Seval çay verdi, onu içeyim bari beklerken. Mert'le konuşmamızı düşünüyordum. Ne diyecektim adama? Konuşma nasıl olacaktı? Hiçbir şey bilmiyordum.
Kafam allak bullaktı. Henüz bir ilişkiye hazır mıydım, onu bile bilmiyordum.
Ben yine düşüncelere dalmışken bir korna sesi geldi. Ardından telefonum çaldı. Arayan Mert'ti.
“Hemen iniyorum.” deyip yerimden kalktım.
Annemgili öpüp aşağı indim. Meraklıların hepsi camın kenarından bakıp bizi görmeye çalışıyordu. Görünmediklerini mi düşünüyorlardı acaba? Rezil edeceklerdi beni!
“Merhaba.”
“Merhaba, hoş geldin.”
Yerime oturup emniyet kemerimi taktım. Hızlıca buradan gitmek istiyordum, dikizcilerim beni görmeden önce!
Çantamı arka koltuğa bırakmak için eğildim. O sırada Mert de eğildi.
“Çok güzel olmuşsun yine.”
Deyip yanağıma ufacık bir öpücük kondurdu.
Allah'ım, ne kadar sıcak dudakları vardı! Gel de öpme şimdi!
Kızararak teşekkür ettim ve etrafı kolaçan ettim. Biri gördü mü acaba? Bu telaşlı hâlim hoşuna gitmiş olmalı ki gülerek el frenini indirdi ve gaza bastı.
Ortam dağılsın diye hemen bir soru sordum.
“Nereye gidiyoruz yemeğe?”
“Seni çok güzel bir yere götüreceğim. Bayılacaksın.”
Allah Allah! Nereye gidecektik acaba? Merak ettim şimdi.
“Keşke söyleseydin nereye gideceğimizi, ona göre giyinirdim.” dedim. Bu elbise gideceğimiz yere uygun muydu, bilmiyordum.
“Gayet güzelsin ama sanırım restorana gitmeden konuşmalıyız.” dedi.
Hani yemek yerken konuşacaktık? Bu nereden çıktı şimdi?
“Neden gitmeden?” diye sordum merakla.
“Çünkü sürekli bir şeyler oluyor ve konuşamıyoruz. Seni arabaya kilitleyeceğim, istesen de kaçamayacaksın.”
“Ben kaçmıyorum ki.” dedim kısık bir sesle.
Külliyen yalandı! Köşe bucak kaçmıştım adamdan. Haklıydı da!
Deniz kenarında arabayı sağa çekti. Kapıları gerçekten kilitledi.
“Yok artık, gerçekten kilitledin!” deyip güldüm.
“Şansa bırakamam artık.” dedi.
“Ee, madem öyle, seni dinliyorum.” dedim hızlıca. Ne diyeceksen de artık adam be!
Kemerini çıkardı, sağ bacağını altına alarak bana doğru döndü. Benim de kemerimi çıkardı. Ben de gövdemi ona doğru çevirdim.
Ellerimi tuttu. Tam gözlerimin içine bakıyordu.
“Bak Nehir, seni ilk gördüğüm anda beni sana çeken bir şeyler olduğunu anladım. Bana ne olduğunu tam olarak ben de bilmiyorum ama seni çok kıskanıyorum. Sana bakan biri olunca bile boğasım geliyor. Beni anlıyor musun?”
Bir çırpıda sarf etmişti bu cümleleri. Soluğum kesilmişti.
“Evet, anlıyorum.” diyebildim sadece.
“O kadar şey söyledim, bu kadar mı?”
Haklıydı. Tamam, uzun uzun konuşmuştu, bense tek kelimeyle cevap vermiştim. Küfür etsem daha iyiydi! Allah'tan adam anlayışlı ve nazik biriydi ki gülerek söylemişti. Ben olsam iki saat dır dır ederdim.
“Bak, evet, bende de aynı şeyler oluyor bazen ama ne olduğundan emin değilim. Daha karar veremedim.” dedim hızlıca.
“Neyden emin değilsin? Benden mi, kendinden mi?”
“Aslında her ikisinden de. En büyük problem ise bir ilişkiye hazır mıyım, bilmiyorum. Yaşadıklarımı biliyorsun az çok. Tekrar bir hata yapmak istemiyorum. Ama burada sorun bende, seninle bir alakası yok.”
Klasik bahaneyi söylemiştim: Sorun sende değil, bende!
