Şarjör boşaldığında çıkan kuru "klik" sesi restoranın içinde yankılandı. Nox o sesi duyar duymaz harekete geçti. Bir gölge gibi yerinden kaydı; genç hırsız daha ne olduğunu anlayamadan üzerine çöktü. Adamın silah tutan kolunu yana savurup dengesini bozduktan sonra yüzüne sert bir yumruk indirdi. Genç adamın başı geriye savruldu ve bilinci anında kapandı.
Restorana yeniden sessizlik çöktü. Nox derin bir nefes aldı, ardından gözleri hemen masaların altına kaydı. Kadın hâlâ oradaydı. Kıvrılmış şekilde oturuyordu ama yüzünde korkuya dair en ufak bir iz yoktu. Tam tersine, dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm vardı; sanki bütün olanları ön sıradan izleyen bir seyirci gibiydi.
Tam Nox ağzını açacakken restoranın içinde yeni bir ses duyuldu.
Tık.
Bu kez kuru bir tetik sesi değildi. Silahın yeniden kurulma sesiydi.
Nox'un bütün kasları gerildi ve başını hızla çevirdi. Unutulmuş son hırsız hâlâ ayaktaydı, silahını doğrultmuştu. Ama tuhaf bir şey vardı. Adam ateş etmiyordu, daha doğrusu edemiyordu. Gözleri korkuyla açılmış, alnından terler süzülmeye başlamıştı. Parmağı tetiğin üzerinde olmasına rağmen vücudu taş kesilmiş gibi hareketsizdi.
O sırada masanın altından kadının eli yükseldi.
Avucu adama dönüktü. Gözlerinin derinliklerinde parlak bir mana ışığı titreşirken görünmez zincirler hırsızın bedenini baştan aşağı sarmış gibiydi.
Nox birkaç saniye sessizce baktı.
"Demek gücün bu."
Adamın yanına yürüyüp tek yumrukla onu da yere serdi. Hırsızın bedeni gevşeyip yere yığılırken kadın da elini indirdi.
"Sağ ol."
Bu kez sesi alışıldık alaycılığından uzaktı.
Kadın gülümsedi.
"Rica ederim."
Ayağa kalktı ve birkaç adım attıktan sonra yüzünü buruşturdu. Yerdeki kan lekesine basmıştı.
"Ah..."
Ayakkabısının altına baktı.
"Ayakkabılarım kirlendi."
"Önceliklerin gerçekten tuhaf."
"Seni kurtardım. Biraz şikâyet etme hakkım olmalı."
Sonra ona doğru yürüdü. Gittikçe yaklaştı. Biraz fazla yaklaştı.
Nox istemsizce geriye çekilmek istedi ama bulunduğu yerde kaldı. Kadın başını kaldırıp gözlerinin içine baktı. Dudaklarında yaramaz bir gülümseme vardı.
"Beni daha erken dahil etmeliydin."
"Hallettim işte. Bir sorun çıkmadı."
"Ben olmasam şu an göğsünde birkaç kurşun deliği olabilirdi."
"Bunun için teşekkür ettiğimi hatırlıyorum."
"Ben onu saymıyorum."
Kadın parmağıyla yanağını işaret etti.
"Belki küçük bir öpücükle sayabilirim."
Nox gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Pekâlâ."
Kadının gözleri parladı.
Nox yavaşça yaklaştı. Kadın beklentiyle ona bakarken o parmağını kaldırıp alnına vurdu
Kadın iki eliyle alnını tutarak geri çekildi.
"Ahh! Çok acıttın!"
Nox kaşlarını çattı.
"O kadar sert vurmadım ki."
"Vurdun."
"Abartıyorsun."
"Vurmadığını mı söylüyorsun?"
"Dur bakayım."
Nox elini uzattığı anda kadın fırsatı yakaladı. Öne eğilip yanağına hafif bir öpücük kondurduktan sonra hızla geri çekildi. Yüzünde zafer kazanmış bir komutanın ifadesi vardı.
"Şimdi ödeştik."
Nox birkaç saniye donup kaldı. Sonra yüzü yavaş yavaş kızarmaya başladı.
"...hadi eşyalarımızı alalım."
Masaya doğru yürürken kendi kendine homurdandı.
"Bu kadın kesinlikle deli."
Nox torbaya uzanıp kendi cüzdanını çıkardı, ardından kadının çantasını aldı. Masaya bırakırken gözlerini kıstı.
"Adam neden çantayı da torbaya attı, anlamış değilim. Çantan bu kadar mı değerli?"
Kadın çantasını kollarına bastırdı ve küçümseyen bir bakış attı.
"Bu minik şey mi? On bin dolar."
Nox birkaç saniye ona baktı.
"Kaç yen ediyor o?"
Kadın şakağına parmağını dayayıp düşünüyormuş gibi yaptı.
"Hmm... yaklaşık bir buçuk milyon yen."
Nox'un kaşları havaya fırladı.
"Bir buçuk milyon mu?"
Gözleri çantaya kaydı.
"Yani bu aptal şey bir buçuk milyon yen ediyor?"
Kadın sadece omuz silkti.
Nox ise ona biraz daha dikkatli bakmaya başladı.
Pahalı kıyafetler.
Tuhaf bir özgüven.
