İçeriğe geç

İlk Nota 

Bazen hayatını değiştiren şey, hiç tanımadığın birinin sana sorduğu basit bir sorudur. 

Sahne 1 — İki farklı hayat 

Sabahın ilk ışıkları, odanın açık renk perdelerinin arasından süzülüyordu. 

Alarmın çalmasına daha üç dakika vardı. 

Aoi Shirogane gözlerini açtı. Birkaç saniye boyunca tavana baktıktan sonra telefonuna uzandı ve alarm çalmadan önce onu kapattı. 

Yeni bir gün. 

Yeni bir okul. 

Ve muhtemelen birbirinin aynısı olacak yüzlerce günün ilki. 

Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçti. Omuzlarına kadar uzanan beyaz saçları uykudan dolayı dağılmıştı. Kat kat kesilmiş wolf cut saçlarının arasından buz mavisi gözleri görünüyordu. 

Aoi saçlarını taradı, ardından her zamanki gibi topladı. Gözlüğünü taktıktan sonra aynadaki yansımasına baktı. 

— Fena değil. 

Bunu kendisine mi söylediği, yoksa yalnızca görünüşünü değerlendirdiği belli değildi. 

Üniformasını giydi. Gri ceketin düğmelerini ilikledi, eteğini düzeltti ve masasının üzerindeki defteri çantasına yerleştirdi. 

Tam çıkmak üzereyken durdu. 

Masanın altındaki dolabın kapağı tam kapanmamıştı. 

Aoi eğilip kapağı itti. İçeride, siyah bir kılıfın içine saklanmış bas gitarı görünüyordu. 

Parmakları kılıfın üzerinde bir an durdu. 

Sonra bakışlarını kaçırdı. 

— Akşam görüşürüz. 

Odadan çıkarken bu sözleri neredeyse duyulmayacak kadar alçak sesle söylemişti. 

Mutfaktan tabak sesleri geliyordu. 

Babası çoktan hazırlanmış, masanın başında kahvaltısını yapıyordu. Koyu renk takım elbisesi kusursuzdu. Yanındaki telefonda açık duran iş mesajlarını kontrol ederken önündeki gazeteye de göz atıyordu. 

Aoi sandalyeye oturdu. 

— Günaydın. 

Babası gözlerini gazeteden ayırmadan cevap verdi. 

— Günaydın. Bugün okulun ilk günü. Ders programını aldığında bana gönder. 

— Tamam. 

— Özellikle matematik ve İngilizceyi ihmal etmeni istemiyorum. Lise, ortaokuldan farklıdır. İlk yıldan itibaren düzenli çalışmazsan ileride zorlanırsın. 

Aoi ekmeğinden küçük bir parça kopardı. 

— Biliyorum, baba. 

— Bilmen yetmez. Uygulaman gerekiyor. 

Karşısındaki adamın sesinde öfke yoktu. Asıl sorun da buydu zaten. Babası her söylediğini son derece mantıklı ve tartışılmaz bir gerçek gibi dile getiriyordu. 

Aoi'nin başarısız olmasını istemiyordu. 

Ama başarılı olmasının nasıl bir şey olması gerektiğine de kendisi karar veriyordu. 

Annesi mutfağa elinde bir fincan çayla girdi. Rahat ev kıyafetleri giymişti ve saçlarını gelişigüzel toplamıştı. 

— Daha ilk günden kızı sınava sokmasan mı? dedi gülümseyerek. 

Babası saatine baktı. 

— Onun iyiliği için söylüyorum. 

— Biliyorum. Ama bugün ilk günü. Biraz heyecanlanmasına da izin ver. 

Aoi annesine kısa bir bakış attı. 

Annesi ona göz kırptı. 

Aoi'nin yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. 

Babası ayağa kalktı, ceketini düzeltti ve çantasını aldı. 

— Akşam görüşürüz. Eve geldiğinde derslerini bitirmiş ol. 

— Tamam. 

Kapı kapandıktan sonra mutfak sessizleşti. 

Annesi karşısına oturdu. 