“Tamam, seni anlıyorum, hak da veriyorum. Daha yeni boşandın sayılır. Güven problemlerin olabilir. Ama bize bir şans ver lütfen. En azından deneyelim.”
Ne diyeceğimi bilmiyordum. Sadece bakmakla yetindim. Verecek bir cevap bulamıyordum çünkü. Ne evet diyebildim ne de hayır.
“Tamam, kafan karışık. Şöyle yapalım: Şunu bil ki senden çok hoşlanıyorum. Sadece benim ol istiyorum. Ama seni sıkmak hiç istemiyorum. Biraz böyle devam edelim, bir adını koymayalım. Zaman geçtikçe bakarız. Olur mu?” dedi.
Oh be! İçim rahatladı.
“Tamam, gayet güzel olur. Teşekkür ederim anladığın için.” dedim rahatlamış bir şekilde.
“Her zaman, her koşulda seni anlayacağım. Söz veriyorum.”
Deyip eğilerek yanağımdan öptü.
Umarım dediği gibi olurdu. Yaşayıp görecektik artık.
“Yanağından öpebilirim herhâlde, değil mi?” dedi masum bir suratla.
Tabii ki öpebilirsin hayatım! Bakma öyle şey yaptığıma. Benimkisi istemem yan cebime koy! 😂
“Tabii öpebilirsin. Gidebilir miyiz artık? Çok acıktım.” dedim gülerek.
Aramızda aşırı bir elektrik vardı şu an. Hem de gerçekten çok açtım. Biraz daha kalırsak midem guruldayacaktı.
Arabadan indik ve restorana doğru ilerledik. Garson yerimizi gösterdi. Masaya doğru yürürken eliyle belimi tutuyordu.
Bu adamın kollarında olmak insana hem huzur hem de güç veriyor gibiydi.
Masaya oturur oturmaz garsonlar bir şeyler getirmeye başladı. Sanırım önceden ayarlamıştı. İyi bari, yoksa açlıktan ölecektim!
“Beğendin mi?” diye sordu. Düşüncelerimi merak ettiği her hâlinden belliydi.
“Beğenmek mi? Bayıldım! Her şey nefisti, teşekkür ederim.” deyip suyumu aldım.
Nefes almadan yemiştim resmen. Yemeklerin daha yarısı yemek borumda duruyordu sanki!
“Afiyet olsun güzelim.” dedi.
Pat diye ağzımdaki su dışarı fırlamak üzereydi.
“Öhö öhö!”
“Şşş, sakin ol!” diyerek güldü.
Neredeyse boğularak ölecektim! Bu adam hep hazırlıksız anımda yakalıyordu beni.
“Alış artık ama. Baş başayken istediğim şekilde, içimden nasıl gelirse öyle hitap ederim sana. Deneme sürüşü gibi düşün.”
Ben seni bu deneme turuna çıkarırdım ama neyse, şimdi ateşe gerek yok!
“Allah'ım ya! Alışmam zaman alacak gibi görünüyor.” dedim gülerek.
Hava mis gibiydi. Yaz mevsimini çok severim. Bana aşkı, tutkuyu hatırlatıyor. İçim kıpır kıpır oluyordu.
Mert'le sohbet ederek manzarayı izliyordum. Tabii iki manzaram da vardı. Bazen bu adama bakınca kendimi ona doğru bırakasım geliyordu. Ne olursa olsun, yol nereye giderse gitsin, diye düşünüyordum. Onunlayken zaman resmen duruyordu benim için.
“Bıraktığın için teşekkür ederim.”
“Rica ederim. Hadi, iyi geceler. Yarın görüşürüz. Güzelce dinlen, çok iş var yarın.” dedi gülümseyerek.
“Evet, büyük gün. Umarım her şey mükemmel geçer. İyi geceler.”
Deyip bu sefer Mert'ten önce davranarak onu öpmek istedim. O da aynı şeyi düşünmüş olacak ki dudaklarımız yine kavuştu.
Bir an dudaklarımı açmak, hareket ettirmek istedim. Tam yapacaktım ki Mert geri çekildi. Ben de mecburen alt dudağımı dişleyerek geri çekildim.
Utançtan nefesim kesilmişti sanki.
“Gerçekten yanlışlıkla oldu, niyetim bu değildi. Sana söz verdim, biliyorsun. Ama o alt dudağı hemen bırakmazsan niyetim tam olarak öpmek olacak.”
