“...Sonra işte biz de gittik adamın tarif ettiği yere.”
Elimde telefon Lale’yi dinliyordum bir yanda da aşağı iniyordum, Mert’lere.
“Ne gördük dersin?"
Zile bastım.
“Ne?"
“Kız meğer Carlos’un arkadaşım diye geçiştirdiği kişi J. Minor çıkmasın mı?!”
"O ne kız?”
"Kız yok mu şu ünlü şarkıcı. Hani geçen diyordum ya konser vereceklerdi de biletler yok sattı diye…”
Valla tanımazdım etmezdim de asıl Mertler neredeydi? Saffet bu hafta çalışmıyordu. Dışarıda mıydı ki acaba?
“Haa evet evet diyordun sahi. Ama o bahsettiğin grup değil miydi ya?" diye cevapladım Lale’yi.
"Tamam işte bu da solisti o grubun.”
Hee anlıyor gibiydim ama anlamıyor gibiydim de.
Birkaç sefer daha bastım zile. Mert lazımdı bana Mert!
Heyecandan ayaklarımın üstünde yaylanıp duruyordum. Zıplıyordum yerimde. Bir yandan da Lale’yi dinlemeye çalışıyordum.
“Sonra bana demez mi bilet aldım diye. Ay bitiyorum ben bu adama. Hem de en ön sıradan almış. Ay neyse işte biz gittik akşam…”
Sonunda açıldı kapı. Saffet’ti açan.
“Çağla? Hayırdır noldu?"
O kadar ısrarlı çalmıştım ki endişelenmişti demek.
Kafamı salladım iki yana. Bir şey yok demek istiyordum.
"Ne dese beğenirsin?” diyordu Lale. Kim bilir kim kime ne diyordu. Maalesef telefonda konuşmamız bir buçuk saati bulmuştu ve artık dinleme kotam dolmuştu. Üstelik son dakika çok önemli bir bilgi söylemişti Lale.
"Ne?” dedim, heyecan katmaya çalışmıştım sesime.
"Kim?” dedi Saffet kısık sesle.
"Lale” derken ses çıkarmamıştım, ağzımı oynatmıştım sadece.
Kaşları kalktı.
"Burada göçmen olasılığı yüksek ülkelere pek sıcak bakılmıyoor. Sen nasıl vize aldıın ilgiinç diyo. Ağzını yaya yaya konuşuyor bi de.”
Ay ilgimi çekmişti konu bir anda.
“Aa ortak hoşgeldin ya. Yüzünü gören cennetlik valla." Mert de gelmişti nihayet! Elimi salladım havada heyecanla ama Lale’yi de kaçırmak istemiyordum.
“O kimmiş de sana öyle bi şey diyo? Faşist!"
“Kimle konuşuyo oğlum bu?"
“Lale’yle."
“Ana! Adresi mi verdi yoksa?!"
“Ay ben de öyle dedim. Meğer Carlos’un eskisiymiş. Bu J. Minor da onların arkadaşıymış. Taa liseden yani. Ay düşünebiliyor musun yani. Olayların saçmalığı rüyalarımdan daha fena.”
"Yok artık!” Lale sallıyor olabilir miydi acaba biraz? Bu Carlos ortaya çıktığından beridir kızın aklı biraz gidivermişti. Doktorların dediğine göre aşk genelde iki sene içinde etkilerini yitirir, sakinlermiş. Bizimki kaç senedir böyleydi bir düzelme görememiştik!
"Nolmuş yav bize de anlat!”
"İçeri geçsene kapıda kaldın.”
Bir tek Saffet’in dediğini yapabildim. İçeri geçtim. Ev yumuşatıcı gibi kokuyordu.
"Carlos sana niye daha önce dememiş ki? Hem ünlü birini tanıyor hem de eski sevgilisi ortak arkadaşları falan…”
"Oha kimmiş?” diye atıldı Mert.
Dibime kadar gelip kulağını telefona yaklaştırdı.
"Hoparlörü. Açsana.” diyordu fısıldayarak. Bi’ yüzüme bakıp bi’ telefonu dinliyordu. Eliyle de işaret ediyordu bir yandan.