— Gerçekten iyi misin? 

— İyiyim. 

— Heyecanlı mısın? 

— Hayır. 

Annesi kaşını kaldırdı. 

— Biraz bile mi? 

— Okula gidiyorum, uzaya çıkmıyorum. 

Annesi kahkaha attı. 

— İşte benim kızım. 

Aoi kahvaltısına devam etti. Birkaç dakika sonra çantasını aldı. 

Kapıdan çıkarken annesi arkasından seslendi: 

— Aoi! 

Aoi döndü. 

— Kendine biraz zaman ayırmayı unutma, tamam mı? Her şeyin mükemmel olmak zorunda değil. 

Aoi cevap vermedi. 

Yalnızca başını hafifçe salladı. 

Sonra kapıyı kapatıp merdivenlere yöneldi. 

Annesinin sözlerini unutmayacaktı. 

Ama babasının beklentilerini de görmezden gelemezdi. 

En azından şimdilik. 

Çünkü kimseye anlatmadığı başka bir hayatı vardı. 

Ve o hayatı kaybetmek istemiyordu. 

Sahne 2 — 1-B sınıfı 

Okulun bahçesi öğrencilerle doluydu. 

Bazıları uzun zamandır birbirini tanıyormuş gibi gülerek konuşuyor, bazıları sınıflarını bulmaya çalışıyor, bazılarıysa yeni tanıştığı insanlarla arkadaşlık kurmaya uğraşıyordu. 

Aoi kalabalığın arasından geçerken kimseyle göz göze gelmemeye çalıştı. 

Birinci katın koridoruna ulaştığında sınıf listesini buldu. 

1-B. 

Kapının önünde birkaç öğrenci durmuş sohbet ediyordu. Aoi yanlarından geçerek içeri girdi. 

Sınıf düşündüğünden daha gürültülüydü. 

Pencere kenarındaki birkaç öğrenci dışarıyı izliyor, arka sıralarda oturan iki erkek çocuk şakalaşıyor, ön tarafta bir kız diğerine daha ilk dakikadan sosyal medya hesabını soruyordu. 

Aoi sınıfı kısaca gözden geçirdi. 

Arka tarafa yakın, pencerenin yanındaki boş sıraya oturdu. 

Çantasını masanın yanına bıraktı. Telefonunu çıkarıp kulaklığını takmayı düşündü ama öğretmen henüz gelmemiş olsa da bunu yapmaktan vazgeçti. 

Yeni okulunda daha ilk günden dikkat çekmek istemiyordu. 

Tam o sırada sınıfın kapısından kızıl saçlı bir çocuk girdi. 

— Günaydın! Burası 1-B mi? 

Arkasındaki bir çocuk cevap verdi: 

— Hayır, burası uzay istasyonu. Yanlış gezegene geldin. 

Kızıl saçlı çocuk hiç düşünmeden karşılık verdi. 

— Harika! O zaman kaptan kim? 

Birkaç kişi güldü. 

Çocuğun yanındaki kız başını iki yana salladı. 

— Kaito, daha ilk gün insanları rahatsız etmeye başladın. 

— İnsanları güldürmek diyelim Yuna. Biraz saygı. 

— Kendine saygı duymayı öğren önce, dedi diğer çocuk. 

Kızıl saçlı çocuk göğsüne elini koydu. 

— Haruki, senin bu kıskançlığın beni bir gün mahvedecek. 

— Senin kendini beğenmişliğin benden önce halleder o işi. 

Kaito kahkaha attı. 

Sonra sınıfta boş yer aramaya başladı. 

Aoi istemsizce ona baktı. 

Kaito'nun kızıl saçları uzaktan bile dikkat çekiyordu. Yüzünde, sanki dünyadaki hiçbir şey onu uzun süre üzemezmiş gibi rahat bir ifade vardı. 

İnsanlarla konuşmak onun için nefes almak kadar doğal görünüyordu. 

Aoi ise sabah boyunca kimseyle konuşmamıştı. 

Kaito'nun bakışları bir anlığına onun bulunduğu tarafa kaydı. 

