Bölüm Bir (2/7)
Yangın
“Bence yapmamalısın Gnine...” dedi hafif gırtlaktan gelen, feminen bir ses.
Aager, ani hareketlerin istenmeyen dikkatleri üzerine çekebileceğini bildiği için durmadı. Sadece hafifçe yönünü değiştirdi, batan güneşle beraber oluşan derin ve karanlık gölgelere sığındı ve sessizce beklemeyi tercih etti.
“Niye, ya?” diye sordu tiz bir ses hayal kırıklığına uğramış bir şekilde.
“Genç Efendi Gnine.” diyerek sessizce burnundan soludu Aager Fogstep, “Neden buradasın ve yine ne haltlar peşindesin? Dahası, neden Acemi İzci Laila’yı kendi boş işlerine alet ediyorsun?”
“Bir bohça dolusu iğrenç solucan ve sülüğü onun çizmelerine boşalttığında ve o da sabah o çizmeleri giydiğinde tam olarak ne olacağını sanıyorsun?” diye gülmemeye çalışan birisinin ‘kıkırdayan’ sesiyle sordu Acemi İzci Laila.
“Fevkalade kıt kelime haznesiyle küfredecek sonra da—” diye, kendisi de kıkırdayarak cevap verdi küçük gnome Gnine.
“—Sonra da senin peşinden, kan davalınmış gibi gelecek ve seni bulduğundaysa hep yapmak istediği şeyi yapacak.” diye bitirdi üçüncü bir ses.
Bu ses, sahibesinin hırçın şöhretine rağmen hayret verici bir şekilde yumuşaktı.
“Ve Acemi İzci Morel... Tabii ya... Acemi İzci Laila burada ise neden kuzeni de burada olmasın ki?” diye mırıldandı kendi kendisine Aager neşesiz bir tonla.
Gnine denen gnome’dan bir ‘hıf’lama sesi, ardından da homurdanmalar duyuldu.
“Benim yaptığımı nereden bilebilir ki? Ona böyle bir şeyi yapacak bir kasaba dolusu insan var.”
Laila derin bir iç çekti.
“Gnine... Bree haklı. Dahası, Udoorin senin dışında bu kadar çocukça bir şeyi bir başkasının yapabileceğini düşünür mü sanıyorsun?”
“Çocukça mı? Buna fazlasıyla alındım doğrusu! Benim yaptığımı düşünse bile ne olur ki? Hiçbir şey ispatlayamaz!” diye inatla itiraz etti Gnine.
Genç Acemi İzci Morel ‘fırk’ladı.
“Senin kadar zeki bir gnome’un bu kadar saf olabileceğine gerçekten inanamıyorum.” diye kıkırdadı kız.
“Niye ki?” diye alınmış bir şekilde sordu genç gnome.
“Udoorin’in seni o koca elleriyle kafandan tuttuğu gibi kasaba duvarının üstünden Arashkan Irmağı’na atması için hiçbir ispata ihtiyacı yok, bunu biliyorsun değil mi? Aslına bakılırsa tam olarak bunu yapmak için yıllardır can atıyor zaten ve sadece bir bahaneye ihtiyacı var. Dahası, onun için söz konusu bahanenin, iyi bir bahane olmasına bile gerek yok.” diye açıklamaya çalıştı Acemi İzci Morel.
“Bence izci bayanları dinlemelisin Efendi Gnine. Şayet genç Udoorin seni, o küçük kafandan tutup Arashkan Irmağı’na atmaya kalkarsa ben araya girmeyeceğim ve ırmağın derin, güçlü akıntısı seni ta Sonsuz Denizi’ne kadar sürükleyecek. Oraya vardığında bir şekilde hâlâ hayatta kalmayı başarsan bile, seni o sularda bulabilecek tek güruh Drashan korsanları olur ve emin ol onlar da senin gibi sefil ve işsiz bir cüceyi bulduklarına pek sevinirler. Bütün bunların arasında en acınası şey ise sana akıllı davranmanı tavsiye eden kişinin Acemi İzci Morel olması.” diye hırladı Aager.
“Görüyorum ki ikiniz de gayet can sıkıcı birer izci olmuşsunuz artık.” diye mutsuz bir ifadeyle söylendi Gnine. “Evet. Kesinlikle can sıkıcı olmuşsunuz. Eskiden ikiniz de böyle bir şeye itiraz etmezdiniz.”
