İçeriğe geç

4. Bölüm — Uzamın İlk Yarığı 

1. Ders Zilinden Önce

Crownmere Kraliyet Yankı Akademisi’nin koridorları sabahın erken saatlerinden itibaren öğrencilerle dolmaya başlamıştı. 

Uzun pencerelerden içeri süzülen ışık, taş zemine soluk altın renkli çizgiler bırakıyordu. Duvarlarda asılı eski portrelerin altından geçen öğrenciler, bir yandan ders programlarını kontrol ediyor, bir yandan da yeni akademik hayatlarının ilk gününü konuşuyorlardı. 

Elara Rowan, elindeki ders çizelgesine son kez göz attı. 

Yankı Teorisi ve Uygulaması. 

Dersin adının altında, uygulamanın açık alanda yapılacağı yazıyordu. 

Elara kâğıdı katlayıp çantasına koydu. 

“Bunu ezberledin galiba.” 

Yanından gelen ses üzerine başını çevirdi. Aria Fairmont, her zamanki gibi düzgünce toplanmış saçlarıyla ona bakıyordu. Elinde kendi ders çizelgesi vardı. 

“Elimde sadece üç ders yazıyor,” dedi Elara. “Ezberlemek çok zor olmamalı.” 

Aria bir an duraksadı. Sonra hafifçe güldü. 

“Bazen senin gerçekten şaka yapıp yapmadığını anlayamıyorum.” 

“Ben de.” 

Aria bu kez daha belirgin güldü. 

Birlikte birkaç adım yürüdüler. Koridorun sonundaki merdivenlere ulaştıklarında yollarının ayrılması gerekiyordu. Aria başka bir sınıfa gidecekti. 

“Öğle yemeğinde görüşürüz,” dedi Aria. 

“Bakacağız.” 

“Bu, evet demenin senin versiyonun mu?” 

“Belki.” 

Aria başını iki yana salladıktan sonra merdivenlerden aşağı indi. 

Elara ise dersliklerin bulunduğu koridora döndü. 

Kapının önüne vardığında birkaç öğrencinin konuşmasına kulak misafiri oldu. 

“Dünkü törende birinci olan kız da bu sınıftaymış.” 

“Rowan mı? Evet, duydum.” 

“Giriş sınavında gerçekten herkesi geçtiğine göre güçlü olmalı.” 

Elara yürümeyi sürdürdü. Duyduklarına tepki vermedi. İnsanların onun hakkında ne düşündüğüyle ilgilenmiyordu. 

En azından kendine böyle söylüyordu. 

Sınıfa girdiğinde öğrencilerin çoğu yerlerine oturmuştu. Ön sıralardan birinde, kızıl bakır saçları omuzlarından aşağı dökülen bir kız dikkatini çekti. 

Saçlarının rengi, pencereden gelen ışıkla daha da belirginleşiyordu. Kızın yüzündeki ifade ise çevresindeki hareketliliğe rağmen değişmiyordu. Kırmızı gözlerinin çevresindeki ince mavi halka, bakışlarına alışılmadık bir keskinlik veriyordu. 

Elara’nın bakışları kısa bir an onun üzerinde kaldı. 

Kız da başını çevirdi. 

Göz göze geldiler. 

Elara, karşısındakinin kendisini tanıdığını düşündü. Büyük Salon’da adı açıklanırken orada bulunan öğrencilerden biri olmalıydı. 

Kızın gözleri önce Elara’nın yüzüne, ardından üzerinde taşıdığı ders çizelgesine kaydı. 

Sonra yeniden önüne döndü. 

Elara fazla düşünmeden boş bir sıraya oturdu. 

Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı kapandı. 

Öğretmen içeri girdiğinde konuşmalar birer birer kesildi. 

“Günaydın. Bugün teoride duyduklarınızı uygulamaya dökmeye başlayacağız.” 

Öğretmen masasının üzerine birkaç dosya bıraktı ve sınıfın önüne geçti. 

“Ama önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Burada oturan herkesin birbirine benzeyen bir yeteneği olmak zorunda değil. Hatta bazılarınızın gücü ilk bakışta başkalarınınkine benzeyebilir. Bu, aynı güce sahip olduğunuz anlamına gelmez.” 

Tahtaya tek bir kelime yazdı. 

YANKI 

“Yankı, sizin dışarıdan duyduğunuz bir sesin geri dönmesi değildir. Burada kullandığımız anlamıyla, insanın kendi içinden doğan gücün dış dünyada görünür hâle gelmesidir.” 

Öğretmen tebeşiri bıraktı. 

