İçeriğe geç

Yanlış Yerde Yanlış Kişi

ABD Washington:

Homicide Unitdeki dedektifler sabaha kadar uyumadıklarını belli eden gözlerinin altlarındaki mor halkalarla bir şeffaf tahtanın önünde duruyordu. Hepsini bu kadar uykusuz bırakan şey bir ayda işlenen cinayetlerdi.

Dedektif John olduğu yerde volta atıyordu. Bir ayda otuza yakın kişi öldürülmüştü. Fakat dün yapılan on sekiz kişilik katliamdan sonra işin ciddiyetine ancak varılabilmişti. Fakat bir sorun vardı.

Kaptan eliyle karşılarındaki ekrandan küçük kutucuklar halinde kurbanların öldürülmüş hallerini gösterdi “Kimliği belirlenebilecek durumda olanları tespit ettik.” gözlerini ekrandaki vahşetten çekti. “Kimliği tespit edilebilenlerin sicili bir hayli kabarık”

Diğer bir dedektif Liam “Organize suç mu?” dedi.

Kaptan başını iki yana salladı “Hayır, organize suçlarla bağlantıları yok. Ortak bir çete üyelikleri de yok.” Herkes sıkıntılı bir iç çekmişken kaptan devam etti “Ama hepsi ya cinayet suçundan hüküm giymiş ya da bu suçtan yargılanmış kişiler. Tek ortak noktaları bu" demesi odadaki herkesin şaşırmasına neden oldu.

Odadaki herkes derin bir sessizliğe boğuldu. Bir seri katil kendi olgularını oluşturarak kendi gibi olanları öldürüyordu. Üstelik bunu yaparken nasıl yargılandıysa öyle yapıyordu. Bu önü alınmazsa korkunç durumlara evrilebilecek bir şeydi.

Dışarıdaki polis memurlarından biri kapıyı çalarak içeriye girdi “Efendim, gazeteciler dışarıda. Açıklama bekliyorlar” denilmesiyle odadaki dört kişi birbirleriyle bakıştı. Dedektif Leon “Hay sikeyim böyle durumu. FBI’ın duruma el atması yakındır.” diye söylendi.

Kaptan, Liam’a bakarak “Şu aptal ikizine engel ol da aptalca bir şey yapmasın.” Dedi ve kapıya doğru yürümeye başladı. Dedektif John ise “Onlara ne diyeceksin? Katilimizin onları koruduğunu mu?”

Kaptan kapıyı açmadan önce “Yeterince ahlaklı ve temiz olanların zaten korkması gereken bir şey olmadığını söyleyeceğim.” Alay ederek güldü ve “Belki de gerçekten böyle şeyler yapılmalıdır” diyerek odadan çıktı. Neyse ki bunu ekip arkadaşlarına demişti…

Washington’un North Bend Kasabası:

Güneşin yeni doğmaya başladığı saatlerdi. Genç kadın her zamanki gibi koşuya çıkmak için hazırlanmış, kasabanın yakınlarındaki ormana gelmişti. Burada her zaman koşardı.

Biraz esnedikten sonra ormanın içine doğru hafif tempoda koşmaya başladı. Ormanın içine girdikçe hattın çekmeyeceğini bildiğinden derinlere gitmeden önce en büyük hatasını yaptı ve arkadaşına mesaj attı.

Ben: Sophia, yürüyüşe çıktım. Geç kalabilirim, benim için endişelenme.

Mesajı gönderen kadın kulaklığını çıkarıp şarkı dinlemeye başladı. Bu şekilde yaklaşık bir saat koşan kadın sonunda geri dönüş yoluna geçmeye karar verdi. Hava aydınlanmaya başlamıştı.

Kulaklıktaki müziğin sesi yüksek olduğundan arkadan bir bağırmaya benzer bir şey duydu ama emin olamadı. Burası genel olarak çok kullanılan bir yerdi. Tam yanlış duyduğunu düşüp yoluna bakacaktı ki tekrar duyduğu sesle bu kez emin oldu.