“Gnine, bizler artık birer izci çırağı değiliz ki ama.” diye ikna etmeye çalıştı Laila. “Bizler acemi izciyiz. Muhteşem Gökler adına, ikimiz de neredeyse tam bir izciyiz ve ikimizin de davranışlarımızı ona göre düzenlemesi gerekiyor. Dahası senin aksine, bizim askerî sicilimiz var ve yaptığımız her şey kayda geçiyor. Bunu anlamalısın. Ve o siciller ta Arashkan’a, oradan da krallığın başkenti olan Kronor’daki resmî arşivlere gönderiliyor!”
“Neden ben de bir izci olamıyorum ki? Tam dokuz kere İzci Kovuğu’na şahsen gidip başvurdum.” diye acı bir şekilde söylendi Gnine. “İzci Efendisi Davien Hart devamlı, benim izci olamayacak kadar zeki olduğumu ve bir izci olursam harcanacağımı söyleyip durdu. Sanki ona kalmış nerede harcanıp harcanmayacağım.”
“Bence İzci Efendisi Davien tahmininde isabetli.” dedi Laila nazikçe.
Morel’den acımasızca bir ‘fırk’lama sesi daha duyuldu.
“Aynı şeyi İzci Efendisi Moorat Maelstrom’a da sordun mu?” diye kıkırdayarak sordu.
Gnine’dan buna bir süre cevap gelmedi. Tekrar konuştuğunda ise sesinde belirgin bir tiksinti vardı.
“Evet sordum. Bir defa.”
“Ne dedi sana peki?”
“Üstüne basmadan önce çekil ayağımın altından bücür!” diye, fena içerlemiş bir sesle cevap verdi Gnine. “Dediği şey tam olarak buydu ki bu da fevkalade vicdansız, usulsüz, uygunsuz ve bir o kadar da beribenzeri duyulmamış bir ifadeydi.”
Bremorel’den haşin bir kahkaha sesi duyuldu.
“Bu hiç de komik değil Bremorel. Hem de hiç!” diye burnundan soluyarak azarladı kızı küçük gnome.
“Moorat pek de zarafet abidesi biri sayılmaz Gnine. Seni alıp, bir çuvalın içine tıkıp sonra da amcanın dükkânının kapısına bırakmadığına şaşırdım doğrusu.” diye güldü genç izci kız.
“Tam olarak yaptığı da buydu zaten! Adi hergele!” diye fena bir şekilde alınmış sesle tısladı Gnine.
“Lütfen onunla dalga geçme Bree! Gnine nazik bir şahsiyet. İzci Efendisi Moorat’ın yaptığı şey de hiç hoş değildi ve Gnine’ın amcası Efendi Nimbletyne ile fevkalade gürültülü bir tartışmaya sebep oldu. Kavgayı ayırmak için Şerif araya girmiş. Duyduğum kadarıyla bu onun ilk defa birilerini yatıştırmak için bağırmak zorunda kaldığı bir olaymış. En sonunda ikisini de karakola götürmüş. Olay tamamen gereksiz, anlamsız ve İzci Efendisi Moorat açısından da bir o kadar çocukça bir davranıştı. Herkes Nimbletyne amcanın tek yeğeni üzerine nasıl titrediğini bilir.” diye söylendi Laila ciddi bir ifadeyle.
“Hey! Ben senin İzci Efendin hakkında ileri geri konuşuyor muyum?” dedi Morel hiddetli bir sesle.
“Benim İzci Efendim Davien fevkalade düşünceli, bir o kadar da yakışıklı bir centilmen. Onun hakkında ileri geri ne söylenebilir ki?” diye küçümseyen bir ifadeye ‘hıf’ladı kuzeni Laila.
“Kızım, benim İzci Efendi’min, senin Davien’in kıt zekâsı hakkında söylediklerini bilmek bile istemezsin. Emin ol, bu senin kalbini kırar!” diye haşin ve horlayan bir kahkaha attı Bremorel.
“Tencere-kapak. Al birini vur ötekine!” diye ‘fırk’ladı Laila.
Bremorel ona kuşkuyla baktı.
“Ne demek istiyorsun sen şimdi?”
“Söylemesem daha iyi olur. Bu da senin kalbini kırar!” diye lafı gediğine koydu Laila.
Gnine kıkırdadı.
“Her neyse! Ben kaçar kızlar. Nimbletyne amcam eve erken dönmemi söyledi. Öyle görünüyor ki üzerinde çalıştığı en son projesini tamamlamış ve onu paketlemesinde yardım etmem gerekiyormuş. Anlaşılan çırağı olarak bana sadece paketleme ve ortalığı paspaslama işi düşüyor.” diye homurdandı genç gnome hoşnutsuz bir ifadeyle.
