İçeriğe geç

BİTMEYEN IZDIRAP 7.BÖLÜM

“Ve Zeynep Hemşire benim kaderime ağlıyordu. Gözyaşlarını bana göstermeden…”

“Evet,” dedi Ayhan Bey. “İşte benim hikâyem böyle devam ediyor.”

“Seans saati dolduysa kalkabilirim,” dedi.

Doktor Nusret Bey bir yandan not alırken bir yandan da Ayhan Bey'in nereden nereye geldiğini düşünüyordu..

İş alanında hızla yükselirken ,düşüşü çok sert olmuştu..

Hayat diye düşündü insana ne süprizler hazırlıyordu..

Bu soru karşısında çekingen ve titrek bir sesle:

“Yo, yo… Siz ne zaman bitirmek isterseniz o zaman bitirebilirsiniz. İsterseniz devam edebilirsiniz,” dedi Doktor Nusret Bey.

“Ama yorulduysanız yarın da devam edebiliriz,” diye ekledi heyecanlı bir sesle.

Ayhan Bey yattığı yerden doğruldu. Oturur vaziyette ellerini kavuşturdu ve Doktor Nusret Bey'e bakarak:

“Hayır, yorulmadım. Hikâyemi bir seansta, bir solukta baştan aşağı anlatmak istiyorum. Sizce de bir sakıncası yoksa bitirinceye kadar beni sabırla dinleyin. Belki bu son görüşmemiz olabilir,” dedi kendinden emin bir ifadeyle.

“Evet, belki de bu son seansımızdır. Kim bilir?” dedi Doktor Nusret Beye dönerek

“O yüzden her şeyi bugün anlatmak ve hikâyemi bitirmek istiyorum. Belki sonsuza dek bu bitmeyen ızdırapla yaşayacağım. En azından bunları sizinle paylaşmak istiyorum.”

Doktor Nusret Bey, Ayhan Bey'e dönerek:

“Tabii, siz nasıl isterseniz. Benim için fark etmez. Ama önce evi bir arayıp haber vereyim. Siz de bu arada biraz dinlenin,” dedi.

Telefonun ahizesini kaldırıp sekreterini aradı. Büşra Hanım'a, kendisi çıkmak isterse çıkabileceğini, hastasıyla yaptığı seansın biraz uzayacağını haber verdi.

Ayhan Bey'e dönerek:

“Çay ya da kahve içmek isterseniz söyleyin. Ne istersiniz, hazırlatayım?” diye sordu.

“Doktor Nusret Bey, sizin her zaman beş çayında içtiğiniz gibi çay içelim,” dedi Ayhan Bey.

Doktor Nusret Bey, sekreteri Büşra Hanım'ı arayarak iki çay ve yanında atıştırmalık bir şeyler getirmesini istedi.

Telefonu kapattıktan sonra tekrar ahizeyi eline aldı ve evin numarasını çevirmeye başladı. Telefonun açılmasını beklerken sekreteri Büşra Hanım, elinde dumanı tüten çaylarla içeri girdi. Söylediği gibi çayların yanında atıştırmalık bir şeyler de hazırlamıştı.

Çayları çalışma masasının önündeki sehpaya usulca bıraktı ve Ayhan Bey'e dönerek:

“Buyurun, çayınız,” dedi.

Doktor Nusret Bey, telefonun cevap vermesini bekliyordu. Başını sallayarak Büşra Hanım'a teşekkür etti.

Büşra Hanım, Doktor Nusret Bey'e dönerek:

“Benden isteyeceğiniz başka bir şey yoksa çıkmak için izin isteyeceğim. Çıkabilir miyim?” diye sordu.

Doktor Nusret Bey konuşmadan başını salladı.

“İyi akşamlar, Büşra Hanım,” dedi.

Bu sırada telefon açılmıştı. Karşısında, “Alo, buyurun,” diyen eşiyle konuşmaya başladı.

