Aralarında biraz daha konuştuktan komşuları sonunda ikna olmuş içeriğe girmişti.
‘Nuran, nasılsın?’ dedi komşuları.
‘Bu sıralar ayaklarım ağrıyor’ dedi Aysel'in annesi.
Komşuları, Aysel’in annesiyle konuştuktan sonra Aysel'e dönerek:
‘Kızım, biliyorum kızıyorsun ama...’ sözünü tamamlamadan Aysel, araya girerek:
‘Hayır, İrem Teyze, çocuklarımı hiçbir yere vermem’ dedi çocuklarına sarılarak:
‘Kızım, ben senin ve çocuklarının iyiliğini istiyorum’ dedi ve çocuklara gülümseyerek baktı. Çocuklar, onu sevmelerine rağmen, kendilerini annelerinden ayırmak istediğini anlıyorlardı. Bu yüzden de ona kızgın bir şekilde bakıyorlardı.
‘Kızım, hemen hayır deme, hem senin hem de onların hayatın kurtulur’ dedi kadın.
Onun son sözü Aysel’i öyle kızdırdı ki annesi ikaz etmese, komşularının üzerine yürüyüp onu bir güzel pataklardı.
‘Tamam, tamam sustum’ dedi komşuları. Ardından Aysel'e ‘ha bu arada sizin kapınızın önünde siyah lüks bir araba var. Neredeyse bir saattir de içindeki adam, sizin evi gözetliyor’ dedikten sonra getirdiği yemeği alarak çıkıp gitti.
O, gittikten beş dakika sonra kapıları tekrar çalındı. Kapının çalındığını duyan Aysel, komşuları İrem Hanımın tekrar geldiğini zannederek kapıyı açtı. Beklediği gibi komşuları İrem Hanımdı.
‘Kuzum' dedi İrem Hanım ‘Neyin nesidir bilemem, ama şu ilerideki siyah araba var ya bir saattir burada ve içindeki adam sizin eve gözlenmekte’ dedi nefes nefese ‘Ayrıca az önce de sizin konuşmalarınızı dinlemekteydi’
Aysel, İrem Hanımın ikazı üzerine o yöne baktı. Evet, evet içinde genç bir adam vardı ve kendilerine doğru bakıyordu.
‘Sende kimsin?’ dedi bağırarak. Ardından onun kim olduğunu anlayabilmek için oraya doğru yöneldi.
Galip, Aysel'in kendisine doğru geldiğini görünce kendi kendine ‘şimdi zamanı değil' diyerek hızlıca oradan uzaklaştı.
*******
‘Anne’ dedi Galip, ‘teyzemle aranız neden bozuldu?’
Annesi, kardeşinin ismini duyunca, yüzünü buruşturarak:
‘Sana demedim mi o lanet olası canın adını anma diye'
‘Anne öyle söyleme' dedi Galip, üzüntüyle ‘Lanet okumak çift başlıdır. Karşı taraf hak etmiyorsa o lanet dönüp dolaşır ve söyleyen kimseyi gelir bulur'
‘Hadi oradan’ dedi annesi ‘Söylediğim söz gelip beni bulacakmış ha! Hadi gelsin de beni bulsun'
‘Anne bak, yine her zaman ki gibi büyük konuşuyorsun’ dedi Galip, sesli bir şekilde ‘Anne, kibrin, gururun, herkese üstten bakışın bir gün seni yiyip batıracak, bunun farkında mısın?’
‘Ne o, şimdide başımıza hoca mı kesildin' dedi annesi, tükürürcesine ‘hem bunları okuduğun kitaplardan mı öğreniyorsun’ dedikten sonra sinirle ‘zaten babanı da bu yüzden kapının önüne koymuştum, şimdi de sen mi çıktın başıma'
‘Babamı karıştırma anne’ dedi Galip, baba hasretiyle içi yanarak ‘Çok iyi biliyorsun ki o çok iyi bir insandı. Küçükken hatırladığım kadarıyla o yoksulları doyurur, evsiz barksız kalanlara kol kanat gererdi’ dedi hüzünlü bir ifadeyle. Ardından iç çekerek ‘O merhametli olduğu halde bizi neden terk etti, bu yaşıma kadar anlamış değilim. Ama bunu eninde sonunda öğreneceğim. Babam bizi terk ettikten sonra baba sevgisi göremeden bu yaşıma kadar geldim. Ha bu arada kâhyamız Remzi Efendi olmasaydı şimdiye kadar çoktan yok olup gitmiştim. Onun sayesinde hayatı öğrendim. Ayrıca merhametli olmayı, insanlara iyi davranmayı da ondan öğrendim’
‘Remzi Efendi ha!’ dedi annesi, dişlerini gıcırdatarak ‘Ben onu çoktan işten kovardım ama ne yazık ki elim mahkûm’
‘Evet, elin mahkûm, çünkü evi çekip çeviren, yönlendiren o' dedi Galip, annesinin gözlerinin içine bakarak.