“Bir başkası ateşi andıran bir güç ortaya çıkarabilir. Siz de benzer bir görüntü oluşturabilirsiniz. Fakat görüntüleriniz birbirine benzese bile onları meydana getiren şey aynı olmak zorunda değildir. Gücünüzün biçimi, onu nasıl kullandığınız ve çevrenizle nasıl etkileşime girdiği kişiden kişiye değişir.” 

Sınıf sessizce dinliyordu. 

“Bu nedenle yalnızca gösterişli bir yeteneğe sahip olmak yeterli değildir. Ne yaptığınızı anlamanız, çevrenizi gözlemlemeniz ve dikkatsiz davranmamanız gerekir.” 

Öğretmenin bakışları öğrencilerin üzerinde dolaştı. 

“Birazdan dışarıda uygulama yapacağız. Amacınız birbirinizi yenmek değil. Kendi gücünüzü daha iyi tanımak.” 

Arka sıralardan bir öğrenci elini kaldırdı. 

“Peki, hocam. Birinin gücü diğerinden belirgin biçimde daha güçlüyse?” 

“Güçlü olmakla doğru karar vermek aynı şey değildir.” 

Öğretmen başka bir açıklama yapmadı. 

Elara’nın hoşuna giden bir cevaptı. 

Ne var ki sınıftaki herkesin aynı fikirde olmadığı açıktı. 

Özellikle de ön sıralarda oturan kızın. 

 

2. Kızıl Çizgiler 

Derslikten çıkan öğrenciler, akademinin arka tarafındaki uygulama alanına götürüldü. 

Burası yüksek taş duvarlarla çevrili geniş bir avluydu. Zeminin çeşitli noktalarına yuvarlak hedefler yerleştirilmiş, duvar kenarlarında da öğrencilerin kullanabileceği tahta ve metal eğitim düzenekleri hazırlanmıştı. 

Uzak tarafta birkaç öğretmen daha başka sınıflarla ilgileniyordu. 

Yankı öğretmeni öğrencileri yarım daire biçiminde topladı. 

“Bugünkü uygulama basit. Sırayla öne çıkacak, yeteneğinizin temel bir kullanımını göstereceksiniz. Kendinizi zorlamak için acele etmeyin. Başkalarının yaptığı şeyleri taklit etmeye çalışmayın.” 

Ardından eliyle hedeflerin bulunduğu alanı işaret etti. 

“Kim başlamak ister?” 

Kısa bir sessizlik oldu. 

Sonra bir öğrenci öne çıktı. Avucunda küçük, parlak bir ışık küresi oluşturdu. Küre, hedefin önünde dağılarak havada birkaç saniye asılı kalan kıvılcımlara dönüştü. 

Öğretmen başıyla onayladı ve birkaç yorum yaptı. 

Ardından başka öğrenciler sırayla denemelerini gerçekleştirdi. 

Kimi havadaki taş parçalarını hareket ettirdi, kimi ellerinin çevresinde dönen ışık halkaları oluşturdu. Bir öğrencinin avucundan çıkan dalga, hedefin üzerine ulaştığında yüzeyde ince bir titreşim yarattı. 

Gösteriler birbirinden farklıydı. 

Yine de Elara için asıl ilginç olan, her öğrencinin kendi gücünü ortaya çıkarırken yüzünün aldığı ifadeydi. 

Bazıları heyecanla gülümsüyor, bazıları başarısız olmaktan korktuğu için nefesini tutuyordu. 

Bir süre sonra öğretmen konuştu. 

“Sıradaki.” 

Kızıl bakır saçlı öğrenci öne çıktı. 

Birkaç kişi hemen fısıldaşmaya başladı. 

“Seraphina Ashbourne…” 

“Onun giriş sınavında çok iyi olduğu söyleniyordu.” 

Elara ismi duyduğunda başını kaldırdı. 

Demek adı Seraphina'ydı. 

Seraphina hedeflerin karşısında durdu. Ne çevresindeki fısıltılara baktı ne de öğretmenden açıklama istedi. Sanki tam olarak ne yapacağını önceden belirlemişti. 

Sağ elini yavaşça kaldırdı. 

Parmaklarının çevresinde kızıl bir ışık belirdi. 

Işık kısa sürede incelerek havaya uzanan çizgilere dönüştü. Çizgiler, Seraphina'nın elinin hareketini takip ediyormuş gibi yön değiştiriyor; biri diğerinin ardından belirip hedeflere doğru ilerliyordu. 

Bir anda bütün çizgiler aynı hedefe yöneldi. 

Havayı kesen ince kızıl izler, dairesel hedefin farklı noktalarına isabet etti. Tahta yüzeyde, merkez noktanın çevresinde neredeyse kusursuz bir desen oluştu. 

