İçeriğe geç

BÖLÜM 8— Kan Tiyatrosu

Kuzey Bölgesi, Sanayi Bölgesi — Saat 13.12

Yağmur hiddetlenmişti; gri gökyüzü asfaltı dövüyor, kanalizasyon kapaklarından yukarı taşan bulanık sular sokakları kırmızımsı bir çamura buluyordu.

Alexander’ın siyah sedanı, terk edilmiş metal depoların ve paslı vinçlerin bulunduğu sanayi bölgesinde gürültüyle fren yaptı. Araba durur durmaz Vivienne kapıyı fırlarcasına açtı.

"Camille’in ofisi bu binanın arkasında!"

Alexander hızla arabadan indi, ceketinin iç cebindeki silah kılıfını kontrol etti. Yüzündeki o soğuk, mesafeli maske tamamen silinmişti; yerini kilitlenmiş bir avcının amansız odaklanması almıştı.

"Durun," dedi Alexander, Vivienne'in kolunu tutarak. "İçeri öylece dalarsak arkamızdan bırakılan bir tuzapla karşılaşabiliriz."

"Arkadaşım içeride kan kaybediyor ya da..." Vivienne'in sesi titredi ama hemen kendini toparladı, "Bunu yapamam. Bekleyemem."

"Bekleyin demiyorum. Akıllıca hareket edeceğiz."

Binanın arka kapısı aralıktı. İçeriden dışarıya doğru keskin bir demir, klor ve taze metalik kan kokusu sızıyordu. Burası eski bir oto tamir atölyesiydi; ancak mekanın ortasına devasa, kırmızı kadife perdeler asılmıştı. Sanki bir tiyatro sahnesi ya da hastane mezbahası kurulmuştu.

İçeri girdiklerinde ayaklarının altında gıcırdayan tahtalar ve ezilen cam kırığı sesleri yankılandı.

"Camille?" diye seslendi Vivienne, sesi devasa odada yankılanarak geri döndü.

Cevap yoktu. Yalnızca damlayan suyun ve tavandaki elektrik tellerinden gelen cızırtının sesi vardı.

Alexander tabancasını çekti, emniyetini sessizce indirdi. İşaret parmağıyla Vivienne'e arkasında kalmasını emreden bir el hareketi yaptı.

Sahnenin ortasına yaklaştıklarında dehşet verici manzara tamamen aydınlandı.

Oradaydı.

Camille, paslı demirlerle sandalyeye sıkıca bağlanmıştı. Ağzı kalın gri koli bandıyla kapatılmıştı. Üzerindeki açık renk kazın göğüs kısmı tamamen koyu kırmızı, sıcak kanla sırılsıklamdı. Sol bacağından aşağıya doğru oluk oluk akan kan, sandalyenin ayaklarının altında geniş bir göl oluşturmuştu.

Yüzü bembeyazdı, gözleri yarı açık ve bilincini yitirmek üzereydi.

Vivienne çığlığını bastırmak için ellerini ağzına kapattı.

"Camille!" diye atılmak istediğinde Alexander onu kolundan yakalayıp arkasına çekti.

"Tuzak!" diye fısıldadı Alexander.

Tam o an, Camille’in oturduğu sandalyenin hemen arkasındaki duvara tebeşirle kocaman bir harf çizilmişti: R.

Ve sandalyenin üzerine bırakılmış eski, polaroid bir fotoğraf vardı.

Alexander yavaşça yaklaştı, fotoğrafı çömelerek inceledi. Fotoğrafta Vivienne’in evinin bugünkü hali vardı; mutfak masası, üzerinde duran kahve fincanı ve tam pencerenin arkasında duran silüet.

Fotoğraf daha bir saat önce çekilmişti.

"Bizi izliyorlar," dedi Alexander, sesindeki buz gibi ton odayı daha da soğuttu. "Ya da buraya gelmemizi bekliyorlardı."

Alexander bıçağıyla Camille'in iplerini ve bandını tek bir hamlede kesti. Camille öne doğru yığılırken Vivienne son anda onu tuttu ve yere diz çöktü.

"Camille... Beni duyuyor musun? Bak bana!"

Camille’in dudakları titredi. Gözlerini zorlukla açtı, kanlı parmaklarıyla Vivienne'in bileğini sıktı. Ağzından çıkan kelimeler boğuk ve hırıltılıydı:

"O... o odada... Eleanor... ölü değil..."

Başlı yana düştü. Bilinci tamamen kapanmıştı.

Vivienne dehşet içinde soluk alıp verirken başını kaldırdı.

"Ne diyor? Eleanor... Eleanor yaşıyor mu?!"

Alexander, duvardaki tebeşirle yazılmış R harfine baktı. Çenesindeki kaslar gerilmişti. Gözlerinde altı yıldır sakladığı bütün öfke ve kin patlamaya hazır bir volkan gibi kabarıyordu.

"Oyun yeni başlıyor, Bayan Hart," dedi Alexander, silahını sıkıca kavrayarak. "Ve görünüşe göre, babam bu tiyatronun baş aktörlerinden biri."

( Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir keyif aldıysanız beğenip yorum yapmayı unutmayın ☺️ ❤️)