İçeriğe geç

Nil'in Önündeki Kan

Mısır'ın kuzey sınırlarına yaklaşıldıkça hava değişmişti.

Suriye'nin kuru rüzgârlarının yerini Nil'in nemli havası almaya başlamış, uzaktaki topraklar yeşillenmişti.

Fakat Emir Atsız'ın ordusu artık ilerlemiyordu.

Çünkü karşılarında Fatımî ordusu vardı.

Fatımî Ordusu

Kahire'de haber kısa sürede duyulmuştu.

Emir Atsız'ın yaklaşık beş bin kişilik ordusuyla Mısır'a yürüdüğü öğrenilince Fatımî veziri Tacülmülk, Atsız'ı karşılamak için yaklaşık beş bin kişilik bir kuvvet hazırlamıştı.

Ordunun başında bizzat Fatımî komutanları bulunuyordu.

Tacülmülk'ün amacı açıktı:

Atsız'ın ordusunu Mısır'a girmeden durdurmak.

Fakat Fatımîlerin yalnızca kılıca değil, siyasete de güvenen bir planı vardı.


İhanet

Emir Atsız'ın ordusunda farklı Arap emirlerine bağlı birlikler bulunuyordu.

Bu emirlerin bazıları Atsız'ın bölgedeki nüfuzunun artmasından rahatsızdı.

Tacülmülk bunu biliyordu.

Savaş başlamadan birkaç gün önce gizli ulaklar onların çadırlarına girdi.

Mesaj basitti:

"Savaş başladığında çekilin."

Karşılığında ise onların topraklarına ve mallarına dokunulmayacağı vaat ediliyordu.

Bazı emirler kabul etti.

Emir Atsız'ın bundan haberi yoktu.


Savaş Sabahı

Güneş yükseldiğinde iki ordu birbirini gördü.

Bir tarafta Emir Atsız'ın sancakları...

Diğer tarafta Fatımî bayrakları...

Bozkurtlu süvarileri ordunun içinde yerlerini almıştı.

Oğuzhan atının üzerinde elli savaşçısına bakıyordu.

Yanında ağabeyleri vardı.

Alp Arslan kılıcını kuşanmıştı.

Tuğrul ise çevredeki araziyi inceliyordu.

Alp Arslan kardeşine baktı.

"Bugün ilk büyük savaşın."

Oğuzhan:

"Senin de."

Alp Arslan güldü.

"Benim savaşım çoktan başladı."

Sonra Oğuzhan'ın omzuna vurdu.

"Yanımdan ayrılma."

Oğuzhan başını salladı.

"Sen de."

Davullar çalmaya başladı.

İki ordu hareketleniyordu.

Fakat tam bu sırada Emir Atsız'ın ordusunun gerisinde bir hareketlilik başladı.

Bir grup Arap süvarisi geri dönüyordu.

Ardından bir başka birlik...

Sonra bir başkası...

Emir Atsız önce bunun bir manevra olduğunu düşündü.

Fakat kısa süre sonra gerçeği anladı.

"İhanet!"

Emir Atsız'ın yanında bulunan komutanlardan biri bağırdı:

"Efendim! Bazı emirler adamlarını savaş alanından çekiyor!"

Atsız dişlerini sıktı.

Ordu henüz savaşmadan küçülüyordu.

Beş bin kişilik kuvvetin önemli bir bölümü savaş alanını terk etmişti.

Geriye yaklaşık üç bin kişi kalmıştı.

Oğuzhan olanları gördüğünde Tuğrul'a baktı.

"Ne oluyor?"

Tuğrul:

"İhanet."

Oğuzhan'ın yüzü sertleşti.

"Üç bin kişiyle mi savaşacağız?"

Alp Arslan kılıcını çekti.

"Artık başka seçeneğimiz yok."


Hücum

Fatımî ordusunun merkezinden savaş naraları yükseldi.

Ardından oklar gökyüzünü kapladı.

İlk ok dalgası Atsız'ın ordusunun önüne düştü.

Atlar ürktü.

Bazı askerler yere yığıldı.

Sonra Fatımî merkez birlikleri ileri çıktı.

Emir Atsız bağırdı:

"İLERİ!"

Üç bin kişilik ordu hareket etti.

Türk süvarileri, Fatımî merkezine doğru şiddetli bir hücum başlattı.

Atların nal sesleri savaş alanını doldurdu.

Kılıçlar çarpıştı.

Mızraklar kırıldı.

Çığlıklar yükseldi.

Oğuzhan elli Bozkurtlu süvarisine döndü.

"BENİ TAKİP EDİN!"

Süvariler onun arkasında toplandı.

Oğuzhan doğrudan düşman merkezine saldırmak yerine kanada yöneldi.

Tuğrul arkasından bağırdı:

"Oğuzhan! Nereye gidiyorsun?"

Oğuzhan cevap verdi:

"Merkeze!"

