İçeriğe geç

15. DİKİZ AYNASI

Yüzümü yıkamış dışarı çıkmak için gerekli cesareti arıyordum. Saffet’in ağladığımı bilmesini istemiyordum. Onun hiç darbe almadığı bir konuda benim direkt nakavt oluşum gururuma iyi gelmiyordu. Mermer lavabo tezgahının üstündeki su damlalarını izliyordum.

Az önceki konuşmadan geriye kafamda hiçbir şey kalmamış sanki hepsi hislere dönüşmüştü.

Berbat hislere.

Mert’in sesini duydum o sırada. Kapının önündeydi demek hâlâ.

“Sen mi ağlattın kızı?” diyordu. Sesinin öfkeli tonunu hiç duymamıştım Mert’in. Sanki bambaşka biriydi konuşan.

“Abi...” diyor ama cümlenin sonunu getiremiyordu Saffet. Sessizce kapıya yaklaştım.

Topuklularla bu bayağı zor olmuştu, ben gidene kadar Mert tekrar konuştu.

“Ağlattın mı ağlatmadın mı?”

“Evet ben sebep oldum ama niyetim-”

“Banane oğlum senin niyetinden!” diye çıkıştı Mert.

Şok olmuştum. İkisini daha önce hiçbir anlaşmazlık içinde görmemiştim. Saffet’in tepkisini merak ettim.

“Ne yap et telafi et ne eşeklik ettiysen artık.”

“Haberim yoktu ağladığından. Bu kadar üzdüğümü anlayamadım.” dedi kısık geliyordu sesi.

“Saffet! Canımı sıkma abim. Bana değil Çağla’ya anlat bunları.”

“Ha tabi bu söylediklerinin özür anlamında bir değeri olur mu? Nah olur.” diye ekledi sonra.

“Adamakıllı özür dile. Önce bir ne yaptığının farkına var.” Mert konuşuyor Saffet susuyordu. Saffet susmaktan başka ne yapıyordu ki zaten?! Sinirlendim yine. Bir iki adım attım içeride, kapının dibinde durduğum belli olmasın diye. Çıktım sonra.

İkisi de karşılıklı duvara yaslanmış bekliyorlardı. Bakışlar bana döndü aynı anda.

“Sen niye buradasın?” diye sordum Saffet’e. Sanki ağladığımdan haberi olduğunu bilmiyormuşum gibi davranmayı düşünüyordum.

“Ben... Sana bakmaya geldim.” dedi.

“Sen git Özgü’ye bak. Biz ortağımla özel bi şey konuşacağız.” dedi Mert. Saffet’in yüzündeki bozulmayı görmeyi beklemiyordum. Hatta ilk defa yüzünde öfkeye benzer bir şey yakalamıştım.

Mert’in koluna girdim memnuniyetle. Oh olsundu Saffet’e. Şöyle bir baktı ikimize. Bir şey demeden gitti.

“Nasılsın bakalım?”

“İyiyim iyiyim. Ama o kadar da iyi değilim sen azıcık daha kız Saffet’e.” dedim. Hoşuma gitmişti böyle bir müttefikim olması.

Güldü Mert. “Kızacağım tabi. Daha biter mi? Ne demek benim ortağımı üzmek?!”

Duramadı sonra Saffet’in gittiği yöne bakarken konuştu yine “Ss...Serseri.”

“N’oldu bakayım sen anlat bi.” dedi sonra bana dönerek.

Söz konusu çardakların olduğu tarafa tekrar gidiyorduk. Az önce Saffet’le konuştuğumuz çardakta küçük kızlar vardı şimdi. Biri kenarlıklara oturmuş ayaklarını sallıyordu, diğeri masaya koyduğu süslü çantasını karıştırıyordu. Herhalde on on bir yaşlarında varlardı.

“Biz Saffet’le pek anlaşamıyoruz galiba.” dedim keyifsiz bir sesle.

“Boşversene kızım sen benim takımımdasın. Salla Saffet’i.”