Refleksle hızlıca dudağımı bırakıp yaladım. Mert'in gözleri arzuyla dolmuş, bakışları dolgun dudaklarıma takılmıştı.
Hızlıca toparlanmalıydım. Yoksa bu işin sonu kötüydü!
Hemen çantamı arka koltuktan aldım.
“İyi geceler.” deyip birden arabadan indim. Koşar adımlarla eve çıktım.
Üzerimi değiştirip yatağa uzandım. Telefonum titredi.
MERT: Sen harika bir kadınsın. Aklımı başımdan alıyorsun resmen. Tatlı rüyalar sevgilim. 😘
BEN: Sen de benim. İyi geceler. 😊 Rüyanda beni gör.
Ne dedim ben adama? “Rüyanda beni gör” mü dedim?
Eyvah!
Yastığı kafama kapatarak gözlerimi kapattım.
“Günaydın millet!” diye bağırdım evin içinde.
Tabii gece gece adamın aklını alırsan uyanınca böyle neşe dolu olursun!
Hızlıca kahvaltımı yapıp duşa girdim. Hemen hazırlanmaya başlamam gerekiyordu. Bugün büyük gündü!
Bu sabah Mert mesaj atmamıştı. Tanıştığımız günden beri her sabah mesaj atardı halbuki. Bir şey mi olmuştu acaba?
“Ablaaaa! Kapıda bir adam seni çağırıyor!” diye seslendi kardeşim.
Anlam veremedim. Kimdi ki bu şimdi?
Merakla hemen kapıya gittim. Bir çiçek gelmişti. Hızlıca aldım ve notu açtım.
NOT:
Birbirimize ilk defa dün akşam açıldık ve bu güzel günün kuru bir mesajla aydınlanmasını istemedim. Günaydın güzelim! ❣️
Yaaa, şapşık bu adam!
Hayatımdaki en romantik hareketlerden biri olabilirdi bu. Resmen mutluluktan gözlerim dolmuştu.
Mert'i aramak için hemen telefonuma koştum. O da beni arıyordu.
“Günaydın canım, geldi mi mesajın?”
“Günaydın. Evet, geldi. Ya çok teşekkür ederim, bu çok tatlı bir hareketti.”
“Sen daha hiçbir şey görmedin. Bekle, ben daha senin aklını nasıl alacağım!”
Hızlıca hazırlanıp çıktım. Bir an önce mekâna gidip Mert'i görmek istiyordum.
Mekana girince tanıdık simalarla karşılaştım. Sinan Bey ve Esra buradaydı. Mert neredeydi ama?
Gözlerimle her yeri taradım. Neredeydi bu adam?
Çantamdan telefonu çıkarmaya çalışıyordum ki ensemde o sıcak nefesi hissettim.
“Beni mi arıyorsun tatlım?”
Allah'ım, içim eriyor sanki! Beni ayakta tut, amin amin!
“Başka kimi arayacağım ki?” diyerek Mert'e döndüm.
Etrafa şöyle bir göz atıp hızlıca yanağından öpüverdim.
Neler yapıyorum ben böyle?
Pis pis sırıtıyordu tabii. Ben böyle şeyler yapınca zafer kazanmış gibi davranıyordu.
Beraber bizimkilerin yanına geçtik. Saat 15.30 olmuştu. Hazırlıklar tamamdı, yemekler hariç.
“Nehir, Aras'ı arasana. Acaba neredeler, ne zaman gelecekler?” diye sorular başlamıştı bile.
Ah Aras! Hangi cehennemdeydin?
“Tamam, arayayım hemen.” deyip hızlıca telefonuma sarıldım.
Mert'in dik dik baktığını hissettim. Ne olduğunu anlamadım. Bir an kafama dank etti.
Aras'ın bana yürüdüğünü biliyordu ya adam! Şimdi sıçtın kızım!
Neyse, Mert'e pek bakmadan arkamı dönüp ilerledim ve Aras'ı aradım.
Tam ben ağzıma geleni söyleyecektim ki fırsat vermeden konuşup pat diye kapattı telefonu.
Beş dakikaya buradaymış. İyi bari, bir aksilik yokmuş.
“Beş dakikaya buradalarmış. Merak edilecek bir şey yok.” diye seslendim ortaya.
“İyi bari. Hadi gelin, oturup bir kahve içelim.” dedi Esra rahatlamış bir şekilde.
