Mert Bey, o akşam Arca’yı İstanbul’da her zaman gittikleri, çoğunlukla okul arkadaşlarının da bulunduğu parka götürdü. Arca, okul arkadaşı Aslı ile oynarken bir anda kuzenini kastederek:
“Benim abim var. Ben Dikili’ye onun yanına gideceğim. Ben abimi çok özledim.” dedi.
Mert Bey, bu konuşmayı duyunca dikkat kesildi. Bir süre sonra Arca babasının yanına koşarak:
“Baba, gel. Abimi istiyorum. Beni abimin yanına götür.” diye ısrar etmeye başladı.
Arca’nın bu isteği birkaç gün boyunca devam etti. Bunun üzerine Mert Bey, görüntülü aramayla yeğeni Çınar’ı aradı ve Arca’nın onunla konuşmasını sağladı. Ancak Arca’nın Dikili’ye gitme isteği devam ediyordu.
Sonunda Mert Bey, Arca’ya sürpriz yaparak ailece Dikili’ye gitmeye karar verdi. Ailece Dikili’de üç dört gün geçirdiler. Birkaç gün sonra Arca bu kez bavulunu hazırlamaya başladı. Annesi Selen Hanım’ın yanına gelip:
“Bavulumu hazırladım. İstanbul’a gitmek istiyorum.” dedi.
Selen Hanım önce bu duruma gülümseyerek karşılık verdi. O akşam Arca’yı alıp dondurma yemeye çıktılar. Ancak ertesi sabah Arca ağlayarak uyandı.
“Ben İstanbul’a gitmek istiyorum. Parka gidip arkadaşlarımla oynayacağım.” diyordu.
Selen Hanım onu sakinleştirmeye ve biraz daha Dikili’de kalmaları için ikna etmeye çalışsa da Arca kararlıydı. Arkadaşlarını özlediğini, oyuncaklarını özlediğini, hatta okulunu bile özlediğini söylüyordu.
Bir süre daha Dikili’de kaldıktan sonra, Arca’nın isteği üzerine İstanbul’a geri döndüler.
Bu olay bana çocukların bazen neden her şeyi aynı anda istediklerini düşündürdü. Arca İstanbul’dayken abisini özlüyor, Dikili’ye geldiğinde ise bu kez arkadaşlarını, oyuncaklarını, parkını ve okulunu özlüyordu. Aslında burada bir çelişki yoktu. Arca hem abisini hem arkadaşlarını seviyordu; sadece bulunduğu yerde, o an yanında olmayan kişileri ve şeyleri daha fazla özlüyordu.
Belki de çocukların dünyasında mesele “hangisini istiyorsun?” sorusunun cevabını bulmak değil, sevdikleri her şeyi aynı anda yanlarında istemeleriydi.