Silahlı hırsızların ortasında bile kaybolmayan rahatlık.
Ve şimdi de milyonluk bir çanta.
"Sen tam olarak kimsin?"
Kadın soruyu duymazdan gelir gibi elini salladı.
"Ondan önce şu torbadaki eşyaları sahiplerine dağıtalım. Sonra konuşuruz."
"Benim kahramanlık görevim sona erdi."
Nox geriye yaslandı.
"Sıra sende."
Kadın gözlerini devirdi.
"Sorumluluktan kaçan kahraman seni."
"Ben asla sorumluluk kabul etmem."
Nox başını kollarının üzerine bıraktı.
"Biraz dinleneceğim."
Kadın iç çekti ama daha fazla tartışmadı.
Nox gözlerini kapattığında zihni yeniden karışmaya başladı.
Silahlı insanları dövmek.
Birkaç dakika içinde bir grup insanı öldürmek.
Birini hiç düşünmeden canlı kalkan olarak kullanmak.
Bütün bunlar ona yanlış gelmiyordu.
Asıl rahatsız edici olan buydu.
Çok doğal geliyorlardı.
Sanki yıllardır yaptığı şeylermiş gibi.
"Gerçekten bana ait gibi hissettirmiyor..."
Kaşları hafifçe çatıldı.
"Acaba rüyamdaki o gölgeyle bağlantılı olabilir mi?"
Düşünceleri ensesinde hissettiği soğuk metalle bölündü.
Nox gözlerini açtı.
Bir silah namlusu.
Başını hafifçe eğip ellerini kaldırdı.
"Ha ha... lütfen beni öldürmeyin."
Sesi tamamen yapmacıktı.
Ama arkasını döndüğünde arkasındaki adamın ciddi olduğunu gördü.
Ellerindeki titreme korkudan kaynaklanıyordu ama silah gerçekti.
Daha da kötüsü...
Kadın da başka bir adam tarafından rehin alınmıştı.
Ve kadın hâlâ gülümsüyordu.
Sanki bütün bunlar onu eğlendiriyormuş gibi.
Restoran bir anda karıştı.
"Onlar bizi kurtardı!"
"Silahı indir!"
"Delilik yapıyorsunuz!"
"Hayır!"
Bir adam öne çıktı.
"Bunlar insan değil!"
"Ryonlardan yardım istemeye ihtiyacımız yok!"
Kargaşa giderek büyürken Nox dişlerini sıktı.
Sonra kadına bağırdı.
"Neden geldiğini söylemedin bana?!"
"Çok tatlı dinleniyordun."
Nox gözlerini kapattı.
"Hay şu kadın..."
Bir sonraki anda hareket etti.
Adamın kolunu yakalayıp sertçe büktü.
Silah elinden düştü.
Nox onu havada yakalayıp tersine doğrulttu.
"Şimdi şartlar değişti."
Restoranın diğer ucundan neşeli bir ses geldi.
"Çok havalısın!"
Nox'un yüzü düştü.
"Sivillerden kurtulamayacak kadar güçsüz müsün?"
Kadın gülümsedi.
"Sadece beni kurtarmanı bekliyordum."
"Fazla Romantizm filmi izliyorsun."
Nox yeniden sandalyesine oturdu.
"Hadi bakalım. Göster marifetini."
Kadın göz kırptı.
Sonraki birkaç saniye içinde sandalyesini geriye bıraktı, düşerken bacaklarını adamın boynuna doladı ve bütün ağırlığını kullanarak onu yere çekti. Adam sırtüstü yere yapışırken silahı da elinden fırladı.
Kadın ayağa kalktı.
Topuğunu adamın göğsüne koydu.
"Nasıl buldun?"
Nox göz ucuyla baktı.
"..."
Sonra bakışlarını kaçırdı.
"Fazlasıyla esnekmiş."
Ama kalabalık yine bağırmaya başlamıştı.
"Gördünüz mü?!"
"İnsanlara saldırıyorlar!"
"Bunlar canavar!"
Bir müşteri telefonunu kaldırdı.
"Polisi aradım! Geliyorlar!"
Nox'un sabrı tükendi.
Adamın üzerine yürüdü.
"Şu adama bak."
Yumruğunu sıktı.
"Hayatını kurtarıyorum."
Bir adım daha attı.
"Paranı kurtarıyorum."
Bir adım daha.
"Karşılığında aldığım şey bu mu?"
Adam korkuyla geri çekildi.
Nox yumruğunu kaldırdı.
Tam o sırada kadın araya girdi.
Kolunu tuttu.
Bu kez yüzünde gülümseme yoktu.
"Hadi gidelim."
"Bırak beni."
"Hayır."
Nox ilk kez duraksadı.
Kadının gözlerinde alıştığı o oyunbaz ifade yoktu.
Gerçek bir ciddiyet vardı.
Birkaç saniye sonra iç çekti.
"Peki."
Kapıya yöneldikleri sırada dışarıdan siren sesleri yükseldi.
Kırmızı ve mavi ışıklar restoranın camlarında dans etmeye başladı.
Nox dilini şaklattı.
"Tch."
Sonra kadının elini tuttu.
"Bana ayak uydur."
Ve birlikte kalabalığın arasına karışıp gözden kayboldular.