İçeriğe geç

Bir Kraliçenin Sabahı

İskenderiye henüz tam uyanmamıştı.

Limanın sesi uzaktan geliyordu.

Martılar, denizin üzerinde ağır ağır süzülüyor, ilk balıkçı tekneleri kıyıdan ayrılıyordu.

Biz ise sarayın avlusunda bekliyorduk.

Ne gösterişli bir tören vardı...

Ne de altın kapılar.

Beyaz taşlardan yapılmış, geniş ama sade bir avlu.

Çeşmelerden akan suyun sesi sabah sessizliğine karışıyordu.

Yavuz etrafına hayranlıkla bakıyordu.

"Kraliçe burada mı yaşıyor?"

Ben gülümsedim.

"Evet."

"Ama birazdan göreceksin..."

"Kraliçeler de güne kahvaltıyla başlıyor."

Tam o sırada Cleopatra avlunun diğer ucundan yürüyerek geldi.

Üzerinde dün limanda gördüğümüz gösterişli kıyafet yoktu.

İnce, açık renkli ketenden sade bir elbise giymişti.

Saçları henüz tamamen toplanmamıştı.

Yüzünde makyaj yoktu.

Bir hükümdardan çok...

Yoğun bir güne hazırlanan bir kadın gibi görünüyordu.

Sofia gülümseyerek,

"Günaydın."

dedi.

Cleopatra aynı sıcaklıkla karşılık verdi.

"Günaydın."

Sonra Yavuz'a baktı.

"İyi uyudun mu?"

Yavuz başını salladı.

"Denizin sesini ilk defa duydum."

Cleopatra hafifçe gülümsedi.

"Bir süre sonra onu fark etmezsin."

Sonra durdu.

"Asıl tehlike de budur."

Sofia merakla sordu.

"Neden?"

"İnsan..."

"Hayatındaki en güzel şeylere alışınca onları görmeyi bırakabilir."

...

Kahvaltı beklediğimizden çok daha sadeydi.

Taze ekmek.

Zeytin.

İncir.

Bal.

Keçi peyniri.

Hurma.

Ve sıcak bitki çayı.

Sofia şaşırdı.

"Bu kadar mı?"

Cleopatra ekmeğini bölerken gülümsedi.

"Uzun kararlar..."

"Dolu bir mideyle verilmez."

Üçümüz güldük.

...

Kahvaltı bitince ayağa kalktı.

"Şimdi..."

"Gerçek günü göreceksiniz."

Uzun bir koridordan geçtik.

Duvarlarda haritalar vardı.

Nil'in taşkınlarını gösteren çizimler...

Tahıl depolarının kayıtları...

Vergi cetvelleri...

Limanlardan gelen yük listeleri...

Sofia istemsizce durdu.

"Bu..."

"Tam bir operasyon merkezi."

Cleopatra ona baktı.

"Şaşırdın mı?"

"Biraz."

"Ben..."

"Saray deyince daha farklı bir şey bekliyordum."

Cleopatra yürümeye devam etti.

"İnsanlar sarayların yalnızca şölenlerden oluştuğunu sanıyor."

Başını hafifçe çevirdi.

"Oysa en çok..."

"Hesap yapılır."

...

Çalışma odasına girdik.

Büyük bir masa.

Üzerinde onlarca papirüs.

Mühürler.

Mürekkep kapları.

Küçük taş ağırlıklar.

Açık duran bir harita.

Odaya üç görevli girdi.

Biri limandan gelen haberleri okudu.

Bir diğeri bu yıl Nil'in su seviyesini anlattı.

Üçüncüsü vergi tahsilatıyla ilgili kısa bir rapor sundu.

Kimse yüksek sesle konuşmuyordu.

Kimse gösteriş yapmıyordu.

Sadece bilgi aktarıyorlardı.

Sofia fısıldadı.

"Bugünkü yönetim toplantılarından çok da farklı değil."

Ben gülümsedim.

"İnsan değişiyor."

"Yönetmek pek değişmiyor."

...

Görevliler çıktıktan sonra odada sessizlik oluştu.

Cleopatra haritaya uzun uzun baktı.

Parmağını Nil boyunca yavaşça gezdirdi.

Sonra bize döndü.

"Bir hükümdar..."

"En çok neyi yönetir sanıyorsunuz?"

Yavuz hemen cevap verdi.

"Orduyu."

Sofia düşündü.

"Ekonomiyi."

Ben ise,

"İnsanları."

dedim.

Cleopatra başını hafifçe salladı.

"Hepiniz biraz haklısınız."

Sonra haritayı kapattı.

"Ama bence..."

"Bir hükümdar en çok..."

"Belirsizliği yönetir."

Odadaki sessizlik derinleşti.

"Çünkü..."

"Bugün doğru görünen karar..."

"Yarın felaket olabilir."

"Ve yine de..."

"Bir karar vermek zorundasınızdır."

Sofia uzun süre bu cümleyi düşündü.

Çünkü bu...

Şimşek Makine'deki birçok günü hatırlatıyordu.

Eksik bilgiyle alınan kararlar...

Son teslim tarihleri...

Beklenmeyen sorunlar...

Cleopatra onun yüzüne baktı.

"Gördüm."

"Neyi?"

"Bu duyguyu tanıyorsun."

Sofia hafifçe gülümsedi.

"Evet."

"Bazen bütün seçenekler eksik oluyor."

Cleopatra yaklaşarak masasındaki boş bir papirüsü gösterdi.

"İşte o zaman..."

"Mükemmel kararı aramayı bırakırsın."

Sofia merakla sordu.

"Ne ararsın?"

Cleopatra'nın cevabı çok sakindi.

"Dürüst olanı."

...

Öğleye doğru çalışma odasının penceresi açıldı.

İçeri deniz kokusu doldu.

Uzaktan limanın uğultusu geliyordu.

Cleopatra gözlerini kısa bir an kapattı.

Sonra yeniden çalışmaya döndü.

İlk kez...

Onun omuzlarına dikkat ettim.

Taç ağır değildi.

Ama görünmeyen yükleri...

Öyleydi.

O bunu belli etmiyordu.

Henüz.


📜 Araştırmacı Notu

Bugün bir kraliçenin çalışma masasını gördüm.

Altından çok papirüs vardı.

Kutlamalardan çok hesap.

İnsanlar tarih boyunca hükümdarların taçlarını resmetmiş.

Keşke masalarını da resmetselermiş.

Belki o zaman liderliğin ihtişamdan çok sorumluluk olduğunu daha iyi anlardık.


👑 Cleopatra'nın Günlüğü

Bugün dostlarım ilk kez çalışma odamı gördüler.

Onların gözlerinde şaşkınlık vardı.

İyi oldu.

Çünkü insanlar çoğu zaman sonuçları görür.

Karar vermeden önce geçirilen uykusuz geceleri değil.

Belki bir gün...

Birileri hükümdarların yalnızca zaferlerini değil,

Tereddütlerini de yazar.


🌿 Sofia'nın Günlüğü

Bugün onu tahtında değil,

Masasının başında tanıdım.

Ve fark ettim ki...

Çağlar değişse de sorumluluk aynı dili konuşuyor.

Belki de yöneticileri birbirine benzeten şey güçleri değil,

Her sabah yeniden karar vermek zorunda olmalarıdır.