İçeriğe geç

GİRİŞ

Merhaba. Öncelikle bu hikâyeye hoş geldin. İyi ki geldin. Seneler sonra burada yeniden kitap yayımlamak benim için çook heyecan verici. Umarım bu yolculukta bana eşlik edersin. Küçük bir sır; çok süratli, hiç nefes almadan ilerleyeceğimiz uzun ve zor bir yolculuk olacak. Lütfen bu satıra hikâyeyi okumaya başladığın tarihi yaz. Eğer yazdıysan... Başlayalım mı?


11 Yıl Önce...

16 Ekim | Saat 20:15

Ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesi.

Elektrikler dışarıdaki şiddetli fırtına yüzünden az önce kesildi. Eski binanın camlarına yağmur şiddetle vuruyor, rüzgârın baskısına dayanamayan bazı pencereler kapalı olmalarına rağmen açılıp yeniden kapanıyordu. Koridorlarda yankılanan boğuk uğultuya gök gürültüleri karışıyor, karanlığın içinden yükselen çığlıklar hastanenin duvarlarını inletiyordu.

Birkaç dakika öncesine kadar her şey her zamanki gibiydi.

Hastalar, yatma saatleri gelmeden önce ortak alanda vakit geçiriyordu. Kimisi elindeki kitabı okuyor, kimisi masa oyunlarıyla oyalanıyor, kimisi de bir köşede oturmuş, gözlerini boşluğa dikmiş bir hâlde öylece duruyordu.

Elektriklerin kesilmesiyle birlikte hepsi bir anda ayağa fırladı. Çığlıklar, kahkahalar, anlaşılmaz sözler... Karanlığın içinde birbirine karışan sesler, hastaneyi bir anda kontrolden çıkmış bir yere dönüştürdü.

Hasta bakıcılar telaşa kapılıp; beklenmedik bu durumu kontrol altına almaya, hastaları sakinleştirmeye çalıştılar. Fakat etraf öylesine karanlıktı ki hiç kimsenin yüzünü göremedikleri gibi, hastaların oradan oraya koşturması yüzünden yürümekte dahi zorluk çekiyorlardı.

Bu akşam nöbetçi olan hasta bakıcı Canan, "Hemen kapıları kapatın," diye emir verdi diğer çalışanlara. Ellili yaşlarındaki kadın, yıllardır bu hastanede çalışıyordu. "Duydunuz mu beni?" diye bağırdı. "Bütün kapıları kapatın! Karanlığı fırsat bilip dışarı kaçmalarına izin vermeyin. Tek bir kişi bile çıkmayacak! Hadi, acele edin!"

Hasta bakıcılar karanlıkta birbirlerine çarparak dağıldılar.

Fakat Canan'ın bütün bu çabalarına rağmen çoktan harekete geçmiş biri vardı.

Zümra.

On altı yaşındaki kız, kalabalığın ortasında durmuş, yaşananları yüzünde belli belirsiz bir tebessümle izliyordu. Annesi birkaç ay önce gözlerinin önünde ölmüştü. Zümra, annesinin ölümünden kendini sorumlu tutuyor, bu düşüncenin ağırlığı altında eziliyordu.

İçindeki suçluluk duygusu zamanla öfkeye dönüşmüş, öfkesi de etrafındaki herkese yönelmişti. Annesinin ölümünden sonra intihara teşebbüs edince babası onu bu hastaneye yatırmıştı.

Buraya geleli bir ay olmuştu. Bir ay içinde hastanedeki hemen herkesle kavga etmiş, kendisine söylenenleri yapmamak için elinden geleni yapmıştı. Kurallardan nefret ediyor, emir almaya dayanamıyor, özellikle de hasta bakıcıların kendisi üzerindeki otoritesine karşı çıkmaktan büyük bir zevk alıyordu.

Zümra yine söylenen bir şeyin tam tersini yapmış olmak için harekete geçti ve kalabalığın arasından sıyrılıp, kendini hızlıca dışarı attı. Karanlık koridora adım attığında yüzüne soğuk bir hava çarptı. Sağına baktı. Sonra soluna. Nereye gittiğinin hiçbir önemi yoktu. Tek istediği, gözden kaybolmak ve hasta bakıcıları çileden çıkarmakta. Özellikle de Canan'ı.

Zümra, karanlıktan korkmazdı. Hatta başkalarının korktuğu şeylerden hoşlandığı bile söylenebilirdi. Sol koridora saptı. Merdivenlerden aşağı indi. Bir koridordan diğerine geçti. Yeniden merdivenlere ulaştı, bir kat daha aşağı indi ve sonunda kullanılmayan bir merdiven boşluğunda durdu.

Duvarın dibinde, gözden uzak bir köşe buldu. Dizlerini karnına çekerek cenin pozisyonunda yere uzandı. Taş zemin buz gibiydi ama umursamadı.