"Orası düşmanın en güçlü yeri!"

Oğuzhan kılıcını kaldırdı.

"Tam da bu yüzden!"

Ellili birlik hızla ilerledi.

Fatımî ordusunun sol kanadına çarptılar.

İlk çarpışmada birkaç asker yere düştü.

Oğuzhan atının üzerinde bir düşman süvarisinin saldırısını savuşturdu ve kılıcını savurdu.

Yanındaki Bozkurtlu alpler de onun peşinden ilerliyordu.

50 süvari, yüzlerce kişilik Fatımî hattının içine girmişti.

Oğuzhan'ın amacı kanadı parçalamaktı.

Ve başarılı olmaya başladı.

Fatımî sol kanadı gerilemeye başladı.

Birliklerin düzeni bozuldu.

Bazı askerler geri çekildi.

Oğuzhan bağırdı:

"YÜKLENİN!"

Bozkurtlu süvarileri yeniden hücum etti.

Fatımî sol kanadı sonunda çözüldü.

Fakat savaş alanının diğer tarafında durum çok daha ağırdı.


Alp Arslan

Alp Arslan merkezde savaşıyordu.

Bir grup Fatımî askeriyle çarpışırken göğsüne bir mızrak saplandı.

Alp Arslan sendeledi.

Tuğrul bunu gördü.

"ALP ARSLAN!"

Atını kardeşine doğru sürdü.

Alp Arslan mızrağı kırıp yere düştü.

Tuğrul onu tutmaya çalıştı.

"Dayan!"

Alp Arslan güçlükle konuştu:

"Tuğrul..."

"Buradayım."

Alp Arslan nefes almakta zorlanıyordu.

"Oğuzhan nerede?"

"Kanatta."

Alp Arslan gözlerini kapatıp tekrar açtı.

"Onu... koru."

Tuğrul'un gözleri doldu.

"Sen kendini koru!"

Ama Alp Arslan artık cevap vermiyordu.

Tuğrul onu kollarının arasına aldı.

"Abi..."

Alp Arslan'ın gözleri yavaşça kapandı.

Bori Bey'in ilk oğlu, yirmi dört yaşında savaş meydanında hayatını kaybetmişti.


Savaşın Sonu

Oğuzhan kısa süre sonra merkeze doğru ilerlediğinde savaşın artık eski düzeninde olmadığını gördü.

Fatımî ordusu da ağır kayıplar vermişti.

Atsız'ın ordusu da.

Her iki tarafın askerleri yorulmuştu.

Daha fazla kayıp verilmesi halinde savaşın bir katliama dönüşeceği açıktı.

Komutanlar geri çekilme emri verdi.

Fatımî birlikleri güneye çekildi.

Atsız'ın ordusu da savaş alanından ayrıldı.

Oğuzhan atını durdurdu.

Etrafına baktı.

Toprak kanla kaplıydı.

Kırılmış mızraklar...

Terk edilmiş kalkanlar...

Ölü atlar...

Ve yerde yatan Bozkurtlu savaşçıları...

Bir asker yanına geldi.

"Emir Oğuzhan..."

Oğuzhan döndü.

Askerin yüzü solgundu.

"Ne?"

Asker başını eğdi.

"Alp Arslan Bey..."

Oğuzhan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Ne olmuş?"

Asker cevap veremedi.

Oğuzhan atını hızla sürdü.

Biraz ileride Tuğrul'u gördü.

Tuğrul dizlerinin üzerinde oturuyordu.

Kollarında Alp Arslan vardı.

Oğuzhan attan indi.

Yavaşça yaklaştı.

"Abi..."

Tuğrul başını kaldırdı.

Gözlerinden yaşlar akıyordu.

"Öldü."

Oğuzhan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Dizlerinin üzerine çöktü.

Alp Arslan'ın yüzüne baktı.

Daha birkaç saat önce onunla konuşmuştu.

"Yanımdan ayrılma," demişti.

Ama şimdi...

Artık yoktu.

Oğuzhan'ın elleri titremeye başladı.

Kılıcının kabzasını sıktı.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

İlk kez savaşın gerçek yüzünü görüyordu.

Zafer yoktu.

Şan yoktu.

Sadece geride kalan ölüler vardı.

Oğuzhan başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

Kendi kendine fısıldadı:

"Ben seni koruyamadım."

Tuğrul onun omzuna elini koydu.

Oğuzhan elini kaldırıp kardeşinin elini tuttu.

Ve o gün, Mısır topraklarında yalnızca bir savaş kaybedilmedi.

Bozkurtlu ailesinin geleceği de değişti.

Bori Bey'in en büyük oğlu artık hayatta değildi.

Oğuzhan ise henüz on yedi yaşında olmasına rağmen ilk kez savaş meydanının ağırlığını omuzlarında taşıyordu.

Ve artık eve döndüğünde...

Bori Bey'in karşısına Alp Arslan olmadan çıkacaktı.