Bölüm 3 — Bazı Eksikler
Aslem işe başlayalı iki hafta olmuştu.
İlk günlerde yabancısı olduğu koridorlar artık tanıdık geliyordu. Sabahları kapıdan içeri girdiğinde hangi sınıftan kahkaha geleceğini, hangi çocuğun yine ayakkabısının tekini çıkarıp ortalıkta dolaşacağını, hangi öğretmenin elinde kahveyle telaşla bir yerlere yetişmeye çalışacağını az çok biliyordu.
Ve artık onu bekleyen birinin olduğunu da biliyordu.
“Öğretmenim!”
Lina'nın sesi koridorun diğer ucundan geldi.
Aslem daha çantasını omzundan indirmeden küçük kız koşup ona sarıldı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Bugün erkencisin.”
Aslem gülümsedi.
“Sen de.”
Lina çantasını açıp içinden katlanmış bir kâğıt çıkardı.
“Bak.”
Aslem kâğıdı dikkatlice açtı.
Rengârenk bir ev vardı üzerinde. Evin önünde iki kişi çizilmişti. Birinin elinde çanta vardı.
“Bu ne?”
“Ev.”
“Onu anladım.”
Lina parmağıyla küçük kızı gösterdi.
“Bu benim.”
Sonra diğerini gösterdi.
“Bu da sen.”
Aslem'in gülümsemesi büyüdü.
“Beni neden çizdin?”
“Çünkü öğretmenimsin.”
“Başka öğretmenlerini çizmiyor musun?”
Lina başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Aslem kahkaha attı.
“Demek özelmişim.”
“Evet.”
Lina kâğıdı ona uzattı.
“Senin olsun.”
Aslem bir an durdu.
“Emin misin?”
“Evet.”
“Teşekkür ederim.”
Kâğıdı dikkatlice çantasına koydu.
Lina onun elini tuttu.
“Bugün de benimle ilgilenir misin?”
“Asıl işim o zaten.”
“Tamam.”
Lina gülümsedi.
Aslem de onunla birlikte sınıfa doğru yürüdü.
Küçük kızın elini tutarken içindeki garip sıcaklığı yine hissetti.
Belki de insan bazı sevgilere hiç sahip olmadığı için, bir başkasından geldiğinde ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyordu.
Öğle arasında Aslem öğretmenler odasında kahvesini hazırlarken Ece yanına geldi.
“Bugün kaçış yok.”
Aslem arkasını dönmeden sordu.
“Nereye?”
“Kahve içmeye.”
“Yine mi?”
“Evet.”
“Sen gerçekten kahveyi çok seviyorsun.”
“Ben kahveyi değil, seni tanımayı seviyorum.”
Aslem dönüp ona baktı.
“Beni iki haftadır tanıyorsun.”
“İki hafta yeter.”
“Bence yetmez.”
“Ben hızlı öğrenirim.”
Aslem güldü.
Ece sandalyesine oturdu.
“Akşam geliyorsun.”
Aslem kahvesini aldı.
“Peki.”
“İşte bu.”
Aslem tam çıkacakken Ece arkasından seslendi.
“Bu arada atama işlerini takip ediyor musun?”
Aslem durdu.
“Ediyorum.”
“Bir gelişme var mı?”
“Yok. Daha birkaç ay var zaten.”
“İstediğin yer neresi?”
Aslem omuz silkti.
“Ankara olursa güzel olur ama neresi gelirse oraya giderim.”
“Gerçekten?”
“Evet.”
Sonra kısa bir tereddütten sonra ekledi:
“Yıllardır bunun için bekliyorum. Bir yerde kendi sınıfım olsun istiyorum.”
Ece gülümsedi.
“Olacak.”
Aslem de gülümsedi.
“Umarım.”
Akşam küçük bir kafede karşılıklı oturuyorlardı.
İlk birkaç dakika sadece gün içinde yaşadıkları şeylerden konuştular.
Ece, bir öğrencisinin bütün ders boyunca kalemini kemirmesini anlattı.
