Savaşın üzerinden birkaç gün geçmişti.
Dünya yeniden sessizdi.
Gökyüzü açıktı.
Rüzgâr sakindi.
Toprak artık sarsılmıyor, sular normal akıyordu.
Ateş ise ilk kez uzun zamandır kontrol altında yanıyordu.
Dört aile bir araya gelmişti.
Ama bu kez ortamda korku yoktu.
Sadece huzur vardı.
Alev pencerenin önünde duruyordu.
Su yanına geldi.
— Hâlâ savaşı düşünüyor musun?
Alev başını salladı.
— Biraz.
— Ben de.
Toprak yanlarına geldi.
— Ama artık geride kaldı.
Havva gülümseyerek:
— Önümüzde koskoca bir hayat var.
Dört kız birbirlerine baktı.
İlk kez gelecekten korkmadan konuşabiliyorlardı.
O sırada Auralya'da...
Aras, Miran, Boran ve Ayaz sarayın büyük salonunda oturuyordu.
Sekiz hükümdar karşılarındaydı.
Korhan konuşmaya başladı.
— Artık Dünya ile Auralya arasındaki geçit eskisi gibi olmayacak.
Aras:
— Yani tekrar Dünya'ya gidebiliriz?
Denizhan:
— Evet.
Miran gülümsedi.
— O zaman kızları tekrar görebiliriz.
Boran sessizce başını salladı.
— Onlarla savaş sırasında tanıştık.
Ayaz:
— Ama onları gerçekten tanımıyoruz.
Erdem gülümsedi.
— O zaman tanımanın zamanı geldi.
Dört genç birbirine baktı.
Ertesi gün...
Geçit yeniden açıldı.
Aras, Miran, Boran ve Ayaz Dünya'ya geldiler.
Dört kız onları görünce şaşırdı.
Alev:
— Siz yine mi geldiniz?
Aras gülümsedi.
— Bu kez savaşmak için değil.
Su:
— Peki neden?
Miran:
— Sizi tanımak için.
Toprak kaşlarını kaldırdı.
— Bizi neden tanımak istiyorsunuz?
Boran cevap verdi:
— Çünkü birlikte savaştık.
Havva kollarını bağladı.
— Bu yeterli bir sebep mi?
Ayaz gülümsedi.
— Belki değil.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Ama başlangıç için yeterli.
Havva istemeden gülümsedi.
Günler geçtikçe sekiz genç daha fazla vakit geçirmeye başladı.
Alev ile Aras sık sık güçlerini çalıştırıyordu.
Alev ateşi kontrol ederken Aras ona yeni teknikler gösteriyordu.
Su ile Miran, suyun hareketlerini birlikte deniyordu.
Toprak ile Boran, eski taş alanlarında güçlerini kullanıyordu.
Havva ile Ayaz ise yüksek tepelerde rüzgârı kontrol etmeye çalışıyordu.
Başlangıçta her şey sadece güçlerini anlamak içindi.
Ama zamanla konuşmaya başladılar.
Birbirlerini tanıdılar.
Geçmişlerini öğrendiler.
Hayallerinden bahsettiler.
Ve fark etmeden aralarında güçlü bağlar oluşmaya başladı.
Bir akşam dört kız yine bir aradaydı.
Havva diğerlerine baktı.
— Bir şey söyleyeceğim.
Alev:
— Söyle.
Havva gülümseyerek:
— Bence hayatımız savaş bittikten sonra daha da karmaşık olacak.
Su güldü.
— Senin hayatın zaten karmaşıktı.
Toprak da gülümsedi.
— Ama bu kez güzel bir karmaşa olabilir.
Alev bir süre sustu.
Sonra:
— Belki.
Dört kız birbirlerine baktı.
Aynı anda gülümsediler.
Auralya'da ise dört genç sarayın balkonunda gökyüzünü izliyordu.
Aras:
— Sizce Dünya'ya tekrar gitmeli miyiz?
Miran hemen cevap verdi.
— Kesinlikle.
Boran gülümsedi.
— Bence artık orası da bizim hayatımızın bir parçası.
Ayaz gökyüzüne baktı.
— Belki de iki dünya artık gerçekten birleşecek.
Tam o sırada sarayın ortasında dört farklı ışık belirdi.
Kırmızı.
Mavi.
Kahverengi.
Gri.
Aras ayağa kalktı.
— Bu da ne?
Korhan'ın sesi arkalarından geldi.
— Geleceğin çağrısı.
Dört genç birbirine baktı.
Aynı anda Dünya'daki dört kızın taşları da parlamaya başladı.
Alev taşını eline aldı.
— Yine bir şey oluyor.
Su:
— Ama bu kez korkutucu değil.
Toprak:
— Sanki bizi bir yere çağırıyor.
Havva gülümsedi.
— Belki de gitmemiz gereken yer bellidir.
Dört kız birbirlerine baktı.
Uzakta Auralya'nın ışıkları görünüyordu.
Ve artık hiçbirinin bilmediği bir şey vardı:
Savaş bitmişti.
Ama onların yeni hayatı daha yeni başlıyordu.