“Bir yerden başlaman gerekiyor ama öyle değil mi Gnine?” dedi Laila ona yumuşak bir sesle.
“Evet, bir yerlerden başla artık genç Efendi Gnine. Hâlihazırda tam bir baş belası olman dışında hiçbir varlık göstermiş değilsin ve bu gidişle de kendini kodeste bulacağın kesin.” diye sessizce hırıldadı Aager.
“Bırak kullanmasını, İzci Efendim Davien elime bir kılıç ya da yay bile vermemişti ben izci çırağıyken.” diye devam etti Laila. “İlk yıl benden yapmamı istediği tek şey, kasabanın etrafında koşmam, ağaçlara tırmanmam, ağır patates çuvalları ve yakacak odun taşımamdı. Bana çok hızlı koştuğumu ancak yeterince uzun bir süre bunu yapamadığımı, kol ve omuzlarımın da çok zayıf olduğunu söylemişti ve bence haklıydı da. Kişi yeterince kuvvetli değilse uzun bir yayı germeye kalktığında kendi canını fena hâlde yakabilir. Tıpkı senin de bir defasında acı bir şekilde öğrendiğin gibi.”
Gnine suratını buruşturdu.
“Hatırlatmana gerek yoktu. Yay elimde patladı ve neredeyse suratımı biçiyordu! Her neyse... Siz acınası derecede can sıkıcı kızlara iyi geceler...”
“İyi geceler Gnine.” dedi Laila sevimli bir ifadeyle.
“Amcana bizden selam söyle.” diye ekledi Bremorel ve onun da sesi biraz fazla sevecendi.
Aager, güçlükle algılanabilen bir çift küçük ayak sesinin uzaklaştığını duydu ama saklandığı gölgelerden çıkmadı. Zira üçlünün arasında geçen konuşmada bir gariplik sezmişti.
“Sence yuttu mu?” diye sordu Laila, ayak sesleri yeterince uzaklaştığında.
“Evet, sanırım yuttu. Ama tekrar bizim ‘didişmemize’ kanacağını sanmıyorum. Bir daha ki sefere yeni bir şey bulmamız gerekecek.” dedi Bremorel.
“Huh...” diye homurdandı Aager Fogstep.
“Haklısın kuzen. Ama onu suçlayamıyorum doğrusu. Gnine proaktif birisi ve amcasının atölyesinde canı sıkılıyor. Eskiden beraber takılırdık ama çıktığımız devriyeler dolayısıyla bunu yapmamız biraz zor artık.” diye kaşları hafif çatılı bir şekilde söylendi Laila. “Orman eskisi gibi güvenli değil. Hele küçük bir gnome için hiç değil. Daha üç gün önce İzci Efendisi Davien, Kadim Tepeler’in hemen güneyinde bir ork sürüsünün izlerine rastladığını söyledi. Hiç bu kadar yaklaşmaya cesaret etmemişlerdi.”
“Sana katılıyorum. Devriyemizden döndükten sonra rapor vermeye gittiğimde, İzci Efendisi Moorat de bana, daha dün bir ork sürüsünün izlerine rastladığını söyledi. Bunlar ise kuzeye ve doğuya gidiyorlarmış. Moorat, ork’ların Themalsar Harabeleri’ne gittiklerini düşünüyor.” diye ciddi bir ifadeyle cevap verdi Bremorel.
“Bunu bilmiyoruz Bree.” diye itiraz etti Laila.
“Kuzeydoğuda başka ne var ki? Şayet hedefleri o meşum harabeler değilse gidebilecekleri sadece bir yer var o da Büyük Kuzey Ayazları, ve oraya aklı başında kimse gitmez. Kar ve buzdan başka bir şey olmayan o çoraklarda vahşi barbarlar dışında kimse yaşamaz.” dedi Bremorel hafif tiksintiyle.
“Meşum?” diye sordu Laila tek kaşı kalkmış bir şekilde.
“Uğursuz ya da meymenetsiz demek.” diye esef dolu bir sesle açıkladı Bremorel.
“Meşumun ne anlama geldiğini biliyorum kızım ya! Beni şaşırtan, senin bunu biliyor olman.” dedi Laila ve güldü.
“Açıkçası bu beni de biraz şaşırtmadı değil.” diye mırıldandı Aager, gölgelerde saklandığı yerde.