Göz göze gelmediler. 

Aoi çoktan önüne dönmüştü. 

Kaito, Haruki'nin yanındaki boş sıraya oturdu. Yuna da önlerindeki sıraya yerleşti. 

— Bu yıl eğlenceli olacak, dedi Kaito. 

Haruki çantasını masaya bıraktı. 

— Senin yüzünden öğretmenlerin yarısı bizi okuldan atarsa eğlenceli olmaz. 

— O kadar kötümser olma. 

— Seni tanıyorum. 

— İşte dostluk böyle bir şey! 

Öğretmen sınıfa girdiğinde konuşmalar yavaş yavaş kesildi. 

Aoi sırtını dikleştirip önüne döndü. 

Öğretmen kendisini tanıttıktan sonra öğrenciler sırayla ayağa kalkarak isimlerini söyledi. Sıra Aoi'ye geldiğinde ayağa kalktı. 

— Aoi Shirogane. 

Kısa bir duraksama oldu. 

Öğretmen gülümsedi. 

— Memnun oldum, Shirogane-san. Umarım güzel bir yıl geçirirsin. 

— Teşekkür ederim. 

Aoi yerine oturdu. 

Sınıfın diğer ucundan Kaito'nun sesi duyuldu. 

— Ben Kaito Akasaka! Umarım bu yıl hepimiz çok iyi anlaşırız! 

Haruki hemen arkasından mırıldandı: 

— Seninle anlaşmak için sabır sınavını geçmek gerekiyor. 

Öğretmen gözlerini onlara çevirdi. 

— Akasaka-kun, Sato-kun. Daha ilk derse başlamadık. 

İkisi birden doğruldu. 

— Özür dileriz! 

Sınıfta hafif bir gülüşme yayıldı. 

Aoi istemeden dudaklarının kenarını kıpırdattı. 

Çok küçük bir gülümsemeydi. 

Fakat farkında olmadan gülümsemişti. 

Bunu kimse görmedi. 

Neyse ki. 

Sahne 3 — Kaito'nun eve dönüşü 

Dersler bittiğinde okul bahçesi yeniden kalabalıklaştı. 

Haruki çantasını tek omzuna asarak Kaito'nun yanına geldi. 

— Şu köşedeki yerde bir şeyler yiyelim mi? 

Kaito telefonunu kontrol etti. 

Ekranda kız kardeşinden bir mesaj vardı. 

Abi, bugün kaçta geliyorsun? 

Kaito'nun yüzündeki gülümseme yumuşadı. 

— Bugün gelemem. 

Haruki kaşlarını çattı. 

— Yine mi? 

— Kusura bakma. 

— Oğlum, daha okulun ilk günü. 

— Biliyorum. 

Haruki birkaç saniye ona baktı. Ardından omzunu silkti. 

— Peki. Başka zamana artık. 

Yuna da yanlarına geldi. 

— Eve mi gidiyorsun? 

— Evet. Koharu beni bekliyor. 

Yuna başını salladı. 

— Ona selam söyle. 

Kaito elini kaldırıp onlara veda etti. 

— Yarın görüşürüz! 

Okul kapısından çıktıktan sonra adımlarını hızlandırdı. 

Otobüse binerken kız kardeşine cevap yazdı. 

Yirmi dakikaya evdeyim. Acıktıysan buzdolabında hazırladığım sandviçi ye. 

Cevap hemen geldi. 

Tamam! Ama sen gelince birlikte de yemek yiyebilir miyiz? 

Kaito mesajı okurken gülümsedi. 

Tabii ki. 

Telefonunu cebine koyup başını pencereye çevirdi. 

Dışarıdaki sokaklar gözlerinin önünden akıp gidiyordu. 

Kaito okulda insanlarla şakalaşmayı, yeni arkadaşlar edinmeyi ve gününü dolu dolu geçirmeyi severdi. 

Ama evde onu bekleyen biri vardı. 

Bu yüzden okuldan sonra yapabileceği şeyler, çoğu arkadaşınınkinden biraz farklıydı. 