Çekinerek sesin geldiği yöne giderken ağaçların üstündeki kargalar sanki gitmemesi için ötüyorlardı. Sesin geldiği yöne gittiğinde ilk başta onu korkunç bir koku karşıladı. Öyle ki bir anlık öğürmüştü.

Çalılıkları çektiğinde yerde baygın yatan bir adam olduğunu gördü. Adamın da üstünde aynı onda olduğu gibi koşu kıyafetleri vardı. adamın olası bir kalp krizi veyahur bayılma ihtimaline karşı hemen yanına gitti.

Yüz üstü yattığından yüzünü göremiyordu. Adamı hafifçe dürttü ve “Beyefendi? İyi misiniz?” diye sordu. Beklediği gibi tepki alamayınca adamın belinden tutarak onu çevirdi. Arkasına dönüp çantasından matarasını çıkarıp avcuna döktü. Tam adamın yüzüne dökmüştü ki gördükleriyle çığlık atarak geriye düştü.

“Yüce Tanrım” diye inledi. “Hayır, hayır bu olamaz” diyerek karşısındaki adama baktı.

“Thomas?” dedi karşındaki adama. Daha doğrusu eski sevgilisine.

Karşısındaki adam ölmüştü, adama bakan herkes onun yüzünün beyazlığından, dudaklarının morarmasından onun öldüğünü anlayabilirdi. Kadının yüzünden gözyaşları dökülürken titreyen elleriyle adamın boynuna bastırdı. Bir umut nabız alabilmeyi bekledi.

Hiçbir şey hissedemeyince daha çok titremeye başladı. Üstündeki koşu kıyafetinin ön kısmı yırtılmıştı. Ve adamın göğsünde ise korkunç bir şey vardı. üç çizik yan yana atılmıştı ve onların üstüne de yatay olarak bir çizik daha atılmıştı. Öyle derin kesilmişti ki Kan, göğsünde koyu kırmızı bir tabaka hâlinde donmaya başlamıştı.

Gözleri tekrar deli gibi dönerken daha demin elini bastırdığı boynundaki halat izlerini gördü. Öyle ki halat boynunu kesmişti.

Karnındaki kıyafetinin kesilmemiş kısmında bir şişkinlik fark edince korkarak üstündeki kumaşı kaldırdı. Ve gördüğüyle yüksek bir çığlık attı. Uzun bir hançere benzeyen bir bıçak eski sevgilisinin karnında duruyordu.

Elleri adamın üstünde olduğu yerde kaldı. Sanki inme inmiş gibiydi, bacakları o kadar titriyordu ki konuşmayı bırak, hareket bile edemiyordu.

Kendine gelince aceleyle telefon aradı. O orman bölgesinde yaşadığından telefonu belki çekerdi. Aceleyle telefonu ararken duyduğu ufak bir hışırtı sesiyle hemen arkasına baktı. Arkadan yüksek sesle biri “Burada!” diye bağırdı. Kadın ne olduğunu anlamaya çalışırken etrafı bir anda silahlı polislerle çevrildi. Namluların tamamı ona doğrultulmuştu. Bunu görmesiyle görmesiyle ellerini havada salladı. Ama kadının arkasına geçen polis netti.

"Ellerini arkana koy."

Kadın şoktayken hareket edemedi. Polisse kelepçeyi kadının ince bileklerine geçirdi.

Soğuk kelepçe bileklerini kavrarken polis devam etti:

"Direnme. Gözlatındasın”

Kadının duyduğu son sesse ormanda yankılanan “klick” sesiydi.

…

North Bend Kasabası normalde oldukça sakin bir yerdir. Halkı sakin, en büyük olayın bisiklet hırsızlığı olduğu bir kasaba. Fakat şu anda sorgu odasında cinayetle suçlanan kadın herkes için büyük bir şaşkınlık kaynağıydı.

Kadın ellerini önünde birleştirmiş başını da masaya yaslamıştı. Kendisine geldiğinde kendini bir sorgu odasında bulmuştu. Bağırmış, kendisinin yapmadığını haykırmıştı. Fakat kimse onun için gelmemişti. Sonunda deliler gibi sürekli başını sallıyordu. Korkunç bir oyuna kurban olmuştu. Onu o öldürmemişti. Hatırladıkça daha çok ağlıyordu.

