"Bu da ne? Buradan atladığımda dünyama geri mi döneceğim?"
Yüzünde bir ciddiyet vardı. "Hayır." dedi sakince.
Yavaşça yanıma yaklaşmaya başladı. "Ama sana bir şey göstereceğim, aslında bu devasa çukurun dibi görünüyor dikkatli bakmalısın." dedi gözlerime bakarak. "Beni itmeyeceksin değil mi?" dedim kısık sesimle. "Hayır" dedi aynı şekilde.
Usulca yaklaştım dev çukura, aşağı baktım. Göründü gözlerime bir anda keskin kayaların keskin uçları. İlk kez belli belirsiz gülümsedi. Korkarak bir adım geriye attım, ta ki sırtımda onun elini hissedene kadar. "N'apıyorsun?" diyerekten bağırdım aniden. Beni aşağı ittirdi hızlıca. Düşerken kalbim deli gibi atıyordu. Ellerim ve ayaklarım korkudan titriyordu adeta. Gözlerimi kapattım, ellerimi göğsüme dayadım ve bekledim düşmeyi derin nefesle. Ölsem bile en azından bu cehennemden kurtulmuş olacaktım. Gülümsedim yavaşça, rahatladım.
Varmıştım sonunda dibe. Acıyordu bacaklarım, hatta tüm vücudum. Yerde yatıyordum kendi kendime. O kız geldi tekrardan. Elini omzuma koydu. "Kalkabilirsin." dedi. Ona baktım anlamsız şekilde. "Keskin kayalara ne oldu?" dedim sanki tüm derdim oymuş gibi. "Ne kayası?" dedi beni şaşırtmayarak. Gerçekten bildiği ne vardı ki?
Kalktım ayağa hiçbir şey sorgulamayarak. Burada benden başka gerçek olan ne vardı ki? Canı yanan bendim sadece hep olduğu gibi.
Etrafa bakındım yine yoktu hiçbir şey. Tek fark yerlerin hafif buzlu karla kaplı olmasıydı. Soğuktu, şimdiden üşümeye başlamıştı bedenim. "Şimdiden üşüyor musun? Birazdan neredeyse yedi katı soğuk olacak." dedi umursamazca. Cevap bile vermek istemedim. Ne diyebilirim ki zaten ona?
Tekrardan yürümeye başladık. Koşmam gerek dedim kendi kendime en azından biraz ısınırım diye. Hızlandım ve önüne geçtim onun, sonuçta hep düz gidiyorduk ya. "O yönden değil." dedi bana. Sağ tarafı gösterdi eliyle ve büyük bir orman gördüm o an biraz ilerde. Sonunda bir şeyler var burada dedim içimden. Orman varsa yaşam da olmalı bence.
Aniden kalbime bir ağrı girdi, ellerim uyuşmuş oldu fakat soğuktan yanıyordu ona rağmen. Vücudum titreyerek ısı üretmeye çalışıyordu, pek işe yarıyor gibi de gelmiyordu. Yüzünde garip bir memnuniyet vardı kızın.
"Çok soğuk, kalan enerjimi koşarak harcamak istiyorum. Ne kadar erken varırsak o kadar iyi olur." dedim. Gülümseyerek "olur" dedi hızlıca.
İkimizde koşmaya başladık ormana doğru. Ormana yaklaştıkça ağaçlarda kar ve buz olmadığını fark ettim. Daha da hızlı koşmaya başladım o an.
Varmıştık neyse ki ormanın başlangıcına. Hâlâ soğuktu fakat normal bir soğukluktu bu. Ellerimi ovuşturmaya çalıştım. Kangren mi olmuştum acaba? Çünkü aşırı ağırıyorlardı soğuktan. Düşünmeyi bıraktım ve buradan çıkmaya odaklandım.
Ormanın içinde yürümeye koyulduk. Dikenli sarmaşıklar ve otlar yoğunluktaydı. Ne bir hayvan vardı ne bir böcek. Gelen tek ses yürürken otlara bastığımızda çıkan sesti.
Biraz yürüdükten sonra ormanın ilerisinde, ağaçların üstünde kapı benzeri bir şeyin ucu göründü. "Bu çıkış mı?" diye sordum şaşırarak. "Gerçekten ulaşmışız, birazdan oraya varırız." dedi gülümseyerek. Durdu ve bana baktı. "Sen gitmeden senden son bir şey isteyebilir miyim?" dedi ciddi bir ifadeyle. "Tabii." dedim. Bana biraz ilerde ağacın yanına yaslanmış tabutu işaret etti. "Bu tabuta girebilir misin? Seni güvenli şekilde oraya götürmek istiyorum." dedi.
Garip bir yüz ifadesine büründüm. Ona güvenmiyordum, çıkış bu kadar yakınken kendim bile gidebilirdim. "Girmesem olmaz mı? Neden tehlikeli olacak ki?" dedim şüpheci şekilde.
"Bana güvenebilir misin? Seni buraya kadar getirdim. Başta başka çaren olmadığı için dediğim her şeyi yapıyordun. Şimdi bir kere gerçekten güvenmeni istiyorum." dedi sakince.
Biraz durup düşündüm, cevabı ararken alnımdan yavaşça birkaç damla ter süzülüyordu. "Üzgünüm." dedim ve koşmaya başladım. Doğruca çıkışın oraya, arkamı dönmeden koştum. Çok yaklaşmıştım. Fakat aniden kolumdan bir şey tuttu. Ne olduğunu anlayamadan arkamı döndüm ve yeniden o kızdı karşıma çıkan.
"Beni dinlemelisin, biraz daha gidersen çok yaklaşmışken öleceksin!" dedi biraz yüksek sesle. Aşağı bakıp tekrar birkaç saniye düşündüm. Kolumu çekip hiçbir şey söylemeden tekrar koştum. Aniden adım attığım yerde sarmaşıkların ayağıma dolandığını fark ettim. İlerleyemiyordum. Arkamı döndüğümde o, koca tabutu yerde sürüyerek geliyordu yanıma.