Kapıyı açtığında içeriden küçük ayak sesleri geldi. 

— Kaito! 

Koharu koridora koştu. 

Kaito eğilip kız kardeşinin çantasını aldı. 

— Hey, dikkat et. Düşeceksin. 

— Düşmem! 

— Tabii, geçen hafta merdivende takılıp neredeyse uçan bendim zaten. 

Koharu kaşlarını çattı. 

— O kazaydı! 

— Elbette. Çok ciddi bir kazaydı. Yerçekimi sana kişisel olarak saldırdı. 

Koharu kahkaha attı. 

Kaito onun saçlarını karıştırdı. 

— Hadi bakalım. Ödevler yapıldı mı? 

Koharu bir anda sessizleşti. 

Kaito durdu. 

— Koharu? 

— Şey... 

— Hayır. 

— Ama daha sormadın bile! 

— Yüzünü gördüm. 

Koharu dudaklarını büzdü. 

Kaito iç çekerek ayakkabılarını çıkardı. 

— Önce yemek. Sonra ödev. Anlaştık mı? 

— Anlaştık! 

Kaito mutfağa geçti. 

Dolabın üzerindeki küçük çerçevede, gülümseyen yaşlı bir kadınla çekilmiş eski bir fotoğraf duruyordu. 

Babaanneleri Fumiko. 

Kaito fotoğrafın önünden geçerken bir an yavaşladı. 

Sonra elini uzatıp çerçevenin kenarını düzeltti. 

— Bugün okula başladık, büyükanne, diye mırıldandı. 

Koharu mutfaktan seslendi: 

— Abi! Ne yapıyorsun? Karnım acıktı! 

Kaito gözlerini kırpıştırdı, sonra her zamanki gülümsemesine geri döndü. 

— Geliyorum! 

Fotoğrafın yanındaki eski plak kutusuna kısa bir bakış attı. 

Bir gün yine onları dinleyecekti. 

Ama bugün değil. 

Bugün küçük kız kardeşinin ödevleri vardı. 

Sahne 4 — Kimsenin uğramadığı merdiven 

Aradan birkaç gün geçmişti. 

Aoi, yeni okulunun düzenine alışmaya başlamıştı. 

Derslerini takip ediyor, öğretmenlerin sorularını cevaplıyor ve kendisinden istenen görevleri zamanında tamamlıyordu. Sınıftaki birkaç kişi onunla konuşmayı denemişti ama konuşmalar genellikle birkaç cümleden sonra sona ermişti. 

Aoi kimseye kötü davranmaya çalışmıyordu. 

Yalnızca gereğinden fazla konuşmak istemiyordu. 

Öğle arası geldiğinde yemekhaneye gitmedi. Çantasından kulaklığını ve küçük defterini çıkardıktan sonra okulun daha az kullanılan bölümüne yöneldi. 

İkinci katın sonundaki merdivenlerden biri genellikle boş kalırdı. Penceresinden okul bahçesinin küçük bir kısmı görünürdü. Öğrencilerin çoğu o merdiveni kullanmadığı için orası Aoi'nin sevdiği köşelerden biriydi. 

Basamağa oturdu. 

Kulaklığını taktı. 

Telefonundan sevdiği bir alternatif rock parçasını açtı. 

Davulun ritmi duyulduğunda parmakları dizinin üzerinde hafifçe hareket etmeye başladı. Ardından bas gitarın sesi geldi. 

Aoi gözlerini kapattı. 

Müzik başladığında omuzlarındaki gerginlik yavaşça azaldı. 

Ne babasının beklentileri vardı o anda ne öğretmenlerin ödevleri ne de sınıftaki insanlarla nasıl konuşması gerektiği. 

Yalnızca müzik. 

Çantasından defterini çıkardı. 

Sayfanın üst kısmında daha önce yazdığı birkaç satır vardı. Bazı kelimelerin üzerini çizmiş, bazılarının yanına soru işaretleri koymuştu. 

Kalemini eline aldı. 

