Rebun Adası'nda her şey huzur içinde ilerlerken, Fuji kısa bir süreliğine hanesini ve topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Başkentte, ülkenin tüm güçlü beylerinin ve İmparator’un katıldığı yıllık büyük siyasi toplantı düzenleniyordu ve bu süreç tam on beş gün sürecekti. Bu sırada güzel Miar Su, ikinci çocuklarına hamileydi. Kamodo, hamile annesi ve yaşlı dedesi Yamamoto ile birlikte geride, konağın güvenliğinde kalmıştı.
Ancak adada ejderhanın efendisinin yokluğunu fırsat bilen muhalif bir bey, haince bir planı devreye sokarak derhal adayı bastı. İçeride gizlice pusuya yatmış olan muhalif işbirlikçilerle birleşen bu acımasız ordu, kendilerine karşı gelen adadaki herkesi acımasızca biçmeye başladı. Miar Su hamile olduğu için mistik ejderha güçleri yarı yarıya inmişti; rahmindeki bebeği korumak adına tüm gücünü kullanamıyor, kendini sınırlamak zorunda kalıyordu. Ne yazık ki bu amansız ve kalleş baskında, asırlık çınar Yamamoto ve göksel mor ejderha Miar Su birlikte katledildi.
Adadaki yıkım ve kıyım son sürat devam ederken, dağlarda meditasyon yapan on beş yaşındaki Kamodo içini kaplayan huzursuzlukla bir şeylerin ters gittiğini anladı ve hızla hanesine doğru koştu. Yolda gördüğü kanlı manzara karşısında öfkeden çılgına döndü, gözlerine inanamadı. Nihayet konağın bahçesine vardığında ise hayatının en büyük acısıyla yüzleşti: Annesi ve canından çok sevdiği dedesinin cansız bedenleri, kalenin duvarlarına ibret olsun diye asılmıştı. İşte o an, Kamodo’nun içindeki hüzün ve nefret dünyayı sarsacak bir patlamaya yol açtı. Genç çocuk, tıpkı babası gibi devasa, heybetli ve durdurulamaz bir Godzilla’ya dönüştü! Onun acı dolu kükremesi tüm denizi ayağa kaldırdı.
Fuji, oğlunun bu muazzam öfkesini ve gücünün uyanışını kilometrelerce uzaktaki başkentte, tam kalbinde hissetti. Tam o esnada, Godzilla Klanı'na sadakatle hizmet eden Sasaki ailesinden kahraman bir ulak, canı pahasına felaket haberini başkente ulaştırmayı başarmıştı. Fuji, gözünü karartıp fırtına gibi adaya geri döndüğünde, gördüğü manzara karşısında yıkıldı. Her yer mahvolmuş, ölüler ve yaralılar etrafa dağılmıştı. Hanesinin yıkıntıları arasında ise devasa bir Godzilla formundaki oğlu Kamodo, elinde annesi ve dedesinden kalan hatıraları tutarak acı içinde ağlıyordu. Fuji o an anladı; hayatındaki en değerli iki insan artık bu dünyada değildi ve oğlu Kamodo, içindeki Godzilla güçlerini tam anlamıyla, geri dönülemez bir şekilde uyandırmıştı.
Gözü dönmüş genç canavarı sakinleştirmek Fuji için çok güç oldu. Kamodo en sonunda sakinleşip yeniden insan formuna döndüğünde, bedeninin ve ruhunun uğradığı büyük yıkımdan ötürü bayıldı ve tam altı ay boyunca derin bir uykuya daldı. Bu altı aylık süreçte iki büyük kayıp için görkemli ama hüzünlü cenaze törenleri düzenlendi. Fuji; babası Yamamoto’yu ve biricik eşi Miar Su’yu, kutsal Fuji Dağı’nın içine, iki ayrı uca yaptırdığı gizli mabetlerin derinliklerine kendi elleriyle gömdü. Onların bedenleri, artık o kutsal dağın koruyucu ruhları olmuştu.
Fuji, topraklarındaki derin yaraları hızlı bir şekilde sardıktan sonra intikam ateşini körükledi. İlk iş olarak klanın içindeki muhalif işbirlikçileri teker teker toplayıp köklerini kazıdı. Ardından, İmparator’un da tam askeri desteğini arkasına alarak dışarıdaki hain beylerin üzerine yürüdü. Çünkü bu beyler, sadece Godzilla Klanı'na değil, mevcut imparatorluğa da ihanet etmişlerdi ve İmparator bu duruma feci şekilde sinirlenmişti. Fuji, karşısına çıkan tüm düşman ordularını yerle bir etti ve o hain beylerin topraklarını kendi topraklarına katarak sınırlarını genişletti.
