Ortakent'teki malikanenin etrafını saran o sahte sessizlik, kış bahçesinin sürgülü cam kapısının sertçe, raylarından fırlayacak gibi açılmasıyla paramparça oldu.
Bade, elindeki kristal şarap kadehiyle orkidelerinin arasından hızla arkasına döndü. Gecenin o geç saatinde Yekta'nın geri döndüğünü sanmıştı ama karşısında duran kişi, sol omzundan deri ceketine taze kan sızan, saçları birbirine karışmış ve gözlerinde dondurucu bir ölüm soğukluğu taşıyan Aylin'di.
"Sana bu eve bir daha adım atmamanı söylemiştim," dedi Bade, sesindeki o zehirli ve kibirli tonu korumaya çalışarak. "Güvenliği nerede bıraktın?"
"Güvenliğin, belimdeki silahın namlusunu ağzında hissedince istifasını verip gitti," dedi Aylin, çamurlu botlarıyla kış bahçesinin o kusursuz, beyaz mermerlerine basarak içeri girerken.
Bade şarabından sakin bir yudum aldı ve o porselen gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. "Zavallı bir sokak köpeği gibi kanıyorsun komiser. Ve hala gelip benim bahçemde havlıyorsun. Sana onun geri döneceğini, beni bu kokuşmuş topraktan kurtaracağını söylemiştim. O bir sanatçı. Ve ben de onun başyapıtıyım."
"Onun adı Yekta değil," dedi Aylin. Sesinde ne bir öfke ne de bir tehdit vardı; sadece Bade'nin üzerine çöken o acınası illüzyonu ezip geçen buz gibi bir gerçeklik yatıyordu. "Onun gerçek adı Korel Yalçın. Ege Üniversitesi Botanik Bölümü'nden atılmış, morgdan insan parçaları çalarken yakalanmış eski bir asistan."
Bade'nin dudaklarındaki o kusursuz tebessüm bir an için titredi ama kendini hemen toparladı. "Geçmişi beni ilgilendirmiyor. O benim kocamı öldürdü ve beni özgür bıraktı."
Aylin yavaşça Bade'ye yaklaştı. Aralarındaki o zehirli orkideleri elleriyle acımasızca kenara itti. "Seni özgür falan bırakmadı Bade. Seni sadece hasat için hazırladı. Tıpkı Muğla'daki, Antalya'daki ve Bursa'daki o diğer dört lüks ve gösterişli dul kadına yaptığı gibi."
Bade'nin elindeki kristal kadeh, duyduğu bu cümleyle milimetrik bir sarsıntı geçirdi. Aylin bu çatlağı görmüştü ve neşteri tam o noktaya sapladı.
"Sen onun suç ortağı değilsin. Sen onun ruh eşi ya da anladığı o 'karanlık kraliçe' de değilsin," diye fısıldadı Aylin, Bade'nin gözlerinin tam içine bakarak. "Onun sığındığı bir hastalıklı döngü var. Önce kadının hayatındaki o kaba, 'çürütücü' unsuru, yani kocayı ortadan kaldırıyor. Sonra kadının kendini güvende, kusursuz ve en estetik hissettiği o anı bekliyor. Ve tam o anda... kadını kendi elleriyle boğarak öldürüyor."
Bade'nin nefesi kesildi. Yüzündeki o kan dondurucu maske hızla eriyordu.
Aylin, Bade'nin geceliğinin cebinden yansıyan o hafif altın sarısı pırıltıyı fark etti. Elini hızla uzatıp Bade'nin cebindeki o kusursuz, kehribar rengi macun damlasını çekip aldı. Bade engel olmaya çalıştı ama Aylin'in o yaralı kolundan beklemeyeceği kadar vahşi bir güçle duvara itildi.
"Bunu sana bir mühür, bir hediye olarak verdiğini sanıyorsun, değil mi?" dedi Aylin, kehribar damlasını Bade'nin göz hizasında tutarak. "Bu bir hediye değil Bade. Bu, onun cesetlerin boynuna bıraktığı imza. Bu, estetiğin çürümesini engellemek için kullandığı bir kimyasal. Seni o cam fanusun içinde yaşatmayacak; seni o fanusun içinde donduracak."
Bade'nin gözleri, Aylin'in parmakları arasındaki o reçine damlasına kilitlendi. Yekta'nın bir saat önce bu kış bahçesinde boynuna dokunurken şahdamarının üzerinde duraklamasını, parmaklarındaki o dondurucu soğukluğu hatırladı. Onu okşamıyordu; onu boğacağı noktayı ölçüyordu.
İçindeki o kibirli "Zehirli Sarmaşık", yerini aniden ölümün soğuk nefesini ensesinde hisseden çaresiz bir kurbana bıraktı. Kendi kurduğu o lüks ve karanlık tuzağın içine, aslında bir seri katil tarafından hapsedilmişti.
"Beni öldürecek," diye fısıldadı Bade, sesi ilk defa titreyerek. Porselen kırılmıştı.
"Eğer benimle işbirliği yapmazsan, evet. Seni bu kış bahçesinde kendi orkidelerinin arasına bir böcek gibi sabitleyecek," dedi Aylin, silahını belinden çıkarıp şarjörünü kontrol ederken. "O macun damlası senin ölüm fermanın. Ama onu geri çağırabiliriz. Seni ona yem olarak sunacağız. Onu bu malikaneye, kendi tasarladığı o mükemmel sona çekeceğiz."
Bade derin bir nefes aldı. Gözlerindeki o kibir gitmiş, yerine hayatta kalmak için her şeyi yapabilecek, köşeye sıkışmış vahşi bir hayvanın içgüdüleri gelmişti.
"Ne yapmamı istiyorsun?" diye sordu Bade, sesini toparlayarak.
Aylin, kanlı deri ceketinin yakasını kaldırdı ve yüzüne o yırtıcı, acımasız gülümsemesini yerleştirdi. "Onun kusursuz bahçesini, kendi cehennemimize çevireceğiz. Bahçıvanı toprağa gömme vakti geldi."