Zincirler makaraların etrafına sarılırken, devasa kapı gıcırdayarak açıldı. Bir silüet içeri adım attı.
Burası, bir platonun tam ortasında yer alan, kalabalık ve gürültülü bir şehirdi. Surlarla çevrili olsa da, surların dışındaki bölge de en az şehrin kendisi kadar kuraktı.
Şehre giren, muhtemelen yirmili yaşlarında genç bir adamdı. Ayak bileğindeki bir yara yüzünden aksıyordu. Şehrin havasını kokladığında burnu kırıştı.
Dışarıda idare ediyordum.
Kimseyle göz teması kurmuyor, sadece yere bakıyordu… ki zaten yağdan yapış yapış olmuş saçları yüzünün neredeyse tamamını örtüyordu. Şehrin derinlerine doğru adımlamaya devam etti.
En sonunda gözden uzak bir ara sokağa ulaştı, oradan da tekinsiz bir bara girdi. Kapının açılma sesiyle herkes bir anda girişe doğru döndü. İçeri giren adamı bir saniye süzdükten sonra hiçbir şey söylemeden içmeye koyuldular.
Adam son bir adımla kendini hemen yanındaki sandalyeye bıraktı. Yırtık botunu ayağından çıkarmak için art arda birkaç kez sertçe çekiştirmesi gerekti. Ayak parmakları su toplamış ve şişmişti. Daha da önemlisi damarları siyah-mor karışımı bir renkteydi.
Parmak ucuyla ayak bileğindeki yarayı kurcalarken göğsünden gelen derin bir hırıltıyla kan öksürdü. Yine de sesini çıkarmadan bir süre öylece oturdu.
“Kagami…”
Sağ tarafındaki göz bebeği beyaz, iri yarı, yaşlıca bir adam ona seslenerek yaklaştı. Masaya etiketsiz, kapağı bile olmayan bir içki şişesi, kirli bir bez ve bir dikiş iğnesi bıraktı.
“Etrafı kirletme.”
“Bunları deftere yazarsın, ihtiyar.”
Yaşlı adam tezgâhına geri dönerken durdu.
“Bu sefer ne tarafa uğradın?”
Kagami, masadaki şişeden koca bir yudum içti. Sonra içkinin birazını beze dökerken yanıtladı.
“Kuromori.”
İhtiyar düşünürcesince başını hafifçe öne eğdi.
“Hmm…”
Ve yürümeye devam etti.
Kagami, elindeki bezi çok yavaş bir şekilde yaralı bileğine götürdü. Bezi değdirdiği anda acıyla inledi, dişlerini sıktı. Fakat ardından tereddütü kayboldu; bezi hızlı ve sert bir şekilde yaraya bastırdı.
Bezi geri çektiğinde kanın bir kısmının temizlenmesiyle birlikte, yara artık çok daha görünür olmuştu. Bir bıçak yarası için fazla geniş, bir sıyrık için ise fazla derin görünüyordu.
Masadaki ipi iğnenin deliğinden geçirmeye çalışıyordu. Tam o sırada barın dışından metalik sesler duyulmaya başladı, bardaki insanlar sessizleşti. Kagami ise hiç dikkatini bozmadan ip ile uğraşmaya devam etti.
En sonunda ipi iğneye geçirdi, ayağını sandalyenin üstüne getirdi. İğnenin ucunu bir iki tur gözüyle kontrol etti. Metal sesleri yaklaştıkça bar daha da sessizleşiyordu, insanlar gözlerini girişe doğru dikti.
Kagami, az önce yarasına sürdüğü bezi dişlerinin arasına sıkıştırdı. İğneyi yarasının bir ucuna kadar götürdü. Ayağını olabildiğince düzledi, diğer eliyle yaranın etrafındaki deriyi birbirine yaklaştırdı. Ardından iğneyi yavaşça soktu, eti delindikçe dişleri daha çok sıkılıyor, dişleri sıkıldıkça ağzındaki bez daha da çiğneniyordu.
