O telefonda konuşurken Remzi Efendi gelmiş, telefon konuşmasının bitmesini bekliyordu. Telefon konuşması bitince Galip Bey’in odasının kapısını tıklatarak içeriye girdi. Onun geldiğini gören Galip Bey.
"Hoş geldin Remzi Efendi" dedikten sonra ona oturmasını rica etmesine rağmen Remzi Efendi, ona karşı yine de saygısızlık olur diye ayakta beklemeyi tercih etti. Bu arada onun karşısında el pençe duruyordu.
‘Aman efendim sizin ricanız benim için bir emirdir’ dedi mütevazı bir şekilde.
‘Remzi Efendi’ dedi Galip Bey ‘Biliyorsun, seni bir baba gibi severim. Her ne kadar sen bizim evimizin kâhyası olsan bile" dedikten sonra oturduğu yerden kalkarak karşısına geçti ve ona koltuğa oturması için eliyle işaret etti. O koltuğa oturunca kendisi de onun karşısına oturdu. Ardından ona:
‘Remzi Efendi, seni küçüklüğümden beri hep baba gibi sevdim. Babamdan görmediğim şefkati senden ve eşinden gördüm. O yüzden siz benim annem ve babam gibisiniz. Ayrıca, dinimizi iyilik yapmayı ve kötülükten sakınmayı da sizden öğrendim’ dedi iç geçirerek.
‘Sana bir adres vereceğim, o adrese gidip kim yaşıyor, yaşantıları nasıl ne ile geçmiyorlar onları öğrenip bana rapor edeceksin. Zira bu benim için çok önemli’ dedi Galip Bey.
Remzi Efendi onu dinledikten sonra:
‘Tamam, efendim’ dedikten sonra adresi alarak yola çıktı. Kısa bir araştırmadan sonra geri döndüğünde ise oldukça üzgündü.
Onun üzgün olduğunu gören Galip Bey:
‘Ne oldu, Remzi Efendi. Niçin üzgünsün?’ diye sordu.
‘Galip Bey, öğrenmek için verdiğiniz adrese gittim. Oraya gitmeden evvel zor durumda olduklarını tahmin ediyordum, ama bu kadarını da beklemiyordum’ dedi gözleri dolmuş bir şekilde. ‘Onlar oldukça kötü durumdalar. Hatta çevresindeki yaşayan insanlar bile aynı durumda. Üstelik birde mahalle halkı olarak evden atılmak üzereler. Çünkü hepsi gecekondu ve izinsiz yapılmış. Onlara yardım edilmezse, korkarım ki bu şekilde daha fazla dayanamazlar’ Remzi Efendi.
Remzi Efendi'yi sonuna kadar dinleyen Galip Bey:
‘Tamamdır teşekkür ederim Remzi Efendi. Bundan sonrasını ben hallederim’ dedi ve holdingden ayrılarak arabasına bindi. Aysel'in yaşadığı mahalleye geldiğinde ise mahalle muhtarının bulup, ilk olarak mahalleli hakkında bilgi aldı. Onların durumları Remzi Efendi'nin dediği gibiydi.
*******
‘Kızım’ dedi annesi yattığı yerden Aysel'e ‘İş bulabildin mi?’ dedi inleyerek.
‘Hayır’ dedi Aysel üzgün bir vaziyette. O sırada çocukları ayaklarına dolanmış ‘anne açız açız’ diyerek ağlıyorlardı.
Annesinin durumu, kocasının erken ölümü ve kocasının ailesi tarafından kötü muamelede bulunulmaları, onu iyice yıpratmıştı. Bunun üstüne birde ailesini geçindirme eklenmişti. Üstelik talihsizlik üzerine talihsizlik yaşıyordu.
‘Kızım umudunu kaybetme’ dedi annesi ‘bakarsın Allah Teâlâ öyle bir yerden kapı açar ki, sen bile şaşar kalırsın’
‘Öyle ama’ dedi Aysel sıkıntılı bir şekilde ‘bazen çok daralıyorum. Buralardan çekip gidesin geliyor, sonra çocuklarım aklıma gelince vazgeçiyorum düşüncelerimden’
‘Kızım her karanlığın sonunda aydınlık olduğu gibi her karanlığın sonunda da bir aydınlık vardır. Yavrum Allah Teâlâ hiç kimseye çekemeyeceği yükü yüklemez. O yüzden ümidini kaybetme’ dedikten sonra ona ‘bak halime, yatalağım ve senin eline bakıyorum. Buna rağmen hiçbir zaman ümidimi kaybetmedim’ dedi annesi onun ellerinden tutarak.
‘Haklısın anne, ama baksana çocuklara. Çocuklar benden bir şeyler istiyorlar, fakat onlara verecek hiçbir şeyim yok’ dedi iç çekerek ‘Biz bir şekilde dayanıyoruz, ya onlar onlarla da nasıl dayansınlar. O yüzden onları gördükçe içim parçalanıyor’ dedi Aysel derin bir nefes alarak ‘Ah Kasım ah! O başımızda olaydı, bu kadar sıkıntı çekmezdim’ dedi gözleri dolarak.
‘Kızım, yapma. Bak, çocuklar seni görüp etkileniyor’ dedi annesi.
‘Haklısın, anne’ dedi Aysel ‘Kendimi toparlamalıyım. Sırf çocuklarım için bunu yapmalıyım. Senin dediğin gibi, bakarsın Yüce Mevlam, bir yerden kapı açar ve bizde bu sıkıntılardan kurtuluruz’
‘Ah kızım!’ dedi annesi ‘kardeşim, bizi dışlamasaydı, şimdi bu durumlarda olmazdık’
Kardeş lafını şimdiye kadar duymayan Ayşe, şaşırarak:
‘Ne kardeşi anne’ diye soru sordu.
