İçeriğe geç

5.Bölüm

Tak.

Tak.

Tak.

"İçeride kimse var mı? Vampir Muhafızları!"

Nefesimi tuttum.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki muhafızların kapının arkasından duyabileceğini düşündüm.

Kaçmam gerekiyordu.

Ama nereye?

Ev tek katlıydı.

Ön kapı muhafızlarla doluydu.

Pencereler ise dışarıdaki muhafızların görüş alanındaydı.

Tam o sırada zihnimdeki ses tekrar konuştu.

Arka tarafta bir çıkış var

"Sen nereden biliyorsun?"

Çünkü sen biliyorsun

"Lanet olsun, yine başladın."

Şikayet etmeyi bırak ve yaşamak istiyorsan kaç

Kapıya bir yumruk vuruldu.

Bu kez daha sert.

"Kapıyı açın!"

Yavaşça evin arka tarafına doğru ilerledim.

Tahtalar çürümüştü.

Her adımda gıcırdıyorlardı.

Bir anda dışarıdan başka bir ses geldi.

"Komutan! Burada kan kokusu var!"

Donup kaldım.

Kan kokusu...

Öldürdüğüm vampirin cesedi.

Muhafızlar fark etmişti.

"Kapıyı kırın!"

O an düşünmeyi bıraktım.

Arka pencereye koştum.

Camı dirseğimle kırıp kendimi dışarı attım.

Yere düştüğüm anda ayağa kalktım ve koşmaya başladım.

Arkamdan bağırışlar yükseliyordu.

"Kaçıyor!"

"Yakalayın!"

"Lanet olsun."

Şehrin dar sokaklarında son sürat koşuyordum.

Ama birkaç saniye sonra korkunç bir şey fark ettim.

Muhafızlar beni takip etmiyordu.

Hepsi olduğum yerde durmuştu.

Sanki kaçmama izin veriyorlardı.

Yavaşça arkamı döndüm.

Bir muhafız çatının üzerinde durmuş bana bakıyordu.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

"Sonunda seni bulduk."

Kalbim duracak gibi oldu.

Çünkü o muhafızın gözleri normal değildi.

Tıpkı Seraphina'nın gözleri gibi altın renginde parlıyordu.

Aniden o muhafız çatıdan aşşağıya doğru atladı.

Aramızda 3 metreden fazlası yoktu.

Eline baktım ama silahı yoktu ve bana saldırmıyordu altın sarısı gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu.

Ardından konuştu

"Prenses Seraphina'yı sen öldğrdün değilmi?"

O soruyu duyar duymaz donup kaldım burada öleceğimi biliyordum ve sordum

"Nereden biliyorsun?"

Hafif hafif gülümsemeye başladı ve konuştu

"Çünkü kokusu senin üzerinde "

Kalbim hızla atmaya devam ediyordu

"S-sende kimsin"

"Ben Lucian Prensesin kişisel muhafızlarından biriyim"

O an tek bir parmağımı bile kaldıramıyordum karşımdaki adam çok korkunç bir aura yayıyordu isterse beni öldürmesi 1 saniye bile sürmezdi

Ardından cesaretimi toplayıp anlık bir saldırı yaptım.

Lucian tek eliyle saldırıyı durdurdu.

O an ölümü kabullendim ve içimden

"Anne,Baba yanınıza geliyorum"

Gözlerim kapalı bir süre bekledikten sonra halen daha hayatta olduğumu fark ettim ama neden.

Lucianın yüzüne baktım ama hiçbir ifade yoktu ve ardından konuştu

"Kaç."

"Şu an burada ölmeni istemiyorum"

Lucianın sözleri beni anlık bir şoka uğrattı.

"Peki neden beni öldürmüyorsun?" Dedim.

"Çünkü Seraphina'nın ölümü düşündüğünden çok daha büyük bir felaketi başlattı"

Hiçbirşey anlıyamıyordum felaketmi? Ne felaketi neden beni öldürmüyor?

Lucian etrafa bakarak konuştu

"Dinle Kael."

"Şu an seni öldürmek isteyenler sadece muhafızlar değil."

"Ne,ne demek istiyorsun."

" Prenses öldüğü an vampir tahtı boş kaldı sen sadece prensesi öldürmedin bir sonraki neslin kraliçesini öldürdün"

" Tahtın boş olması neden umurumda olsunki?

" Aptal sen Prensesi öldürerek büyük bir iç savaşa davetiye çıkardın"

Biraz şaşırdım ardından zihnimdeki ses konuştu

Vampirlerin birbirini öldürmesi güzel olucak bize daha fazla yemek çıkar hahha

Lucian tekrar konuştu

" Senin yüzünden 7 büyük hanedan taht savaşına girecek bu savaştan etkilenen sadece vampirler olmayacak insanlarda bu savaştan etkilenecek."

"7 büyük hanedan Prensesi onaylamıştı ama sen onu öldürdün bu yüzden senin peşine düşecekler"

"Peki ama beni nasıl bulacaklar"

Lucian birkaç saniye sessiz kaldı

"Seraphina'nın gücü içinde ve onlar bu gücü hissedebiliyorlar."

Birkaç saniye sessizliğin ardından lucian şaşkın bir şekilde konuştu

"Bir insan bir vampirin kanını içince ölmesi gerekirdi sen nasıl hala hayattasın"

Bu soru karşısında biraz korktum ve sessiz kaldım.

Lucian biraz korktu ve şaşırdı hiçbirşey mantıklı değildi bu çocuk vampir kanı içti ölmesi gerekirken bir vampir oldu ve güçlendi.