hiç düşünmeden ona sarıldı.

Kaan da onu sıkıca kucakladı.

Deniz, sanki kucağında minicik bir bebeği tutuyormuş gibi dikkatle sarılmıştı ona. Kaan'ın sırtını usulca okşuyor, onu bırakmak istemiyordu.

Kaan başını Deniz'in omzuna yasladı.

İçinden geçen düşünce son derece basitti.

Keşke hep böyle kalsak.

Ama insan bazen en çok istediği şeyi bile dile getirmeye çekinirdi.

Kaan da şimdilik yalnızca ona sarılmakla yetindi.


Deniz bir süre sonra başını kaldırdı.

— Kaan, hazırlan. Ece ve Umut yemeğe gelecek.

Kaan onu bırakmadan mırıldandı.

— Beş dakika daha.

Deniz güldü.

— Beş dakika daha ne?

— Böyle kalalım.

Deniz'in yüzü yumuşadı.

Kaan'ın saçlarını okşadı, ardından saçlarının üzerine küçük bir öpücük kondurdu.

— Evinde rahatsın, değil mi?

Kaan başını kaldırdı.

Bu soruyu duyunca yüzündeki ifade değişti.

Deniz, sanki bunu söylemesi son derece doğal bir şeymiş gibi ona bakıyordu.

Kaan'ın içinden geçenleri bilseydi yine böyle rahat konuşabilir miydi?

Kaan'ın kendisine her baktığında kalbinin biraz daha hızlandığını bilseydi…

Onu öpmek istediğini, bazen sırf yakınında olabilmek için bahaneler aradığını bilseydi…

Peki, Kaan'ın ona âşık olduğunu öğrenseydi?

Hâlâ böyle sarılır mıydı?

Hâlâ yanağına öpücük kondurmasına izin verir miydi?

Kaan bu düşünceleri zihninden uzaklaştırdı.

Deniz'in elini tuttu.

— Rahatım.

Sonra ona biraz daha yaklaştı.

Deniz'in nefesi hızlandı.

Kaan'ın yüzü kendisininkine yaklaşıyordu.

Aralarındaki mesafe giderek azaldı.

Deniz gözlerini kaldırdı.

Kaan'ın bakışları bir anlığına dudaklarına kaydı.

Deniz'in kalbi deli gibi atmaya başladı.

Öpecek mi?

Kaan biraz daha yaklaştı.

Tam o sırada kapı çaldı.

İkisi de oldukları yerde kaldı.

Kaan gözlerini kapattı.

— Şaka mı bu?

Deniz bir anda geriye çekildi.

— Ben… Kapıyı açayım!

Hızla ayağa kalkıp odadan çıktı.

Kaan ise yatağın kenarına oturup elini yüzüne götürdü.

— Beş saniye daha ya. Beş saniye!

Kapı bir kez daha çaldı.

Kaan derin bir nefes aldı.

Bugün evrenin kendisiyle uğraştığına karar vermişti.


Deniz kapıyı açtığında karşısında Ece ve Umut vardı.

Ece, arkadaşını görür görmez durdu.

Deniz'in yanakları kıpkırmızıydı.

Saçları dağılmıştı ve nefesini toparlamaya çalışıyordu.

Ece gözlerini kıstı.

— Deniz?

— Efendim?

— İyi misin sen?

Deniz başını hızla salladı.

— Evet, iyiyim!

Ece bir kaşını kaldırdı.

— Emin misin?

— EVET!

Umut gülmemek için başını başka tarafa çevirdi.

Ece ise Deniz'in yüzünü dikkatlice inceledi.

Sonra şüpheli bir ifadeyle sordu:

— Kaan nerede?

Deniz'in yanakları daha da kızardı.

— Odasında.

Ece'nin gözleri parladı.

— Anladım.

— NEYİ ANLADIN?!

— Hiçbir şey!

Ece kollarını açtı.

Deniz ona sarıldı. Ardından Umut'a da sarılıp ikisini içeri aldı.

Tam o sırada Kaan odadan çıktı.