Herkes doğru yolu gösteriyor, 

Ama kimse nereye gitmek istediğimi sormuyor. 

Aoi yazdığı satırları okudu. 

Bir süre düşündükten sonra altına bir cümle daha ekledi. 

Sesimi duymalarını istiyorum, 

Ama adımı bilmesinler. 

Kalemini durdurdu. 

— Fazla dramatik oldu. 

Yine de üzerini çizmedi. 

Biraz daha müzik dinledi. 

Sonra şarkıya alçak sesle eşlik etmeye başladı. 

Başlangıçta neredeyse fısıltı gibiydi. Fakat şarkının nakaratı yaklaştıkça sesi biraz daha yükseldi. 

Aoi'nin sesi sakin ama güçlüydü. Şarkının ritmiyle uyumlu, pürüzsüz ve beklenmedik biçimde etkileyiciydi. 

Müzik onu öyle içine çekmişti ki merdivenlerden gelen ayak seslerini duymadı. 

Ta ki bir ses aniden karşısında belirene kadar. 

— Vay canına. 

Aoi irkildi. 

Başını hızla kaldırdı. 

Birkaç basamak yukarıda, kısa koyu kızıl saçlı bir kız duruyordu. Yüzünde şaşkın ve meraklı bir ifade vardı. 

Aoi kulaklığını çıkardı. 

— Ne? 

Kız aşağıya bir basamak indi. 

— Sen mi söylüyordun? 

— Hayır. Merdiven söylüyordu. 

Kızın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. 

— Ha! Demek konuşabiliyorsun! 

Aoi ona birkaç saniye baktı. 

— Bu ne biçim bir soru? 

— Çünkü seni daha önce gördüm ama hiç konuştuğunu duymadım! 

Kız bir basamak daha indi ve Aoi'nin yanındaki boş basamağı işaret etti. 

— Oturabilir miyim? 

— Oturmazsan daha mutlu olurum. 

Kız hiç alınmadı. 

— Harika, o zaman oturuyorum. 

Ve Aoi'nin yanına oturdu. 

Aoi yavaşça başını çevirdi. 

Bu kız ciddi olamaz. 

Kız elini uzattı. 

— Ben Rina Kurose. 1-C'deyim. Sen de 1-B'desin, değil mi? 

Aoi uzatılan ele baktı. 

Bir saniye. 

İki saniye. 

Sonunda elini sıktı. 

— Aoi Shirogane. 

— Biliyorum! 

Aoi'nin kaşları çatıldı. 

— Nereden biliyorsun? 

— Sınıf listesinde gördüm. Bir de öğretmenler senden bahsediyor. 

— Ne diyorlar? 

— Çalışkan olduğunu. 

Aoi'nin omuzları hafifçe gerildi. 

Rina bunu fark etti ama üzerinde durmadı. Bakışlarını Aoi'nin defterine çevirdi. 

— Peki, orada ne yazıyor? 

Aoi defteri hemen kapattı. 

— Hiçbir şey. 

— Şarkı sözü mü? 

— Hayır. 

— Şiir mi? 

— Hayır. 

— Günlük mü? 

— Hayır. 

Rina gözlerini kıstı. 

— Peki ne? 

Aoi derin bir nefes aldı. 

— Senin neden hâlâ burada olduğunu sorguluyorum. 

Rina kahkahaya boğuldu. 

— Sen çok eğlencelisin! 

— Senin mizah anlayışın için üzgünüm. 

— Teşekkür ederim! 

— Bu bir iltifat değildi. 

— Ben öyle kabul ettim! 

Aoi yüzünü diğer tarafa çevirdi. 

Bu kızın gitmesini istiyordu. 

Gerçekten istiyordu. 

Ama aynı zamanda uzun zamandır kimseyle bu kadar uzun bir konuşma yapmamıştı. 

Ve garip bir biçimde, Rina'nın konuşmaları onu düşündüğü kadar rahatsız etmiyordu. 

Sahne 5 — Teklif 

Rina'nın dikkati yeniden kulaklıklara kaydı. 