Tepki veremedim. Beynim bu kadar işi aynı anda yapamıyordu.
"Kanka işte sorun da o zaten...”
"Aç. Aç.” Mert habire fısıldıyordu tepemde. Sus işareti yapıp uzaklaştım. Telefonu kulağımdan çok uzaklaştırmadan hoparlöre aldım.
“Eski sevgili oldukları için bu J. Minor benim arkadaşım diyemiyordu demek ki. Yani kız ortaya çıkmasın diye."
“J. Minor ne la?"
Mert de bilmiyordu demek. Dudaklarımı büzdüm bilmiyorum der gibi.
“Hadi koridorda konuşmayın içeri geçin." diye fısıldadı Saffet.
Salona ilerledik birlikte pıtı pıtı adımlarla.
Saffet kahve yapmıştı. Ne ara yaptığını anlamamıştım ama güzel kokuyordu.
"E peki Carlos’un haberi olmadı mı kızın dediğinden?”
"Ay yok olur mu ben söyledim her şeyi. Carlos bana güvenir. Şaşırmadı da zaten. Boşver onu falan dedi de…"
Mert'le aynı anda kafamızı salladık vay be der gibi. Bu halimize güldüm istemsizce.
“Bir de ne var biliyor musun? İnsan böyle kıskanıp sevgilisinden uzaklaştıkça böyle kıskançların işine geliyor. Hayır yani net olacaksın, kıskandıysan kabul edeceksin."
Mert'in ilgisi dağılmıştı hemen. Kıpırdanmaya başladı yine.
“Güvenle alâkalı işte. Carlos sana güvenmese aynı şekilde sonuçlanmazdı."
“Tabii orası öyle. Ama dedim ona da eskileri de komuşabilmemiz lazım…"
“Ad-res. VER. Aad-ree-sii. YAZ. Şuraya." Mert kelime kelime anlatmaya çalışıyordu ağzını oynatarak. Şuraya dediği masanın üstünde duran defterdi. Kalemi eline almıştı. Uzatıyordu yazmam için. Eliyle kendini gösterirken "Ben.” dedi. Sonra iki parmağıyla gidiyor gibi işaret etti. "Gidip. Alayım.”
Defteri açtım. Kahverengi yapraklı bir not defteriydi. Çizgisizdi. Eskiz defteri miydi yoksa?
Sayfalarına bakmak istedim ama karıştırmak çok ayıp olurdu. Kimindi acaba?
Mert içeri gitmişti, Saffet neredeydi bilmiyordum. Sayfayı azıcık aralayıp baktım. Gerçekten çizimler vardı içinde. Genellikle geometrik desenler, manzara resimleri görünüyordu. Kara kalemdi hepsi.
Mert'in adım seslerini duyunca hemen telefonu açtım, şirketin adını mesaj atmıştım kendime.
“İşte içine etti güzelim konserin. Ama olsun sonlara doğru baktı bizden yüz bulamıyor..." Lale neyse ki aynı konuyu anlatıyordu hâlâ.
MiaMiks diye bir şirketti. Yazdım kağıda. Gerçi direkt bu mesajı Mert’e gönderseydim ya. İşte diyorum ya beynim durmuştu.
Mert defteri elimden kaptı, hemen telefonuna sarıldı. Koridora gitti geri.
Biraz sonra kapının kapanma sesi geldi.
Gitmiş olamazdı değil mi?
"Ay kanka çok tuttum seni ya kusura bakma.” Eyvah! Acaba bi şeye cevap mı vermemiştim ki?
Muhtemelen.
"Ha yok yok canım olsun. Gene konuşuruz sen orada bayağı bi macera yaşayacaksın gibi daha." dedim yine de.
“Ay evet evet. Carlos sağolsun. Onunlayken hiçbir şey sakin geçmiyor ki!" deyip kıkırdadı.
Yeni bir konu açar diye korktum bir anda.
“Ne güzel işte. Selam söyle ona da." diye alelacele bi’ kapanış cümlesi söyledim.
“Olur canım. Sen de sizinkilere selam söyle."
“Söyleriim."
Sonunda kapattık telefonu.