Ne kadar süre geçtiği bilinmez, içeriye giren polislerle kadın hemen başını kaldırdı. İki erkek polis kadının karşısındaki sandalyeyi çekti ve karşısına oturdular. Bir polis elindeki dosyayı kadının önüne fırlattı. “Evelyn Hayes” dedi alayla. “İşinde oldukça iyi bir doktor”

Başını hızlıca iki yana salladı “Hayır, hayır. Ben değildim. Ben yapmadım.” Demesi polislerde çok bir etki yaratmadı. Diğer polis “İsterseniz avukat tutabilirsiniz. Şimdi bize olanları hiçbir şey atlamadan anlatın” demesiyle kadın hemen başını salladı.

Kadın başını salladı “Hayır Avukat istemiyorum” dedi “Her sabah koşuya çıkarım. Bir süredir yaşadığım aksaklıklar yüzünden çıkamamıştım. Sabah sanırım altı civarında ormana geldim. uzun bir koşu yaptıktan sonra geri dönüş yoluna geçmiştim ki bir ses duydum. Bir çığlık gibi. Kulaklıkla müzik dinlediğimden emin olamadım. Tekrar duyunca sesin geldiği yöne doğru gittim. Gittiğimde Thomas’ı yerde yatarken buldum. Yemin ederim onu ben öldürmedim” diyerek hıçkırmasıyla polis masaya plastik bardakta su bıraktı. “Devam edin”

Evelyn derin nefes alarak devam etti “İlk başta kim olduğunu bilmiyordum. bir koşucunun kalp krizi veya bayılma riskine karşı hemen yanına gittim. Yüz üstü yatıyordu. Onu gördüğümde ilk başta ne yapacağımı bilemedim. Nabzını kontrol ettim ama herhangi bir şey yoktu. Sonrasında ben daha neler olduğunu anlayamadan siz geldiniz” diyerek cümlesini tamamladı.

Dediklerini not alan polis kalemi masaya bıraktı “Eski sevgilini kıskandığın için mi öldürdün?”

Evelyn gözlerini belerterek baktı “Ne saçmalıyorsunuz? Onu ben öldürmedim”

“Eski sevgiliniz ve onun yeni kız arkadaşıyla çokça kez kavga ettiğinizi öğrendik, çok sinirli olduğun için mi onu öldürdün?”

Evelyn iki elini masaya vurdu. Ellerinin hala kanlı olduğunu ve kanın masaya bulaştığını görünce titrek bir nefes aldı. “Evet onlarla kavga ettim, ama bunların hepsi onların yaptıkları şeylerden kaynaklıydı.” İçinden onlar görevini yapıyor diye geçirdi.

Kadının dediklerini not alan polis yanındakine “Sen çık, ben devam ederim” dedi. Polis çıkınca polis elindeki kalemi masaya bıraktı. “Bize anlatmadığın herhangi bir şey yok değil mi?” dedi sanki emin olmak ister gibi.

Kadın çaresizce başını salladı “Yemin ederim, ben bir şey yapmadım.” Diyerek elinin tersiyle gözyaşlarını sildi “Ciddiyim, evet onunla çokça kez kavga ettim. Ama onu öldürmeyi hiç istemedim”

Polis başını salladı ve tekrar not aldı. Sonrasında ciddi bir şekilde “Eski seviliniz Thomas’ı boğarak öldürdünüz? Neden?” demesiyle kadın çıldırma noktasına gelmişti. Ayağa kalktığında arkasındaki sandalye devrildi. Ellerini sertçe masaya vurup polisin üstüne eğildi “Bakın, ben bir şey yapmadım. Sadece onu buldum o kadar. Ona yardım etmeye çalışıyordum.”

Polis “Bu şekilde devam ederseniz sizi kelepçelemek zorunda kalırım. Sorgunuz devam ediyor ve siz böyle davrandıkça daha çok şüpheli hale geliyorsunuz.” Derin nefes alan kadın düşürdüğü sandalyeyi düzeltti ve tekrar oturdu.

“Üzgünüm, bugün çok fazla şey yaşadım.” Diyerek başını önüne eğdi.

