Kenan'ın masanın altından süzülen o zifiri gölgesi, Ege'nin sırasının metal bacaklarına bir yılan gibi dolandığı an, Ege'nin sağ kolundaki siyah damarlar kazağının altında alev gibi yanmaya başladı. İçindeki kadim varlık, adeta kafesine kapatılmış kuduz bir kurt gibi zihninin duvarlarını tırmalıyor, Kenan'a saldırmak için çırpınıyordu.
Ege, kazağının kolunu sıkarak derin bir nefes aldı ve gölgeyi bastırmaya çalıştı. Sınıftaki diğer otuz öğrenci, tarihlerindeki en büyük tehlikeyle aynı odada olduklarının farkında bile değillerdi. Onlar için Kenan, sadece karizmatik ve şık giyimli yeni bir vekil öğretmendi.
"Tarih dersini ezberden nefret ederim gençler," dedi Kenan, masanın etrafında yavaşça dolanarak. Sesi o kadar pürüzsüz ve hipnotize ediciydi ki, en arka sıradaki serseri tayfa bile pür dikkat onu dinliyordu. "Bana tarih kitaplarında yazan yalanları değil, o kitapları yazanların neyi sakladığını anlatmalısınız. Mesela..."
Kenan'ın adımları sınıfın ortasında, tam Ege ile Can'ın sırasının hizasında durdu. "Antik Karya dönemi. Bu toprakların altındaki o devasa, unutulmuş mahzenler. Kimilerine göre sadece erzak depoları..." Kenan başını yavaşça Ege'ye çevirdi ve gülümsedi. "Sizce ne için kullanılıyorlardı?"
Sınıfta çıt çıkmıyordu.
"Ege, değil mi?" dedi Kenan, sanki ismini yaka kartından yeni okuyormuş gibi. Elindeki tahta kalemini havaya kaldırdı. "Bize tahtada Karya mimarisinin neden yerin bu kadar derinlerine inşa edildiğini çizebilir misin?"
Can, masanın altından Ege'nin bacağını tekmeliyordu. Kalkma diyordu bakışlarıyla. Adam seni sınıyarak öldürecek.
Ama Ege'nin seçme şansı yoktu. Eğer kalkmazsa, içindeki Gölge'nin korktuğunu belli edecekti. Yavaşça sırasından kalktı. Her adımı kurşun gibi ağırdı. Tahtanın önüne, Kenan'ın tam karşısına geçti. Aralarında sadece santimler vardı.
Kenan, elindeki beyaz tahta kalemini Ege'ye uzattı. Ege kalemi almak için uzandığında, Kenan kalemi bırakmadı ve Ege'nin parmaklarını kendi buz gibi parmaklarıyla kavradı.
O saniye, Ege'nin zihnine binlerce iğne batırılmış gibi oldu. Kenan'ın dokunuşu fiziksel bir soğukluk değil, doğrudan ruhu donduran, mezar gibi bir histi. Sınıftaki floresan lambalar anlık olarak cızırdayıp titredi.
Kenan, yüzündeki o sıcak öğretmen gülümsemesini sınıfa karşı korurken, dudaklarını zar zor kıpırdatarak sadece Ege'nin duyabileceği bir frekansta fısıldadı:
"Teoman bir ahmaktı Varis. Taşı uyandırman işime geldi. Ama eğer şu an içindeki o köpeğin tasmasını sıkı tutmazsan, kalemi elime alır ve bu sınıftaki her bir çocuğun şahdamarını tek tek keserim. En yakın arkadaşından başlayarak."
Ege'nin çenesi kasıldı. Göz bebeklerinin kenarlarında sıvı karanlık toplanmaya başlamıştı ama Kenan'ın gözlerindeki o dipsiz, ölümsüz vahşeti gördüğünde durdu. Kenan blöf yapmıyordu. O, Teoman gibi güce tapan bir fanatik değildi; o, gücün ta kendisiydi. Küller tarikatının Engizitörü.
Ege, gözlerini kapatıp içindeki gölgeyi zincirledi ve kalemi Kenan'ın elinden çekip aldı. Titreyen elleriyle tahtaya döndü ve anlamsız birkaç yeraltı tüneli şekli çizmeye başladı.
