Asım’la sarılmayı bitirince Hifa’ya döndüm. Selam vermek istedim ama Asım benden önce davrandı.
“Hifa ablaaa! Bak, senin dediğin gibi Allah’a emanet etmiştim. Abim gelmiş!”
Hifa gülümseyerek ona baktı. “Gördüm kardeşim.”
Sonra bana döndü. “Hoş geldiniz.”
Bana siz diye hitap etmesi canımı sıksa da bunun onun herkese karşı benimsediği mesafeli tavır olduğunu biliyordum. Erkeklere karşı ölçülüydü; inandığı sınırlara dikkat ederdi. Yine de içimdeki bir taraf, bana biraz daha yakın davranmasını istiyordu. Bu isteğin ne kadar anlamsız olduğunu bilsem de kendime engel olamıyordum.
“Hoş buldum. Nasılsın Hifa?”
“İyiyim, siz nasılsınız?”
“İyiyim, sağ olasın.”
Sohbetimiz birkaç cümlede tükendi. Hifa, anneme selamlarımı iletin deyip gitmek istedi. İçimden akşam yemeğine kalmasını söylemek geçti.
“Akşam yemeğine kalsaydın,” dedim.
“Çok teşekkür ederim. Siz ailecek özlem giderin. Yarın geleceğim zaten.”
Asım hemen araya girdi. “Ablam, bu akşam da kalsaydın lütfen.”
Hifa onun saçlarını okşadı. “İnan çok isterdim ama halletmem gereken işler var. Yarın görüşürüz inşallah.”
“Öyleyse daha fazla tutmayalım seni. Hava serin,” dedim. “Hoşça kal. Allah’a emanet.”
“Siz de hoşça kalın. Allah’a emanet olun.”
Asım’a sarılıp vedalaştıktan sonra kapıdan çıktı. Ben de kardeşimle içeri döndüm. Onunla takılmaya, gününü anlatmasını dinlemeye başladım. Bir süre sonra kahkahalarımız yemek masasının etrafında yankılanıyordu. Ailemin sesini, evin içindeki tanıdık hareketliliği ne kadar özlediğimi o an anladım.
Yemekten sonra babam annemden kahve istedi. Ardından bana dönüp göz kırptı.
“Hifa gibi yap ama.”
Şaşkınlıkla baktım. “Baba, Hifa sana kahve mi yaptı?”
Babam güldü. “Sen evde fazla olmayınca haberin yok tabii. Hifa geçenlerde yemeğe gelmişti. Yemekten sonra kahve istedim. Annen yorulmuştu, Hifa da ‘İsterseniz ben yapayım,’ dedi. Hatun da şahane kahve yapıyor, ellerine sağlık. Ama Hifa’nın yaptığı gerçekten çok güzel olmuştu.”
“Hımm,” demekle yetindim. Ama içimde tuhaf bir istek belirmişti: Hifa’nın ellerinden kahve içmek istiyordum. Bu düşünceye şaşırdım. Kahveydi işte. Aynı kahve, aynı makine… Ne farkı olabilirdi? Sonra kendime itiraf etmek istemediğim bir cevap geldi aklıma: Mesele kahve değildi.
Çaylar içildi, kahveler bitti. Ailemle özlem giderdikten sonra herkes odasına çekildi. Asım çoktan uyumuştu. Ben de odama geçtim, ardından balkona çıktım. Bir sigara yaktım ve telefonumdan Instagram’a girdim. Arama kısmına “Hifa Korca” yazdım. Fotoğrafını gördüğüm hesaba tıkladım. Hesap gizliydi. Takipçi sayısı az, takip ettiği kişi sayısı biraz daha fazlaydı. Tanımadığı insanları kabul etmediğini düşündüm. Bu durum beni şaşırtmadı.
Ben de onun tanıdığı biriydim. Takip isteği gönderdim. Sonra ekranı bir süre elimde tuttum. Kabul etmesini beklediğimi fark edince kendime güldüm. Bir istekti yalnızca; kabul etse ne olacaktı, etmese ne? Telefonu masaya bıraktım, sigaramdan son bir nefes çekip kül tablasında söndürdüm. İçeri girdim. Düşüncelerim arasında ne zaman uyuyakaldığımı hatırlamıyordum.
Yanımda bir kıpırtı hissedince gözlerimi açtım. Asım yatağıma uzanmış, yüzüme bakıyordu.
“Ne oldu abicim?” diye sordum.
“Bir şey olmadı. Erken uyandım. Yanına yatmak istedim. İstemiyorsan kalkayım.”
“Saçmalama oğlum. Niye rahatsız olayım?” dedim. Kolumu uzatıp onu kendime çektim, sıkıca sarıldım.
Biraz daha uyukluyorduk ki annem kapıda belirdi.
“Hadi uykucular, uyanın. Akşama misafirlerimiz var. Kahvaltıdan sonra bana yardım edeceksiniz.”
Asım gözlerini ovuşturdu. “Anne, niye misafirimiz var? Abim için mi çağırdın?”
Annem bana göz kırptı. “Evet oğluşum, abin için.”
