İçeriğe geç

1. Bölüm: Nehri İzlerken

"İçin suyunuzu için. Siz bana yün verin süt verin, ben size zaten suyunuzu veririm." dedim kendi kendime. Koyunlar nehirden sularını içiyor, birbirlerine neşeyle meliyorlardı. Bende yüksek bir tepede bir ağacın altına uzanmış, koyunları seyrediyordum. "Sizin yününüzden Nilüfere güzel mi güzel bir elbise yapayımda, bana âşık olsun." İç çektim ve kafamı gökyüzüne çevirdim: "Canım Nilüferim..." Köyün en güzel, su gibi kızıydı Nilüfer. Sadece güzel değil: Güler yüzlü, sevecen ve yardımseverdi. Herkes onun gibi bir gelini, bir eşi olsun isterdi. İstemek tabi ki benim de hakkımdı, köydeki diğer erkekler gibi. Hepsi başında pervane oluyordu kızın. Varsın olsunlardı, dürüstlüğüm ve çalışkanlığım ile elbet Nilüferin dikkatini çekecektim. "Ah canım Nilüferim, bir kerecik elimi tutsan dünyalar benim olurdu." Bu düşüncelerin ardından kafamı tekrar aşağı indirdim ve hızlı soluk alıp veren koyunları tekrardan gözlemeye başladım. Yazın kavurucu sıcaklığı koyunları da etkilemiş olacak ki çevresindeki otları, çiçekleri, ağaçları yeşillendiren nehirden bir an olsun ayrılmıyorlardı. Bazıları da gölgelik bulmuş, oraya uzanmışlardı. Koyunları izlerken uçan kuşlar dikkatimi çekti; uçtular, uçtular ve sonra altında gölgelendiğim ağacın dallarına kondular. Başımdaki ağacın tepesinde öten kuşların sesi koyunların melemesine karışırken çevre köyden bir kadın çıkagelmişti. İki eliyle tuttuğu kıyafet dolu hasır sepeti ile dağdan aşağı yavaş yavaş iniyordu. Öğlen vaktinin sıcaklığı ile gözlerini kısmış, yüzünü ekşitmişti. Buruşturduğu yüzü ile nehrin yanına geldiğinde koyunlara dikkat kesilmiş, ardından gözleriyle bir çoban aramıştı. Olduğum yerde silkelendim ve aşağıya doğru "Merhaba." Dedim. Kadın sesin geldiği yöne doğru kısık gözlerini çevirdi. Göremeyecek olacak ki elini alnına koyarak gözlerini siper etti. Böyle yapınca beni görmüş olacak ki yüzüne bir gülümseme geldi ve "Kolay gelsin." dedi nazik bir sesle. Ardından başını indirdi ve nehre doğru eğildi. "Sağ olun." Dedim tok bir sesle koyun melemelerinin arasında sesimin ulaşmasını umarak. Biraz aşağıyı seyrettikten sonra üstüme ağırlık çöktü; gözlerimi kapatıp ağzımı açarak uzun uzun esnedim. Koyunlar bir süre nehrin kenarında otlayıp sularını içebilirlerdi, bende bu sürede biraz kestirecektim. Uzun bir soluk aldım ve ciğerlerimi taze toprak kokusuyla doldurdum. Yere uzandım ve yüzümü sağ tarafa çevirdim ve sağ omzumun üzerine doğru yattım. Birkaç mırıldamalarımdan sonra tam uykuya dalacakken gözüme sarı sarı bir şey parladı. İlk başta güneş ışığıdır dedim ama b güneş ışığından daha parlak bir şeydi; bir şey kesinlikle güneş ışığını yansıtıyordu. Dayanamadım, gözümü açtım, sağ omzumun üzerinden doğruldum ve ışığın geldiği taraftaki çalılara baktım. Evet, gerçekten orada bir şey vardı, uzun ince bir çubuk gibiydi. Yerden destek alarak kalktım. Gözlerimi kısarak ağır adımlarla çalıların yanına gittim. Her kimse o parıldayan sapsarı çubuğu aceleyle saklanmaya, belki de gömmeye çalışmış fakat pek başarılı olamamıştı. Eğildim ve çubuğu aldım. Bir flüttü: Hafifti, güneşte kalmasının etkisiyle çok sıcaktı ve tutmakta zorlanıyordum. Güneşi yansıttığı için gözlerimi acıtıyordu. Elimde flütle hızlı adımlarla önceki gölgelik yerime döndüm. Yere bağdaş kurarak oturdum ve ardından flüt hakkında düşünmeye başladım. Böylesini hiç görmemiştim, özel bir flüt olsa