Deniz'i kapının önünde görünce hiç tereddüt etmeden arkasına geçti ve kollarını beline doladı.

Deniz'in gözleri büyüdü.

— Kaan!

Kaan çenesini Deniz'in omzuna yasladı.

— Hoş geldiniz!

Sonra başını Ece'ye çevirdi.

— Hoş geldin, Ece.

Yüzündeki pişkin gülümseme, Ece'nin bütün şüphelerini doğrular gibiydi.

Ece ile Umut birbirlerine baktılar.

Bu ikisi gerçekten yalnızca arkadaş mıydı?

Deniz, Kaan'ın kollarından kurtulmaya çalıştı.

— Bırak, misafirler geldi!

Kaan onu biraz daha sıkı sardı.

— Misafirleri gördüm, Arslan.

— KAAN!

Kaan kahkaha attı ve sonunda onu bıraktı.

Ece dudaklarını birbirine bastırmış, gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

Umut ise hiçbir şey söylemeden Kaan'a baktı.

Kaan'ın Deniz'e bu kadar rahat dokunması, ona sarılması ve herkesin yanında yakınlığını saklamaması dikkatinden kaçmamıştı.

Ama şimdilik yorum yapmamayı tercih etti.

Çünkü Kaan'ın yüzünde uzun zamandır görmediği bir ifade vardı.

Mutluydu.

Gerçekten mutluydu.

Ve Umut, bunun nedeninin Deniz olduğunu anlamak için fazla düşünmek zorunda kalmamıştı.


Dördü sofraya oturduklarında sohbet kısa sürede koyulaştı.

Ece üniversitede yaşadığı komik bir olayı anlatıyor, Umut araya girip hikâyeyi daha da abartıyordu.

Deniz gülmekten konuşamaz hâle gelmişti.

Kaan ise bir yandan onları dinliyor, bir yandan da Deniz'in tabağıyla ilgileniyordu.

Önce ona yemek koydu.

Sonra bardağına su doldurdu.

Deniz ekmeğe uzanınca ekmek sepetini kendisine doğru çekip ona uzattı.

Bütün bunları öyle doğal yapıyordu ki sanki uzun zamandır böyle davranıyormuş gibi görünüyordu.

Deniz her seferinde ona dönüp baktı.

— Kendim alabilirim, biliyorsun değil mi?

Kaan omuz silkti.

— Biliyorum.

— O zaman neden…

Kaan gülümsedi.

— Canım istiyor.

Deniz'in söyleyecek sözü kalmadı.

Ece ise bu konuşmayı duyunca Umut'un koluna hafifçe dokundu.

Umut ona baktı.

Ece gözleriyle Kaan ve Deniz'i işaret etti.

Umut yalnızca gülümsedi.

Sofra boyunca Kaan'ın ilgisi bir şekilde hep Deniz'e dönüyordu.

Deniz konuşurken onu dinliyor, güldüğünde ona bakıyor, bir şey isteyip istemediğini sormadan önce bile ihtiyaçlarını fark ediyordu.

Kaan bunu özellikle yapmıyordu.

Artık Deniz'e dikkat etmek, onunla ilgilenmek, yanında bulunmak kendiliğinden geliyordu.

Çünkü Kaan için Deniz'in mutluluğu, günün içinde farkında olmadan aradığı küçük bir şeye dönüşmüştü.

Yemeğin ardından Ece ayağa kalktı.

— Umut, hadi tatlı almaya gidelim.

Umut şaşırdı.

— Şimdi mi?

Ece ona anlamlı bir bakış attı.

— Evet, şimdi.

Deniz de ayağa kalktı.

— Ben de geleyim.

Ece hemen elini tuttu.

— Hayır, sen burada kal. Biz hallederiz.

Deniz şaşkınlıkla ona baktı.

— Neden?

— Çünkü… Çünkü senin evinde misafiriz ve tatlı almak da misafirlerin görevi!

Umut başını eğip gülmesini sakladı.

Deniz şüpheyle ikisine baktı.