— Ne dinliyordun? 

Aoi telefonu kapattı. 

— Müzik. 

— Bunu ben de anladım. Hangi grup? 

Aoi cevap vermek istemedi ama Rina'nın yüzündeki ifadeyi görünce bir isim söyledi. 

Rina'nın gözleri parladı. 

— CİDDİ MİSİN? Sen de onları mı dinliyorsun?! 

Aoi bir an şaşırdı. 

— Evet. Neden bağırıyorsun? 

— Çünkü çok iyiler! Sen hangi albümlerini seviyorsun? Yoksa canlı kayıtlarını mı dinliyorsun? Şarkılarındaki bas çizgilerini hiç fark ettin mi? 

Aoi ona baktı. 

İlk kez, Rina'nın sorduğu bir soruya cevap vermek istedi. 

— İkinci albümlerindeki bas çizgileri daha iyi. Özellikle üçüncü parçada. İlk dinleyişte fark edilmiyor ama nakarata geçerken ritmi taşıyan şey bas gitar. 

Rina'nın ağzı açık kaldı. 

— Sen sadece müzik dinlemiyorsun. 

Aoi sustu. 

— Sen müziği gerçekten biliyorsun! 

— Abartma. 

— Abartmıyorum! Bir şey soracağım. 

— Hayır. 

— Daha sormadım! 

— Cevabım değişmeyecek. 

Rina ona doğru eğildi. 

— Sen şarkı söylüyorsun, değil mi? 

Aoi'nin parmakları defterinin kapağında durdu. 

— Az önce söyledim ya. 

— Hayır, yani... Gerçekten söylüyorsun. Bir grubun var mı? Daha önce sahneye çıktın mı? Bir yerde kayıt yaptın mı? 

— Hayır. 

— Peki, ister misin? 

Aoi yüzünü ona çevirdi. 

— Neyi? 

Rina bu kez biraz daha ciddi bir ifadeyle konuştu. 

— Ben bir müzik topluluğundayım. Bateri çalıyorum. Bir de Mei var, elektro gitaristimiz. Birlikte müzik yapıyoruz ama şu an iyi bir vokalistimiz yok. 

Aoi sessizce dinledi. 

— Sesini duydum, diye devam etti Rina. Bence bizimle şarkı söyleyebilirsin. Hatta çok iyi olur. 

Aoi'nin içi bir anlığına kıpırdadı. 

Sahne. 

Mikrofon. 

Müzik. 

Bunları düşünmek bile onu heyecanlandırıyordu. 

Ama ardından babasının yüzü aklına geldi. 

Önce derslerin. 

Geleceğini düşünmelisin. 

Böyle şeylerle zaman kaybetme. 

Aoi'nin bakışları yeniden soğudu. 

— İlgilenmiyorum. 

Rina'nın gülümsemesi biraz küçüldü ama tamamen kaybolmadı. 

— Neden? 

— Çünkü istemiyorum. 

— Daha önce denemedin mi? 

— Denemek zorunda değilim. 

— Haklısın. Zorunda değilsin. 

Aoi onun bu kadar kolay geri adım atmasını beklememişti. 

Rina ayağa kalktı ve çantasını omzuna yerleştirdi. 

— Yine de fikrini değiştirirsen burada olacağım. Genellikle prova için okuldan sonra buluşuyoruz. İstersen bir gün gelebilirsin. 

Aoi cevap vermedi. 

Rina merdivenlere yöneldi. 

Tam giderken bir kez daha arkasına döndü. 

— Bu arada sesin gerçekten güzel. Bunu sırf seni gruba almak için söylemiyorum. 

Aoi gözlerini kaçırdı. 

— Tamam, tamam. Git artık. 

Rina güldü. 

— Görüşürüz, Aoi! 

Ayak sesleri koridorda uzaklaştı. 

Aoi yeniden yalnız kalmıştı. 

Ama birkaç dakika öncesine göre merdivenler daha sessiz görünüyordu. 

Kulaklığını tekrar taktı. 

Şarkıyı baştan başlattı. 