“Neden? Ben kitap okurum ki.” dedi Bremorel temkinli bir şekilde.
“Bak bunu kaçırdığıma üzüldüm.” diye kıkırdadı Laila.
“Sandığın kadar komik değilsin, tamam mı? En azından ben hâlâ senin gibi bez bebeklerle oynamıyorum!” diye asabice harladı Bremorel.
“Ben bez bebeklerimle oynamıyorum kuzen. Sadece onları atmamayı tercih ediyorum.” diye ‘hıf’ladı Laila sonra samimi bir ifadeyle ekledi: “Ama yine de özür dilerim. Gerçekten. Açıkçası seni elinde bir kitapla düşünmemiştim hiç, o kadar. Yani, bugüne kadar herhangi bir şey okuduğunu görmediğimi düşünürsek...”
“Senin görmediğin birçok şey yapıyorum ben!” diye söylendi Bremorel alıngan bir tonla. “Ve okumayı da seviyorum... Devriyelerimizden her döndüğümüzde bunu yapıyorum. Ne var ki kasaba kütüphanesine girmem yasak. Bu da bana kitap okuyabileceğim ve girmeme izin verilen tek yer olarak tapınak kütüphanesini bırakıyor. Ancak oradan da kitap aşıramıyorum çünkü Tapınak Muhafızı Lady Magella’nın beni bir odunla kovalama riski çok yüksek. Senin anlayacağın, benim herhangi bir şey okuyabilmem için tapınağın içinde olmam gerekiyor. Dolayısıyla beni kitap okurken görmemiş olman normal.”
Laila, kuzenine geçmişi hatırlatacak bir şeyi geçiştirmek istiyormuş gibi konuyu değiştirmeye çalıştı.
“Neden ormandaki ağaç evimizde takılmıyoruz bu gece?” dedi düşünceli bir ifadeyle.
“Devriyeden döndüğümüzde babamın bizi görmeye can attığını biliyorum ama bu gece havada bir şey var ve ne olduğunu çıkaramıyorum.”
“Belki sen de biraz kitap okumalısın.” diye sırıttı Bremorel.
“Sorun kelimeleri bilmememde değil kızım ya... Sadece tarif etmesi kolay değil, o kadar. Boğucu mu desem, kötürüm mü, emin değilim. Ya da mebus...” diye sessizce mırıldandı Laila.
“Mebus mu? Bu biraz dramatik olmadı mı sence?”
“Meşum kadar değil.” diye yapıştırdı cevabı Laila dudaklarını büzüştürerek. “Eee? Ormana dönüyor muyuz?”
Bremorel omuzlarını silkti.
“Neden olmasın? Ama önce sen gidip babanı bir görsen iyi olur. Yoksa adamcağız üzülür. Eminim çoktan geri döndüğümüzü biliyordur. Ne de olsa Darien amca kızına pek düşkündür.” diye kıkırdadı Bremorel camdan bir ifadeyle.
“Babam yeğenine de pek düşkündür, seni şapşal şey!” dedi Laila gülerek. “Hadi gel. Eve yalnız gidince neden en sevdiği yeğenini de beraberimde getirmediğim için homurdanıp duruyor sonra.”
“Tek yeğeni, demek istiyorsun sanırım.” diye ‘fırk’ladı Bremorel.
“Aynı şey.” dedi Laila bir omzunu silkerek. “Kapıdan içeri başımızı bir uzatıp merhaba deriz sonra da ormandaki ağaç evimize gideriz.”
“Neden sen önden gitmiyorsun. Benim... Halletmem gereken küçük bir işim var.” diye yüzü hafif kızarmış bir şekilde mırıldandı Bremorel.
Laila bir anlığına durdu sonra da dudaklarını büzüştürerek söylendi.
“Muhteşem Gökler adına kızım ya! Yine gecenin bir yarısı tapınağın etrafında kaybolmuş kedi gibi dolanmaya mı gidiyorsun?”
Bir anda ortam fırtına öncesi sessizliğine büründü, ardından Bremorel parlayıverdi.
“Tapınağa gideceğimi nereden bilebilirsin ki!”
“Bremorel Songsteel... Güneş battı ve bu da senin gidebileceğin ya da senin girmene izin verilen açık herhangi bir dükkân olmadığı anlamına geliyor. Geçmişte çıkardığın kavgalardan ötürü kasabadaki tüm hanların kara listesindesin, dolayısıyla oralara da gidemezsin. Bu da sana gidebileceğin sadece iki seçenek bırakıyor ve yetimhane bunların arasında değil. Açıkçası o zavallı çocuğa neden bunu yaptığını anlayamıyorum ve gece saatleri tapınağın etrafında turlama olayın biraz ürkütücü.” dedi Laila ama gülmemek için kendisini zor tutuyordu.