Seraphina elini indirdi. 

Kızıl çizgiler sanki hiç var olmamışlar gibi söndü. 

Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. 

Ardından öğrencilerden biri şaşkınlıkla nefes verdi. 

“İnanılmaz…” 

Seraphina’nın yüzünde gururlu bir gülümseme belirmedi. Yalnızca hedefine baktı; sanki ortaya çıkardığı sonuç olması gerekenden farklı olsaydı memnuniyetsizliğini gizlemeyecekti. 

Öğretmen hedefe yaklaştı ve izleri inceledi. 

“Kontrolün iyi. Birden fazla noktaya aynı anda yönelmek kolay değildir.” 

“Yeterli değildi,” dedi Seraphina. 

Öğretmen ona baktı. 

“Ne?” 

“Son çizgi hedefin merkezinden biraz saptı.” 

Bunu söylerken sesi o kadar sakindi ki kendisinden söz ettiğini bir an anlamak zordu. 

Öğretmen hedefi yeniden inceledi. 

“Bu düzeydeki bir uygulama için sonuç oldukça başarılı.” 

“Daha iyisini yapabilirdim.” 

Seraphina’nın sözlerinde bir bahane yoktu. Sadece kendisinden beklediği şeyin, başkalarının yeterli bulduğu sonuçtan çok daha yüksek olduğu hissediliyordu. 

Yerine dönerken gözleri bir an Elara’ya kaydı. 

Elara da ona bakıyordu. 

Seraphina’nın yüzünde belli belirsiz bir ifade değişikliği oldu. Belki yalnızca Elara’nın kendisini dikkatle izlemesinden rahatsız olmuştu. 

Belki de Elara’nın kim olduğunu çok iyi biliyordu. 

 

3. Uzam Yarığı 

Uygulamalar devam etti. 

Sıra Elara’ya yaklaşırken çevresindeki öğrencilerin konuşmaları yeniden yükseldi. 

“Birinci sıradaki öğrenci birazdan çıkacak.” 

“Acaba nasıl bir yeteneği var?” 

Elara bu kez fısıltıları görmezden gelmeye çalışmadı. Yalnızca nefesini yavaşça verdi. 

İnsanların merakı, yapacağı şeyi değiştirmeyecekti. 

Öğretmen sonunda adını söyledi. 

“Elara Rowan.” 

Elara öne çıktı. 

Avlunun ortasına geldiğinde hedeflerden birinin karşısında durdu. Tahta daire, birkaç adım ötesindeydi. Yüzeyinde önceki öğrencilerin izleri bulunuyordu. 

“Hazır olduğunda başlayabilirsin,” dedi öğretmen. 

Elara başını salladı. 

Bir an hiçbir şey olmadı. 

Elara'nın yüzü sakindi. Kollarını savurmadı, yüksek sesle bir şey söylemedi. Sanki dikkatini kendi içinde, kimsenin göremediği bir noktaya yöneltiyordu. 

Sonra elini kaldırdı. 

Önündeki hava hafifçe bozuldu. 

Bu, ışığın sıradan bir camdan geçerken kırılmasına benzemiyordu. Elara'nın elinin önünde, dünyanın yüzeyine atılmış ince bir çizik gibi bir görüntü belirdi. 

Çizgi uzadı. 

Bir anlığına havada dar, dikey bir yarık açıldı. 

Arkasındaki görüntü eğilip büküldü. Hedefin kenarı, yarığın içinden bakıldığında olması gerekenden farklı bir açıyla görünüyordu. Yakındaki öğrencilerden birkaçının yüzündeki ifade değişti. 

Kimse bunun sıradan bir ışık gösterisi olmadığını düşünmüyordu. 

Elara'nın parmakları hafifçe hareket etti. 

Yarık bir anda uzadı. 

Tahta hedefin yüzeyinde ince bir çizgi belirdi. Sonraki saniyede uzamdaki yarık kapanırken hedef iki ayrı parçaya ayrılmadı; ancak yüzeyinde, kusursuz bir kesik gibi görünen derin bir iz kalmıştı. 

Elara elini indirdi. 

Her şey eski hâline dönmüş gibi görünüyordu. 

Fakat hedefin üzerindeki iz oradaydı. 

Uygulama alanına sessizlik çöktü. 

Öğretmen birkaç adım yaklaştı. Önce hedefi, ardından Elara’yı inceledi. 

“Uzam Yarığı…” 

Bu sözleri alçak sesle söylemişti. Sanki gördüğü şeyin ne olduğunu zihninde doğrulamaya çalışıyordu. 