Asım’ın doğum gününü unutmuş gibi yapıp gece yarısı kutlayacaktık. Bu fikir elbette Hifa’dan çıkmıştı. Bizim de fikre uymaktan başka seçeneğimiz yoktu. Hifa gelince aklıma gece attığım takip isteği geldi hemen elime telefonu aldım ve ekranda bildirimi gördüm. Takip isteğimi Kabul etmişti ve takip isteği yollamıştı. Hemen uygulamaya girip Kabul ettim sabahım şimdi olmuştu. Kahvaltı yaptık; evin içinde hazırlık telaşı başladı. Anneme yardım ettim, masanın kurulmasına destek oldum. Sonra Murathan aradı. Bir süre konuştuk. Musab da aradı; grubumuzun en küçüğü, Hifa’nın hukuk fakültesinden öğrencisi ve bir kafe işletiyordu. Murathan sayesinde tanışmıştık. Temiz kalpli, efendi bir adamdı. Bazen asker arkadaşlarımla onun kafesinde buluşur, bazen Murathan ve diğer arkadaşlarla orada kahve içerdik.
Hazırlıklar bitince odama çıktım. Normalde parfüm kullanmaya pek meraklı değildim ama o gün nedense kullanmak istedim. Asım’ın bana hediye ettiği parfümden sıktım. Sonra aynada kendime baktım. Görevden dönmüş, aileme kavuşmuş, kardeşimin doğum gününe yetişmiştim. Her şey yerli yerindeydi. Yine de aklımın bir köşesi, Hifa’nın birazdan kapıdan gireceğini düşünüyordu.
Misafirler gelmeye başladı. Önce Murathan ve eşi geldi, ardından birkaç arkadaşım, kuzenlerim ve burada yaşayan teyzemle eşi… Ev kalabalıklaştıkça sesler yükseldi. Ben balkonda sigara içerken Hifa’nın arabasını gördüm. Sigarayı söndürüp kapıya yöneldim. Zile basmasını beklemeden kapıyı açtım.
Beni karşısında görünce irkildi. O an, neden kapıyı açmaya geldiğimi açıklamak zorunda hissettim kendimi.
“Balkonda sigara içiyordum. Geldiğini görünce kapıyı açmaya geldim. Hoş geldin.”
“Hoş buldum,” dedi.
Daha fazla kapıda kalmaması için kenara çekildim. Asım onu görür görmez koştu ve sarıldı. İkisinin birbirine sarılışını izlerken tuhaf bir şey fark ettim: Birbirlerine sarıldıklarında, yanaklarından öptüklerinde bunu düşünmeden, kendiliğinden yapıyorlardı. Eskiden böyle bir yakınlık görsem üzerinde durmazdım. Şimdi ise onların arasındaki bağa bakarken hem mutlu oluyor hem de kendimi açıklayamadığım bir kıskançlığa yakın duyguyla yakalıyordum.
Hifa içeri geçip herkesle selamlaştı. Oturduğunda ben de karşısındaki koltuğa yerleştim. Gözlerine baktım, sonra nasılsın diye sordum. “İyiyim,” dedi kısaca. Ardından bana aynı soruyu yöneltti.
“Fena değildim ama şimdi iyiyim,” dedim; gözlerimin içine bakmasını istiyordum.
“Allah iyilik versin,” diye karşılık verdi ve konuşmayı bitirdi.
Biraz kırıldım. Sonra kendi kendime kızdım. Ne bekliyordum ki? Birkaç imayla ne hissettiğimi anlamasını mı? Ben kendimi anlayamamışken onun beni çözmesini beklemek haksızlıktı. Üstelik Hifa’nın mesafeli oluşunu biliyordum. Bunu kişisel algılamamam gerektiğini de biliyordum. Ama bilmek, hissetmeye engel olmuyordu.
Yemek masasına geçerken Asım’dan önce davranıp tam karşısındaki sandalyeye oturdum. Asım bozulup oflayarak Hifa’nın yanına geçti. Yemekler dağıtılırken Hifa’nın tabağına az yemek aldığını fark ettim. Bir şey soracaktım ama annem benden önce davrandı. Hifa’nın midesinin rahatsız olduğunu, gece makale yetiştirmek için sabahladığını ve çok kahve içtiğini öğrendim.
Konuşurlarken gözlerimi ondan ayıramıyordum. Midesinin ağrıması neden beni bu kadar rahatsız etmişti? Neden kendi kendime onun iyi olup olmadığını düşünüp duruyordum? Bu sorularla boğuşurken Asım beni herkesin ortasında yakaladı.
“Abi, ablama neden öyle bakıyorsun?”
İçimden yer yarılsa da içine girsem diye geçirdim. “Yok be abicim, ablana bakmıyorum. Arkasındaki duvara dalmışım,” dedim.
Asım ikna olmuş gibi yemeğine döndü. Hifa’nın bana inanıp inanmadığını bilmiyordum. Yemek boyunca ona birkaç kez kaçamak bakışlar attım ama göz göze gelemedik. Bana bakmadan yemeğini yedi. Bu da içimdeki huzursuzluğu artırdı.
Masayı toplarken onunla konuşabilmek için her tabak getirdiğimde aynı soruyu sordum: “Buraya koysam olur mu?” İlk birkaç seferinde “Olur,” dedi. Sonuncusunda ise “Dilediğin yere koyabilirsin,” diye karşılık verdi. Yüzümün düştüğünü hissettim. Ben onunla konuşmaya çalışıyordum; o ise beni geçiştiriyordu. Tabakları tezgâha bıraktım ve salona geçtim.
Annemle teyzem mutfağa girmek istemiş ama kızlar onları salona yollamıştı. Bir süre sonra babam Hifa’ya seslendi.
“Kızım, senin elinden kahve içmeyeli çok oldu. Özledik doğrusu. Zahmet olmazsa o güzel kahvelerinden yapar mısın?”
İçimde sebepsiz bir heyecan belirdi. Hifa’nın elinden kahvesini içmek düşüncesi beni gerçekten heyecanlandırmıştı. Bu kadar basit bir şeyin bende bu kadar karşılık bulmasına anlam veremiyordum.