“Tapınağın etrafında turladığımı nereden bilebilirsin ki?” diye kıpkırmızı olmuş bir suratla harladı Bremorel. “Kaldı ki tapınak yurtları zemin katın altında ve pencereleri de yok!”
“Kızım ya... Eminim o çocuk senin kasabaya döndüğünü çoktan biliyordur ve şu anda bile elinde o koca kitaplarından birisiyle tapınağın ana kapısına yakın pencerelerden birisinin önünde oturmuş senin gelmeni bekliyordur.” diye yarı ‘fırk’ladı Laila. “Nereden bildiğime gelirsek sen bunu neredeyse iki yıldır yapıyorsun Bree. Evet, Yavruturna büyük bir kasaba ama herkes herkesi tanır burada. Birilerinin senin tapınağa yaptığın gece sortilerini fark etmeyeceğini mi sanıyordun? Asıl bunu benden saklayabileceğini düşünebildiğine inanamıyorum... Alındım doğrusu.”
“Bazen gerçekten çok acımasız olabiliyorsun kuzen. Bunu biliyor musun? Git başımdan ve beni rahat bırak. Ayrıca tapınakla aramda bir şey varsa da bu seni hiç ilgilendirmez, tamam mı?” diye çıkıştı Bremorel.
“Özür dilerim Bree.” dedi Laila dürüstçe. “Sadece o zavallı çocuğa neden böyle zulmettiğini merak ediyorum o kadar.”
“Ona zulmetmiyorum. Sadece ilgisini sınıyorum!” diye cevap verdi kuzeni burnundan soluyarak.
Laila kıza öylece bakakaldı.
“Onun sana gösterdiği ilgiye karşılık senin ona gösterdiğin umursamazlığı göz önünde bulundurursak, ortada herhangi bir ilgi varsa da bunun ne önemi olabilir ki? Yani... Çocuğun da var olan ilgisi bir gün sönecektir illaki.” dedi Laila temkinli bir şekilde.
“Önemi var çünkü bana olan ilgisinin biteceği günü dört gözle bekliyorum.” diye karşılık verdi Bremorel haşin bir sesle.
“Neden?” diye sordu Laila hayretle.
“O gün geldiğinde sadece kafasını kırmayacağım da ondan!” diye hırladı genç kız.
Laila tekrar kuzenine öylece baktı ama bu sefer yüzünde ‘aptallaşmış’ bir ifade vardı.
“Sen arıza mısın kızım ya?” diye neredeyse inledi Laila. “Çocuğu bu kadar istiyorsan git ve konuş onunla!”
“Bu gerçekten seni ilgilendiren bir şey değil Laila, tamam mı? Ben burnumu seninle o cafcaflı D.D. Dexter çocuğu arasına sokuyor muyum? En son kasabaya döndüğümüzde, o karga gibi sesiyle ‘Mavi Gözlü Kâküllüm!’ diye söylemeye başladığı o abuk şarkıyı duyduğumda gülmedim bile!” diye çatık kaşlar eşliğinde tısladı Bremorel.
Laila kıkırdadı.
“O kadar meraklıysan sok burnunu güzelim. Ama D.D’nin sesi karga gibi değil, bilakis onun muhteşem bir sesi var ve baladları da bence harika.”
Bremorel’in yüzünde alaylı bir ifade belirdi ama yine de bir şey söylemedi. Bir an durdu ve az önceki alaylı ifadesi eriyip kayboldu. Yerini acı, hiddet ve tiksinti dolu bir edaya bıraktı ve olağan, yumuşak sesiyle fısıldıyormuş gibi söylendi:
“Kimse benimle konuşmak istemiyor Laila. Bırak benimle beraber görünmeyi, kimse benimle ilişkilendirilmek bile istemiyor. Tamam. Kabul ediyorum. Bu durumdan ben de belki biraz sorumlu olabilirim. Küçükken biraz arızalıydım.”
“Biraz mı? Kızım, kavga edip dövmediğin bir tane çocuk kaldı mı bu kasabada?” diye sordu Laila ama bunu iğneli bir tonla söylemedi.