Fakat bu kez müziğe odaklanamıyordu. 

Aklında yalnızca tek bir soru vardı. 

Bir grupla müzik yapmak nasıl bir şeydi? 

Aoi defterini açtı. 

Az önce yazdığı satırlara baktı. 

Sesimi duymalarını istiyorum, ama adımı bilmesinler. 

Kalemini kaldırdı ve cümlenin altına küçük bir not ekledi. 

Belki de ikisi birden mümkün değildir. 

Sonra defteri kapattı. 

— Saçmalık. 

Çantasını alıp ayağa kalktı. 

Dersin başlamasına birkaç dakika kalmıştı. 

Aoi merdivenlerden inerken kendisine bir daha böyle şeyler düşünmeyeceğini söyledi. 

Ne de olsa Rina'yı bir daha görmeyebilirdi. 

Değil mi? 

Ertesi gün aynı merdivene gittiğinde Rina oradaydı. 

Yanında iki kutu meyve suyu vardı. 

Aoi onu görür görmez durdu. 

Rina neşeyle elini kaldırdı. 

— GÜNAYDIN, AOI! 

Aoi arkasını dönüp gitmeyi düşündü. 

Rina hemen seslendi: 

— Sana bir şey getirdim! 

Aoi duraksadı. 

— Ne? 

Rina elindeki kutulardan birini uzattı. 

— Meyve suyu. 

— Neden? 

— Çünkü dün bütün öğle arasını seninle konuşarak geçirdim ve doğru düzgün yemek yediğini bile görmedim. 

Aoi kutuya baktı. 

Sonra Rina'ya. 

— Beni mi gözlemliyordun? 

— Hayır! Yalnızca fark ettim. 

— Bu daha kötü. 

Rina güldü. 

Aoi meyve suyunu aldı. 

— Sağ ol. 

Rina bir an sustu. 

Sonra yüzünde zafer kazanmış birinin ifadesi belirdi. 

— Aaa! Teşekkür etti! 

Aoi'nin yüzü hemen değişti. 

— Geri ver. 

— HAYIR! 

Aoi istemeden güldü. 

Çok kısa sürdü. 

Ama Rina gördü. 

Ve hiçbir şey söylemedi. 

Çünkü o an Aoi'nin kendini savunmayı bırakıp gerçekten güldüğünü anlamıştı. 

Sahne 6 — İkinci teklif 

Birkaç gün boyunca Rina, öğle aralarında Aoi'yi bulmaya devam etti. 

Bazen müzik hakkında konuşuyorlardı, bazen okuldan, bazen de Rina'nın anlamsız bulmacalarından. 

Aoi her seferinde ters cevaplar veriyordu. 

Rina ise her seferinde yeniden geliyordu. 

Bir gün Rina, elinde iki bateri bagetiyle merdivene geldi. 

— Sana bir şey soracağım. 

Aoi defterinden başını kaldırmadı. 

— Sorarsan cevap vermeyeceğim. 

— Bateri çalmayı hiç denedin mi? 

— Hayır. 

— Peki gitar? 

Aoi sustu. 

Rina'nın gözleri daraldı. 

— Bir dakika... 

Aoi defterini kapattı. 

— Ne? 

— Sen bir enstrüman çalıyorsun. 

— Bunu nereden çıkardın? 

— Çünkü müzik hakkında konuşurken kullandığın kelimelerden biri bile sıradan bir dinleyicinin söyleyeceği türden değil. Bir de şarkı söylerken ritmi hiç kaçırmıyorsun. 

Aoi'nin yüzü ifadesiz kaldı. 

Rina birkaç saniye onu inceledi. 

— Hangi enstrüman? 

Aoi cevap vermedi. 

— Piyano mu? 

Sessizlik. 

— Gitar mı? 

Sessizlik. 

Rina biraz daha yaklaştı. 

— Bas gitar mı? 

Aoi'nin eli defterinin üzerinde durdu. 

Rina'nın yüzü aydınlandı. 

— BAS GİTAR MI?! 