‘Kızım, benden küçük bir kız kardeşim daha var. Yalnız şuan yaşayıp yaşamadığını bilemiyorum. Tek bildiğim, bir oğlu olduğu ve işlerinin başına da onu geçirdiği’
Bir teyzesinin olduğunu duyan Aysel:
‘Anne! Bundan benim niye haberim yok’ dedi, serzenişli bir sözle.
‘Kızım, söylesem ne yazar ki’ dedi annesi serzenişli bir ifade ile ‘O, bizi kabul etmiyor’
‘Nasıl yani anne?’ dedi Ayşe ‘Neden bizi kabul etmiyor ki’
‘Çünkü ona göre ben aile dışı biriyim’ dedi annesi, utanarak.
‘Anne, lafını dolandırmadan anlatsana’ dedi Ayşe, sert bir ifadeyle.
‘Ben’ dedi sustu annesi, nasıl diyecekti kızına kendisinin evlilik dışı dünyaya geldiğini.
‘Anne, niye sustun’ dedi Ayşe, onu konuşturabilmek için.
‘Kızım, annem ve babam, ben dünyaya geldiğimde evli değillerdi. Yani, senin anlayacağın evlilik dışı dünyaya gelmiştim. Dünyaya geldiğimde annem, kokumu bile almadan bu dünyadan göçüp gitmiş. Annemin vefat etmesine rağmen, babamın ailesi beni kabul etmemiş. Bu yüzden de yetimhanelerde büyüdüm’ dedi annesi, ağlayarak.
‘Teyzemi hiç görmedin mi?’ dedi Ayşe, merak içerisinde.
‘Gördüm’ dedi annesi ‘Görmesine gördüm, ama benimle konuşmak yerine alay etti. O yetmezmiş gibi onun annesi de benimle alay etti. Sırf evlilik dışı olduğum için bunlara maruz kalmıştım. Hatta bunlarla kalmadı. Babanla evlendiğimizden, onun vefat edişine kadar olan zamanda bile bizimle uğraştı’
Duydukları karşısında iyice şaşıran Aysel:
‘Olmaz olsun öyle kardeş’ dedikten sonra ‘Ya oğlu, oğlu nasıl biriydi’ dedi utanarak.
‘Oğlu, anası gibi değildi. İyilik yapmayı severdi. Hatta zaman zaman gelip beni ziyaret etmiştir’ dedi annesi.
Annesini dinleyen Aysel:
‘Ben niye tanımıyorum onu?’ diye haklı bir soru sordu.
‘Teyzen olacak o kadın, bizim işlerimizi bozduktan sonra karşıma geçip ‘‘Sen ne kardeş olmayı ne de bizim servetimizi hak ediyorsun’’ dedi tıslarcasına. Ardından bana ‘Bundan sonra ne yüzümü göreceksin ne de oğlumu göreceksin’ dedikten sonra ondan bir daha haber alamadım. Oğlu ile bir süre görüştüm ama ondan da bir süre sonra haber alamadım. Oğlu, seni görmeyi çok istiyordu, ama annesinin sözünü çiğnemek istemediğinden seninle tanışmadı. İşte, onu tanıyamamanın sebebi bu’ dedi annesi.
O, annesi ile konuşup dertleşirken o sırada Galip, kapının önünde onları dinliyor, dinledikçe de gözyaşlarını tutamıyordu.
‘Kızım, bizim kaderimiz de böyleymiş’ dedi annesi o kızı ile konuşup teselli etmeye çalışıyordu, ama onunda içinde fırtınalar kopuyordu. Pencereler kırık olduğu için rüzgâr esiyor, bu durum onların üşümesine sebep oluyordu, yakacak odun bile bulamadıkları için ısınma imkânı bile bulamıyorlardı. Her yağmur yağışında çatı damlıyor ve içerisinin küf kokmasına sebep oluyordu. Bu durum sağlıkları açısından da tehlikeliydi. Üstelik bir de evlerinden atılma tehlikeleri bile vardı.
Annesi, ağzını açıp bir şeyler daha diyecekti ki kapı çaldı. Kapı çalınca her ikisi de kapıya doğru baktılar.
‘Bu da kim’ dedi annesi. Ardından Ayşe'ye ‘kızım hele bir bak komşular yardım getirmiştir. Gerçi, onların da yiyecek bir şeyler yok ama bizden daha iyi durumdalar’ dedi, hüzünlü bir ifade ile. Annesini dinleyen Aysel ‘Haklısın’ dedi, gözleri dolu bir şekilde. Ardından ayağa kalkarak kapıyı doğru yöneldi ve:
‘Kim o’ dedi ve bekledi. Kapıdan ses gelmeyince tekrar ‘kim o’ dedi yüksek bir sesle. Bu sefer kapıdan:
‘Kızım, komşunuz İrem’ dedi, komşusu ince bir sesle ‘size yiyecek getirdim’
‘İrem teyze sen misin?’ dedikten sonra kapıyı açtı. Karşısında ton ton, nurani bir teyze duruyordu. Onu gören Aysel:
‘İrem teyze, kapıda bekleme de içeriğe gel’ dedi tatlı bir dille.
‘Kızım, girmesem’ dedi komşuları çekingen bir sesle.
‘Olur, mu öyle şey, İrem Teyze’ dedi Aysel ‘hem annem seni gördüğüne sevinecektir’