Üçüncü kata çıktıklarında atmosfer ağırlaştı. İşkence ve ölüm kokusu havadaki rutubetle birleşip genizlerini yakıyordu.
Koridorun sonundaki kapı açıktı. Sarı olay yeri şeridi girişin önüne çekilmişti. Tavandaki lambalardan biri cızırdayarak yanıp sönüyor, odaya kabus gibi bir aydınlatma veriyordu. İçeride iki teknisyen, yüzlerinde maskelerle çalışıyordu.
Ceset, odanın ortasındaki eski bir koltuğun üzerinde oturur vaziyette bırakılmıştı. Manzara dehşet vericiydi.
Erkek, yaklaşık kırklı yaşlarında görünüyordu. Üzerindeki pahalı lacivert takım elbise, göğüs kafesinden fışkıran ve halıya sızan pıhtılaşmış, siyahımsı kanla kaplanmıştı. Katil, kurbanın göğsünü bir kasap bıçağıyla kemiğe kadar yararak açmış, kaburgaları adeta bir kafes gibi ikiye ayırmıştı. Adamın iç organlarının bir kısmı kucağına dökülmüştü; kurumuş ve kararmış bağırsak parçaları koltuğun kenarlarından sarkıyordu. Yüzü ise dehşet verici bir işkencenin izlerini taşıyordu: Göz kapakları kesilip atılmış, donakalmış göz bebekleri tavandaki yanıp sönen ışığa dikilmişti. Ağzı çelik bir telle gerilerek arkadan bağlanmış, dudak kenarları kulaklarına kadar dilimlenmişti.
Sinekler, adamın açıkta kalan etlerinin ve kurumuş kan birikintilerinin üzerinde kümelenmişti.
Vivienne, midasından yükselen ekşi tadı bastırmak için derin bir nefes almaya çalıştı ama bu yalnızca genzine daha fazla kan kokusu dolmasına neden oldu. Ayakkabılarının altındaki yapışkan sesi bastırarak odayı inceledi.
Yerdeki kan gölü, pencerenin önündeki masaya kadar uzanıyordu. Duvarlara sıçramış doku parçaları ve pıhtılar vardı.
Ve şöminenin üzerindeki kanlı saat.
Saat 02.17'de durmuştu.
"Ölüm saatini biliyor duyuz?" diye sordu Vivienne, sesini olabildiğince nötr tutmaya çalışarak.
Alexander, gözlerini adamın deforme olmuş yüzünden ayırmadan not defterini açtı.
"Adli tıp ilk incelemesini yapıyor. Kesin bir zaman söyleyemeyiz ama kanın pıhtılaşma derecesine ve kokuya bakılırsa en az altı-yedi saat önce gerçekleşmiş."
"Cesedi ilk kim bulmuş?"
"Otelin eski güvenlik görevlisi. Binanın arka kapısının açık olduğunu fark etmiş. İçeri girdiğinde bu dehşeti görmüş. Adam koridora kadar kusarak kaçmış ve polisi aramış."
"Adı?"
"Peter Lawson. Şu an aşağıda ifade veriyor, hâlâ şokta."
Vivienne başını salladı.
Sonra odaya yeniden baktı. Vahşetin ve fışkıran kanın ortasında bir şey yanlıştı.
Öyle büyük, herkesin görebileceği bir şey değil. Aksine, vahşetin yarattığı kaosta gözün alışkanlıkla üzerinden geçip gideceği küçük bir ayrıntı.
"Dedektif."
Alexander başını kaldırdı.
"Ne oldu?"
"Bu oda size nasıl görünüyor?"
Alexander etrafa, duvarlardaki kan sıçramalarına ve koltuktaki parçalanmış bedene baktı.
"Eski. Bakımsız. Ve bir mezbahaya dönüştürülmüş."
"Teşekkür ederim. Olağanüstü bir gözlem."
"Bir soruya cevap verdim."
Vivienne pencereye doğru yürüdü ama yerdeki kan birikintisine basmamak için dikkat etti. Olay yeri teknisyeninin uyarısıyla durdu. Dokunmadan, bulunduğu yerden odayı incelemeye devam etti.
"Birisi burayı düzenlemiş. Bu katliamdan önce."
Alexander'ın ifadesi ciddileşti.
"Neye dayanarak?"
"Mobilyalar eski ama masanın üzerindeki toz dağılımı farklı. Şöminenin önündeki halı da diğer bölgelere göre daha az kirli. Adamı buraya getirmeden ve diri diri doğramadan önce odanın bir kısmı hazırlanmış."
"Bu, birinin buraya geldiğini gösterir. Sadistçe bir cinayet işlendiğini kanıtlamaz."
"Ben de tek kanıtımın bu olduğunu söylemedim."
"Öyleyse ne söylemeye çalışıyorsunuz?"
Vivienne ona döndü.
"Birisi buraya gelmiş, odayı hazırlamış, kurbanına yavaş yavaş işkence etmiş ve cesedi bu vahşi haliyle bulmamızı istemiş."
Alexander birkaç saniye sustu.
"Ya da siz, ilk incelemede kesin olmayan ayrıntılardan kurgusal bir hikâye çıkarıyorsunuz."
"İnsanların hikâye uydurmasına alışığım. Genellikle bunun için para alıyorum."
"Benim zamanım için para almıyorsunuz."
"Henüz."
Alexander'ın sabrı tükeniyor gibiydi.
Tam cevap verecekken Vivienne'in bakışları, mermerinde kurumuş kan izleri olan şömineye kaydı.
"Orada ne var?"
Şöminenin içindeki kül ve kömürleşmiş doku parçalarının arasında küçük, metal bir nesne parıldıyordu.
Teknisyen, nesnenin fotoğrafını çektikten sonra cımbızla çıkardı.
Eski, ağır bir anahtardı. Üzerinde kurumuş kahverengi bir kan lekesi vardı.
Üzerine küçük harflerle bir numara kazınmıştı: 614.
Alexander'ın yüzü bir anda kireç gibi bem beyaz oldu.
Bu kez Vivienne de fark etti.
"Bu numara ne anlama geliyor?" diye sordu.
Alexander anahtara baktı.
"Henüz bilmiyoruz."
Yalan söylüyordu.
Vivienne bunu anlayabiliyordu. Ama onu ele vermedi.
Çünkü Alexander'ın bir şeyi sakladığını anlamakla, neyi sakladığını bilmek arasında büyük bir fark vardı.
( Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir keyif aldıysanız beğenip yorum yapmayı unutmayın iyi okumalar ☺️)