— Bağırma! 

— GERÇEKTEN BAS GİTAR MI ÇALIYORSUN?! 

Aoi gözlerini kapattı. 

— Evet. 

Bir saniyelik sessizlik oldu. 

Ardından Rina iki eliyle Aoi'nin omuzlarını tuttu. 

— SENİNLE ÇALIŞMAMIZ GEREKİYOR! 

Aoi hemen ellerini kaldırdı. 

— Dokunma! 

Rina geri çekildi. 

— Özür dilerim! Ama bir düşün. Vokalistimiz yok, bas gitaristimiz de yok. Sen ikisini de yapabiliyorsun! 

— Bu kadar basit değil. 

Rina'nın gülümsemesi yavaşça azaldı. 

— Neden? 

Aoi dudaklarını birbirine bastırdı. 

Babası. 

Dersleri. 

Evdeki beklentiler. 

Ve abisinin evden ayrıldığı gün. 

Hepsi bir anda zihninden geçti. 

Aoi bunların hiçbirini Rina'ya anlatmak istemiyordu. 

— Yapamam, dedi sonunda. 

Rina bu kez hemen konuşmadı. 

Aoi onun tekrar tekrar soru sormasını bekliyordu. Fakat Rina yalnızca yanına oturdu. 

— Tamam. 

Aoi şaşkınlıkla ona baktı. 

— Tamam mı? 

— Evet. İstemiyorsan istemiyorsundur. 

Rina kutusundan bir meyve suyu çıkardı. 

— Ama bir gün fikrini değiştirirsen teklifim hâlâ geçerli. 

Aoi ona baktı. 

Rina'nın yüzünde hayal kırıklığı vardı ama Aoi'yi zorlamıyordu. 

Bu, Aoi'nin alışık olmadığı bir şeydi. 

İnsanlar genellikle ondan bir şey beklerdi. Daha iyi notlar, daha düzgün davranışlar, daha fazla çaba. 

Rina ise ondan yalnızca müzik yapmasını istiyordu. 

Ve istemediğini söylediğinde bile onunla konuşmaya devam ediyordu. 

Aoi bakışlarını defterine çevirdi. 

— Bir prova. 

Rina başını kaldırdı. 

— Ne? 

— Bir kez geleceğim. Yalnızca denemek için. 

Rina'nın yüzü bir anda aydınlandı. 

— CİDDİ MİSİN?! 

— Fikrimi değiştirmeden önce sus. 

Rina iki eliyle ağzını kapattı. 

Birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. 

Sonra ellerini indirdi. 

— Peki... Hangi gün gelebilirsin? 

Aoi başını ellerinin arasına aldı. 

— SEN GERÇEKTEN HİÇ SUSMUYOR MUSUN?! 

Rina kahkahalarla gülmeye başladı. 

Aoi de kendini tutamadı. 

Bu kez gülüşü biraz daha uzun sürdü. 

Ve o gün, uzun zamandır ilk kez, Aoi okuldan çıkarken yalnızca ödevlerini düşünmüyordu. 

Aklında bir prova vardı. 

Bir bas gitar. 

Bir mikrofon. 

Ve kendisini henüz tanımayan iki kız. 

Belki de hayatı düşündüğü kadar sıkıcı olmak zorunda değildi. 

Belki de ilk kez, kendi seçtiği bir şey için heyecanlanabilirdi. 

Aoi çantasının askısını omzuna yerleştirdi. 

Rina yanında yürürken prova yerinin adresini anlatmaya başlamıştı bile. 

Aoi gözlerini devirdi. 

— Biraz yavaş konuş. Her şeyi aynı anda anlatıyorsun. 

— Ama çok heyecanlıyım! 

— Fark ettim. 

— Sen heyecanlı değil misin? 

Aoi bir süre cevap vermedi. 

Sonra başını hafifçe diğer tarafa çevirdi. 

— Biraz. 

Rina gülümsedi. 

Aoi de küçük bir gülümsemeyle karşılık verdi. 

Bu kez gülümsemesini saklamadı.