“Eğer senin için bu kadar önemliyse hayır, kalmadı. Rekor bende. Yaşıtlarım, hatta benden yaşça büyük olan neredeyse herkesle kavga ettim diyebilirim.” diye cevap verdi Bremorel tiksintiyle.
“Doğru.” diye sessizce onayladı Laila. “Babam marangoz olmasına rağmen senin yara ve berelerine o kadar çok pansuman yaptı ki sayende Tabip Yeterliliği Sertifikası bile aldı. Ama bu yine de neden o çocukla böyle uğraştığını açıklamıyor.”
Bremorel uzun bir süre sessizce olduğu yerde kaynarcasına durdu. Konuştuğunda, ağzından kelimeler sert ve tükürürcesine çıktı.
“Belki de hâlâ benimle ilgilenip ilgilenmediğini bilmeye ihtiyacım var.”
“Muhteşem Gökler adına kızım ya!” diye pes etmiş bir şekilde neredeyse haykırdı Laila. “O kadar merak ediyorsan git ve konuş onunla!”
Bremorel inatla başını salladı.
“Hayır! Onun gelip benimle konuşması lazım.”
“Neden? Aranızda benim bilmediğim böyle abuk bir anlaşma mı var?” diye hayretle sordu Laila.
“Eğer ben gidip onunla konuşursam benim ona acıdığımı sanacak. Evet, önceleri ona acıyordum. Ama bu yıllar önceydi. Şayet beni o kadar istiyorsa önce bana olan korkusunu aşması sonra da bir erkek gibi gelip benimle konuşması lazım.”
“Bak bunu hiç beklemiyordum.” diye itiraf etti Laila. “Sanırdım ki gemleri sen elinde tutmak istersin.”
“Bugüne kadar ‘gemleri’ elimde tuttum da ne bok oldu?” diye acı bir şekilde hırladı Bremorel. “Herkesin kara listesindeyim. Neredeyse her yerden men edilmiş durumdayım. Sen, baban, Gnine ve Udoorin dışında da kimse benimle konuşmuyor. Gördüğüm tek olumlu tavır, yanlarından geçerken nadiren birilerinin başlarıyla bana selam vermeleri ki bu da benim bir izci acemisi olmamdan kaynaklanıyor. Senin Dexter bile benimle sadece nezaket olsun diye muhatap oluyor ve ikimiz de bunu biliyoruz. O tapınak çocuğu sakin ve dingin birisi ki bunlar benim asla olamayacağım şeyler. Herkesin ona gösterdiği saygıya bakılırsa belli ki benden çok daha akıllı. Savaşacak her zaman bir şeyler olacak ve ben de o anlarda parlayacağım. Ama benim ihtiyacım olan şey, onun bana vereceği sükûnet. İki ateş sadece daha büyük bir ateş yapar ve her ne kadar bu kulağa hoş, hatta heyecan verici gibi gelse de ben bunu o kadar da cazip bulmuyorum. Hayır Laila! Benim ikinci bir ateşe ihtiyacım yok. Benim ihtiyacım olan şey, onun gibi sakin ve istikrarlı birisi. Böylece ben onu heyecanlandırıp tutuşturacağım, o da benim aptallığımı dizginleyecek.”
Laila kuzenine öylece bakakaldı. Ama bu sefer yüzünde hayret, etkilenmişlik ve biraz da imrenme var gibiydi.
“Dumur oldum kız. Bu... Bu gerçekten çok güzeldi. İçim bir garip oluverdi. Şimdi okuduğuna inandım işte. İtiraf etmeliyim ki beni etkilemeyi başardın.”
“Lütfen amcama bu konuda bir şey söyleme. Onu yeterince utandırdım zaten. Eğer o çocukla benim aramda bir şey olduğunu düşünürse bu beklenmedik bir şekilde sona erebilir.” diye sessizce ve utanmış bir şekilde rica etti Bremorel.
“Babam senin hakkında kötü tek kelime bile etmez ki.” dedi Laila anında.
“Hayır, etmez. Ama sorun da bu zaten. Biri gelip ona: ‘Söyle o çatlak yeğenine, tapınak muhafızlarımızdan uzak dursun!’ dediğinde ne yapacağını düşünüyorsun?” diye ekşi bir suratla mırıldandı izci acemisi kız.