"Teşekkürler Ege," dedi Kenan yüksek sesle, adeta bir tiyatro oyuncusu gibi. "Yerine geçebilirsin. Çok... aydınlatıcı oldu."
Zil çaldığında, Ege sırasına nasıl döndüğünü hatırlamıyordu bile. Can, eşyalarını çantasına tıkıştırıp "Hemen çıkıyoruz, hemen," diye söyleniyordu.
Öğrenciler koridora dökülürken, Ege ve Can kalabalığın arasına karışıp kapıya yöneldiler. Kenan ise elinde deri çantasıyla sınıfın kapısından yavaş, zarif adımlarla çıktı.
Ancak Kenan koridora adım attığı an, kalabalığın ortasında adımları yavaşladı.
Koridorun karşı ucunda, öğrenci dolaplarına sırtını yaslamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş biri vardı: Mira.
Koridordaki yüzlerce öğrenci gürültüyle gülüşüyor, itişiyor, bir sonraki derse yetişmeye çalışıyordu. Ama Mira ile Kenan'ın göz göze geldiği o görünmez hat üzerinde zaman adeta donmuştu. Ege, Can'ı durdurup onlara baktı. Koridorun o kısmındaki sıcaklık aniden on derece birden düşmüş, pencerelerin kenarlarında ince bir buz tabakası oluşmaya başlamıştı.
Kenan, etrafından koşuşturan çocuklara aldırmadan ağır adımlarla Mira'ya doğru yürüdü. Tam önünde durduğunda, aralarındaki boy farkına rağmen Mira'nın buz gibi gözlerinde en ufak bir geri adım atma belirtisi yoktu. Kızın sağ eli, ceketinin altında, o kanlı Karataş hançerinin kabzasındaydı. Sadece bir santim çekse, koridorun ortasında bir katliam başlayacaktı.
"Son Muhafız..." diye mırıldandı Kenan, sesinde nostaljik ama zehirli bir tınıyla. "Büyümüşsün. Annenin o inatçı, kibirli çenesini almışsın. Boğazını kestiğimde o da bana böyle öfkeyle bakıyordu."
Mira'nın ceketinin altındaki parmakları hançerin kabzasını o kadar sert sıktı ki, eklemleri bembeyaz oldu. Dişlerini sıkarak, tısladı: "Senin o kalpsiz göğsünü yarıp, Küller'in bütün sırlarını o taşla birlikte cehenneme göndereceğim Kenan."
Kenan hafifçe kıkırdadı. Etraflarından geçen bir grup kız öğrenci onlara garip garip bakıyordu ama hiçbir şey duymamışlardı.
"Burası bir okul, tatlım," dedi Kenan, alaycı bir kibirlilikle. "Silahlarını sakla. Kan banyosu için yanlış yerdesiniz. Varis artık gölgenin tadını aldı. Yakında kendi isteğiyle bana gelecek. O zamana kadar..." Kenan cebinden parlak, kırmızı bir elma çıkardı ve Mira'nın omzuna hafifçe vurarak yanından geçip gitti. "...iyi dersler."
Kenan koridorun sonundaki öğretmenler odasına doğru gözden kaybolurken, Mira omuzlarını düşürdü. Kızın nefes alışverişi hızlanmış, alnında soğuk terler birikmişti. Ege ve Can hızla onun yanına geldiler.
"O adam..." dedi Can, kekeleyerek. "O adam insan değil Ege. Nefes almıyordu, yemin ederim adam konuşurken nefes almıyordu!"
"Kenan," dedi Mira, sesi ilk defa titreyerek. Hançerinin kabzasındaki elini yavaşça gevşetti. "Küller'in Gölge Ustası. Teoman sadece bir piyondur. Bütün kasabayı kontrol eden, ailemi katleden adam o. Eğer o kasabaya bizzat indiyse..." Mira, Ege'nin gözlerinin içine baktı. "O taş, sandığımızdan çok daha yakın bir yerde Ege. Ve onu bizden önce bulmak için her şeyi yapacak."
Ege, elindeki siyah damarlara baktı. "Bulsun," dedi kararlı bir sesle. "Okulda kavga edemeyiz. Ama eğer taşı o yeraltı mezarlarında arıyorsa, onu kendi çöplüğünde avlayacağız."