Anlatacaklarıma başlamadan önce kendimi tanıtayım. Ben Hifa Korca. Miraç Ulukurt’un canından çok sevdiği, ama bunu söylemeye bir türlü cesaret edemediği Hifasıyım. En azından Murathan abimle konuşurken duyduklarım doğruysa…
Otuz yaşındayım. Bir devlet üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışıyor, aynı zamanda doktoramı tamamlamaya uğraşıyorum. Miraç’la bu şehre geldiğimde tanıştım. Daha doğrusu, en yakın arkadaşım Ahu’nun eşi Murathan’ın abinin arkadaşıydı. Şehirde herkesin Miraç’la bir bağı vardı: kardeşi, arkadaşı, dostu… Benimse onunla aramda, adını koyamadığım tuhaf bir mesafe bulunuyordu.
Benden hoşlandığını nereden mi biliyorum? Aslında bildiğim söylenemez. Bir gün Murathan abimle konuşurken adım geçti ve istemeden birkaç cümle duydum. Kimseyi gizlice dinlemedim; yalnızca konuşmanın ortasında kendi adımı işittim. Yine de söz edilen Hifa’nın ben olduğumdan emin değilim. Öyle olsaydı, herhâlde bir şekilde belli ederdi. Benimle konuşurken yüzü ifadesiz, sesi ölçülüydü. Bazen bana karşı hiçbir şey hissetmediğini düşünüyordum. Hatta herkese mesafeli olduğum için ondan hoşlanmadığımı sanıyor bile olabilirdi.
Neyse. Bugün Asım’ın doğum günü ve moralimi hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyeceğim. Asım, Miraç’ın küçük kardeşi. Bugün on yaşına basıyor. Onu anlatmaya bu kadar geç başladığım için Ahu beni duysa kesin canıma okurdu.
Ahu benim biricik Ahum; en yakın arkadaşım, sırdaşım, bu şehre taşındığımda ailem olan insan. Murathan abi ile evli. Asım’la da onun sayesinde tanıştım. Bir gün Asım okul çıkışında yağmurun altında kalmış. Annesi Ayşin teyze şehir dışındaymış, Asım da evin anahtarını unutmuş. Ağabeyi Miraç, askerî görevde olduğu için gelememiş. Çareyi Murathan abimi aramakta bulmuş. Fakat o gün kader ki Ahu’nun tez komitesi toplantısı vardı. Ahu da benden yardım istedi.
Gidip Asım’ı aldım. Sırılsıklam olmuştu; önce bir alışveriş merkezine uğrayıp ona kuru kıyafetler aldık, sonra yemek yedik. Birkaç saat içinde öyle kaynaştık ki sanki birbirimizi uzun zamandır tanıyorduk. Babası Akif amca eve dönünce Asım’ı evine bıraktım. Böylece önce Asım’la, sonra da babasıyla tanışmış oldum.
Meğer Asım o gün beni evde herkese anlatmış. Annesi teşekkür etmek için Ahu’dan numaramı istemiş, ardından beni aramıştı. Ayşin teyze, telefonda bile insanın içini ısıtan türden bir kadındı. Bir süre sonra Murathan abimin doğum gününde Miraç’la da tanıştım. Murathan abim bizi tanıştırırken yalnızca adımı söylemişti. Miraç ise hiç beklemediğim bir sıcaklıkla gülümsemişti. “Asım’ın favori insanı Hifa Hanım sizsiniz demek. Sonunda tanışabildik,” demişti.
O sırada Hakan da oradaydı. Murathan abimin çocukluk arkadaşı. Biraz gevşek bir insan, laf atmadığı kız kalmamıştır mesela. Her hafta farklı birileriyle görünür. Kendisi savcı zaten bu gücüne güveniyor biraz da. Murathan abim hakim hatta Miraç da hakim ama askerlikten sonra dönmek istememiş ve Üst teğmen olmuş. Neyse Hakan abi den bahsediyordum. Kendisi bence orta yaş krizinde bana abi deme deyip duruyor hatta bazı zamanlar tartışıyoruz ama benim onunla arama ciddi bir sınır çizmem gerek kendisi kişilik olarak çok zıt bir insan. Abi demek iyidir. Kendisinin bana da bazı söylemleri imaları olduğundan abi demek en en iyisi. Gereksiz imalarını daha fazla dinlemek istemediğim için makale yazmam gerektiğini söyleyip erkenden ayrılmıştım. Miraç’la ilk tanışmamız işte bu kadar kısa sürmüştü. Şimdiyse onun ailesine yeniden gitmek için hazırlanıyordum.