Hiç hayatınız normal düzeninde giderken tek bir şey - iyi veya kötü- herşeyi değiştirdi mi?
Sabah aynı işler, beraber olduğunuz insanlar, gittiğiniz yerler.... Hepsi aynı düzeninde işlerken bir insan veya bir olay , ya da her ikisi bütün hayatınızı değiştirebilir mi? Kulağa korkutucu geliyor bence de.. Evet şimdi hikayemize dönelim.
Lena; o eski bir savcı.
Sevdiklerine sadık ve güvenen birisi.
Hayatının bekli de en güzel zamanlarından birisi sadece birkaç saatte kabusa dönmüştü.
Daha birkaç saat öncesine kadar biricik sevgilisi Ahmet ile birlikteyken şimdi kendisi bile bulunduğu yerden habersiz.
Önce Ahmet, sonra polisler, polis merkezi, hastane, sonra iki adam, araba ve devamı karanlık...
Lena'nın son birkaç saatini böyle özetleyebiliriz.
Daha birkaç saat öncesi onun rüyası gibi. Evet ama ya şimdi.
Lena birkaç saatin sonunda yavaşça gözlerini açtığında boyun ve sırt ağrısı hissediyordu.
Ne olduğunu bile bilmiyordu sanki. Göz kapakları ağırdı. Midesinde hafif bir bulantı, boğazında acı veren bir yanma vardı. Burnun ucunda ise hâlâ bir eter kokusu...
Zar zor da olsa gözlerini açtı sonunda. Bilinci yeni yeni yerine geliyordu. Başı dönüyordu.
Gözlerini açtığında ilk gördüğü şey sandalyenin kolları üzerindeki bilekleri ve oraya sabitlenmesi için sıkıca bağlanmış zincirler.
Bunları görmek Lena'nın gözlerinin daha da açılmasına sebep oldu. Şaşkındı. Yavaşça ağrımış boynunu çevirdiğinde diğer bileğinin de aynı şekilde olduğunu gördü. Üstelik sadece bu değil. Bilinci yerine iyice gelmişti artık... Kendini şöyle bir süzdüğünde yere sabitlenmiş bir sandalyede olduğunu ve kilit yerlerinin (el bilekleri , ayak bilekleri, bel ve gögüs çevresi) sandalyeye zincirlerle sıkı şekilde bağlı olduğunu gördü.
Ne olduğunu anlayamamıştı. Hareket etmeye çalıştı ancak hareket etmesi şuan çok zordu.
Nefes nefese kaldığı esnada ise dudaklarının üzerinde yapış yapış bir şey hissetti. Uğraştıkča bu dudaklarını çekiyordu. Evet.. Bu bir banttı.
Lena içinde bulunduğu duruma anlam verememişti. Neden buradaydı, kim tarafından, hangi sebeple...?
Bir süre bağlı olduğu zincirler ile uğrastıktan sonra pes etti.. Bulunduğu yeri incelemeye başladı.
Hemen birkaç cm sağ tarafında beton bir duvar vardı. O duvardan bile bu binanın ne kadar eski olduğunu anlamıştı. Biraz ilerisinde ise büyük, uzun bir cam vardı. İçeriye giren tek ışık kaynagı bu cam olsa da hava hafif kararmıştı. Lena zar zor da olsa dışarıyı görebiliyordu. Belliydi. şehirden uzak bir yer burasi.
Camdan tek görünen şey deniz kenarı ve denizin birazı.
Lena'nın bulunduğu yerin hemen karşısında ise boş duvarın devamıydı. Lena ile aralarında 5-6 adım mesafe vardı. Herhangi bir dekor yoktu orada ama hemen çaprazında ahşap bir cekmeceli büyük bir komidin ve onun üzerinde de birkaç kutu .. Lena başta çok umursamasa da dikkatli bakınca bunların ilaç kutusu olduğunu fark etti. O an içini az da olsa bir korku sardı.
Hala neden burada, bu halde olduğunu sorgularken sağ tarafına baktı. Burası düşündüğünden daha büyüktü.
Sağına bakınca hemen arkasında ona çok yakın bir duvar olduğunu ve yine 10 adım kadar sağında , yönünün gerisine doğru olan yönde bir kapı olduğunu fark etti. Anlaşılan odadan çıkış kapısıydi burası.
Kapının devamında ise , yani aslında Lena'nın 10-15 adım sağında eski bir ofis masasi, önünde sehpa ve sandalyeler, masanın arkasında ise yine eski birkaç ahşap dolap vardı.
Tamamen eski bir yerdi burası.
Ama neden, neden Lena buradaydı?
En son karıştığı bir olay, bir kavga yoktu hatırladığı kadarıyla. Ee zaten savcılığı bırakalı 1 yıldan fazla olmuştu. Yani kısaca Lena için burada olması için - en azından şuan- geçerli bir sebep yoktu.
Üstelik etraf da sessizdi. Burada tamamen yalnız gibiydi Lena.
İçinde bir korku, bir huzursuzluk vardı. Kısa süre önce biricik sevgilisi Ahmet'le beraber el ele geziyordu sahilde. Şimdi ise bilmediği bir mekanda,, herşeyini kısıtlanmış zincirler ve dudaklarindaki bant. Anlamsızdi
Lena ; birkaç dakika kafasının içinde bunları düşündükten sonra tekrar haraket etmeye zincirlerden kurtulamaya çalisti. Ama bu neredeyse imkansız. Zincirler çok sıkı,alan çok sessiz, yer sehre çok uzaktı. Ortamdaki tek ses zincirlerden çıkıyordu.
Birkaç dakika daha zincirler ile uğraştiktan sonra uzaklardan bir ayak sesi değdi Lena'nın kulağına. Yavaş adımlarla birisi yaklaşıyordu ona doğru.
Kalbi hızlanmıştı. Her ne kadar sakinliğini korumaya, zayıf görünmemeye çalışsa da vücudu ihanet ediyordu Lena'ya.
Çok vakit geçmeden ayak seslerinin sahibi içeri girdi. Yavaş ,sakin adımlarla. Kendi ile beraber bir de parfüm kokusu... Sert, yoğun bir kokuydu bu koku.
Lena tekrar onu umursamaz gibi yaparak zincirler arasındaki bileklerini çekiştirmeye çalıştı tekrar. Artık canı acımaya başlamıştı. Zincirler son derece sıkıydı.
Zincirlerin sesini duymuş olacak ki ayak seslerinin sahibi Lena'ya bakıp psikopatça gülümsedi. Ve ufak kahkahalarla, elleri cebinde ona doğru yaklaşırken
-" Ooo, sayın savcımız da uyanmış " dedi.