Elara'nın yüzünde herhangi bir başarı ifadesi yoktu. 

“Bu kadar yeterli mi?” 

Öğretmen bir an ona baktı. 

“Şimdilik yeterli. Uygulamanın kendisi kadar onu nasıl kullandığını anlamak da önemli. Bir sonraki denemede daha fazlasını yapmaya çalışma. Şu an senden istediğim şey, neyi gerçekleştirdiğinin farkında olman.” 

“Anladım.” 

Elara geri çekildi. 

Öğrenciler arasındaki fısıltılar bu kez daha belirgindi. 

“Az önce uzamı mı yardı?” 

“Nasıl bir şeydi o?” 

“Bir hedefi o şekilde etkileyebileceğini düşünmemiştim.” 

Elara'nın umurunda değildi. 

Ama Seraphina'nın umurundaydı. 

Seraphina, Elara'nın yanına doğru birkaç adım attı. Kızıl gözleri önce hedefin üzerindeki kesik izine, ardından Elara'nın yüzüne çevrildi. 

“Gösterişli,” dedi. 

Elara ona baktı. 

“Teşekkür ederim.” 

“Bu bir iltifat değildi.” 

“Öyle olduğunu söylemedim.” 

Seraphina'nın kaşlarından biri hafifçe kalktı. 

Çevrelerindeki birkaç öğrenci konuşmayı bırakıp onlara döndü. 

“Gücünün ne yaptığını gerçekten biliyor musun?” diye sordu Seraphina. 

Elara'nın ifadesi değişmedi. 

“Bildiğim için kullandım.” 

“Bir şeyi yapabiliyor olman, onu anladığın anlamına gelmez.” 

“Bunu bana anlatmak için mi geldin?” 

Seraphina'nın bakışları sertleşti. 

“Akademideki ilk günlerinden itibaren herkes senin ne kadar olağanüstü olduğundan söz ediyor. Birinci sırada olman da buna yetmemiş olacak ki şimdi herkesin önünde böyle bir gösteri yapıyorsun.” 

Elara birkaç saniye onu inceledi. 

Sonra başını çok hafif yana eğdi. 

“Benden önce sen de bir gösteri yaptın.” 

“Ben yalnızca uygulamayı gerçekleştirdim.” 

“Ben de.” 

Seraphina'nın dudakları ince bir çizgi hâline geldi. 

“Aradaki farkı anlayamayacak kadar dikkatsiz olmanı beklemiyordum.” 

Elara ilk kez gözlerini kıstı. 

“Beni tanımıyorsun.” 

“Tanımama gerek yok. Sonuçta giriş sınavında birinci oldun.” 

Sözleri sakin çıkmıştı ama altında biriken öfkeyi gizleyemiyordu. 

Elara sonunda meselenin ne olduğunu anlamaya başladı. 

Seraphina, onun kim olduğuyla ilgilenmiyordu. En azından şimdilik. 

Birinci olmasına takılmıştı. 

“Birinci olmamdan hoşlanmıyorsan bu benim sorunum değil,” dedi Elara. 

Seraphina'nın yüzündeki soğukkanlılık ilk kez çatlayacak gibi oldu. 

“Bununla ilgisi olduğunu kim söyledi?” 

“Başka bir açıklama bulamadım.” 

“Belki de yeteneğine fazla güveniyorsundur.” 

“Belki de sen, herkesin senin kadar kendini kanıtlamaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorsundur.” 

Bir sessizlik oldu. 

Bu kez çevredeki öğrenciler konuşmaya bile cesaret edemiyordu. 

Seraphina bir adım yaklaştı. 

“Beni tanımıyorsun, Rowan.” 

“Az önce ben de aynısını söyledim.” 

“Bu akademide birinci sırada olmak seni herkesten üstün yapmaz.” 

Elara hiç düşünmeden cevap verdi. 

“Güzel. O zaman neden bunu bana hatırlatmaya çalışıyorsun?” 

Seraphina bir an sustu. 

Cevabı hazırdı belki. Fakat Elara'nın yüzünde aradığı türden bir tedirginlik yoktu. Elara sesini yükseltmemiş, geri çekilmemiş, ona kendini açıklamaya çalışmamıştı. 

Sanki Seraphina'nın öfkesi, karşısında duran kişi için önemsiz bir ayrıntıdan ibaretti. 

Bu durum Seraphina'yı, Elara'nın gösterdiği yetenekten daha fazla rahatsız etmişti. 

“Bir yeteneğin olması seni özel yapmaz,” dedi sonunda. 

Elara'nın bakışları bir anlığına hedefe kaydı. 

