İçeriğe geç

KAYITLARDAKİ HAYALET

Gümbet'teki o ucuz, rutubetli pansiyon odasının banyosunda sadece su damlatan paslı musluğun sesi yankılanıyordu. Kırık aynanın karşısında duran Aylin, siyah deri ceketini ve kanla kaskatı kesilmiş tişörtünü zorlanarak üzerinden sıyırdı. Sol omzundaki kesik derin değildi ama açılmıştı ve sürekli kanıyordu.

Aynadaki yansımasına baktı. Gözaltları uykusuzluktan morarmış, yüzü solmuştu ama gözlerindeki o yırtıcı ateş her zamankinden daha harlıydı.

Lavabonun kenarında duran ucuz votka şişesini açıp, yarısının üzerine boca etti. Alkol açık yaraya temas ettiği an, acı beynine bir şimşek gibi saplandı. Aylin dişlerini o kadar sert sıktı ki çenesinden bir çatırtı koptu ama ağzından tek bir inilti bile çıkmadı. Çakmağıyla dikiş iğnesini ateşe tutup sterilize etti, kalın siyah ipi geçirdi ve kendi etine ilk dikişi attı. Her iğne girişinde, Yekta'nın o yel değirmenindeki dondurucu sesi zihninde yankılanıyordu: "Estetiğin yok komiser... Sadece gürültü ve çamursun."

"Seni o çamura gömeceğim," diye fısıldadı Aylin, ipi sertçe çekip düğümlerken.

Son dikişi atıp yarayı gazlı bezle kapattığı an, yatağın üzerine fırlattığı şifreli, eski model tuşlu telefonu titremeye başladı. Ekranda İsimsiz bir numara vardı.

Aylin telefonu açıp kulağına götürdü. "Umarım deşmeye değer bir şeyler bulmuşsundur, Selim."

Hattın diğer ucundaki ses, İzmir Emniyeti Cinayet Büro'dan eski ortağı Selim'e aitti. Sesi gergindi, sanki odada biri onu dinliyormuş gibi fısıldayarak konuşuyordu. "Senin için kendimi yakıyorum Aylin. Rozetini bırakıp kaçtığın yetmedi, şimdi de yasa dışı sistem sorgusu yaptırıyorsun bana."

"Bırak sızlanmayı. Buldun mu adamı?"

"Buldum... Yani, bulduğumu sanıyordum," dedi Selim, klavye tuşlarının tıkırtısı eşliğinde. "Bana verdiğin o 'Yekta' ismi ve belediye işçisi profili üzerinden 4857 Sayılı İş Kanunu altındaki tüm taşeron ve SGK geçiş kayıtlarını taradım. Bodrum'daki şantiyeye giriş evrakları, yıllık izin hakkedişleri, sigorta sicil numarası... Her şey kağıt üzerinde kusursuz."

"Ama?" diye sordu Aylin, kanlı ellerini lavaboda yıkarken.

"Ama o kayıtlar bir ölüye ait Aylin. Gerçek Yekta, sekiz yıl önce Manisa'da bir tarım kazasında, traktörün altında kalarak can vermiş. Ailesi yok, kimsesi yok. Şu an Bodrum'da o isimle, o sigorta numarasıyla maaş alan ve sokaklarda dolaşan adam bir hayalet."

Aylin banyonun kapısına yaslandı. Suyun sesini kapattı. "Kimliğinin sahte olduğunu biliyordum. Bana asıl kim olduğunu söyle."

Selim derin bir nefes aldı. "SGK veri tabanından çıkıp, Kriminal'in soğuk dosyalar arşivine girdim. Yüz tarama algoritmalarını senin verdiğin eşkalle çaprazladım. Eşleşme, bizi yirmi yıl önceye, Ege Üniversitesi Botanik Bölümü'ne götürdü. Orada, hücresel çürümeyi durdurmak üzerine saplantılı teorileri olan, 'Dahi' lakaplı bir asistan varmış. Adı, Korel Yalçın. Sentetik ağaç macunu ve amber kullanarak hayvan kadavralarını çürümeden yıllarca saklamayı başarmış."

Aylin'in kalp atışları hızlandı. "Macun..."

"Evet," diye devam etti Selim, sesindeki dehşet giderek artıyordu. "Ama adam hayvanlarla yetinmemiş. Üniversitenin anatomi laboratuvarından insan uzuvları ve morgdan ceset parçaları çalarken yakalanmış. Savunmasında 'Ölümü değil, estetiğin çürümesini engelliyorum, ben bir sanatçıyım' demiş. Akıl hastanesine kapatılmış, altı ay sonra oradan kaçmış. O günden beri de resmi kayıtlarda yok."

Aylin, pansiyon odasının o karanlık, rutubetli tavanına baktı. Karşısında sadece İzmir'de cinayetler işlemeye başlamış bir psikopat yoktu. Yıllardır sistemin içinde, görünmez bir amele olarak şehir şehir gezen, tekniğini ve kimyasallarını yirmi yıldır mükemmelleştiren kusursuz bir yırtıcı vardı.

"Bitmedi Aylin," dedi Selim, yutkunarak. "Korel Yalçın'ın geçmişteki dosyalarını ararken, sadece İzmir'de değil; son on yılda Muğla, Antalya ve Bursa'da işlenmiş, üzeri örtülen dört 'faili meçhul' cinayet buldum. Kurbanların hepsi zengin, lüks içinde yaşayan, gösterişli ve dul kadınlar. Hepsinde aynı imza var: Boğularak öldürülmüşler ve boyunlarında yuvarlak, şeffaf bir reçine damlası bulunmuş. Adam yıllardır kendi bahçesini yaratıyor."

Aylin telefonu yavaşça indirdi. Bade'nin o porselen yüzü ve kibirli gülümsemesi zihninde belirdi.

Yekta, Bade'yi sadece kurtarmamıştı. Onu, on yıllık hastalıklı koleksiyonunun son ve en mükemmel parçası yapmaya hazırlanıyordu. Ve eğer Aylin, bu iki karanlık zihnin arasına hemen girmezse, Bade yakında o cam fanusun içinde ebediyen nefessiz kalacaktı.

"Teşekkürler Selim," dedi Aylin telefonu kapatırken.

Silahını, yedek şarjörlerini ve deri ceketini tekrar kuşandı. Acı hissetmiyordu. Kayıtlardaki o hayaleti bulup, kendi toprağına, o çamurun en dibine gömmek için artık sadece intikam değil, dondurucu bir netlik de taşıyordu.