Aslem güldü.
“Benim sınıfta da bir tane var.”
“Hangisi?”
“Söylemem.”
“Öğretmen dayanışması yok mu?”
“Yok.”
İkisi de güldü.
Kahveleri geldi.
Ece fincanını eline aldı.
“Peki.”
Aslem kaşlarını kaldırdı.
“Ne peki?”
“Sen.”
“Ben ne?”
“Senin hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum.”
Aslem gülümsedi.
“Ne bilmek istiyorsun?”
“Mesela neden öğretmen oldun?”
Aslem biraz düşündü.
“Çocukları seviyorum.”
“Bunu biliyorum.”
“Yetmiyor mu?”
“Hayır.”
Aslem kahvesinden bir yudum aldı.
“Belki de onlara kendimi yakın hissediyorum.”
“Çocuklara mı?”
“Evet.”
Ece birkaç saniye ona baktı.
“Sen çocukken nasıldın?”
Aslem bu soruya hazırlıksız yakalanmıştı.
“Hatırlamıyorum.”
“Nasıl yani?”
“Çok küçükken...”
Cümlesini tamamlamadı.
Ece de üzerine gitmedi.
Bir süre başka şeylerden konuştular.
Filmlerden, şehirden, işten...
Sonra Ece gülerek:
“Sen hiç evlenmek istiyor musun?”
Aslem kahkaha attı.
“Bu nasıl konu?”
“Özel hayatını öğrenmeye çalışıyorum.”
“Daha çok erken.”
“Niye?”
“Çünkü ortada özel hayat yok.”
Ece güldü.
“Hiç mi?”
“Hiç.”
“Kimse yok mu?”
“Yok.”
“İnanmıyorum.”
“Asıl ben sana inanmıyorum. Senin kesin bir sürü hikâyen vardır.”
“Var.”
“Anlat.”
“Hayır.”
Aslem gülerek başını iki yana salladı.
“Bak, kendi hayatını anlatmıyorsun ama benimkini öğrenmeye çalışıyorsun.”
Ece birkaç saniye düşündü.
“Tamam. Ben başlayayım.”
Böylece sohbet Ece'nin ailesine, çocukluğuna, eski arkadaşlarına kadar uzandı.
Aslem onu dinlerken ilk kez gerçekten rahatladığını fark etti.
Ece'nin yanında sessiz kalmak bile garip gelmiyordu.
Bir süre sonra Ece:
“Peki senin ailen?”
diye sordu.
Bu kez soru çok daha doğal gelmişti.
Aslem'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Benim ailem yok.”
Ece'nin yüzü değişti.
“Nasıl yani?”
“Aslında...”
Aslem birkaç saniye düşündü.
“Yetimhanede büyüdüm.”
Ece'nin gözleri büyüdü.
“Ben...”
Bir an ne söyleyeceğini bilemedi.
“Başın sağ olsun.”
Aslem kaşlarını çattı.
“Ne için?”
Ece mahcup oldu.
“Ben öldüklerini düşündüm.”
Aslem gözlerini fincanına indirdi.
“Ben de uzun süre öyle düşünmek istedim.”
Ece sessiz kaldı.
“Anneni babanı hatırlıyor musun?”
“Aslında bazı şeyleri.”
“Kaç yaşındaydın?”
“Altı.”
Ece'nin yüzünde hüzün belirdi.
“Çok küçükmüşsün.”
Aslem başını salladı.
“Evet.”
“Sonra?”
“Sonra yetimhane.”
“Peki seni hiç aramadılar mı?”
Aslem bu kez doğrudan Ece'ye baktı.
“Hayır.”
Ece'nin soracağı başka şeyleri bakışından anladı.
“Detayları çok hatırlamıyorum.”
Ece başını salladı.
“Tamam.”
Ve gerçekten sustu.
Aslem bunun için ona minnettar kaldı.
Çünkü bazı soruların cevapları olsa bile anlatılmaya hazır değildi.