— Sizde bir tuhaflık var.

Ece onu yanağından öptü.

— Seni seviyoruz, Deniz. Biraz otur.

Kapı kapandığında Kaan derin bir nefes aldı.

Sonunda yalnız kalmışlardı.

Ama bu kez aklında yalnızca Deniz'e yaklaşmak yoktu.

Şarkısı vardı.

Ve tamamlaması gereken son satır…

Aslında artık son satırı biliyordu.

Yalnızca kâğıda yazması gerekiyordu.

Kaan odasına geçti, gitarını eline aldı ve yatağının kenarına oturdu.

Parmakları tellerin üzerinde gezinirken melodi yavaşça odaya yayıldı.

Önce birkaç nota…

Ardından kelimeler…

Kaan gözlerini kapattı.

Şarkıyı ilk yazmaya başladığında ne hissettiğini bilmiyordu.

Yalnızca içinde bir şey vardı.

Söylemek istediği ama söyleyemediği bir şey.

Şimdiyse biliyordu.

Şarkının her kelimesi Deniz'e çıkıyordu.

Her yarım cümle, her eksik nota, her duraksama…

Hepsi onun içindi.

Kaan gitarı biraz daha kendine yaklaştırdı ve son kez söyledi.

Nerede aşkını bilmez çocuklar?
Bir sabah öylece aşka gittiler.
Çınladı kalbim ruhumla beraber.
Yankısı bana kaldı.

Deniz koydum adını.
Sevgimi, hüznümü benden aldı…

Çınladı kalbim ruhumla beraber.

Deniz'ine âşık oldum…


Son satırı bitirdiğinde parmakları tellerin üzerinde hareketsiz kaldı.

Kaan gözlerini açmadı.

Melodinin son notasının odada kaybolmasını bekledi.

Sonra gitarı yavaşça indirdi.

İçine sinmişti.

İlk defa bir şarkının eksik olmadığını hissediyordu.

Çünkü artık ne söylemek istediğini biliyordu.

Kaan kâğıda uzanıp son satırı yazdı.

Deniz'ine âşık oldum.

Bir süre o cümleye baktı.

Sonra kendi kendine gülümsedi.

— Oldum, ha?

Sanki kelimeyi yüksek sesle söyleyince gerçek daha da belirginleşmişti.

Kaan başını iki yana salladı.

— Geçmiş olsun, Demir.

Arkasından bir ses geldi.

— Bence de.

Kaan olduğu yerde dondu.

Başını çevirdiğinde kapının yanında Ece'yi gördü.

Ece'nin elinde çantası vardı.

Kaan gözlerini büyüttü.

— Gitmemiş miydin?

Ece çantasını gösterdi.

— Cüzdanımı almak için geldim.

Kaan gitarı hemen yatağın üzerine bıraktı.

— Ne zamandır kapıdasın?

Ece'nin dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

— Deniz'ine âşık olduğundan beri.

Kaan'ın yüzü kızardı.

— Ece!

Ece kahkaha attı.

— Ne var? Şarkın çok güzel.

Kaan başını eğdi.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra ona baktı.

— Sakın söyleme, Ece.

Ece'nin yüzündeki şakacı ifade yumuşadı.

— Söylemem.

— Deniz'e söyleme. Henüz değil.

Ece başını salladı.

— Merak etme.

Kaan derin bir nefes aldı.

— Teşekkür ederim.

Ece çantasını aldı, sonra kapıya yönelmeden önce bir kez daha ona baktı.

— Kaan?

— Efendim?

— Onun yanında böyle mutlu olmanı görmek güzel.

Kaan cevap veremedi.

Ece gülümsedi.

— Şarkıyı da bir gün ona söyle. Ama hazır olduğunda.

Kaan başını hafifçe salladı.

Ece odadan çıktı.

Kapı kapandığında Kaan yeniden gitarına baktı.

Şarkı tamamlanmıştı.

Ama onu Deniz'e söylemek…

İşte o, başka bir şeydi.