“Meert?!"
“Saffeeet!"
Ayaklanmıştım bir yandan.
Saffet koridordan çıkageldi.
“Bitti mi konuşmanız?"
“Bitti bitti. Mert nerede?"
“Bilmem ki çıktı herhalde."
“Ay sonunda verdi şu düğündeki tatlıcının ismini!" dedim bir coşkuyla.
"O muydu mesele?”
"Evet ya, unuttu sanmıştım. Meğer unutmamış. Ama bir buçuk saatin sonunda geldi aklına söylemek."
Güldü halime.
“Oh ben bile rahatladım. Abim kaç kez darladı o günden sonra. Tutturunca böyle çocuk gibi oluyor."
“Hahahahahhaa."
“Çağla alabilmiş midir? Ben mi sorsam? Sen mi sorsan şu damat herife?.." diye abisinin taklidini yapıyordu.
“Hahahahha damat herif ne ya!"
O da güldü.
"O zaman kesin tatlı almaya gitti deli.” dedim.
"Kesin."
“Ay dur arayayım da şu balayı kurabiyesinden bol bol alsın."
“Sen ara geliyorum şimdi, kahvemi getireyim."
“Tamam."
Mert'i aradım hemen.
“Ortaaak!" diye açtı telefonu neşeyle.
“Ortak başardııık!" diye bağırdım ben de.
“Çok uzak değilmiş kız! Özel istediğin ne varsa söyle."
“Şu balayı kurabiyelerinden istiyorum."
“Tamamdır. Başka?"
“Başkaaa… Hah şu mini browniler vardı böyle üstünde meyveli. Ay bi de yer fıstıklı bi mini pasta vardı. Cheesecakeleerr…"
“..."
Ay çok mu şey istemiştim ki! Mert cevap vermemişti.
“Pardon ortak ağzım sulandı da konuşamadım. Hepsinden alıp geliyorum. Hadi kapa."
Güldüm haline. Çat diye kapatıvermişti.
Aklıma gelen şeyle geri aradım.
“He?"
“Mert bana ne kadar tuttuğunu söyle de para atayım sana. Çok pahalıdır orası."
“Tamamdır hallederiz sonraa."
“Bak söyle ama."
“He he söylerim." deyip yine kapattı telefonu çat diye.
Saffet de gelmişti. Elinde bir de kuruyemiş kaseleri vardı. Birinde draje çikolatalar vardı. Gözlerim parladı görünce.
Kupamı orta sehpadan alıp camın önündeki koltuğa kuruldum. Saffet de karşıdakine oturup elindekileri ortamızdaki sehpaya koydu.
“Özgü’yü de çağırsaydık.”
"Özgü’nün görüşmesi var şimdi."
“İş görüşmesi mi?"
“Yok bir kursa başvurmuş da onun için."
"Hmm. Ne kursuymuş?”
“Söyledi de unuttum ya. Sertifika alacağım diyordu."
Başını salladı sessizce.
Hoşuma giden bir sessizlik oluştu. Akşam olmak üzereydi. Bugün fena bir gün değildi. Sabah uykumu iyi alarak kalkmıştım. Özgü üstüme zıplayarak uyandırmıştı. Kahvaltı hazırlamış deli kız. Pankek yapmış. Bol karbonhidratlı bir kahvaltı yapıp sohbet etmiştik. Son günlerimiz olduğu için değerlendirmeye çalışıyorduk her anı.
Lale de okuldan gelirken aramıştı. Balayına çıkmışlar. Daha düğün olmadan balayı yapıyorlardı. Lale’ nin ailesi çok takmazdı böyle gelenek işlerini. Zaten damat da yabancı olduğu için çok karışan olmamıştı. Carlos'un anne babası ayrıymış. Aile bağları da çok kuvvetli değilmiş. Tek çocukmuş zaten. Lale de tek çocuktu. Buna rağmen şımarık ya da bencil değildi. Sadece yalnızlıktan çok şikayet ederdi. Keşke kardeşim olsa der dururdu.
“Senin şu proje işi noldu bu arada?" diye sordu Saffet. Düşüncelerimle onun sorusu çok başka tellerden çaldığı için bir an algılayamadım.