Hep beraber masaya doğru ilerlerken Sinan Bey gelip koluma girdi. Havadan sudan konuşuyordu.
Acaba bu adamda temas bağımlılığı falan mı vardı?
Mert'e baktım. Zaten Aras meselesine sinirliydi, bir de bu çıktı iyi mi?
Sinan Bey'den kurtulup hızlıca Mert'in yanındaki sandalyeye geçtim. Mert de memnun olmuş gibi biraz daha rahat oturdu.
Birkaç dakika sonra bir araç yaklaşıp durdu. Hızlıca araca doğru ilerledim.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk tatlım, nasılsın?” diyerek eğilip beni öptü.
“Her şey tamam mı Aras? Bak, bir sorun çıkmasın.” diye sordum telaşla.
“Yok, yok. Her şey tamam. İşi boş ver şimdi, sen ne kadar güzelsin bugün.” dedi yılışık bir şekilde.
“Teşekkür ederim.” dedim gözlerimi devirerek.
“Kahve sözünü unutmadın, değil mi? Bak, sırf seni görebilmek için kendim de geldim.”
Sanki ben çağırdım kendisini! Gelmeseydin mal, demek istesem de diyemedim.
“Unutur muyum hiç? Unutmadım tabii ki. Gel, otur şuraya.” deyip masayı gösterdim.
“Esra, iki kahve alabilir miyiz?” diye seslendim.
Herkes bıyık altından gülüyordu, Aras hariç.
Ya ne sandın Aras Bey? Kahve içmeye söz verdim işte, içiyoruz! 😂
Hazırlıkları kontrol ediyordum. Son olarak kulis kalmıştı. İçeri girmek üzereyken biri kolumdan çektiği gibi beni duvara yasladı.
Bir an korktum ama tanıdık kokuyu duyunca içim rahatladı.
“Nehir Hanım, çok göz önündesiniz. Bütün gözler sizde. Elimden bir kaza çıkacak diye korkuyorum.” dedi gülerek.
Aman canım, ne olmuş sanki? Üç beş kişi iltifat edip duruyorsa!
“Siz kendinize mukayyet olun yeterli Mert Bey. Gerisini ben hallederim. Bir de Sinan Bey'den kurtarırsan makbule geçer.” dedim asıl rahatsız olduğum konuyu belirterek.
“Evet, o konuyu Sinan'la konuşmayı düşünüyorum. En azından söylersem sana böyle davranamaz.” dedi.
“Ne diyeceksin ki?” dedim telaşla.
“Seviyorum derim, yetmez mi?”
Allah Allah! Yağdır Rabbim nurunu!
Laflara bak ya! Gel de sevme şimdi bu adamı!
Bu sefer benim içimden öpmek geldi. Tam dudaklarına bakıp ona doğru yönelmiştim ki garsonlardan biri pat diye yanımızdan geçti. İstemeyerek ayrılmak zorunda kaldık.
Saat 18.00 olmuştu. Misafirlerin çoğu gelmişti.
Masalara uğrayıp “Hoş geldiniz.” diyerek kısa kısa sohbet ediyorduk.
O ara Mert'le göz göze geldik. Telefonuna bakmamı işaret ediyordu. Hemen telefonu çıkardım.
MERT: Seni özledim, yanıma gelsene. 😘
Şapşık bu adam ya!
Telefonu çantama koymaya çalışırken Mert'e doğru yürümeye başladım.
İki saniye sonra biriyle çarpıştım. Tam düşecektim ki çarpıştığım kişi beni belimden tutup kendine çekti.
Olayın şokunu atlatır atlatmaz beni saran kolların sahibine bakmak için başımı kaldırdım.
Bu yüz bana aşırı tanıdık geliyordu.
Bingo!
“Nehir, sen misin gerçekten?” diye bir ses duydum.
Dikkatlice baktım.
“Ömer?” diyebildim.
Mert'le Sinan Bey'in bize doğru yürüdüğünü gördüm. Kendimi geri çekip toparlandım. Tekrar Ömer'e döndüm.
“Seni gördüğüme çok şaşırdım, benim hırçın Nehir'im!” diyerek bana sarıldı.
Mert, Ömer'in tam arkasında durmuş, ense köküne bakıyordu. Gözlerinden alevler fışkırıyor, derin derin nefes alıp veriyordu.
Tam gözlerinin içine baktım. Sakin ol, der gibi uyarmaya çalıştım.
Benim de boşluğuma denk gelmişti. Engellemedim maalesef...