Bir süre sessizce beklediler. Sonrasında polis “Neden ayrıldınız?” diye sordu.

“Şu anki sevgilisiyle beni aldattığı için”

“Bu duruma sinirli olduğunuz için mi onu öldürdünüz?”

“Size ben öldürmedim diyorum” diye sinirle soludu.

“İşinizde oldukça iyi olduğunuzu söylediler. Eski sevgilinizin de vücuduna oldukça profesyonel beş kesik atılmış? Bunu neden yaptın?”

Kadın bunun sonunun gelmeyeceğini anlayınca sessiz kaldı. Ne de olsa her ne derse desin şüpheliydi, bulunduğu saat, parmak izleri, ilişkisi. Ne anlatırsa anlatsın bir şey olmayacaktı ne de olsa.

“Onu boğduğunuz ip nerde?”

“Eski sevgilinizin de orada olacağını biliyor muydunuz? Yoksa anlık bir gaflete mi düştünüz?”

“Telefonunuzda en son attığınız mesajla eski sevgilinizin ormana girmesi aynı zamanlama. Onu ikna mı ettiniz?” gibi birçok soru daha soruldu.

Kadın bir yerden sonra onu duymamaya başladı. Gözünün önüne sürekli Thomas’ın cansız bedeni geliyordu. Ne kadar zaman geçtiği bilinmez içeriye başka bir polis girdi. Karşısındaki polisin yanına gidip hızlıca bir şeyler söyledi. Polis başını salladı. “Bir süre daha buradasınız” Polis masaya sabitlenmiş kelepçenin kilidini açtı. Evelyn bileklerini ovuşturmaya fırsat bulamadan polis tekrar arkasına geçti. Soğuk metal bu kez yeniden bileklerini kavradı.

“Ben değilim, böyle sadece katile vakit kazandırıyorsunuz” diye mırıldandı. Ama onu dinleyen olmadı, kelepçeler takıldığında içi acıdı. Koluna giren iki polisle beraber odadan çıkarıldılar. Odanın tek taraflı camının arkasından onları izleyen adamı bilmeden.

Gözlem Odası:

Cinayetin ilk şüphelisi olan Evelyn’in sorgusu bitmişti. Fakat Alexander hala gözlem odasından çıkmamıştı. Kadının sorgu boyunca verdiği her cevabı zihninde yeniden sıralıyordu. Sözlerinden çok, duraksadığı anları ve yüzündeki en küçük ifadeyi düşünüyordu.

Kapı açılıp içeriye ekip arkadaşlarından biri girince hafifçe ona doğru döndü. Kahve bardağını uzatan adam “Doktor olduğunu söylüyorlar?” dedi. Alexander kahveyi aldı ama bakışları tek yönlü aynanın ardındaki boş sorgu odasından ayrılmadı. “Parmak izleri?”

“Cesedin üzerinde”

“Ölüm zamanı?”

“Otopsiyi bekliyoruz”

Alexander Eliyle şu an boş olan sorgu odasını gösterdi “Ya karşımızdaki kadın gerçekten çok iyi bir oyuncu” bir eliyle kahvesini alıp kahvesinden bir yudum aldıktan sonra “Yada gerçekten masum” dedi.

1 gün sonra:

Evelyn’in hücredeki ilk günü bitmişti. İlk geldiğinde suçsuz olduğunu bağırmıştı, sürekli konuşmuş, katile süre kazandırdıklarını söylemişti. Fakat bir yerden sonra ona yemek getiren bir polis dışında kimse gelmemişti. Sinir haliyle ona verilen bütün yemekleri fırlattığı için açtı. Sonunda o da pes etmiş tahtadan oturma yerinde dizlerini göğsüne çekmiş çenesini diz kapağına yaslamıştı.

"Clavicula... Scapula... Sternum... Humerus... Radius... Ulna... Carpus... Metacarpus... Phalanges..." Kelimeler dudaklarından neredeyse mekanik bir ritimle dökülüyordu. Her yeni kemik adı, zihnini biraz daha toparlayabilmek için tutunduğu ince bir dala dönüşüyordu. Buna devam ederken bir polisin yanına yaklaşmasıyla sadece ona bakmakla yetindi. Demirleri açan polis “Sorgu odasına” dedi. Evelyn sorgulamadı çünkü dil dökmekten ve açlıktan yorulmuştu.