"Sorma ya.”
"Sordum artık."
Camdan dışarı baktım. Sonra Saffet'e çevirdim bakışlarımı geri. Nereden başlanırdı ki anlatmaya?
“Hocanın öğrencisi geldi işte. Çaldığı projemi bana yaptırmaya çalışıyor. Ben de inatlaştım. Dedikodu çıkarmış saçma sapan. Şimdi napıyo bilmiyorum, öğrencileri toplamış laba."
“Ne dedikodusu?" diye sordu, neredeyse kızgın bir ifadesi vardı.
Önemsemesi hoşuma gitti.
“Ya işte güya ben ona yardımcı olmuyormuşum gibi yansıtmış. Kimse bilmiyor tabii projenin bana ait olduğunu."
“Öğrencilerle ne yapacak?"
“Onlara yaptırıyor herhalde ayak işlerini. Bilmiyorum ki."
“Labda karşılaşmıyor musunuz?"
“Yok ben başka labı kullanıyorum orayla pek işim olmuyor. Kullandığımız cihazlar da farklı."
“Hmm."
“Çikolata göndermiş. Ziyan olmasın diye eve getirdim. Yemek gelmiyor içimden ama atamadım da.”
"Nalâka?”
"Baktı ben inatlaşıyorum, böyle anlaşmaya çalışıyor kendince. Düşünebiliyor musun çikolataya tav olup yardımcı olacağımı falan sanıyor…”
"Yavşak." dedi Saffet ağzının içinde. Kahvesini inceliyordu.
“Nerede çikolata?" diye sordu sonra.
“Evde."
“Getir yiyelim."
“Ne?"
“Getir sen."
Şaşkın şaşkın baktım yüzüne. Ciddi diyordu.
“E tamam getireyim." dedim kalkıp kapıya giderken.
O da ayaklandı.
“Çabuk gel." diye seslendi arkamdan.
"Tamam.” dedim şaşkınca. Adama yavşak demişti ve şimdi de çikolatasını mı yemek istiyordu yani?
Eve girdiğimde Özgü’ye baktım çıkmış mı diye.
“Abliiş. Sen mi geldiin?"
“Eveet. Ama geri gidiyorum aşağıya."
Kafası gözüktü mutfak kapısından. “Neden?"
“Mert tatlı almaya gitti. Saffet de kahve yapmıştı. Şu çikolatayı anlattım getir yiyelim diyor. Onu götüreceğim."
Dudaklarını aşağı doğru sarkıtıp gözlerini kocaman açarak yandan bir bakış attı Özgü. Suratı çok komik olmuştu.
“Sen de gelsene. Bitti görüşmen dimi?"
“Evet şimdi bitti. Ama benim bi işim var dışarıda."
“Bu saatte?"
“Ne var ki saatte?"
“E akşam oluyor. Nereye gideceksin?"
“Ay abla Mert abi sana babaanne demekte haklı cidden!"
E yuh artık Özgü’ ye de demiş aynısını.
“Eşek ya! Herkese arkamdan konuşmuş!"
"Haklı ama!”
Kınar gibi cık cıkladım.
"Ay nereye gidiyorsun onu söyle bari!” diye sordum peşinden giderek. Bir mutfağa bir salona bir banyoya gidiyordu, ne yaptığını takip edememiştim.
"Ya bir arkadaşımla buluşacağım gelirim iki saate.”
Arkadaşıyla mı? Burada nerede bulmuştu bu kız arkadaşı? Erkekti kesin bu arkadaş.
Ama çok süslenmemişti de gerçi. Kafam karıştı.
Saffet çabuk gel demişti iyi ki. Şimdi meraktan gidesim gelmiyordu işte.
“Senin şu deri ceketini alıyorum tamam mıııı?" diye seslendi içeriden.
“Al ama sigara kokutma sonra çıkmıyor."
“Tamaam. Sigarasız bir yerde otururuz merak etme."
Çantasını takarken çaktırmadan incelemeye başladım bir ipucu yakalamak için.
"Motoru da alayım mı?”
"E al."