gerek diye düşündüm. Peki ya bu kadar özel bir flütse bunun dağ başında ne işi vardı? Flütün ağızlığını elimle ovaladım ve sonra flütü kaldırıp dudaklarıma götürdüm. Biraz duraksadım, tereddüt ettim... Sonra usulca üfledim. Üflememle öyle güzel bir melodi çıktı ki gözlerim ister istemez kocaman açıldı. Ses inanılmaz hoşuma gitmişti. Nehirdeki kadında flütü işitmiş olacak ki elinde ıslattığı çamaşırla donup kalmış, benim olduğum tarafa bakıyordu. Çıkan sesin etkisiyle bu sefer daha güçlü üfledim. Çıkan melodi o kadar ahenkli ve o kadar kulağa kusursuz geliyordu ki önceden güzel diye adlandırdığım sesler artık kulağıma gürültü gibi geliyordu. Gözlerimi aşağıya çevirdim. Kadın bir elinde sabun diğer elinde çamaşırla ayağa kalkmış, sonuna kadar açık ağzı ve fal taşı açılmış gözleriyle bana bakıyordu. Melodi âdeta mest etmişti onu. Elindeki sabunu ve çamaşırı bir hışımla fırlatıp "AŞKIM!" Diye bağırarak nehre doğru yönelmişti. Bağdaşımı bozup ayağa kalktım ve kadına bakarken şaşkınlığımı gizleyemedim. Aşkım mı? Bana mı? Seni ilk defa burada gördüm, daha tanışmadık bile ve sen bana aşkım mı diyorsun? Olanlar manasız gelmişti. Kadın da iki eliyle eteğini yukarıya çekerek nehri koşarcasına enine doğru geçmeye çalışıyordu. İyi ki nehir akıntısı yavaş oluyordu bu dönem, yoksa nehre kapılıp gitmesi işten bile değildi. Nehrin ortasına gelince "CANIM AŞKIM!" diye tekrardan sesi duyuldu. Ne oluyordu bu kadına? Tepemdeki kuşlarda hızla kanat çırparak uzaklaştılar kondukları ağaçtan. Yutkundum... Ayaklarım geri geri gidiyordu, kadında neredeyse nehri geçmişti. Bir karar verdim ve gözden kaybolmaya karar verdim. Tepenin ardına doğru koşmaya başladım. Gölgeden çıktığım gibi güneş suratıma vurmuş, sıcaklığını vücudumda hissettirmişti. Kadınının belirli belirsiz haykırışlarının arasında tüm gücümle koşarak saklanacak bir yer arıyordum. Kısık gözlerle etrafı tararken sık ve uzun çalıların olduğu gölgelik bir alan buldum ve o tarafa doğru yöneldim. Çalılara gelip içlerine çöktüğümde sıcacıktım ve nefes nefese kalmıştım. Alnımdan boncuk boncuk ter akıyordu. Elimin tersiyle sildim ve olacakları beklemeye başladım. Belirli belirsiz kadının sesi geliyordu ama hiç gözümle göremiyordum onu. Fark etmeden çok uzaklaşmıştım galiba. Uzun bir süre burnumdan derin nefes aldım ve ağzımdan verdim, derin nefes aldım ve ağzımdan verdim. Bir müddet sonra kadının sesi hiç gelmez oldu. Yine de çıkmadım çalıların arasından. Çömelmekten yorulduğum için ayaklarımı serin toprağa uzatarak beklemeye devam ettim. Ufakta olsa koyun sesleri kulağıma gelmeye devam ediyordu. "Bak sen şu işe" dedim kafamı flüte çevirerek "Bir ses ettin, kadını bize aşık ettirdin be" dedim ve sırıttım. Gerçekten kadın melodiyi duyunca kalakalmış ve sonra aşkım diyerek koşmaya başlamıştı bana doğru. "Sen melodin kadınların hoşuna gidiyorsa Nilüferin de hoşuna gider kesin." dedim. Sonra kafamda bir şimşek çaktı ve hemen yerimden doğruldum: "TABİ YA! BU KADIN GİBİ BENDE NİLÜFERİ KENDİME AŞIK EDEBİLİRİM!" Bütün vücudumu o an başka bir sıcaklık kaplamış, karnımda kelebekler uçuşmaya başlamıştı. Ama hemen harekete geçmedim ve bir duraksadım: "Bunu yapmam doğru mu ki?" Dedim usulca. Fakat Nilüferi kendime aşık edip mutlu bir hayat kurabileceğimiz fikri bana daha cazip geldi. Elimde flütle hızla köyüme doğru ağzım kulaklarımda koşarken şu sözler döküldü ağzımdan: "BEKLE NİLÜFER, BEN GELİYORUM!"