Ertesi sabah, Ortakent'teki malikanenin etrafındaki polis kalabalığı dağılmış, geriye sadece rüzgarda savrulan sarı olay yeri inceleme şeritleri ve kapıda bekleyen tek bir özel güvenlik görevlisi kalmıştı.
Aylin, kiralık Fiat Linea'sını doğrudan malikanenin ferforje kapısının önüne, park yasağı tabelasının tam altına sertçe park etti. Arabadan indiğinde sol kolunu fazla hareket ettirmemeye çalışıyordu. Siyah deri ceketinin omzundaki o yırtık, geceki yel değirmeni pususunun dilsiz bir şahidiydi. İçerideki bandaja rağmen ceketinin astarı hala ılık kanla ıslaktı.
Güvenlik görevlisi onu durdurmak için elini kaldırdı ama Aylin, adamın gözlerinin içine o cehennemden çıkma, uykusuz ve vahşi bakışını dikti. Ceketini hafifçe aralayıp belindeki ruhsatsız siyah tabancanın kabzasını gösterdi. Adam yutkundu ve sessizce geri çekildi. Aylin sarı şeridin altından eğilerek geçip doğrudan malikanenin kapısına yürüdü ve zile bastı.
Kapı kısa süre sonra açıldı.
Karşısında, dünkü o zarif siyah yas elbisesiyle Bade duruyordu. Yüzü porselen kadar pürüzsüz, saçları milimetrik bir nizamla toplanmıştı. Aylin'in darmadağınık saçları, yorgun yüzü ve barut kokan deri ceketiyle Bade'nin o kusursuz, beyaz lüksü arasındaki kontrast, iki farklı dünyanın çarpışması gibiydi.
"Bodrum Emniyeti ifademi dün gece aldı," dedi Bade, sesi ipek gibi yumuşak ama bir o kadar da duygusuzdu. "Avukatım olmadan kimseyle görüşmüyorum."
"Bodrum Emniyeti'nden değilim. Artık polis de değilim," dedi Aylin, ayakkabılarını çıkarmadan doğrudan mermer zemine adım atıp içeri girerken. Bade onu durdurmaya çalışmadı, sadece kapıyı kapatıp hafif bir merakla bu yırtıcı kadını izledi.
Aylin doğrudan dün gece cinayetin işlendiği o lüks salona yürüdü. Beyaz seramiklerin üzerindeki kan temizlenmiş olsa da, ölümün o ağır kokusu hala havada asılıydı. Dönüp Bade'ye baktı.
"Kocanı öldüren adam bir kiralık katil ya da mafya tetikçisi değildi," dedi Aylin, sesindeki sertliği hiç gizlemeden. "O bir seri katil. Kendini bir bahçıvan sanıyor. Kurbanlarını ise budanması gereken yabani otlar olarak görüyor."
Bade'nin yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi olmadı. Sakince kollarını göğsünde kavuşturdu. "Bunları bana neden anlatıyorsunuz?"
"Çünkü kocan onun hedefi değildi. Kocan, sadece asıl çiçeğin büyümesini engelleyen ve koparılıp atılması gereken bir ayrık otuydu. Asıl eser sensin." Aylin yavaşça Bade'ye yaklaştı. Aralarında sadece bir adım mesafe kalmıştı. "Komodinin üzerindeki o şeffaf, kehribar rengi ağaç macununu polisler anlamadı. Ama ben biliyorum. Ve olay yeri fotoğraflarına tekrar baktığımda, o damlanın oradan 'temizlendiğini' gördüm. Onu polise vermedin. Sakladın."
Aylin, bu cümlenin karşısındaki bu yeni dul kalmış, korkmuş kadını çökerteceğini, ağlatacağını ya da paniğe sürükleyeceğini düşünüyordu. Ama beklediği olmadı.
Bade'nin dudaklarında yavaş, kan dondurucu ve mükemmel ölçülü bir tebessüm belirdi. O an Aylin, karşısındaki kadının kurbanlık bir koyun değil, en az Yekta kadar tehlikeli, hastalıklı bir zehirli sarmaşık olduğunu anladı.
"Eğer bahsettiğiniz o adam gerçekten sizin anlattığınız kadar kusursuz bir sanatçıysa..." dedi Bade, sesini fısıltıya dönüştürerek. "...belki de siz, onu elinizden kaçırdığınız ve onun dünyasını anlayamadığınız için bu kadar öfkelisinizdir."
Bade'nin gözleri yavaşça Aylin'in sol omzuna, ceketindeki yırtığa kaydı. "Kanamanız var. Deri ceketinizden sızıyor. Beyaz halıma damlatmazsanız sevinirim."
Aylin'in çenesi kasıldı. Hayatında ilk defa, bir katilin peşindeyken katil ve kurbanının aynı hastalıklı zihniyette birleştiğini görüyordu. Yekta bu kadını bir fanusa koymak istiyordu ama bu kadın o fanusun içinde kendi zehrini üretmeye çoktan hazırdı.
Aylin sağ eliyle aniden Bade'nin boğazını sıktı ve kadını hızla şöminenin taş duvarına yapıştırdı. Bade acıyla inlese de gözlerindeki o karanlık gülümseme silinmedi.
"O adam bir kurtarıcı değil," diye tısladı Aylin, yüzünü Bade'nin yüzüne yaklaştırarak. "Seni o şeffaf macunun içine gömdüğünde nefes alamayacaksın. Onu bekliyorsun, biliyorum. Geldiğinde ona İzmir'deki komiserin hala peşinde olduğunu söyle. Çünkü ikinizi de aynı toprağa gömeceğim."
Aylin kadının boğazını sertçe bırakıp arkasını döndü. Malikaneden dışarı çıkarken, Bade duvara yaslanmış bir halde boynunu ovuşturuyor ama hala o zehirli, karanlık tebessümle Aylin'in arkasından bakıyordu.
Satranç tahtasındaki taşlar artık yerini bulmuştu. Avcı, katil ve kurban; hepsi aynı cehennemin içindeydi.