İçeriğe geç

Bölüm 3

Ellerimle sarmaşıkları sökmeye çalıştım. Dikenli sarmaşıklar soğuktan acıyan ellerimi kanatmaya başladı. İki saniye düşündüm. Ya bu sarmaşıklar zehirli olduğu için beni tabutta taşımak istiyorsa diyerek geçirdim bazı ihtimalleri içimden. Emin olmayarak ayağımdan sarmaşıkları kurtarmaya devam ettim. Sonunda ayağım serbest kaldı ve tekrar koştum. Ağaçların arasından zikzak çizerek ve zıplayarak en hızlı şekilde gidiyordum. Tam o anda karşımda koca bir sarmaşık duvarı belirdi. Ayrıca bastığım yerin bataklık olduğunu anladım. Yavaşça ve istemsizce batıyordum.

Arkamdan "hey" dedi yine o kız. Elini uzattı nazikçe. Elini tuttum beni zorlanarak çekti bataklıktan zemine. Gülümsedim. "Tamam tabuta gireceğim, neden bu kadar ısrar ettim bilmiyorum. Üzgünüm." dedim biraz üzüntüyle.

"Burada böyle şeyler normal, yine de bana en başta güvenmeni isterdim ama önemli değil, gerçekten." dedi nazik sesiyle.

Tabutu açtı ve yavaşça girdim. Kapağını kapattı usulca. Oldukça dar ve karanlıktı. Beni tabutta taşımaya başladı. Tabutu yerde sürümeden beni taşımasına şaşırdım açıkçası.

Biraz sarsıldıktan sonra "geldik" dedi. "Artık çıkabilirim o hâlde." diyerek tabutun kapağını açmaya çalıştım. "Gerek yok, şimdi kurtulacaksın." dedi kısık sesle.

Tabutu içinde benimle birlikte bıraktığını ve düştüğümü hissettim. Kısa bir düşüşten sonra tabutla birlikte yere, toprak gibi bir şeye çakıldım. Tabutu zorluyorum ama asla açılmıyordu. "Ne yapıyorsun? Çıkar beni!"

Bağırıyordum ama hiçbir şey söylemiyordu. Bir anda kürekle toprak kazma sesi geldi kulağıma. Tabutun üstüne toprak atıyordu. Canlı canlı gömüyordu beni. Her toprak attığında daha çok bağırıyordum, daha çok vuruyordum tabutun kapağına. Sakinleşmeye çalıştım. "Tamam, amacın ne? Belki daha iyi bir yol vardır. Sana yardımcı olabilirim." dedim telaşlı şekilde.

"Ölerek bana yardımcı olacaksın zaten." Konuşurken bile kürekle toprak atmaya devam ediyordu. Kana susamışlığını karanlık bir tabutun içinde ben hiçbir şey göremezken bile belli etmeyi başarıyordu.

Hava almakta zorlanır oldum. Tabutun üstünü neredeyse tamamen toprakla kaplamıştı. Oksijenim azaldığından başım dönmeye başlamıştı. Kaderimde nerede olduğunu bilmediğim saçma sapan bir yerde canlı canlı gömülerek ölmek varmış meğer. Keşke biraz umudum olsaydı, hayır dur. Keşkelerle boğulmanın zamanı değil.

Bir saniye. Beni o kandırdı. Çıkışa varmışken o sarmaşıkları, o duvarı, o bataklığı o yaptı! Tabuta isteğimle girmemi istedi, zorlanmadı bile. Çok yaklaşmıştım. Belki de çıkış bile yoktu, onun söylediği yalanlardan biriydi fakat umut vardı. Gerçek olabilirdi.

Cesaretimi topladım. Tüm gücümle önceden vurduğum yerlere ardı ardına darbeler indirdim. Tabutun üstünde bir yığın toprak olmasa çok daha kolay olabilirdi ama en sonunda çatlatmayı başardım. Dirseklerim, ellerim, kollarım kanayana kadar devam ettim. Kapağını açabildim kan ter içinde . Şimdi oldukça ağır olan toprağı ittirerek çıkmak vardı sırada. Tüm gücümle ittirdim kapağı. Baskı uyguladıkça içeriye toprak doluyordu. Yüzümü bir elimle koruyordum boğulmamak için. Tabuta basarak güç alıyordum kazmaya çalışıyordum yukarı doğru. Boğulmak üzereydim. Nihayet bir elim çıkmıştı dışarı. Yüzeydeki topraktan yardım aldım ve başım da çıkabildi yüzeye. Direkt karşımda onu gördüm. Çok şaşırmış biçimde bakıyordu bana elinde kürekle.