“Herkes benim soğukkanlı biri olduğumu düşünür.” diye cevap verdi Laila ciddi bir ifadeyle. “Evet, soğukkanlıyım ama gerçekte bu yönümü tamamen babama borçluyum ve babam fevkalade sakin biridir, kavga etmeyi de hiç sevmez. Ama biri gelip de yeğeni için öyle saçma sapan bir şey demeye kalkarsa bu söyleyen için hiç de iyi olmaz. Babamın gözünde sen onun kızısın ve babam kızlarına toz kondurmaz. Bununla beraber, Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos’un babama böyle bir şeyle gelebileceğini düşünemiyorum bile. Tapınak Muhafızı Lady Magella da böyle bir şey demez sanırım, ama zaten bu konuda bir şey diyecekse bunu babama değil, gelir sana söyler... Muhtemelen iri bir odunla!”
“Ben onları dert etmiyorum. Ama her zaman şom ağızlı bir salak vardır. Dahası, Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos da Lady Magella da benim doğru olanı yapıp ondan uzak durmamı bekleyeceklerdir. Dediğim gibi, kasabada men edilmediğim yer kalmadı. Yaşlı Demos olmasa muhtemelen tapınağın kendisinden de yetimhaneden de çoktan men edilmiş olurdum.” diye acı bir şekilde hırıldadı Bremorel.
“Bence olayı gereğinden fazla büyütüyorsun kafanda kuzen. Gönül laftan anlamaz ve ne istiyorsa onu ister. Akıllı olan da önünde durmaz, kenara çekilir. Her şey bir yana, siz ikiniz de istiyorsanız kimseye bu konuda diyecek bir laf düşmez.” dedi Laila şen bir şekilde. “Evet, Thomas bir Tapınak Ast Muhafızı olabilir ama sen meşhur İzci Acemisi Bremorel Songsteel’sin!”
Bremorel acı bir şekilde ‘fırk’ladı sonra daha da acı bir şekilde söylendi.
“Benim kılıçtaki marifetlerimin bu konuda hiçbir faydası olmaz Laila. Öyle görünüyor ki adın bir kere kara listeye düştü mü orada kalıyorsun.”
“Dediğim gibi kızım. Fazla büyütme ve kafana da fazla takma. Bu kasabada çeliği ile şakıyan sadece bir kişi var, o da benim kuzenim. Ve ona bir ahmak olduğunu benden başka da kimse söyleyemez.” diye sırıtarak kuzenini teskin etmeye çalıştı Laila.
“Şayet bu konuda beni sınamak isteyen varsa belki de onlara benim adımı nasıl kazandığımı hatırlatmamı isterler!”
“Bak işte bu konuda sana katılıyorum Laila Wovesbane!” diye sırıttı Bremorel.
“Hadi git. Git ve tapınağın etrafında turla. Eğer babam geldiğimizi biliyorsa ki bildiğinden eminim, mutlaka bize fırından kek, açma, börek ve poğaça almıştır. Bir saat sonra taş köprünün diğer ucunda buluşuruz.” dedi Laila.
“Hay shit!” diye ünledi Bremorel. “Kek ve açma! Canım çekti şimdi. Umarım çok sevdiğim o böğürtlen turtalarından da almıştır.”
Laila güldü.
“Ben gidip babamla muhabbet ederken aldıkları soğumasın diye onları bir güzel sarıp bohça yaparım. Vardığımızda sıcak sıcak yeriz.”
“Yeriz tabii.” diye neredeyse eridi Bremorel. “Çay! Çay da yaparız di mi, kız? Çaysız açma olmaz!”
Laila tekrar güldü, kuzeni ile yumruk tokuşturdu sonra dönüp karanlıkta kayboldu.
Kuzeni Bremorel ise olduğu yerde uzun bir süre öylece kıpırdamadan sessizce durdu. Neden sonra derin bir nefes aldı, ardından tapınak istikametine doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı ve kısa bir zaman sonra o da karanlıkta kayboldu.
“İlginç.” diye hırıldadı Aager Fogstep izci kızların ardından. “Öyle görünüyor ki İzci Acemisi Laila tahmin ettiğimden daha akıllı ve bir o kadar da olgun çıktı. İzci Acemisi Morel’den de olumlu gelişmeler bekleyebiliriz gibi. Şayet tapınaktan da men edilmezse. Genç Udoorin de hâlihazırdaki temposunda devam ederse bu üç potansiyel demektir.”