Güldüm. “Öyle de...”

Yine ayakkabılarımı izliyordum işte.

“Böyle olmasını istemiyorum sanırım. Yani... Seninle ilgili kısımda hiç şikayetim yok ama... Ne bileyim işte.”

“Bizim hergele ne dedi bakayım sana?”

“Bir şey demedi.”

“Klasik. Evire çevire döveyim de bir dökülsün en iyisi.”

“Dövsene gerçekten.” dedim istekli bir sesle.

“Sen iste yeter ki.” dedi Mert sanki istediğim şey pizza sipariş etmesiymiş gibi.

Birkaç adım daha attık. Bir gözyaşı daha akıverdi yanağıma doğru usulca. Neşeli konuşmaya çalışsam da her şeyin bu kadar düğüm oluşu, iletişim kuramamak mahvetmişti beni.

“Mert ben bu çocuğu seviyorum galiba.” dedim bir hıçkırık kopmadan hemen önce.

Durmadı hiç. Yürümeye devam etti. “Biliyorum ortak. Bu gece yattığı yeri beğenecek eşek.

Onu da biliyorum.” dedi sakince.

“Nasıl biliyorsun?” Yüzüne şaşkınca bakıyordum.

“E anlaşılıyor kabak gibi.”

“Gerçekten mi?!”

“Ne yani Saffet’in bundan habersiz olduğunu mu sanıyorsun?”

“Saffet sana bir şey mi dedi?!”

“Saffet konuşmaz böyle şeyleri. Ben anlarım ama.” Gözyaşlarımı sildim hızla. Yani Mert bunca zamandır anlamıştı hislerimi. Ve Saffet’in de anladığını söylüyordu. En başından beri ya da uzun bir zamandır en azından.

“O ne hissediyor peki sence? Nasıl gözüküyor yani?”

“Maalesef Saffet’in ne hissettiğinden çok ne düşündüğü önemlidir ortakçım.”

Ne yani insan hiç mi kalbini dinlemez? Hiç mi etkilenmez? Bence yeteri kadar etkilenseydi düşünecek hali kalmazdı. Demek ki ben burada yine tek taraflı bir çıkmazın içindeydim.

“Ama ne hissettiğine dair bir tahminin yok mu yine de?” Ne olursa olsun. O da belli ediyor muydu merak ediyordum. Onda da görünen bir şeyler var mıydı? İnsani, duygusal bir tarafı olmalıydı.

“Tahminim yok emin olduğum bir şey var. Ne kadar ciddi hissediyorsa o kadar da korkuyordur. O yüzden saçmalamış olabilir diye de tahmin ediyorum.”

“Pek öyle gözükmüyordu.” Ben onu bunaltıyormuşum gibiydi. Bana katlanmasına değecek bir şeyler var mıydı ortada, bunu test ediyordu bence.

“Siz ne konuştunuz sen onu anlat bakayım.”

Düşündüm. Ne konuşmuştuk ki?

“İşte beni manipüle etmek istemezmiş, ben acele ediyormuşum, bir bakacakmış ama olur mu olmaz mı bilemezmişiz, olmazsa da olmazmış. Bir durmalıymışım falan filan. Bir sürü saçmalık işte.”

Mert güldü isteksizce.

Bahçeyi turlamıştık. “Sen ne düşünüyorsun peki?”

“Ben bir şeye başlayalım demiyorum ki! Sadece bir anda sohbetin ortasında sınır çiziyorum diye susmasını ya da araya soğukluk girmesini istemiyorum. Sanki onu yiyecekmişim gibi rollere giriyor. Üstelik başkalarına böyle sınırlar çizdiğini görmedim.”

“O ne diyor?”

“Konuyu kapatıyor. Susuyor. En iyi yaptığı şey zaten.”

“Saffet hep böyleydi. Kimseyle münakaşaya girmezdi. Düşüncesini kanıtlamaya çalışmazdı. Annem 'Bu çocuk erecek bu gidişle.' derdi. Gülerdik.”