Yüzünde hâlâ o küçük tebessüm vardı. Hasta bakıcılar onu uzun bir süre bulamayacaklardı. Bulamadıkları için de sinirden deliye dönüp, birbirleriyle kavga edeceklerdi. Ama en önemlisi de Zümra, bir kez daha Canan'ın sözüne karşı gelmiş olacaktı.

Üst katlardan gelen bağırışlar, gök gürültüleriyle birbirine karışıyordu. Zümra, bu sesleri dinlerken kendini tuhaf bir biçimde huzurlu hissetti. Sanki bütün dünya onunla birlikte delirmiş de ilk kez kimse onu, diğerlerinden ayıramıyordu.

Yaklaşık yarım saat önce kendisine verilen sakinleştiricinin etkisi de yavaş yavaş kendini gösteriyordu. Göz kapakları ağırlaştı. Soğuk zeminde kıvrılmış bedeni gevşedi. Son hatırladığı şey, dışarıda kopan gök gürültüsü oldu.

Sonra uykuya daldı.

Gözlerini yeniden açtığında ortalık aydınlıkta. Zümra, birkaç saniye boyunca kıpırdamadan yattı. Nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Ardından dirseklerinden destek alarak doğruldu ve uyuşmuş bacaklarını güçlükle hareket ettirdi.

Saat 04.30'du. Elektrikler gelmişti. Ancak bir şeyler ters gidiyordu. Hastane ürkütücü düzeyde sessizdi.

Zümra ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkeledi ve merdiven boşluğundan koridora çıktı. Birkaç adım attıktan sonra durdu. Etrafta hiç kimse yoktu.

Saatler önce seslerin birbirine karıştığı koridorlar şimdi bomboştu. Tavandaki lambalar titreyerek yanıyor, solgun ışıkları duvarlara vuruyordu. Uzaklardan gelen herhangi bir ayak sesi bile duyulmuyordu.

Zümra kaşlarını çattı.

Hastaneye geldiğinden beri burası hiç bu kadar sessiz olmamıştı. Sürekli bir kavga, bir bağırış ya da bir tartışma çıkardı. Doktorların umurunda olmayan hastalar, hastanenin her köşesinde hüküm süren hasta bakıcılar ve bitmek bilmeyen gürültü...

Zümra, boş hastanede gezinmeye başladı. Önünde upuzun, nereye çıktığı belli olmayan koridorlar vardı. Hastane buz gibi soğuktu ama Zümra, soğuktan hiç şikayetçi değildi. Kendini bir an için özgür hissetmişti. Ama içten içe özgür olmadığını ve uzunca bir süre daha burada tutsak olduğunun farkındaydı...

Zümra, nereye gittiğini bilmeden merdivenlerden yukarı çıktı. Sola döndü, uzun koridorda keyifle yürüdü, sonra tekrar merdivenlerden yukarı çıktı. Uzaktan gelen bir takım sesler duyunca yürümeyi bıraktı.

Zümra, merak edip sesin geldiği yere gitti. Olabildiğince sessiz olmaya özen gösterip, bir köşeye gizlendi ve sesin geldiği tarafa baktı. Baktığı yerde Canan ve sivil kıyafet giymiş iki tane uzun boylu adam vardı. Hastanenin alt katında yer alan, normalde kullanılmayan çıkış kapısının önündeydiler. Kendi aralarında gülerek konuştukları sırada çıkış kapısı açıldı.

İçeriye, başka hasta bakıcıların sürdüğü üç tane sedye girdi. Sedyelerin üzerinde bilinci kapalı bir şekilde yatan üç kız vardı. Zümra, kızların yüzüne dikkat kesildiğinde onları tanıdığını fark etti. Üçü de henüz yirmi yaşına girmemiş, ileri düzey akıl hastasıydı.

Adamlardan sakallı olanı, "Son iki haftadır bunlara her ne veriyorsanız vermeye devam edin." dedi. "Eski hırçınlıklarından eser yok. Müşteriler çok memnun."

Diğer adam, "Sizin bu kızlara rağbet gün geçtikçe artıyor. Artık öyle üçle, beşle olmayacak gibi. Daha çok istiyoruz," dedi.

"Ne kadar çok?" diye sordu Canan.

"Ne kadar çok ayarlayabilirseniz o kadar çok," dedi sakallı adam. "Tabii hepsinin fiyatı aynı olmayacak. Bazı özellikleri taşıyan kızların fiyatı üç kat daha fazla olacak."

Canan, "Üç kat mı?" diye sordu heyecanla. "Yani ayarlamasına ayarlarız tabii de benim bunu önce baş hekimle konuşmam gerekiyor. Biliyorsunuz patron o. Ama merak etmeyin o da kabul edecektir."