Ve barın kapısı sertçe açıldı. İçeri metal zırhlı, dik duruşunu bozmayan, gümüş beyazı saçları olan bir kadın girdi. Gözleri etrafı arıyordu, bardaki insanlar onunla göz teması kurdukları anda istemsizce yutkundular.
Kagami’yi gördü, gözleri kısıldı ve ona doğru sert adımlarla yürüdü.
“Kagami Hiro.”
Sesi bardaki bütün insanların onu duyabileceği kadar gür ve keskindi.
Kadın, Kagami’ye doğru ilerledikçe diğer insanlar rahatlamışçasına derin bir nefes verdiler. Kagami’nin eli öylece donup kaldı, iğne hâlâ etine batıyordu fakat dikiş atmaya başlayamadan durdu. Kaşları hafif çatıktı.
“Ne var?”
Ağzındaki bezden dolayı sesi boğuk geldi.
Kadın, Kagami’nin karşısındaki sandalyeye doğru ilerlerken Kagami’nin ayak bileğindeki yarayı gördü. Bir saniye yarayı süzse de yüzündeki sertlik bozulmadı, sandalyeye oturdu.
“Ne olduğunu benden daha iyi biliyorsun.”
Kagami cevap vermedi, kadının zırhının gıcırtısı kulağını tırmalayınca iğneyi fazla derine batırdı, ağzındaki bezi daha da sert ısırdı. Sonra bezi masaya tükürdü, dikişle uğraşmaya devam etti. Kadının yüzüne bir an bile bakmamıştı.
Kadın ses tonunu korudu.
“Kuronomi’de dirilen Kagero, şövalyelerin avıydı.”
Kuronomi kelimesini duyunca, Kagami’nin ağzı istemsizce açıldı. Yine de kadının bitirmesini bekledikten sonra konuştu.
“Doğru… neredeyse bir haftadır ‘sizin avınız’.”
Bir saniye sonra eli tekrar durdu.
“Huff… Ayrıca Kuronomi değil, Kuromori.”
Kadın kaşlarını daha da çattı. Kısa bir an sessizlik oldu ve Kagami devam etti.
“Böyle şeyleri hatırlaman gerekirdi, şövalye hanım.”
Kadının sesi yükseldi, ayağa kalktı ve elini sertçe masaya vurdu.
“Yeter!”
İnsanlar ona doğru başını çevirdi. Şövalye kadın bunu fark ettiğinde gözlerini yumdu ve sakince tekrar yerine oturdu.
“O siyah damarlar… iki bakır para için kendini kirletiyorsun.”
Kagami, yarayı henüz tam dikmeden iğneyi çekip çıkardı ve masaya bıraktı. Yara kanamaya devam etti, Kagami ise artık kadının yüzüne bakıyordu.
“Shirasawa… buraya beni boş boş azarlamaya mı geldin?”
Shirasawa, yanına gelen ihtiyarın uzattığı içkiyi alıp masaya koydu, ardından kollarını yavaşça önünde bağladı.
“...Hem bizi terk ettin, şimdi de görevimize köstek oluyorsun. Üstelik bunu...”
Gözü Kagami’nin siyah damarlı bacağını aradı. Kısa bir an dalgınca durdu, sonra başını tekrar kaldırdı.
“Her neyse, şu… Ku—... Kuro—... bilmem ne ormanına gitmek için ne kadar yol geldiğimi biliyor musun? Şimdi batıya geri döndüğümde raporum “Hedef, adı sanı belli olmayan, rastgele bir paralı asker tarafından imha edilmiş, kusura bakmayın!” olacak.”
Bunu söylerken alaycı bir ton takınmıştı.
Kagami, sol gözünü örten saçını geriye doğru attı.
“Yüzde yedi…”
Shirasawa hafif geri çekildi, Kagami devam etti.
“...Son bir haftada Kuromori’nin tükenen kısmı bu.”
Yarasından bir damla kan yere damladı.
Shirasawa başını öne eğdi.
“Ne..? Tek bir Kagero nasıl…”
“Bir tane değil…”
Kagami bunu söylerken gözünü kaçırmıştı, fakat sonra Shirasawa’ya döndü.