Yanına gelen polis tekrar bileklerini kelepçeleri geçirince iç çekti. Yanındaki polisle yürümeye başladılar. Sonunda tekrar sorgu odasına geldiklerinde Evelyn’in gözleri hemen sorgu odasının yanındaki gözlem odasına kaydı. Kısa bir an oraya baktıktan sonra içeriye geçtiler.

Onu sandalyeye oturtan polis bileğindeki kelepçeyi çıkardıktan sonra odadan çıktı. Bu seferki oda biraz daha karanlıktı. Öyle ki sadece masa ve iki sandalye aydınlanıyordu. Köşeler karanlık olduğundan hiçbir şey gözükmüyordu. Etrafına korku dolu gözlerle bir bakış attı. Kendi kendine başını sallarken göğsü çok hızlı inip kalkıyordu.

Aklını olanlardan uzaklaştırmak için “Frontal... Parietale... Temporale... Occipitale... Maxilla... Mandibula... Clavicula... Scapula... Sternum... Humerus... Radius... Ulna... Pelvis... Femur... Patella... Tibia... Fibula... Talus... Calcaneus..." yaşasın anatomi!

Kendi kendine konuşurken “Cidden garip bir sakinleşme yöntemi” diyen sesle hemen arkasını döndü. Gözleri net seçemese de bir silüet orada duruyordu.

Ona doğru gelince istemsizce yutkundu. Karşısındaki adam uzun boyluydu, sert yüz hatları ve üzerinde siyah bir gömleği vardı. kaşları çatık duruyordu ve en önemlisi ayrı bir havası vardı. Evelyn bir an şaşırdı.

Adam karşısında oturdu ama konuşmadı. Evelyn onun bakışları üstündeyken sanki cidden bir suç işlemiş gibi hissediyordu. İçeriye bir kişi daha girince Evelyn’in bakışları kapıya döndü.

İkinci adam da karşısına geçince Evelyn boğazını temizledi. Ona getirilen yemekleri ve suyu o anın siniriyle dökmüştü. Bu yüzden hem açtı hem susuzdu. “Umarım buraya suçsuzluğumu ispat ettiğiniz için gelmişsinizdir” dedi.

Yeni gelen adam “Evelyn Hayes,” dedi. Sonrasında kendisini gösterdi "Ben Özel Ajan Ethan Brooks." Sonrasında yanındaki adamı gösterdi. "Bu da ekip liderimiz Alexander Pierce."

 “Doktor Hayes.” Diyen Alexander’le Evelyn’in bakışları ona döndü. “Sana ‘Sen yaptın’ demeye gelmedim” Alexander’in dürüst sesiyle şaşırdı. İlk defa onu birisi dinleyecekti. “Sadece bana olanları anlat ve bir şeyi atlamadığından emin ol.”

Evelyn derin bir nefes aldı. “Ormana yürüyüşe çıkmıştım. Bunu hep yaparım. Sadece son zamanlarda nöbetler yüzünden yapamıyordum. Ormanın girişinde arkadaşım Sophia’ya yürüyüşe çıktığımı ve beni merak etmemesini içeren bir mesaj atım.” Atladığı bir kısım var mı diye bir saniye duraksadı. Bu sırada Alexander “Saat kaçtı?” diye sordu.

Evelyn bir süre düşündü. “Sanırım altı sularıydı. Beş elli ve altı arasında” Ethan not aldıktan sonra devam etmesi için elini salladı.

“Sonra uzun bir süre koştum. Kulağımda kulaklık olduğundan herhangi bir ses olduysa duyamadım ama dönüş yoluna geçtiğimde…” dedi sıkıntıyla.

“Dönüş yoluna geçtiğinizde?” dedi Ethan.