Kafeden çıktıklarında hava serinlemişti.
Ece bir şey anlatırken Aslem montunun düğmelerini kapatıyordu.
Tam kaldırıma adım atacakları sırada karşıdan gelen biri Aslem'e hafifçe çarptı.
Adam dalgındı.
“Pardon.”
Aslem bir adım geri çekildi.
“Önemli değil.”
Adam başını kaldırıp kısa bir an baktı.
“Gerçekten özür dilerim.”
“Önemli değil, iyi akşamlar.”
Adam yürüyüp gitti.
Ece arkasından baktı.
“Adam bayağı dalgındı.”
Aslem gülümsedi.
“Sen de az önce bana çarpıyordun.”
“Ben seni görüyordum.”
“Tabii.”
İkisi gülerek yollarına devam ettiler.
Aslem birkaç dakika sonra o adamın yüzünü bile hatırlamıyordu.
Ertesi sabah Lina alışılmışın aksine sessizdi.
Aslem sınıfa girdiğinde küçük kız sırada oturuyordu.
“Günaydın.”
Lina başını kaldırdı.
“Günaydın öğretmenim.”
Aslem yanına oturdu.
“Bir şeyin mi var?”
Lina başını iki yana salladı.
“Yok.”
“Emin misin?”
Lina başını salladı ama gözlerini kaçırdı.
Aslem onun saçlarını okşadı.
“İstersen bana anlatabilirsin.”
Lina bir süre sustu.
“Gece kötü bir rüya gördüm.”
“Ne gördün?”
“Hatırlamak istemiyorum.”
“Tamam.”
Aslem üstelemedi.
“İstersen anlatmazsın.”
Lina başını Aslem'in omzuna yasladı.
Bir süre öyle kaldılar.
Ama gün boyunca dalgınlığı geçmedi.
Ders sırasında birkaç kez boşluğa baktı. Önündeki kâğıda hiçbir şey çizmedi. Aslem ne zaman yanına gitse küçük kız gülümsemeye çalışıyordu.
Sonunda kalemini elinden bıraktı.
Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.
Aslem hemen yanına çömeldi.
“Lina?”
Küçük kız yüzünü ellerinin arasına sakladı.
“Ne oldu?”
Lina hıçkırarak konuştu.
“Babamı istiyorum.”
Aslem'in içi burkuldu.
“Tamam. Babanı arayacağız.”
Lina başını salladı.
Aslem ayağa kalkıp kurumun görevli odasına doğru ilerledi.
Lina'nın kayıtlarından babasının telefon numarasını bulup aramak istiyordu.
Tam görevliye durumu anlatacakken kapının açıldığını gördü.
İçeri giren adamı görünce bir an durdu.
Dün akşam kafeden çıkarken çarptığı adamdı.
Adam da onu fark etti.
Kısa bir şaşkınlık yaşandı.
Sonra Kaan'ın bakışları hemen sınıfa kaydı.
“Lina?”
Küçük kız babasını görünce ağlayarak ona koştu.
Kaan hemen diz çöktü ve onu kollarının arasına aldı.
“Ne oldu güzelim?”
Lina cevap vermeden babasına sarıldı.
Aslem birkaç adım ötede onları izliyordu.
Kaan bir süre kızının saçlarını okşadıktan sonra Aslem'e döndü.
“Sabah evden çıkarken de biraz dalgındı. Aklım onda kaldı. O yüzden buraya geldim.”
Aslem başını salladı.
“Ben de sizi arayacaktım.”
Kaan'ın gözleri Aslem'e döndü.
“Lina için mi?”
“Evet. Sabah biraz dalgındı. Şimdi de ağlamaya başladı.”
“Ne oldu?”
“Gece kötü bir rüya gördüğünü söyledi. Başka bir şey anlatmadı.”
Kaan'ın yüzündeki endişe biraz daha belirginleşti.
“Ben de sabah bir şey olduğunu anlamıştım.”
Sonra kızına döndü.