Tüm vücudumu topraktan çıkardım. Hızlıca yanına ilerledim yıpranmış bedenimle. Elindeki küreği geriye aldı ve koluma vurdu sert bir şekilde. Küreğin sivri tarafı canımı yaktı. Geri çekildim. Tekrar kürekle bir darbe indirdi, ellerimle engelleyip sıkıca kavradım küreği. Kızarmış gözlerimle öfkeyle baktım ona. "Yetmedi mi?" dedi küçümser şekilde.

"Bilmem." dedim içimdeki öfkeyi bastırarak. Küreği kendime çektim, kaptım hızlıca. Cebinden bir şey çıkardı bir anda. Neydi o?

Bana doğru tuttu ve gösterdi. Bir çakmaktı. Çakmağı yaktı ve attı yere. Yerde oluşan alevler bana yaklaşıyordu. Neden yanıyordu bu toprak? Birkaç adım geri gittim, koşacak hâlim kalmamıştı. Alevler yaklaşıyordu bana. Yakmaya başlamıştı cildimi. Alevler vücudumda yayılmaya başlıyordu. Söndüremiyordum ne kadar uğraşsamda. Dizlerimin üstüne düştüm. Ateş tüm bedenimi ele geçirmiş inanılmaz bir acı veriyordu. O ise önümde dikilmiş yanıp kül oluşumu izliyordu.

Dişlerimi sıktım. Kendimi toplayıp ayaklandım ve bir anda küreğin keskin tarafını ona doğru savurdum. Başına büyük bir darbe indirmiştim. "Alevleri çek üstümden." dedim sert bir sesle.

Ağızı açık kalmıştı. Pek fazla şey göremiyordum fakat şaşkınlığı her yerden belli oluyordu. Cevap vermeyince tekrar saldırdım. Kürekle tekrar vurdum ve yere devrildi sert şekilde. Canım her saniye inanılmaz bir acıya mahkûm kalmıştı. Bedenim yanmaktan renk değiştirmişti.

"Beni öldürürsen buradan kurtulamazsın ve alevler de seni yakmaya eder." dedi insafsız şekilde.

Dinlemedim yine onu. Yapmam gerekeni yaptım ve çekip gittim. Alevler gitmemişti hâlâ onun söylediği gibi. Acıdan akan göz yaşlarım bile kül olup gidiyordu. Çıkışa doğru elimden geldiğince gitmeye çalışıyordum. Dayanmalıydım. Kısa bir süre sonra çıkış kapısı tam karşımdaydı. Düşünmeden direkt koşmayı denedim. Kapının dibine gelmeme birkaç saniye kala büyük bir kazık göğsüme saplandı. O yapmıştı. Ölmemişti. Ne söylesem kifayetsiz kalırdı. Yere yığıldım yavaşça. Buraya kadar bile çok zor gelmiştim. Önümde dikildi. Kanlar akıyordu vücudumdan. Gözlerim kapanmaya başlıyor, kalbim çok sesli atıyordu. Azalmaya başladı o ses. Her yer karanlık oldu.

"İnanamıyorum şükürler olsun." dedi nazik bir ses. Tüm acılarım gitmiş gibiydi. Gözlerimi açtım yavaşça. "Yaklaşık iki haftadır komadaydınız, çok geçmiş olsun." dedi hemşire benzeri bir hanımefendi.

"Gerçekten mi? Ne oldu bana?" diyerek klasik sorularımı sordum ona. "Bilmiyorum." dedi.

Dikkatli baktım o kadına. Bu gerçekten o kızdı. "Bu sefer sen bana yardım edebilir misin?" dedi usulca. Gülümsedim...