“İyi güzel de.” dedim. Ama sustum çaresizce.

“Aslında iletişime kapalı değildir ama anlaşılmayacağını düşündüğü zaman susar işte.” Mert de üzülmeyeyim diye Saffet'in bana anlatması gereken şeyleri onun adına söylüyordu.

“İyi de konuşmadan bilemez ki bunu. Anlayacağım belki de.”

“İhtimallerle uğraşmıyor işte. Kafasında neyse o.”

Üfledim sesli bir şekilde.

“Kavga da edemezdik bununla. Beni sinirden deli ettiği çok olmuştur. Küçükken elimi kaldırırdım suratıma bakar dalga geçer gibi sırıtırdı. Vur yani istediğini yap etkilenmeyeceğim pozları keserdi.”

“Vurur muydun peki?”

“Bir defa vurmayacağımı düşünüp durmuştu öylece. Ama suratına yemişti yumruğu.”

“Hii! Eee sonra?”

“Sonra bir daha izin vermedi. Yine öyle sakince dururdu, sırıtırdı gıcık ederdi ama kendini geri çekmeyi öğrendi. Ben de üstüne giderdim kavga edip rahatlamak için.”

Durdu biraz. “Sonra annem bizi wing chuna yazdırdı. Orada atın enerjinizi dedi.”

“Saffet istedi mi gitmeyi?”

“Saffet çok kapalı bir çocuktu. Kendine ait bir dünyası vardı ve odasında saatlerce kendi başına kalabilirdi. O yüzden ilk başta çok isteksizdi.”

“Sonra?”

“Sonra çok sevdi. Sıkı sıkı bağlandı. Sosyal çevresi de oluşmaya başladı. Ben sonra boksa geçtim. Saffet de muay thai yapmaya başladı.”

“Neden koptunuz sonra?”

“Kopmadık ki. Ben hafta sonları gidiyorum antrenmana. Saffet de iş çıkışları da gidiyor, onun hafta içi de oluyor antrenmanı. Devam ediyoruz.”

“Hadi ya. Hiç bahsetmediniz, şaşırdım.”

“E gel seni de kaydedelim.”

“Boksa mı?”

Kaşlarını kaldırıp indirerek sırıttı. “İstersen muay thai’ ye!”

Koluna vurdum hafifçe. “Ay Mert ne fenasın ya!”

“Ne var kız fena mı olur işte!”

“Hadi içeri girelim artık.” diye konuyu değiştirdim. İçim dışım Saffet olmuştu. Hem Özgü ne yapmıştı bir baksak iyi olacaktı. Gerçi o kendine oyalanacak bir şey bulmuştur mutlaka ama...

Mekana yaklaştıkça sesler artıyordu. Daha hareketli bir şeyler çalıyordu bir süredir. İçeri girince gözüme iki şey takıldı. Birincisi Özgü tahmin ettiğim gibi kendine bir eğlence bulmuştu. Beyazlar giymiş damadın karşısına geçmiş damat halayı öğretiyordu. Bir halka da etraflarını sarmış oynuyordu insanlar. Lale de onlara eşlik ediyor ara sıra gidip küçük bir çocuğu sever gibi Carlos’un yanağına bir öpücük konduruyordu.

İkinci fark ettiğim şey ise, hediye kartlarının sayısının çok azalmış olmasıydı.

“Mert şu hediye işini halledelim artık.” dedim telaşla Mert’e dönerek. Ama o çoktan uzaklaşmaya başlamıştı.

“Hallettim ben onu ortak.” diye bağırdı. Cebinden çıkardığı kartı sallıyordu havada.

“Nasıl hallettin? Ben ne olacağım?!” dedim peşinden bir iki adım atarken. Aptal Saffet’in yüzünden hediyeyi de ayarlayamamıştım. En çok da ben dertlenmiştim halbuki.

