Nerdeyim ben? Nerelerdeyim? Gözlerimi açmakta zorlanıyorum. Gittikçe acıyor gözlerim. Etrafımda kimse yok gibi, sessiz ve karanlık. Rüya falan mı görüyorum acaba? Fakat canım yanmazdı öyle olsa.
Yavaşça ayaklanmaya çalıştım ellerimden destek alarak. Biraz canım yandı ama önemli olan ayağa kalkmak. Etrafta hiçbir şey yok gibiydi benden başka. Çok zordu nereye dönersem döneyim hep aynı yere bakıp yön bulmak. Bağırdım kendi kendime çaresizlikten. "Hey! Kimse var mı?" diyerekten. Arkamı döndüğümde ne bıraktığım bir ayak izi vardı ne de bağırdığımda bir ses yankılanması. Sanki buradaki varlığım bir tek benden ibaretti. Başıma ne geldi de burdayım nerden bilebilirdim ki? Uzunca ilerledim kendi kendime. Koşabildiğim kadar koştum bilmediğim yönlere. Nefes nefese kalmıştım, ellerimi dizlerime koyup soluklanıyordum iç karartan düşüncelerle.
Hiç beklemediğim bir şey oldu o an. "Hey." diyerek seslendi tuhaf bir ses. Sesin geldiği tarafa, arkama döndüm. Benden biraz kısa, siyah saçlı ve alnındaki göz dahil toplam 3 gözü olan ürkünç bir kız gördü gözlerim. Birkaç adım geri attım ani bir şekilde. "Korkmana gerek yok, ben sana zarar veremem." dedi fısıltıyla.
"Nerdeyim ben, nasıl çıkacağım?" dedim telaşla. Bu kız benim ilk umudum olmuştu yine de. Konuştuğum, benden başka var olan ilk kişi olmuştu.
"Nerde misin? Bilmiyorum, bunu ben de hâlâ çözemedim fakat sen buraya ait değilsin."
Şaşırarak tepki verdim tabi. "Bilmiyor musun? Burdan çıkmak istiyorum, ne yapacağım?"
Gülümsedi. Şaşıran ifademi gözleriyle yokladı. Amacı neydi? "Evet bilmiyorum ama çıkmana yardım edebilirim. Beni takip et." Dediklerinden sonra yürümeye başladı hızlı adımlarla. Gerçekten yardım edecek miydi, kimdi bu tuhaf kız. Dikkatli bakınca insan olduğu bile söylenemezdi.
"Tamam başka çarem yok herhalde." Arkasından takip etmeye başladım onu. Bu yolun bir sonu var mıydı ki? Belki de yıllar sürecekti buradan çıkmam, hatta burda zaman kavramı bile yok bence. Sonsuza kadar sürebilirdi bu gaflet.
Yürüdük ve yürüdük ve yürüdük. Yürümekten dalağım ağrımıştı artık. "Ne zaman geleceğiz, nereye gidiyoruz?" diyerek sorumu yönelttim yorgun şekilde.
Durup yavaşça kafasını çevirdi. "Bilmiyorum, fakat bildiğim tek şey var o da buradan çıkılabildiği."
Telaşlı şekilde yanıt verdim. "Ne bilmiyor musun? Ne zamandan beri buradasın, nasıl bilmiyor olabilirsin?"
Benimle dalga geçiyor olabilir miydi, yoksa delirmiş miydim çoktan kendi kendime. Belki de halüsinasyon görüyordum sadece.
"Evet bilmiyorum, ben senin dünyanda var olup nasıl çıkabilirim buradan deseydim bilebilir miydin?"
Ağzım açık kalmıştı. Bu iş gittikçe saçmalaşıyordu. Sinirlerim bozulduğundan gülsem mi ağlasam mı bilememiştim. Cevap vermeden yürümeye devam ettim sessizce.
Yürümek işkence gibi gelmeye başlıyordu. Fakat başka çarem var mıydı ki? Olduğum yerde kalsam buradan hiç çıkamayacağım belli ki, en azından elimden geleni yapmış oluyorum şimdi.
Gerçekten tükenmiştim. Onun hızına bile yetişemiyor gibiydim artık. "Yeter." dedim. "Biraz dinlenmeliyim." dedim kısık sesle.
Kız durmadı ama yanıtı da eksik olmadı. "Hayır dinlenmeye ihtiyacın yok zaten geldik."
Şaşırıp kaldım. "Nereye?" Hızlıca onun yanına gittim ve yerde devasa bir çukur fark ettim. Gergin bir şekilde dibi görünmeyen devasa çukura bakakaldım.