“Yozlaşmış ruhlar agresifleşti. Sadece Kuromori’de değil, bütün platoda.”
“Bu… ama çölde her şey yolundaydı… yaratıklar azalmıştı…”
Kagami’nin gözleri sanki bir şeyi fark etmiş gibi bir anlığına büyüdü, ses tonu sertleşti.
“Ne dedin sen..? Çölde yaratıklar mı azaldı?”
Shirasawa aynı tavrını korudu.
“Evet.”
“Shirasawa…”
Kagami’nin alnı kırıştı.
“...Yozlaşmış ruhlar buraya yüzyıllardır nereden sıçrıyor?”
Shirasawa’nın nefesi bir anlığına durdu.
“Çölden…”
Shirasawa, Kagami’nin yüzündeki ifadeyi fark ettiğinde ağzından kelimeler aceleci çıktı.
“Ama… bu net bir kanıt değil. Yani, sonuçta daha önce hiç ruhların topluca yer değiştirdiğini görmedik, değil mi? Sayıları hafif oynar… o kadar.”
Bir süre sadece bakıştılar, Kagami’nin yarasından bir kan damlası daha düştü. Gözlerini kıstı ve bir süre, sanki patlayacakmış gibi atan o siyah damarları izledi.
“Bu kadarı yeterli.”
Masadaki iğneyi eline aldı, sandalyesinden destek alarak ayağa kalktı ve topallayarak çıkışa doğru yürümeye başladı.
“Bekle—”
Shirasawa arkasından seslenmesine rağmen o çoktan barı terk etmişti.
Kagami, ağır ağır nefeslenerek ilerliyordu. Ara sokaktan çıktığında havanın turunculaştığını gördü. Çıktığı yerden sağa döndü.
Lanet olası Kurogane...
Tekrar kan öksürdü.
O bunu kesinlikle fark etmişti.
Kagami… durdu.
Nefeslendi, nefeslendi, tekrar nefeslendi.
Yürümeye devam etti. Bir elini yanındaki binalardan destek almak için kullanıyordu. Parmağı, kuraklıktan çatlamış sıvalara takılıyordu.
En sonunda devasa bir kulenin yanına ulaştı. Kagami sürekli yere baktığı için buna dikkat bile etmiyordu, yanına yaklaştığında fark etti.
Topallaması öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki, kendini kulenin merdivenlerine sırtüstü bıraktı.
Böyle... olmamalıydı.
Ayak bileğinden akan kan kulenin taş merdivenlerini lekelerken, iğneyi sıkıca kavrayarak kendini dikleştirmeye çalıştı. Fakat geri yığıldı.
Ben...
“ʂ̧ʂ̧ʂ̧ƚ…”
Bu ses… birisi Kagami’ye fısıldadı.
“Ha?”
Kagami’nin gözleri yumuluydu.
“ʂҽʂ…”
Tekrar.
“......k̶h̶h̶--s̷ş̷ş̷--?̷?̵--g̸e̷l̷--d̶u̷y̵--k̸a̵r̸a̸n̵l̸ı̷k̸--ş̶ş̶t̵--...”
Üst üste binen fısıltıların sesi yükseldikçe Kagami’nin midesi bulanıyor, başı dönüyordu.
“...f̵s̵s̸--ş̷ş̶ş̷--'̷?̸?̸--k̶h̸h̴----ş̵ş̷s̵t̵--...”
Ama Kagami gözlerini açtığında her ne kadar her şey bulanık olsa bile… etrafta kimse yoktu.
k̸a̶r̸a̴n̸l̶ı̷k̸...̶ f̷s̴s̴s̶s̵...̷ s̷e̷s̷i̶m̶i̶z̶i̵ d̶u̴y̴u̷y̷o̷r̸...̶ ...g̷e̷l̸--b̸i̶z̵i̴---b̶u̸r̸a̶d̶a̸y̶ı̶z̸--f̶s̶s̶--'̸?̸?̷--.......
…Kagami çoktan bayılmıştı.