Aager de karanlıkta bir süre öylece durdu ve saatler önce yapmış olması gerektiği gibi paydos etmek ile içini kemiren şeyin sebebini bulmak arasında gidip geldi ama bu ikilemi uzun sürmedi. İçini kemiren o ‘şey’ her ne idiyse Aager onu bulmaya, gerekiyorsa da canı çıkıncaya kadar kanatmaya niyetliydi. Ama bunu yapmadan önce misafirhaneye uğramaya karar verdi. Bundan bir hafta on gün önce kasabaya gelen kızılımsı kahve saçlı, çelik zırhlar içerisindeki, kendisini “Moira Hooman” olarak tanıtan ve Şerif’in de kuşkulandığı üzere meşhur Paladin Lordu Delia Karakash Hooman’ın kızı olabileceği düşündüğü genç hanımefendinin gerçekten misafirhanede olup olmadığından emin olduktan sonra.
Karalar içindeki adamın kızı kontrol etmesinin sebebi gerçekte Şerif’in kızı tanımaması ve babasıyla da daha önce karşılaşmamış olmasıydı. Soyadı benzerliği dolayısıyla aralarında bir kan bağı olabileceği, başkaları için kabul edilebilir bir faraziye olabilirdi belki ama Aager için bu yeterli değildi. Zira o temkinli olduğu kadar kuşkucu biriydi ve hiçbir şeyi dış görünüşlerine göre kabul etmezdi. Evet, ‘Hooman’ adı, genç adamın doğum yeri olan Drashan’da bile duyulmuştu. Zira Lord Delia Karahash, yıllar önce krallığa musallat olmuş, Karkass adındaki kızıl bir ejderhayı tek başına öldürmüş, bunun sonucunda da kral onu Durkahan şehrinin lordu olarak atamıştı.
Aager’in ilgisini çeken gerçek sebep ise böylesi meşhur bir şahsiyetin kızının, Yavruturna gibi sessiz ve sakin bir kasabada ne işi olduğuydu. Genç kız Yavruturna’ya gelmiş, büyük bir ilgiyle kasabayı gezmiş, hayret verici bir nezaketle de yerli halk ile muhabbet etmişti. Açıkçası kız bir aristokrat olmasına rağmen şaşılacak derecede ağırbaşlı, saygılı, sağ duyulu, güler yüzlü, nazik ve hayırsever bir kişiliğe sahipti. Ama Aager bir şeyi görünen hâliyle kabul eden biri değildi işte.
Karanlık adam misafirhaneye yaklaştığında birden aynı uğursuz rüzgârın fısıltısını duyar gibi oldu ve istemsizce tekrar irkildi. Zira bu sefer rüzgârdan bir koku da aldı.
Genç adam bütün Drashan hayatında hiçbir zaman ‘yuva’ nedir bilmemiş ve görmemişti. Zira Drashan, bir evi ev yapan o sıcaklığa sahip bir yer değildi ve zaten o melanet adada ‘yuva’ denen şeyden de yoktu. Drashan’da sadece içinde günahkâr insanların yatıp kalktığı, derme çatma şantiyeler vardı o kadar. Karanlık adam dört-beş yıl kadar önce Şerif’le beraber Yavruturna kasabasına geldiğinde, yavaş yavaş ucundan kıyısından, bir yuvanın ne olabileceğine dair bazı fikirler edinmeye başlamıştı ve az evvel fısıldayarak esen uğursuz rüzgârdan aldığını düşündüğü koku, kesin olarak bu kasabaya ait değildi. Bu kokunun kötürüm bir tınısı vardı ve sanki ona, çok da uzak olmayan bir yerlerde birilerinin art niyetli emeller peşinde olduklarını söylüyordu.
Siyahlar içindeki adam, Şerif’in yanına varmadan bir yere daha uğramaya karar verdi: Yavruturna kasabasına geldikten sonra kendisine tahsis edilen tek göz eve gidip keskin kısa kılıcını ve yedek hançerlerini alacaktı. Ve evet... Aager için o tek göz yer, bir evdi sadece, yuva değil. Bunun sebebi, genç Drashan kaçkınının, bir çatı ve dört duvarı bir ‘yuvaya’ çeviren şeyin ne olduğu hakkında en ufak fikri olmayışındandı. Genç adam adımlarını hızlandırdı. Zira içinde hissetmeye başladığı boğucu duygu gitgide artmaya başlamıştı ve Aager Fogstep yıllar önce içgüdülerini dikkate almamanın sonuçlarının ne denli acı verici ve ölümcül olabileceğini birinci elden öğrenmiş biriydi.
Üstünde kara deriler, başında kapüşon, suratında ise yarım maske olan adam, istemsizce omuzlarını yuvarladı ve sırtında taşıdığı korkunç yaraların sızladığını hisseder gibi oldu.