Eşine, o gece biraz geç geleceğini ve hastasıyla yaptığı seansın uzadığını haber verdi.

Bu olağanüstü durum karşısında eşi Makbule Hanım biraz şaşırmıştı. Ancak beklediği o gizemli hastası olabileceğini düşünerek:

“Tabii ki olur. Sen işine bak, biz bekliyoruz,” dedi.

Doktor Nusret Bey, “Görüşmek üzere,” diyerek telefonu kapattı.

Masasından kalkıp sehpanın yanındaki koltuğa oturdu. Çay fincanını eline almış, Ayhan Bey'e dikkatlice bakıyordu. Ayhan Bey de çoktan fincanını almış, yavaş yavaş çayını içiyordu.

Ayhan Bey, fincanını tabağına koyduktan sonra koltuğa tekrar uzandı. Ayaklarını uzatmış, ellerini başının altına koymuştu.

“Evet,” dedi. “Bu şekilde hızla iyileşmeye başlamıştım. Bir yandan da Hemşire Zeynep'le yakınlaşmaya başlamıştık.

Zeynep'i görmediğim bir günü yaşanmış saymıyordum. Ona o kadar alışmıştım ki onsuz bir hayatı düşünemiyordum.

Bir gün elinde bir bastonla çıkageldi. Ben de yavaş yavaş ayaklanmaya başlamıştım. Güç bela da olsa sağ ayağıma fazla yüklenmeden, ağır ağır yürümeye çalışıyordum

Bu arada kaburga kemiklerimdeki kırıklar da iyileşmişti. Kolumdaki ve ayağımdaki kırıklar da kaynamıştı. Sağ ayağımdaki aksaklık ise fizik tedaviyle geçebilecek türden bir aksamaydı..

bir sabah ,

Zeynep, gülümseyerek odaya girdi.

‘Hadi bakalım, tembel hasta! Bugün hava çok güzel. Hadi çıkalım, dışarıda bahçede biraz dolaşalım,’ dedi.

Ben ise çekingen bir tavırla:

‘Sana ayak uyduramam ki! Gördüğün gibi hâlâ yürümekte güçlük çekiyorum. Biraz daha iyileşeyim de seninle bol bol yürürüm,’ dedim.

Zeynep, tatlı bir sesle:

‘Olmaz öyle şey! Hadi bakalım, sol kolundan ben tutacağım. Sağ elinle de bu bastona dayanarak rahatlıkla yürüyebilirsin. Hadi beyim, marş marş!’ dedi.

İşte bana verdiği baston hâlâ sağ elimde. Hâlâ ona dayanıyorum.”

Ayhan Bey'in sesi titremeye başlamıştı. Gözleri dolmuş, sesi ağlamaklı bir hâl almıştı.

“Baston hala benimle birlikte…” diye mırıldandı.

Bir süre sustu. Sonra anlatmaya devam etti:

“Günler bu şekilde akıp geçiyordu ve ben Zeynep hemşireye tutku dolu bir aşkla bağlanıyordum...

Ben hemen iyileşmek istemiyordum. Sanki iyileşip buradan gidersem bir parçam burada kalacaktı. Ya Zeynep Hemşire'yi bir daha göremezsem diye düşünüyordum.

Ve sonunda taburcu olacağım gün geldi. Artık tamamen iyileşmiştim. Sağ ayağımdaki aksaklık da neredeyse geçmişti.

Bu hayatta birkaç yakın akrabam dışında kimsem kalmamıştı. Sanki buradan çıkınca hayatla yüzleşecek gücüm kalmamıştı. Artık ailem dayanağım da yoktu. Üstelik bütün bunlara kendi aceleciliğim yüzünden ben sebep olmuştum. Ailemle birlikte geçirdiğim o kazaya ben neden olmuştum.