Mert durdu neyse ki suratımdaki hayal kırıklığını görünce. Bir iki adımda hızlıca yanıma geldi.

“Yav işte ikimiz bunu veririz.” dedi elindeki kartı gösterirken. Tam da aklımdaki şeyi almıştı.

Hava temizleyici. “Bir de ben küçük kartlardan da iki tane aldım. Hem senin dediğin gibi büyük bir taneye ortak olduk. Hem de az olur diye ben iki tane de küçük hediye seçtim. Sen de istersen birini alırsın. İstemezsen de ben ikisini de veririm.” dedi.

Onlara baktım ne almış diye. Katı meyve sıkacağı ve el rondosu vardı. E ama Lale de maşallah nerede en pahalı marka var onları yazmıştı. Başımı salladım ağır ağır.

“Teşekkür ederim. İçime dert olmuştu.”

“Ne demek ortakçım. Hadi kaçtım ben halay bitecek!”

“E amaan!” dedim içimden. “Ben niye dikiliyorum burada?” Peşinden gidip ben de girdim halaya. Sonrası bayağı hareketli geçmişti. İyi de gelmişti. Hatta gece sonuna kalanlara özel karaoke de organize etmişlerdi. Az kişi kaldığı için canlı müzik eşliğinde şarkı söylemeye çok heveslenmiştim. Sıramı bekleyip ben de söylemiştim bir şeyler. Zaten herkes birer ikişer denemişti. Fena da olmamıştı herkes hareketli şeyler söylemişti, dans edenler, bir kenarda takılanlar...

Ortam uzun süre canlı kalmıştı. Saffet’i görmemiştim ama. Gitmiş miydi diye düşünmüştüm. Gerçi nereye gidecekti bu kadar uzak bir yerde?

Biraz yorulup bahçeye çıkınca fark ettim onu. Bir grup bahçenin ortasında dağınık bir halka oluşturmuş sohbet ediyorlardı. Saffet de onların arasındaydı. Beş altı kişinin arasındaydı.

Karşısında iki kız üç erkek vardı. Ne ara tanışıp da konuşmaya başlamıştı bu insanlarla bilmiyordum.

Hissetmiş gibi benden tarafa baktı, bakışlarımız kesişti. İfademi değiştirmemeye özen göstererek bakışlarımı çektim, içeri döndüm.

Gecenin sonunda Özgü arabada yorgunluktan uyuyakalmıştı. Başını omzuma koymuş ben de başımı onunkinin üstüne koymuştum. Gözlerim kapalıydı arabadaki sessizliği dinliyordum.

“Sen neredeydin onca zaman?” diye sordu Mert Saffet’e. Arabayı Saffet kullanıyordu bu defa.

“Bahçede.”

“Naptın onca saat bahçede?”

“Kerim’le karşılaştık. Sohbet ettik.”

“Napıyormuş? Evlenmiş mi o?”

“Yok nişanlanmış ama ayrılmışlar.”

“Bize davet etseydin, yemeğe gelsin bir akşam. Ya da dışarı çıkalım.”

“Gerek yok.”

“Niye yav?”

“Gerek yok işte. Çok samimi olmak istemiyorum.”

“Sen? Kerim’i seviyorsun sanıyordum.”

Cevap yok. Saffet gerçekten işine gelmeyince susuyordu ve ağzına vurasım geliyordu.

“Çağla’yı sordu bana.” Şok oldum bir anda duyduğumla. Kerim dedikleri elemanı tanımıyordum ben. O beni niye soruyordu ki?

“Ne diye?” diye tercüman oldu Mert merakıma.

“Abuk subuk konuştu işte.”

Mert güldü. Sustu sona. Sonra kocaman bir kahkaha attı.

“Abi!”

“Ne var oğlum? Çağla mis gibi kız. Tabii beğenecek! Yaşı da gelmiş hem.”

“Tamam neyse ne!”

“Kıskandın mı lan!?”

“Abi tamam dedim. Sessiz ol uyandıracaksın kızları.”