Nereden bulmuştu bu oğlanı acaba?
Kırmızı ruj sürmüş bir de. Gidiyor bizim kız elden!
“Seni öperdim ama. Malum. Hadi çıktım ben."
Ayağına da o çizmeleri mi giyecek? İyi ki süslenmemiş dedim yani.
Anahtarı alıp ben de ayağıma parmak arası terlikleri geçirdim. Ayağımda çorap olduğu için tam giyememiştim. Şıpıdık şıpıdık sesler çıkararak indim aşağı. Elimde çikolata paketi vardı. O bile şaşırmıştı Özgü’nün bu gidişine sanki. Arkasında bıraktığı kadınsı bir parfüm kokusuyla bakakaldık.
Bu parfüm de yeniydi kesin!
Düşünmeye devam ederken çaldım zili.
"Hoşgeldin.”
"Ay Saffet. Bizim kız biriyle görüşüyor galiba.”
Güldü Saffet.
"Niye gülüyorsun?”
"Şaşkınlığına.”
"Sana bi şey demiş miydi?”
"Bana mı?”
"Hıı.”
"Sence Özgü’yle kız dedikodusu yapacak gibi mi duruyorum?"
Mutfağa girmiştik. Su kaynatmıştı.
“Ay ne bileyim ben. Şu geçen düğünde dans ettiği kişiyi gördün mü?"
“Gördüm. Uzun boylu yakışıklı bi çocuktu."
“Ne diyosun?!"
“Hahahahahha. Çağla ya."
“Dalga geçme ya. Öyle miydi gerçekten?"
“Öyle olsa nolacak? Sanki başına felaket gelmiş gibi davranıyorsun." Bakakaldım yüzüne. Yani bu devirde felaket gibi gözüküyordu gözüme, evet.
“Ver bakim çikolatayı." dedi şaşkınlığımı umursamayarak.
Verdim paketi. Çat çut açtı, çikolataları tencereye koydu, onu da kaynayan suyun üstüne koydu. Paketi de bakmadan çöpe atıverdi.
“Ya şerefsizin biriyse?" dedim aklımdan geçeni seslendirerek.
“Allah korusun. Ama Özgü akıllı kız anlar herhalde o kadarını."
“Hiç belli olmaz."
Elimi belime koyup buzdolabına yaslandım. Saffet'i izliyordum. O da çikolatayı karıştırıyordu. Dolaptan fındık, üzüm falan çıkardı. Çekmeceden de kalpli bir kalıp çıkardı.
"Böyle bi kalıbın olması çok garip.” dedim. Aslında dalga geçmek istememiştim ama cidden garipti yani iki erkeğin yaşadığı evden kalpli çikolata kalıbı çıkması.
"Niye? Ben böyle kalp şeklinde çikolata seviyor olamaz mıyım? Cık cık cık. Ne kadar ‘kalıpsal’ düşünüyorsun."
Güldüm kelime oyununa.
“Sen Özgü’yle konuş önce. Gerekirse kimmiş neymiş biz de bi bakarız abimle." dedi sonra.
Oh, rahatlamıştım biraz. Yani Saffet'in anlattığı şeyden sonra, ve daha yüzündeki yaralar iyileşmemişken, Özgü’nün biriyle görüşüyor olması beni normalden fazla telaşlandırmıştı.
“Tamam." dedim.
“Ee bu kadar malzeme nasıl sığacak onun içine?"
Fındığı, üzümü işaret ettim.
“Kalpli olanlara kurutulmuş çilek koyarız. Şu dolabı aç."
Dediği dolabı açtım. Hazine gibi bir şeydi burası. Çileği bulup aldım. Kurutulmuş portakal da vardı. “Bundan da koyalım mı?"
Dönüp baktı gösterdiğime. “Olur getir onu da bandırıp koyarız."
“Ne güzeller ya!”
"Hindistan cevizi de vardı orada bütün halde. Tadına baksana. Benim favorim."
Dolabı karıştırıp hindistan cevizini de buldum. Paketi açıp ağzıma attım bir tane. Saffet yapıyor ne de olsa diye dolabı karıştırmaya devam ettim. Bitki çayları vardı. Kahveler, baharatlar…
Kış çayı!