“Dönüş yoluna geçtiğimde bir çığlık duydum. Ama oldukça yüksek sesli bir çığlık. İlk başta emin olamadım. Sonra tekrar duyunca sesin geldiği tarafa gittim. Sonra yüz üstü yatan Thomas’ı gördüm. Size yemin ederim yanına giderken o olduğunu bilmiyordum. ayrıca onun da koşu kıyafetleri giydiğini görünce belki kalp krizi geçiren biri, yada bayılan biri olduğunu düşündüm.” 

Ethan “Sakin olun, amacımız sizi suçlamak değil suçluyu yakalamak” dedi. Sesi ılımlı çıkıyordu. Evelyn’e önceki polislerden sonra ilaç gibi gelmişti.

Titrek bir nefes aldı “Sonrasında hemen yanına eğildim. Garip bir şekilde çevrede hiç kan yoktu. Yani onu çevirmeden önce hiç kan görmedim” bu dediğini Ethan hemen not aldı. “Sonra adamı çevirip yüzünü yıkamak için mataramı çıkardım. Ona döndüğümde gözlerime inanamadım”

Tekrar Ethan konuştu “Onu ilk gördüğünde ne hissettin?”

Parmaklarının arasında kalmış olan kurumuş kanları tırnaklarıyla kazımaya başladı. Bakışları ellerindeydi “Şaşırdım. Korktum” sonra başını kaldırdı ve alttan gözlerle karşısındaki iki adama baktı “Ama asıl hissettiğim şey sevinçle karışık burukluktu” demesiyle Ethan ve Alexander kısa bir saniye bakıştı.

Alexander “Neden?” diye sordu.

“Çünkü bana, ve diğer kızlara yaptığı şey işkenceydi. Herkesi aldatan, zorla insanlarla beraber olan bir pislikti. Onu ilk gördüğümde evet üzüldüm, evet ağladım ama bir yanım dünyanın böyle bir pislikten kurtulmasıydı” diyerek onlara açık ve net oldu.

Ethan “Dürüstlüğünüz için teşekkürler Bayan Hayes,” birkaç not daha aldı. “Lütfen devam edin”

Bu sefer şaşıran Evelyn oldu. Ama sonra kendine kızdı, ne de olsa adamlar özel ajandı. “Sonrasında ise onu görünce korktum. İlk başta hareket edemedim. Öldürülüş biçimi, korkunçtu. Her ne kadar onu sevmesem de böyle ölmesini istemezdim.” Başını iki yana salladı “Her neyse. Sonrasında da onun nabzını kontrol ettim. Fakat bir şey alamadım.”

Alexander “Peki neden cesedi ilk gördüğünüz gibi polisi aramadınız?”

“Aklıma gelmedi, ama dediğim gibi telefon zaten çekmezdi.” Sonrasında bir şey hatırlamış gibi “Ama onunki çeker. Oraya yakın bir yerde yazlığı olduğunu duymuştum, onun telefonu çekiyor olabilir diye onun telefonunu ararken ben daha telefonu bulamadan siz geldiniz” sonra durdu “Siz nereden biliyordunuz orada ceset olacağını”

Alexander “Bu bilgi özel olduğundan dolayı sizinle paylaşamayız.” Sonrasında da “Hatırladığınız başka bir şey var mı?”

Evelyn cidden kendini zorladı. Unuttuğu bir şey olup olmadığını düşündü “Yok, sanırsam yok.” Sonra umutla Ethan’a baktı “Ben değilim. Artık çıkabilir miyim?” dedi.

Ethan “Bir süre daha burada kalacaksınız. Birkaç gün içinde tekrar sizi çağırabiliriz.”  Demesiyle Evelyn hayal kırıklığı içinde ikisine baktı. Ne sanmıştı ki? İyi polis kötü polis oynayarak her şeyi öğrenmişlerdi. Ve onu hala burada tutuyorlardı.

Kendini tutamayarak öfkeyle bakmaya başladı. Artık etik falan düşünecek durumda değildi. resmen ellerinde kanıt olmadan onu burada tutuyorlardı.

“Beni burada tutabileceğiniz bir kanıt var mı?” dedi sinirle.

Alexander “Cidden anlamıyorsun” dedi ilk kez resmiyeti bırakarak “Sen öldürmediysen biri senin üzerine bir suç yıkmaya çalışıyor. Biri senin oraya gitmeni istedi. Bu da sen de hedefsin demek oluyor. Yani istesen de istemesen de bir süre misafirimizsin” dedi ve ayaklandı. Bu açıdan bakmayan Evelyn bir süre duraksadı.