"Kabul ettirmenin karşılığında sana da ayrıca güzelliklerimiz olacak," dedi sakallı adam ve cebinden çıkardığı bir miktar parayı Canan'a verdi.

Zümra, duyduklarının şaşkınlığı karşısında nefes almayı dahi unuttu. Birden bire omuzlarına öyle bir ağırlık çöktü, kalbi sıkışmaya başladı ki olduğu yerde adeta taş kesildi.

Müşteriler. Fiyat. Para. Kızlar...

Parçalar, zihninde korkunç bir bütün oluşturmaya başlamıştı. Tam bu sırada Zümra, arkasından bir takım adım seslerinin geldiğini duydu. Panikle sesin geldiği noktaya baktı. Bir hasta bakıcı, ıslık çalarak ona doğru yaklaşıyordu. Zümra, yakalanmaktan endişe etti ve hemen harekete geçip, aksi yöne doğru önce yürümeye, daha sonra da koşmaya başladı.

Ama ne yazık ki koştuğu tarafta da başka bir hasta bakıcısıyla karşı karşıya geleceğini bilmiyordu... Hasta bakıcı, Zümra'yı karşısında görünce onun, görmemesi gereken bir şeyi gördüğünü anlayıp, "Hemen buraya gelin," diye diğerlerine seslendi.

Zümra'yı kolundan tutup olduğu yerde durdurmaya çalıştı. Ama Zümra, onun önce ayağına sonra da kasıklarına güçlü bir tekme atıp elinden kurtulmayı başardı.

Zümra, nereye gittiğini bilmeden deli gibi koşmaya başladı. Koşarken, "Allah belanızı versin," diye haykırıyordu. "Orospu çocukları! Duydum işte, her şeyi duydum. Hasta kızları, dışarıdaki insanlara satıyormuşsunuz! Herkes duysun, uyanın! Canan orospusu, baş hekimle beraber buradaki kızları dışarıdaki insanlara satıyor!"

Beş hasta bakıcı ve iki sivil adam vakit kaybetmeden Zümra'nın peşine takıldılar, onu yakalamak için hızla koşmaya başladılar. Zümra'nın haykırarak söylediklerinden dolayı deli gibi korkmuşlardı ve bir an önce onu susturmak istiyorlardı.

Zümra koşmaya devam ederken yerleri silen yaşlı bir hademeyle çarpıştı. Çarpmanın etkisiyle hademe yere düştü.

Zümra, umursamadı ve temizlik arabasında duran bir kağıt parçasını ve kalemi alıp hızlı bir şekilde koşmaya devam etti.

Yedi kişi onu yakalamak için peşindeydi.

Zümra, yatakhanelerin oraya ulaştığında nefes nefeseydi. Kağıt parçasını duvara bastırdı ve gördüğü her şeyi hızlı bir şekilde yazdı. Kaybedecek vakti yoktu. Yatakhanede ilk gördüğü; demir, kilitli bir kapının altından kağıdı içeriye gönderdi ve "Bu kağıdı doktor Asya'ya ver!" dedi. Kapıyı tıkladı. Tekrar ve tekrar. "Bak kimsin bilmiyorum, ama lütfen uyan, sana verdiğim bu kağıdı doktor Asya'ya ulaştır. Hepimizin iyiliği için!"

Arkadan gelen adım sesleri iyice yaklaşıyordu. Zümra, yatakhanenin oradan ayrılıp tekrar koşmaya, gördüğü her şeyi bağırarak haykırmaya devam etti. Çok geçmeden peşindeki adamlar tarafından yakalandı ve susması için ağzının üzerine bir el kapandı.

Zümra'yı yaka paça hastanenin bodrum katına indirdiler. Zorla bir sandalyeye bağladılar. Zümra, zerre korkmadan onlara bağırıp, küfür etmeye, gördüğü her şeyi herkese anlatacağını söylemeye devam ediyordu.

"Aferin, sonunda amacına ulaştın," dedi Canan. Zümra'nın uzun saçlarını tutup, sertçe geriye çekti. "Bu geceden itibaren artık bir ölüsün!"

"Tek başıma değil ama, sizi de yanımda götüreceğim," dedi Zümra korkusuzca. "Allah'ın belası pislikler sizi! Göreceksiniz ama... Herkese, her şeyi anlatacağım. Yaptıklarınızı yanınıza bırakmayacağım!"

"Bu kızı susturmanın bir yolunu bulmalıyız," dedi sakallı adam, sıkıntılı bir ifadeyle.

"Hiç merak etmeyin, bulacağız," dedi Canan ve cebinden çıkardığı güçlü bir sakinleştirici iğneyi sertçe Zümra'nın koluna sapladı.

Bölüm Sonu...

*Nasıl Buldunuz?

*Yarın 1. Bölümde görüşmek üzere.