“Bundan da yapalım mıı?" diye sordum hevesle.
Gülümsedi kocaman. “Sever misin?"
“Hem de nasııl!"
“Getir yapalım."
Isıtıcıya su koydum.
“Senin karnın aç mıydı bu arada? İşten gelmedin mi?" diye sordu.
“Yani biraz açtı ama şimdi pek hissetmiyorum kahve de içtim ya."
“Dolapta börek var. Onu da ısıtalım istersen."
“Ay oluur. Kim yaptı?"
Buzdolabına koştum bu sefer de. Su böreği vardı hem de! Ay bugün kısmetli günümmüş resmen!
“O hazır. Daha o kadar geliştiremedik kendimizi." dedi gülerek.
Böreği de tabağa koyup mikrodalgaya attım. Saffet kalpli çikolataların dibine çilek koyup birazını kuruyemişli birazını da portakallı hindistan cevizli yapmıştı. Sabırsızlanıyordum yemek için.
Börekler ısınırken kapı çaldı.
Mert gelmişti.
Elleri poşetlerle doluydu. "Üff neler aldım var ya!”
dedi içeri girerken.
Poşetleri gidip mutfaktaki masaya bıraktı. "Siz napıyorsunuz?"
“Çağla’ya densizin biri çikolata hediye etmiş. Onun izlerini siliyoruz."
“Oo pahalı yerden almış bi de."
Tezgahta kalan kağıdı incelerken sırıtıyordu Mert. “Hehehehe kimmiş bu?" dedi keyifle.
Saffet ters ters baktı abisine. Elindeki kağıdı çekip aldı sertçe. Elinde buruşturdu. Kıkırdadım istemsizce.
“Gidip ellerini yıkasana abicim. Hadi."
Mert sırıtarak Saffet'e bakıyordu ama söz dinledi yine de. Ama çıkarken duramadı “Ortak! Ortak!" diye seslendi. Baktım noldu der gibi, “Saffet'in kıskanç modu çok marifetli baksana. Hahahahahaha.”
Mert ya. Gülmemek için zor tuttum kendimi. Elimi ağzıma kapatmak zorunda kalmıştım.
"Bak yerim tatlılarını sen gelmeden. Görürüz kim kıskanç!”
"Sakıın!" diye bağırıyordu içeriden.
“Kız sahip çık tatlılaraa!"
“Ay Mert hiç emin değilim bunu yapabileceğimden. ÇOK GÜZELLER!" diye bağırdım ben de.
Börek ısınmıştı. Su da kaynamıştı.
"Mert bitki çayı içer misiiin?” diye seslendim. Bizim bardaklara doldurmuştum. Mert’e de doldursam mı diye cevap bekliyordum, ona göre bir kupa daha çıkaracaktım.
“İçmeeem." Sesi kulağımın dibinden gelmişti. Yüreğim hop etti yerinde.
“Ya Mert!" diye kızdım.
“Abi hadi sen tatlılarını al da içeride tabaklara koy." dedi Saffet. Çocuk kovalar gibi kovmuştu Mert’i.
"Eh bana uyar. Çabuk gelin biter bak!”
"E ne içersin peki?"
“Kahve alırım."
Biz bu akşam da tıka basa yiyecektik anlaşılan. Özgü’ye de bir tabak ayırmıştı Mert. Saffet'in çikolataları da biz yerken soğumuştu. Ve harika olmuşlardı. Saffet onları da bir tabağa doldurup elime tutuşturmuştu. "Giderken götür bunları.” demişti. Cidden kıskanmış mıydı bilmiyorum ama artık çikolatalara bakınca Saffet'i hatırlayacaktım, o kesindi.
Not: Herkese merhabalar! Stoklarımı hep beraber haftada iki gün tüketmek suretiyle eritmiş bulunuyoruz. Ama merak etmeyin bitmediler, sadece azıcık yavaşlamamız lazım gibi ehehehe
Yani bu da demek oluyor ki, gelecek haftaki bölümlerden sonra yeni bölüm her hafta cuma günü gelecek :)
🍨