Ethan güldü “Eğer her şey dediğiniz gibiyse yakın zamanda çıkarsınız.” Sonda bakışları ciddileşti “Tabii siz yalan söylemiyorsanız”

Evelyn elini havada salladı “Bana inanmıyorsunuz.” Başını salladı, tükenmişti artık “Pekala, başka sorunuz var mı?” hemen hücresine gitmek istiyordu.

Ethan kısa bir süre durdu “Hayır, dediğim gibi sizi tekrar çağırırız” dedikten sonra masadaki kelepçeyi aldı. Evelyn sinirleri bozularak bileklerini uzattığında Alexander’in bakışları Evelyn’in bileklerinde takılı kaldı. Sürekli kelepçe tak çıkar derken bilekleri yara olmuştu. Her ne düşündüyse anlaşılmadı.

Kelepçeler takılıp götürüldüğünde Ethan ve Alexander odada yalnız kaldı…

…

Alexander kendini işine adamış bir işkolikti. Her şeyini planlayan oldukça zeki biriydi. Fakat ilk defa bir duvara toslamış gibi hissediyordu. Elindeki dosyada tekrar okurken bir şey yakalamaya çalışıyordu. Katille ilgili bir şey.

Ethan elindeki notlarını bırakıp “Doktor masum olabilir” deyince yandan ona baktı. Bunu nasıl anlamıştı acaba?

“Nasıl anladın?”

"Çünkü sorguda eski sevgilisinden bahsederken göz bebekleri büyüdü." Alexander yüzünü buruşturdu, kendisi gibi her ayrıntıya dikkat eden bir arkadaşı vardı.

"Sen insanların göz bebeğine mi bakıyorsun?" derken sesi alayla karışık geliyordu. Ama yüzünde mimiği oynamıyordu. Ethan güldü:

“Sanki sen kadının ayakkabısındaki çamura bakmadın”

Evet bakmıştı, ama olay yerindekiyle benzer mi diye bakmıştı. Bu onda geçmişten kalan bir şeydi. Mikro mimikleri bile kolayca yakalayabilen biriydi. Ama şu anlık herhangi bir düşüncesi yoktu.

Sessiz kalınca Ethan “Peki sence? Sence kadın yaptı mı?”

Alexander omuz silkti “Bilemiyorum, oldukça garip bir kadın. Onun gidemeyeceğini söylediğinde gözlerinde gerçek bir nefret vardı. belki de seni burada dövebilirdi. Belki ormanda karşılaşıp onu öldürmüş olabilir” sonrasında ekledi “Ama aynı şekilde olamaz da, işlenen otuzdan fazla cinayet var”

Ethan başını salladı “Doktorun bunu yapması oldukça güç. Kadın kan gördüğünden ağlıyor, sinir krizleri geçiriyor. Fakat bu katilin yaptığı şey vahşet içeriyor.” Eliyle çenesini kaşıdı “Ama bu cinayetin de aynı kişi tarafından işlendiği açık, ayni sembol, aynı ustalık.” Öldürücü noktayı söylüyormuş gibi birkaç saniye bekledi “Ve yine suç işleyen biri. Katil her kimse kendi adalet anlayışını yaratıyor. Aynı bir” dedi ve durdu.

Alexander cümlesini tamamladı “Aynı bir Yargıç gibi” internette oldukça ünlenmişti. Halk hem ondan korkuyor hem onu seviyordu. Ülkedeki pislikleri temizlediğine dair haberler bile vardı.

Ethan masadaki kalemi alıp elinde döndürmeye başladı. Bunu yaparken aklına ne geldiyse güldü “Birkaç anonim hesaptan insanların kendi ülkelerine gelmesi için para vermeyi teklif ettiğini gördüm” işte sıkıntı buydu. İnsanlar bunu bir şey zannedip kendileri de yapmaya çalışabilirdi, evet şu anki katil suçluları öldürüyordu ama yarın başka birisi suçlu olduğunu düşündüğü bir masumu öldürürse ne olacaktı?