Ardından yeniden Seraphina'ya döndü. 

“Bunu biliyorum.” 

Bu cevap beklediğinden farklıydı. 

Seraphina'nın yüzündeki ifade sertleşti. 

“O hâlde bunu davranışlarınla da göster.” 

Elara'nın sabrı tükenmeye başlamıştı. 

“Senin onayını almak gibi bir planım yok.” 

“Ne kadar rahat konuşuyorsun.” 

“Sen de benimle gereğinden fazla konuşuyorsun.” 

Seraphina'nın gözlerinde kızıl bir parıltı belirdi. Fakat ellerini kaldırmadı. Burada bir uygulama dersi vardı ve ikisi de bunu biliyordu. 

Öğretmenin sesi araya girdi. 

“Yeter.” 

İki kız da başlarını çevirdi. 

Öğretmen ikisine sırayla baktı. 

“Buraya birbirinize üstünlük kurmanız için gelmediniz. İkiniz de yeteneklerinizi gösterebildiniz. Bundan sonraki adım, onları geliştirmek.” 

Seraphina başını eğerek geri çekildi. 

“Anlaşıldı.” 

Elara da öğretmene döndü. 

“Elbette.” 

Sözleri aynı şeyi söylüyordu. 

Ama ses tonları birbirinden oldukça farklıydı. 

Seraphina yerine dönerken Elara'ya bir daha bakmadı. 

Elara ise onun uzaklaşmasını izlemekle vakit kaybetmedi. Sıraya geri dönüp diğer öğrencilerin uygulamalarını seyretmeye başladı. 

Dışarıdan bakıldığında tartışma sona ermişti. 

Fakat o avludaki öğrencilerin çoğu, iki kızın birbirini ilk ve son kez görmediğini anlamıştı. 

 

4. Dersin Ardından 

Ders sona erdiğinde öğrenciler yeniden akademinin ana binasına doğru ilerlemeye başladılar. 

Elara, diğerlerinin biraz gerisinde yürüyordu. Az önce yaşanan konuşmayı kafasında yeniden canlandırmak istemiyordu. Seraphina'nın ne düşündüğü, neye öfkelendiği ya da kendisinden ne beklediği onun için önemli değildi. 

En azından önemli olmamalıydı. 

“Rowan.” 

Sesini duyunca arkasına döndü. 

Seraphina birkaç adım ötede duruyordu. Çevrelerinde başka öğrenciler de vardı ama bu kez konuşmak için kimsenin yanlarına gelmediği belliydi. 

“Ne var?” 

Seraphina'nın yüzünde yine o kusursuz, soğuk ifade vardı. 

“Bugünkü uygulaman iyiydi.” 

Elara beklemediği bu söz karşısında bir an sessiz kaldı. 

“Bunu söylemek için mi bekledin?” 

“Bir şeyi kabul etmekte sorun yaşamam.” 

“Güzel.” 

Seraphina'nın gözleri daraldı. 

“Ancak bu, senden hoşlandığım anlamına gelmiyor.” 

Elara omuz silkti. 

“Bunu düşünmemiştim bile.” 

Kısa bir sessizlik oldu. 

Seraphina, Elara'yı birkaç saniye daha inceledikten sonra arkasını döndü. 

“Tekrar görüşeceğiz, Rowan.” 

“Ders programında yazıyorsa muhtemelen.” 

Seraphina yürümeye devam etti. 

Bu kez Elara onun ardından bakmadı. 

Koridorun sonundaki pencereye yöneldi. Camın ardından akademinin bahçesi ve uzakta yükselen kuleler görünüyordu. Rüzgâr, ağaçların dallarını hafifçe sallıyordu. 

Elara parmaklarını avucunun içinde yavaşça kapattı. 

Biraz önce yarığı oluştururken hissettiği o tuhaf anı düşündü. Uzamın önünde açıldığı anı… Dünyanın görüntüsünün bir çizgi boyunca değiştiği o kısacık zamanı… 

Yeteneğini daha iyi anlaması gerektiğini biliyordu. 

Öğretmenin söylediği gibi, yalnızca bir şeyi yapabiliyor olmak yeterli değildi. 

Elara yeniden yürümeye başladı. 

Bugün bir şey öğrenmişti. 

Akademide insanlar yalnızca kendi yetenekleriyle sınanmayacaktı. 

Bazen, başkalarının kendilerinde görmek istediklerini reddetmek de en az bir yeteneği kontrol etmek kadar zordu. 

Ve Seraphina Ashbourne, Elara Rowan'ın bunu ne kadar iyi yapabildiğini öğrenmek istiyor gibiydi. 

4. Bölüm Sonu