Ece salona döndüğünde Deniz ile Umut koltukta oturuyordu.

Deniz arkadaşını görür görmez başını kaldırdı.

— Neden bu kadar mutlusun?

Ece çantasını yanına bıraktı.

— Hiç. Mutlu olmak suç mu?

Deniz güldü.

— Hayır ama sen bir şey biliyorsan yüzünden anlaşılıyor.

Ece gözlerini büyüttü.

— Ben mi? Ne bileceğim?

Deniz şüpheyle ona baktı.

Ece hemen konuyu değiştirdi.

— Tatlı aldık bu arada.

Umut poşeti kaldırdı.

— Hem de senin sevdiğinden.

Deniz'in yüzü aydınlandı.

— Tamam, sizi affettim.

Bir süre sonra Kaan kahvelerle salona geldi.

Yüzünde hafif mahcup bir ifade vardı.

Deniz ona bakınca Kaan'ın gözleri yumuşadı.

— Kahven, güzelim.

Deniz fincanı alırken neredeyse elinden düşürüyordu.

Ece dudaklarını ısırdı.

Bu çocuk bir gün Deniz'i utançtan konuşturamayacak.

Tatlılarını yiyip kahvelerini içtiler. Sohbet uzadıkça uzadı.

Sonunda Ece ile Umut geceyi Deniz ve Kaan'la geçirmeye karar verdi.

Birlikte film izlediler, şakalaştılar ve gece boyunca konuştular.

Ama Kaan'ın aklı arada bir odasındaki kâğıda gidiyordu.

Şarkısı oradaydı.

Deniz'in adını taşıyan şarkısı.

Ve Deniz, yanındaki koltukta otururken hiçbir şeyden habersizdi.

Kaan ona baktı.

Deniz tam o sırada başını çevirip gülümsedi.

Kaan da gülümsedi.

Bir gün, diye düşündü.

Bir gün bu şarkıyı sana söyleyeceğim.

Ama henüz değil.

Henüz, Deniz'in kendisini nasıl karşılayacağını bilmiyordu.

Ece ve Umut gittikten sonra ev sessizleşti.

Deniz mutfağı toparladı, Kaan da ona yardım etti.

Bir süre sonra Kaan elini uzattı.

— Yürüyüşe çıkalım mı?

Deniz şaşırdı.

— Şimdi mi?

Kaan omuz silkti.

— Evet, şimdi.

Deniz gülümsedi.

— Olur.

Birlikte dışarı çıktılar ve kumsala doğru yürümeye başladılar.

Gece serindi.

Rüzgâr denizden kıyıya doğru esiyor, dalgaların sesi karanlığın içinde duyuluyordu.

Deniz bir süre sonra kollarını kendine sardı.

Kaan hemen fark etti.

— Üşümüşsün.

Deniz başını eğdi.

— Ceket almadım ya. Kafa yok ki.

Kaan güldü.

— Gel buraya.

Ceketini çıkarıp Deniz'in omuzlarına bıraktı.

Deniz ona döndü.

— E sen üşüyeceksin şimdi.

Kaan cevap vermeden elini tuttu.

Parmaklarını Deniz'in parmaklarının arasına geçirdi ve elini sıkıca kavradı.

Sonra yüzüne bakıp gülümsedi.

— Artık üşümem, güzelim.

Deniz'in beyninde bütün düşünceler birbirine girdi.

Ceketini verdi.

Elimi tuttu.

Parmaklarını parmaklarıma geçirdi.

Bir de güzelim diyor!

DELİRECEĞİM.

Kaan ise Deniz'in yüzündeki ifadeyi görünce gülümsemesini gizleyemedi.

— Ne oldu?

Deniz başını hızla iki yana salladı.

— Hiçbir şey!

— Emin misin?

— EVET!

Kaan güldü.

Deniz'in dikkati hâlâ el ele tutuşmalarındaydı.

O kadar mutluydu ki yürüdüğü yola bile doğru düzgün bakmıyordu.

Ayağı bir dal parçasına takıldı.

— Ah!