‘Ne olacak babasının oğlu’ dedi annesi ve oğlunun söylentileri arasında kendi odasına çekildi.
O, odasına çekilip istirahat ederken o sırada Galip, annesine sesini duyurmak için olanca gücüyle:
‘Anne! Sen istesen de istemesen de bir gün gerçekleri öğreneceğim' diye söyleniyordu.
Ertesi gün annesi, oğlunun işe gittiğini fırsat bilen Elif hanım, hizmetçisini çağırarak ona:
‘Orhan Kaptana gidip ona her zaman konuştuğumuz mekâna gelmesini söyle'
Orhan Kaptanın ismini duyan hizmetçi korku içerisinde geri çekilerek ona:
‘Orhan Kaptan mı?’ dedi yutkunarak.
‘Evet, onunla konuşacaklarım var’ dedi Galip'in annesi.
‘Ama efendim, geçen konuşmanızda olanları biliyorsunuz. O, neredeyse sizi öldürecekti’ dedi hizmetçi endişeyle.
‘Sen benim emrime karşı mı çıkıyorsun?’ dedi Elif Hanım, hizmetçisine üstten bakarak.
‘Hayır, efendim, ama...’ hizmetçi daha sözünü bitiremeden Elif Hanım, eliyle susmasını işaret ederek.
‘İşten atılmak istemiyorsan dediğimi yap' dedi Elif Hanım, tehdit edercesine.
‘Tamam, efendim’ dedi hizmetçi boynu bükük bir şekilde.
Hizmetçi, hiç istemese de Elif Hanımın isteğini yerine getirmek için çantasını alıp evden çıktı.
*****
Orhan Kaptan, geçmişinde gemilerde ikinci kaptan olarak görev yaptığı için kaptan olarak nam salmıştı. Uzun yıllar böyle devam ettikten sonra illegal işlere girmeye başlamış mafya liderliğine kadar işi ilerlemişti.
Orhan Kaptan, sağa sola emir yağdırırken hizmetçinin kendisine doğru süklüm püklüm kendisine doğru geldiğini gördü.
‘Ooo Hizmetçi Rana sen ha!’ dedi Orhan Kaptan, pis bir sırıtışla ‘Son karşılaşmamızdan sonra bir daha karşılaşmayacağımızı zannediyordum'
‘Orhan Bey' dedi Hizmetçi Rana korkarak ‘Elif Hanım, yine sizinle görüşmek istiyormuş’
‘Hangi yüzle görüşmek istiyormuş’ dedi Orhan Kaptan parmak sallayarak ‘geçen sefer istediğimi vermediği için az daha canından oluyordu. Buna rağmen hangi cesaretle beni görmek istiyor'
‘Efendim, bende dedim ama beni dinlemiyor ki'
‘Bilirim, bilirim’ dedi Orhan Kaptan ‘O, insanlara hep tepeden baktığı için ne seni dinler ne de bir başkasını. Onunla yıllardır iş yapıyorum bir gün olsun başkasını dinlediğini görmedim’ dedikten sonra hizmetçiye sert bir bakış atarak ‘Bu sefer istediğimi yapmazsa ölümlerden ölüm beğensin'
Hizmetçi, Orhan Kaptanla görüştükten sonra aynı şekilde süklüm püklüm geri döndü.
Onun geri döndüğünü gören Elif Hanım:
‘Ne oldu, konuştun mu onunla?’
‘Evet, efendim, görüştüm' dedi hizmetçi cılız bir şekilde.
‘Ne dedi, çabuk söyle' dedi Elif Hanım, hiddetle ‘hemen söylemezsen seni işten kovarım, kovmayı bırak sürüm sürüm süründürürüm seni' bu söz Elif Hanımın çalışanlara en fazla söylediği bir sözdü ve bu şekilde onlara psikolojik bir baskı uyguluyordu.
‘İstediğimi vermezse ölümlerden ölüm beğensin dedi’ hizmetçi bunu derken renkten renge giriyordu, zira kan görmeye hiç dayanamıyordu.
‘Demek öyle söyledi’ dedi Elif Hanım tükürürcesine. ‘Ben olmasam o mertebelere gelebilir miydi?’ dedi bağırarak. ‘Onun o seviyelerden aşağıya düşmesi bir sözüme bakar' dedikten sonra odasına geçerek duvara sabitlenmiş tabloyu kaldırdı. Tablonun arkasında rengi kırmızı olan bir telefon vardı. Bu telefon özel durumlarda kullanılan bir telefondu.