Haa az daha unutuyordum dedi

Ayhan bey heyecanlı bir ses tonuyla

Bu arada Zeynep'le kader birliğimiz de vardı. Onun da annesiyle babası çok küçük yaşta vefat etmişti. O da kimsesiz kalmıştı. Bir ağabeyi ve kendisi, iki kardeş kalmışlardı.

Akrabaları onlara bakmak yerine ikisini de yetiştirme yurduna, yetimhaneye bırakmışlardı.

Zeynep çok küçüktü. Ağabeyini zar zor hatırlıyordu. İkisini de ayrı ayrı aileler evlat edinmişti.

Zeynep'i büyüten aile, onu kendi kızları gibi görmüş, okutmuş ve hemşire olmasını sağlamıştı. Ona kol kanat germişlerdi. Zeynep, onların öz kızlarından farksızdı biri birlerini çok seviyorlardı..

Taburcu olmadan bir gün önce Zeynep'e açılmaya karar verdim. Onu ne kadar çok sevdiğimi ve onsuz yapamayacağımı anlattım. Ailesinden gelip kendisini istemek ve onunla evlenmek istediğimi söyledim.

Zeynep bana tatlı tatlı bakıyor, tebessüm ederek beni dinliyordu.

‘Hele hele! bir bakın beyimize hele...bana gerçekten aşık mı oldun yoksa minnet duygusu mu bu... Siz tam anlamıyla bir iyileşin. Hastane ortamından uzaklaşın, kafanızı dinleyin.iyice duygularınızı bir ölçün tartın ve Beni gerçekten seviyorsanız buyrun, gelin beni ailemden isteyin,’ dedi.

O kadar çok sevinmiştim ki sanki dünyalar benim olmuştu. Sanki yeniden dünyaya gelmiştim. Sevinçten havalara uçmak istiyordum..

Zeynep hemşireyi sımsıkı sarılmak istiyordum

Sevdiğim kız bana evet diyordu.

‘Gel, beni iste!’

Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Sadece:

‘Tamam, olur. Geleceğim. Senin için geleceğim, Zeynep,’ diyebildim.

Taburcu olduğum gün Zeynep beni uğurlamaya gelmedi.

Herhâlde beni yolcu etmek istemedi, diye düşündüm. Olsun, adresini ve telefon numarasını biliyordum. Dediği gibi yapacaktım. Kendimi toparlayıp dinlenecek, karşısına çıkıp ailesinden kendisini isteyecektim.

Elimde bastonumla, üç dört ayımı geçirdiğim bu hastane koğuşundan yavaş yavaş ayrılıyordum.

Burada hayata tutunmuş, hayatımın en güzel varlığına kavuşmuştum.

Hayat arkadaşımı Aşkımı bulmuştum.

Kapıdan son bir kez içeriye baktım. Ayrılmak gerçekten zor gelmişti bana.

bu odaya o kadar bağlanmıştım ki... Ama artık yeni hayatıma başlamalıydım.

Hastaneye veda ettim.

Dört ay önce evimizin önünden ailemle birlikte neşe içerisinde ayrılmıştık. Şimdi ise tek başıma, hüzün ve acı içerisinde evin önünde duruyordum.

Hayat ne garipti! Hiç düşünmediğimiz, hiç beklemediğimiz olaylar gelip bizi buluyordu.

Oysa hayata dair neler planlamış, neler düşünmüştük. Fakat hiçbir şey bizim planladığımız gibi gitmemişti..

Evime girdim.

Bomboştu.

Ne annemin sesi geliyordu ne de kardeşimin…

Babam koltuğunda oturup televizyon seyretmiyordu. Kardeşim sofrayı kurma telaşında değildi..

mutfakdan annemin yemeklerinin kokusu gelmiyordu

Bu sessizlik ve boşluk içinde kaç gün geçtiğini bilmiyordum.

Bir gün kapım birkaç kez güçlü bir şekilde çalındı.

Kanepede uyuyordum. Kapı tokmağına vurulan sesle göz kapaklarım hafifçe aralandı…