Deniz yere doğru sendeledi.

Kaan hemen eğildi.

— Deniz!

Dizlerinin üzerine çömelip onu dikkatlice kontrol etti.

— Bir yerin acıdı mı?

Deniz başını salladı.

— Hayır, iyiyim.

Kaan ayağa kalkmasına yardım etti ama Deniz ağırlığını ayağına verince yüzü buruştu.

Kaan'ın ifadesi ciddileşti.

— Ayağını incittin galiba.

— Biraz sızlıyor ama geçer.

Kaan itiraz etmedi.

Deniz'i dikkatlice kucağına aldı.

Bir kolunu bacaklarının altından, diğerini belinden geçirdi.

Deniz'in gözleri büyüdü.

— KAAN! Ne yapıyorsun?!

— Eve gidiyoruz.

— Yürüyebilirim!

Kaan ona baktı.

— Az önce yürüyebildiğini kanıtlamak için yere düştün zaten.

Deniz'in ağzı açık kaldı.

— Ben bilerek düşmedim!

— Biliyorum, güzelim.

Kaan gülümseyerek yürümeye başladı.

Deniz'in başı göğsünün hizasındaydı. Kulağını Kaan'ın kalbine yaklaştırsa atışlarını duyabilecek kadar yakındı.

Bir eli Kaan'ın ensesine dolanmıştı. Parmakları saçlarına değiyordu.

Deniz bir süre sessiz kaldı.

Sonra başını hafifçe kaldırdı.

— Kaan?

— Efendim?

Deniz, yüzünde küçük bir gülümsemeyle konuştu.

— Şu an burası yaşadığımız yerden daha çok ev gibi hissettirdi.

Kaan'ın adımları yavaşladı.

Deniz devam etti.

— Huzurun vücut bulmuş hâli gibisin.

Kaan ona baktı.

Rüzgâr Deniz'in saçlarını hafifçe dağıtıyordu. Üzerinde kendi ceketi vardı ve kollarını boynuna dolamıştı.

Kaan'ın göğsünde sıcak bir şey yayıldı.

Deniz'in yanında hissettiği huzurun adını artık biliyordu.

Ve bu kez o duyguyu saklamak istemiyordu.

— Ev dediğin öyle olur, güzelim.

Deniz'in yanakları kızardı.

Kaan onu kucağından indirmedi.

Eve kadar yavaşça yürüdü.

Çünkü ikisi de bu anın bitmesini istemiyordu.

Kaan, Deniz'i taşırken onunla konuşmaya devam etti. Deniz arada bir ayağının iyi olduğunu söyleyip durdu ama Kaan onu dinlemedi.

En sonunda eve vardılar.

Kaan kapıyı açtı, Deniz'i odasına götürüp yatağın üzerine dikkatlice bıraktı.

— Biraz dinlen. Ayağını zorlamayalım.

Deniz ona baktı.

— Sen de dinlen.

Kaan gülümsedi.

— Tamam, güzelim.

Sonra odadan çıktı.

Deniz, kapının kapanmasını izledi.

Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

Kaan'ın kendisine böyle davranması kalbini mutlulukla dolduruyordu ama aynı zamanda onu korkutuyordu.

Çünkü Deniz, Kaan'ı yıllardır seviyordu.

Ve yıllardır onun yanında olabilmek için elinden geleni yapmıştı.

Şimdiyse Kaan ona yaklaşıyor, elini tutuyor, onu öpüyor ve hiç düşünmeden güzelim diyordu.

Peki bütün bunlar ne anlama geliyordu?

Deniz bilmiyordu.

Yalnızca Kaan'ın yanında olmak istiyordu.

Biraz daha.

Biraz daha uzun süre.

Kapı iki dakika sonra yeniden açıldı.

Kaan içeri girdi.

Deniz hemen başını kaldırdı.

— Ne oldu?

Kaan hiçbir şey söylemeden yatağın diğer tarafına uzandı.

Deniz şaşkınlıkla ona baktı.

Kaan başını yastığa yerleştirdi ve ona döndü.