Alexander “Şu anlık konumuz bu değil. Fakat kadın veyahut erkek fark etmez. Belki doktor bile Yargıç olabilir.” Sonrasında soluklandı “Olmaya da bilir”

Bu sırada içeriye başka bir ajan girdi. Ekip arkadaşı “Ajan Pierce” dedi, “Otopsi ve parmak izleri çıkmış” dedikten sonra tüm dosyaları bırakıp çıktı.

Ethan dosyalara korkunç gözlerle bakarken bir anda başını geriye yasladı “Acil bir kahveye ihtiyacım var, kırk sekiz saattir uyumuyorum” diye isyan etti. Alexander ise ses vermedi. Ethan neden cevap vermediğine bakacaktı ki Alexander’ın bir şeye odaklandığını gördü, geldiği gibi dosyalara gömülmüştü. Neler olduğunu soracaktı ki o konuştu.

“Telefonu bulamadığını söyledi." Diye mırıldandı. Sanki kendi kendine konuşuyordu.

 Ethan "Evet?" dedi. Konunun nereye geleceğini anlamaya çalışıyordu

Alexander dosyaya tekrar baktı. Emin olmak ister gibiydi:

"Ama telefonda parmak izi var."

Ethan stresle "Belki ilk sorguda söylemeyi unuttu." Dedi. Ama bunun olma ihtimali oldukça düşüktü.

Alexander sessiz kaldı. O da bu ihtimali düşünmüştü. Ama sonrasında "Kimse yardım çağırmaya çalışırken telefonu eline aldığını unutmaz." Dedi.

Ethan hemen telefonunu çıkardı ve tekrar Doktor Hanımı getirmelerini istedi. Alexander ilk kez elindeki düğümün çözülebileceğini hissetti.

…

Evelyn hücreye gireli çok olmamıştı ki tekrar polisler onu götürmek için geldi. Polisleri görünce “Umarım bu kez beni çıkarmak için gelmişsinizdir” dedi. Ama onu çok bir umursayan olmadı. Evelyn çıkacaklarını anlayınca bileklerini uzatmıştı ki “Bu kez kelepçe takmayacağız” diyen polisle şaşırdı.

Bileklerine bakan Alexander’ı hatırlayınca bir an bunu onun yapmış olabileceğini düşündü. Ama sonrasında onun böyle bir şey yapmak için bir sebebi olmadığını hatırladı. Belki de cidden onun katil olmadığını belli edecek bir kanıt bulmuşlardı.

İkisi tekrar sorgu odasına giderken Evelyn artık sıkılmıştı, sürekli aynı şeyleri yaşıyordu. Üstelik Thomas’ı o öldürmemişti. Onun burada olması haksızlıktı.

O bunları düşünürken tekrar sorgu odasına geldiler. İçeriye girdiğinde karanlık olduğundan bir an duraksadı. Sonrasında sandalyeye oturdu. Son derece ciddi bir sesle “Beni fazla sevmiş olabilir misiniz? daha on dakika olmadı sanırım yanınızdan gideli” demesiyle Alexander burnundan güler gibi nefes verdi. Gözleri onun her ayrıntısında gezindiğinden Evelyn rahatsız oldu.

“Eğer bu kadar hızlı tekrar buradaysam bir şey bulmuş olmalısınız. Ne oldu?” demesi Ethan’ı şaşırttı. Yaklaşık on beş dakika önce karşısında saf bir kız olduğunu düşünüyordu. Ama şimdi kurduğu cümle onu tekrar kafasında tartmasına neden oldu.

Alexander tam konuşacaktı ki kapı çalındı Kapı aniden çalındı. İçeriye dosyaları biraz önce getiren Ajan Ryan Carter girdi. “Ajan Pierce” dedi. Sesi oldukça kötü bir haber vereceğini belli eder gibi aceleciydi.

Alexander kaşları çatık bir şekilde “Ne var?” dedi. Sonrasında ajan Ryan’ın dedikleri odaya bomba gibi düştü.

 “Yeni bir ceset bulundu.”

Yargıç tekrar tokmağını vurmuştu