Altı ay süren o ölüm gibi uykunun ardından, Kamodo nihayet gözlerini açtı. Pencerelerinden içeri süzülen güneş ışığı, odasını dolduran o tanıdık çiçek kokularını artık taşımıyordu. Genç delikanlı doğrulduğunda, yatağının başında sabırla bekleyen babası Fuji ile göz göze geldi. Fuji’nin saçlarına aklar düşmüş, yüzündeki çizgiler intikamın ve yasın yüküyle daha da derinleşmişti. Sözcüklere gerek yoktu; Kamodo’nun safir gözlerinden süzülen iki damla yaş, her şeyi hatırladığının ve içindeki öfkenin artık yerini derin bir olgunluğa bıraktığının kanıtıydı.
Fuji, oğlunun omzuna elini koydu ve fısıldadı: "Kalk, Kamodo. Onları ziyaret etme vaktimiz geldi."
Baba ve oğul, Godzilla Klanı'nın muhafızlarını geride bırakarak tek başlarına kutsal Fuji Dağı’na doğru yola çıktılar. Dağın heybetli zirvesi sislerle kaplıydı; sanki doğa da onların yasına ortak oluyordu. Fuji, dağın eteklerindeki gizli bir mağara ağzından içeriye, lav tüplerinin oluşturduğu mistik geçitlere doğru oğlunu yönlendirdi.
İlk durakları, dağın doğu ucundaki derinliklerde yer alan, sönmüş lav kristallerinin parıltısıyla aydınlanan Miar Su'nun mabediydi. Fuji, sevgili eşinin hatırasına burayı cennetteki mor ejderha saraylarına benzeyen mermer sütunlarla donatmıştı. Mabedin tam ortasında, üzerinde mor ipek kurdeleler ve hiç solmayan sakuraların taze yaprakları bulunan beyaz bir lahit duruyordu. İçeride hafif bir meltem esiyor ve insana huzur veren mistik bir göksel enerji hissediliyordu. Kamodo, annesinin lahiti önünde diz çöktü. Gözlerini kapatıp içindeki mor ejderha gücünü serbest bıraktığında, annesinin ruhunun o sıcak ve koruyucu dokunuşunu kalbinde hissetti. Miar Su, sanki gözleri olmadan da oğlunu görebiliyor ve ona sabırlı olmasını fısıldıyordu.
Ardından, dağın tam zıt ucundaki, batı yamacının derinliklerindeki ikinci mabede geçtiler. Burası, asırlık çınar Yamamoto Koto'nun mabediydi. Demir ustasının ruhuna yaraşır şekilde, bu mabet devasa demir bloklar, örsler ve Yamamoto'nun hayatı boyunca dövdüğü en asil katanalarla çevrilmişti. Ortadaki lahit, saf siyah demirden dövülmüştü. Mabedin havası sıcak ve mağrurdu; adeta dürüstlüğün ve korumacılığın kokusu sinmişti. Kamodo, dedesinin lahiti önünde eğildiğinde, Yamamoto’nun ona çocukken verdiği o ağır el hissini omuzlarında yeniden duydu. Dedesinin hatırası, ona dünyadaki adaleti ve zayıfları koruma sözünü fısıldıyordu.
İki mabet ziyareti bittiğinde, baba ve oğul dağın zirvesine çıktılar. Rüzgar hırçınca esiyor, ayaklarının altındaki krallık uçsuz bucaksız uzanıyordu.
Fuji, oğluna dönerek konuştu: "Onlar artık bu dağın kalbi oldular, Kamodo. Biz dünyada adalet için savaştıkça, onlar bu toprakları korumaya devam edecek. İçindeki gücü artık nefretle değil, onların hatırasıyla besle."
Kamodo derin bir nefes aldı. On beş yaşındaki çocuk gitmiş, yerine acıyla yoğrulmuş, gözleri hem safir mavisi hem de altın sarısı parıldayan genç bir lider gelmişti. Babasının elini sıktı ve gökyüzüne bakarak yemin etti: Godzilla Klanı, hem dünyanın hem de göklerin gördüğü en adil ve en güçlü hanedan olacaktı.
Kanlı ve acı dolu intikamını alan Fuji, altı ayın sonunda gözlerini açan oğlu Kamodo ile birlikte, artık hem bölgelerinin hem de tüm ülkenin gelişimi, huzuru ve geleceği için omuz omuza çalışmaya devam etti. Godzilla Klanı, acıyla yoğrulmuş en güçlü dönemine adım atıyordu.