— Bugün evimde uyumak istiyorum.

Deniz'in yüzü yumuşadı.

— Ev senin. İzin mi istiyorsun?

Kaan ona hayranlıkla baktı.

Deniz bunu öyle doğal söylemişti ki Kaan'ın içi yeniden ısındı.

— Biliyorum, dedi usulca. O evimin sıcaklığı kalbime kadar ulaşıyor.

Deniz'in gözleri dolacak gibi oldu.

Kaan elini uzattı.

Deniz hiç tereddüt etmeden tuttu.

Bir süre öylece yattılar.

Konuşmadan.

Acele etmeden.

Kaan, Deniz'in elini bırakmak istemiyordu.

Deniz de onun elini tutarken gözlerini kapatmıştı.

Kaan başını ona doğru çevirdi.

— Deniz?

— Efendim?

— İyi ki varsın.

Deniz gözlerini açtı.

Bu kadar basit bir cümle, kalbine dokunmaya yetmişti.

— Sen de iyi ki varsın, Kaan.

Kaan gülümsedi.

Sonra biraz daha yaklaşıp Deniz'in alnına bir öpücük kondurdu.

Deniz'in gözleri yeniden kapandı.

Kaan ise tavana bakarken içinden geçenleri düşündü.

Artık biliyordu.

Deniz'e âşıktı.

Onun adını duyduğunda gülümsüyordu.

Yanında olduğunda huzur buluyordu.

Ona dokunmak, elini tutmak, onu yeniden öpmek istiyordu.

Ama bütün bunların ötesinde, Deniz'in kendisini yanında güvende hissetmesini istiyordu.

Deniz'in ona sarılırken tereddüt etmemesini…

Yanında kendisi gibi olabilmesini…

Ve bir gün, kendisine baktığında onun da aynı şeyi hissedip hissetmediğini öğrenmeyi istiyordu.

Kaan başını Deniz'e çevirdi.

Deniz çoktan uykuya dalmak üzereydi.

Kaan, onun saçlarını hafifçe okşadı.

Ya sana hissettiklerimi söylersem ve sen artık bana böyle bakmazsan?

Bu düşünce kalbini sıkıştırdı.

Ama hemen ardından Deniz'in kendisine söylediği cümleyi hatırladı.

Ben senin evin olurum.

Kaan yavaşça nefes verdi.

Belki de aşk, her şeyi bir anda söylemek değildi.

Belki önce, birinin yanında kalmayı öğrenmekti.

Deniz'in yanında kalmayı…

Onun elini tutmayı…

Ve kendisini saklamadan, ama onu da incitmeden, bu duygunun içinde yürümeyi öğrenmekti.

Kaan, Deniz'in elini biraz daha sıkı tuttu.

Sonra gözlerini kapattı.

Artık aradığı son kelimeyi bulmuştu.

Şarkısı tamamlanmıştı.

Kalbi de ne hissettiğini biliyordu.

Ama henüz Deniz'e söylemeye hazır değildi.

Bir gün söyleyecekti.

Belki de o gün, Deniz'in kendisine baktığında gördüğü şey değişecekti.

Kaan bunu bilmiyordu.

Yine de ilk defa geleceği düşündüğünde korkudan başka bir şey hissediyordu.

Umut.

Çünkü yarın da Deniz'i görecekti.

Yarın da onunla konuşacaktı.

Belki yine güleceklerdi.

Belki Kaan yine ona güzelim diyecekti.

Ve belki bir gün, aralarındaki bütün o yarım kalmış cümleler tamamlanacaktı.

Kaan, uykuya dalmadan hemen önce Deniz'in elini dudaklarına götürüp usulca öptü.

— İyi geceler, evim.

Deniz uykusunun arasında hafifçe gülümsedi.

Kaan da gülümsedi.

Ve o gece, ilk defa, içinde sakladığı duygunun kendisini korkutmasına izin vermeden uykuya daldı.

Çünkü artık biliyordu.

Kalbindeki kişinin adı Deniz'di.