Mert hala gülüyordu. “Allah’ın sopası yok.” diye mırıldandığını duydum. Dayanamayıp gözlerimi açtım. Açtığım gibi dikiz aynasından Saffet’le göz göze geldim. İstemsizce gülüyordum ben de.

“Kimmiş bu Kerim ya?” diye sordum.

“Al işte!” dedi Saffet kaşlarını büsbütün çatmıştı şimdi. Mert daha da gülüyordu.

Parmakları hızlı hızlı vuruyordu direksiyona.

“Ben vereyim sana iletişim bilgilerini ortak.” dedi Mert. O da az fena değildi, kaşıdıkça kaşıyordu. Mert telefonunu çıkardı arka cebinden. Saffet alıverdi elinden bir hışımla telefonu.

“Kusura bakma Çağla ama göt herifin tekidir Kerim. En azından ilişki konusunda. Üstelik yara bandı arıyor kendine.” dedi aynadan bana bakarken. Sonra Mert’e döndü. Bir yandan da yolu kontrol ediyordu ama saat çok geç olduğu için yollar boştu ve otoyalda gidiyorduk zaten.

Neyse ki.

“Yani çok sevdiğin ortağına kötülük etmek istiyorsan hiç durma çöpçatanlık da yap. Bir o kaldı zaten burnunu sokmadığın.” dedi elinde hala Mert’in telefonunu tutuyordu.

Şok üstüne şok.

Saffet’in kontrolü elden yitirdiği bir an. Bundan neden bu kadar etkilenmiştim?

“Önüne bak sen önüne.” dedi Mert. Sesinde gizleyemediği bir gülümseme vardı. Telefonunu aldı geri. “Alarm kuracaktım ondan çıkardım yükseldin kendi kendine. Serseri.”

Saffet bir daha bakmadı aynaya. Gözlerini arasam da bulamadım yol boyu. Hiçbir şey diyemedim. İkisini izledim. Olanları tekrar yaşamak istedim. Kafamda aynı sahneyi tekrar oynatıp durdum. Kıskanmıştı. Abisini de mi kıskanmıştı ayrıca? Mert’in araya dahil olmasına öfkelenmişti, acısı şimdi çıkmıştı. Saffet’ten bu kadar duygu dolu bir performans hiç beklemiyordum. Mert de üstüne gitmedi zaten sonra.

Özgü her şeyden habersiz uyuyordu.

Evlere sessiz sedasız dağıldık. Saffet kapıyı açarken Mert arkasından Saffet’i işaret edip deli işareti yapmış suratını da komik bir ifadeyle yamultmuştu. Sessizce güldüm, el salladım.

Özgü yatağa atlama hayaliyle çoktan çıkmış kapıyı açmıştı.

Saffet’in hiçbir şey demeden eve girişini izleyip çıktım yukarı.

Neler yaşanmıştı böyle? Ne hissedeceğimi karıştırmıştım.

Sabah hangi hissim baskın şekilde uyanırsam kalbim en çok payı oradan almıştır diye düşündüm. Bir duş aldım, vitaminlerimi içtim. Topuklu ayakkabılarım artık çok şey anlatıyordu bana. Bu gecenin tüm anıları ondaydı. Masamdaki kalemlikte duran paketi açılmamış pipet ise bir başka anının eseriydi. Bir ayakkabıya bir pipete baktım. Saffet’in dikiz aynasındaki görüntüsü vardı her şeyde.

Babaannemin ördüğü koca yün hırkama sarıldım. Onun kullandığı deterjanı kullanıyordum hep. Bu hırkayı da sık sık yıkardım ki babaannem gibi koksun. Yatağa koca hırkama sarılarak kıvrıldım. Gözlerimi kapatınca bile gitmeyen görüntüler karmakarışık ve alakasız şeylere dönüşmeye başlayınca uykuya düşmek üzere olduğumu fark ettim.

Neyse ki çok yorulmuştuk, yoksa bu gece zor biterdi.