“Bana neden söylemedin?”
Lina babasının boynuna sarıldı.
“Bilmiyorum.”
Kaan derin bir nefes aldı.
“Tamam. Anlatmak istemiyorsan anlatma.”
Bir süre kızını kucağında tuttu.
Sonra Aslem'e baktı.
“Çok mu ağladı?”
“Biraz.”
“İyi.”
Kaan'ın sesi rahatlamıştı.
“Ben...”
Bir an durdu.
“Onu böyle görünce endişelendim.”
Aslem yumuşak bir sesle:
“Anlıyorum.”
Kaan başını salladı.
“Bazen ne yapacağımı bilmiyorum.”
Aslem ona baktı.
Kaan gözlerini kızından ayırmadan konuşmaya devam etti.
“Onu tek başıma büyütüyorum. Her şeyi doğru yapmaya çalışıyorum ama bazen yetmiyor.”
Aslem'in bakışları yumuşadı.
“Bence elinizden geleni yapıyorsunuz.”
Kaan ilk kez ona doğrudan baktı.
“Bunu nereden biliyorsunuz?”
Aslem hafifçe gülümsedi.
“Çünkü kızınız size sarılırken yüzünüz değişiyor.”
Kaan birkaç saniye cevap veremedi.
Sonra gözlerini kaçırdı.
“Teşekkür ederim.”
Aslem başını salladı.
Kaan'ın bakışları kısa bir süre yere indi.
“Ben de küçükken...”
Cümlesi yarım kaldı.
Aslem beklemedi.
Bazen insanların yarım bıraktığı cümleler, tamamladıklarından daha fazla şey anlatıyordu.
Kaan kızının saçlarını okşadı.
“Bugün onu eve götüreyim.”
“Tabii.”
Kaan ayağa kalktı.
Tam kapıya yönelmişti ki dönüp Aslem'e baktı.
“Bu arada dün akşam için tekrar özür dilerim.”
Aslem gülümsedi.
“Gerçekten önemli değil.”
“Dalgındım.”
“Fark etmiştim.”
Kaan da hafifçe gülümsedi.
“Ben Kaan.”
Aslem elini uzattı.
“Aslem.”
Kaan elini sıktı.
“Lina'nın öğretmeni.”
“Evet.”
“Memnun oldum.”
“Ben de.”
Kaan kızını alıp çıktı.
Aslem kapının ardından bir süre baktı.
Lina'nın babası hakkında hiçbir şey bilmiyordu.
Ama onun kızına bakışında tanıdığı bir şey vardı.
Korku.
Kaybetme korkusu.
Belki de bazı insanlar sevdiklerine, onları kaybetmekten korktukları için daha sıkı sarılıyordu.
O gece Aslem eve geldiğinde ilk işi Lina'nın verdiği resmi buzdolabının üzerine asmak oldu.
Sonra kahvesini yaptı.
Bir süre sessizce oturdu.
Telefonu masanın üzerinde duruyordu.
Bir süre sonra çaldı.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Aslem telefonu eline aldı.
Bir an düşündü.
Sonra açtı.
“Alo?”
Karşı taraftan yaşlı bir kadın sesi geldi.
“Aslem?”
Aslem'in kaşları çatıldı.
“Evet. Kimsiniz?”
Kadın birkaç saniye sustu.
Sesi titriyordu.
“Beni tanımıyorsun.”
Aslem doğruldu.
“Kimsiniz?”
Kadın derin bir nefes aldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Sana ailen hakkında anlatacaklarım var.”
Aslem'in eli telefonda dondu.
“Ne biliyorsunuz?”
Karşı taraftan cevap gelmedi.
Telefon kapandı.
Aslem bir süre ekrana baktı.
Dışarıda yağmur yağıyordu.
Ve o gece, yıllardır ilk kez, geçmişine ait bir ses hayatının kapısına dayanmıştı.
Aslem henüz bilmiyordu ama o telefon, yıllardır susturduğu bütün soruları yeniden uyandıracaktı.