İçeriğe geç

ESKİ SAVAŞ ALANI

Evde herkes sessizdi.

Haritanın üzerindeki kırmızı işaret hâlâ yanıyordu.

Alev gözlerini o işaretten ayırmıyordu.

“Oraya gitmeliyiz.”

Ateş başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Alev kaşlarını çattı.

“Neden?”

“Çünkü orası sıradan bir yer değil.”

Pamir söze girdi.

“Orada ne olduğunu biz bile tam olarak bilmiyoruz.”

Su şaşkınlıkla babasına baktı.

“Yıllar önce orada savaştınız. Hiç mi bilmiyorsunuz?”

Pamir derin bir nefes aldı.

“Bildiğimiz tek şey, savaşın orada başladığı.”

Baran haritayı eline aldı.

“Ve orada bitmediği.”

Toprak hemen sordu:

“Ne demek bu?”

Baran cevap vermeden haritaya baktı.

“Biz oradan ayrıldığımızda karanlık tamamen yok olmamıştı.”

Odadaki herkes sustu.


Alev ayağa kalktı.

“Yani yıllardır geri dönmesini bekliyordunuz.”

Ateş kızına baktı.

“Hayır.”

“Peki neden bize hiçbir şey anlatmadınız?”

Ateş birkaç saniye sustu.

“Çünkü çocukken bu yükü taşımanızı istemedik.”

Alev'in sesi yumuşadı.

“Artık çocuk değiliz.”

Ateş cevap veremedi.

Havva araya girdi.

“Bence babam haklı.”

Alev ona baktı.

Havva devam etti:

“Çünkü karanlık zaten bizi buldu.”

Su başını salladı.

“Ve artık saklanarak kurtulamayız.”

Toprak haritaya dokundu.

“Bizi oraya çağırıyor.”

Dört baba birbirine baktı.

Sonunda Rüzgar konuştu.

“Öyleyse hep birlikte gideceğiz.”


Hazırlıklar başladı.

Dört anne kızlarının yanında olacaktı.

Dört baba da yıllar sonra yeniden savaş alanına dönecekti.

Ama bu kez durum farklıydı.

Artık yanlarında dört genç kız vardı.

Beria kızının yanına geldi.

“Alev.”

Alev annesine döndü.

“Ne oldu?”

“Öfkeni kontrol et.”

Alev başını salladı.

“Merak etme.”

Beria kızının elini tuttu.

“Orası senin gücünü de etkileyebilir.”

Alev annesinin gözlerine baktı.

“Hazırım.”


Saatler sonra dört aile yola çıktı.

Eski savaş alanı şehrin çok uzağındaydı.

Yol boyunca kimse fazla konuşmadı.

Sonunda araçlar durdu.

Önlerinde büyük, terk edilmiş bir arazi vardı.

Ağaçlar kurumuştu.

Toprak çatlamıştı.

Gökyüzü ise diğer yerlere göre daha karanlıktı.

Toprak arabadan iner inmez durdu.

“Burası...”

Baran ona baktı.

“Ne oldu?”

Toprak yere eğildi.

Elini toprağa koydu.

Bir anda gözlerini açtı.

“Burada çok fazla insanın gücü kalmış.”

Baran'ın yüzü değişti.

“Evet.”

Ateş etrafına baktı.

“Burası savaşın başladığı yer.”


Dört kız yavaşça ilerledi.

Alev'in saçları hafifçe kızarmaya başladı.

Su'nun gözleri maviye döndü.

Toprak'ın gözlerinde kahverengi bir ışık belirdi.

Havva'nın çevresinde rüzgâr dolaştı.

Anneleri de güçlerini hissetmeye başladı.

Beria'nın ellerinde küçük alevler oluştu.

Nehir'in çevresindeki hava nemlendi.

Defne'nin ayaklarının altında toprak hareket etti.

Lal'in saçları rüzgârla savruldu.

Dört baba ise sessizce onları izliyordu.

Pamir fısıldadı:

“Güçleri burada çok daha güçlü.”

Ateş cevap verdi:

“Çünkü burası onların da geçmişinin bir parçası.”


Bir anda yer sarsıldı.

Kırık taşların arasından büyük bir kapı yükselmeye başladı.

Kapının üzerinde dört sembol vardı.

Ateş Sembolü.

Su Sembolü.

Toprak Sembolü.

Hava Sembolü.

Ve ortasında...

O siyah işaret.

Alev kapıya yaklaştı.

“Bunu daha önce gördük.”

Su:

“Evet.”

Havva:

“Bizi buraya çağıran da buydu.”

Toprak kapının altındaki yazıyı fark etti.

“Burada bir şey yazıyor.”

Herkes yaklaştı.

Taşın üzerinde şu cümle vardı:

“GÜÇLERİNİZİ BİLİYORSANIZ, GEÇMİŞİNİZİ DE BİLİYORSUNUZ DEMEKTİR.”

Alev kaşlarını çattı.

“Ne demek bu?”

Tam o anda kapının arkasından bir ses geldi.

“Çünkü sizin geçmişiniz sandığınızdan çok daha eski.”

Dört baba aynı anda dondu.

Ateş'in yüzü bembeyaz oldu.

Pamir geri çekildi.

Baran yumruğunu sıktı.

Rüzgar başını kaldırdı.

Alev babasına baktı.

“Bu sesi tanıyor musun?”

Ateş cevap vermedi.

Çünkü yıllardır duymadığı o sesi...

Artık çok iyi tanıyordu.

Kapının ardından tekrar bir fısıltı geldi:

“Savaş hiç bitmedi.”

Ve kapı yavaşça açılmaya başladı.