“Teşekkür ederim eve bıraktığın için. Ben burada ineyim, şimdi biri görüp de bir şey olmasın.”
Koşuya ç
Burası mıydı yani şirketin sunduğu ev?
Bu adam şaka olmalıydı!
“Nasıl yani, burası mı?” dedim şaşkınlıkla.
“Evet, tam olarak burası. Neden, beğenmedin mi?” diye sordu.
Lafa bak! Beğenmedin mi diyor.
“Şaka mı yapıyorsun sen? Burası rezidans! Senin nasıl bir şirketin var ki çalışanlarına rezidans tahsis ediyorsun?”
Haklıydım ama! Öyle saçma şey mi olurdu?
Neyse, fazla uzatmak istemedim. Otoparkın içindeydik. Birazdan yukarı çıkınca dırdır ederdim nasıl olsa. Zaten çenemi tutamıyordum. Bugün de iyice gevşemişti çene yayım!
“Hadi gel, asansörle 25. kata çıkacağız.”
Kuş muyum ben? Ne işim vardı taaa 25. katta?
Allah'ım, sen yanlış yoldaysam düzelt yarabbim. Âmin, âmin!
Sessizce asansöre binip evin bulunduğu kata çıktık. Kapının önünde hemen yanımıza bir adam geldi. Elindeki kartı Mert'e uzatarak,
“Buyurun efendim.” dedi.
Mert teşekkür edip adama bahşiş verdi. Adam da hızlıca uzaklaştı.
Mert kapıyı açtı ve içeri girdik.
Aman Allah'ım! Burası çok güzeldi!
Gözlerimle etrafı hızlıca taramaya başladım. Açık mutfak, koltuklar, teras... Her şey harikaydı.
Mert'in bana baktığını fark ettim. Birden utandım. Görgüsüz gibi ağzım açık evi inceliyordum. Ama bakılmayacak gibi de değildi ki! Hayallerimin bile ötesindeydi bu ev.
“Nasıl, beğendin mi?”
“Beğenmek mi? Deli misin sen? Burası harika! Hayallerimden bile öte!”
“Beğenmene sevindim.”
Diyerek sıcacık gülümsedi. Mutluluğumu görünce o da mutlu olmuştu sanki. Adam hayatıma bir girdi, güzellikler de peşinden geldi resmen.
“Çok teşekkür ederim, gerçekten. Hem iş için hem de burası için... Bu kadarı hayalimde bile yoktu.”
“Ne demek, ben bir şey yapmadım. Bunların hepsini sen yaptın. Ev senin için uygunsa hemen sözleşmeyi imzalayalım ki sen de bir an önce taşınabilesin.”
“Olur tabii ama beni gezdirmeyecek misin?” dedim.
Giriş böyleyse odaları Allah bilir nasıldı! Aşırı merak ediyordum.
“Benim gezdirmeme ihtiyacın yok ki. Ev senin, istediğin gibi gezebilirsin. Ben de bu arada görevliyi arayayım, belgeleri getirsin.”
“Tamam o zaman, ben geziyorum.”
Diyerek hızlıca evi turlamaya başladım.
Gayet büyük ve güzel bir evdi. Tek eksik çocuk odasının boş olmasıydı. Oğluma buraya yakışacak en güzelinden bir oda takımı almam gerekiyordu. Can da bu eve bayılacaktı!
Çocuk odasına girdim. Kafamda bir şeyler tasarlıyordum ki Mert yanıma geldi.
“Nasıl? Yeterli değil mi sizin için?” diye sordu.
Artar bile! Yeterli mi ne demek?
“Gayet yeterli, hatta fazla bile. Sanırım ilk işim bir çocuk odası takımı almak olacak.”
“Halledilir o. Görevliyi aradım, birazdan gelir. Gel, sana şirketi göstereyim.”
“Nasıl? Nereden göreceğiz ki?”
Diyerek peşine takıldım.
Terasa çıktı, ben de hemen arkasından çıktım tabii.
“Bak şimdi, tam olarak şuradaki büyük gri binayı görüyor musun?”
Bunları söylerken arkama geçmiş, bir elini sırtıma koymuş, diğer eliyle binayı işaret ediyordu.
Bu hâlde bir de bana soru soruyordu! O muazzam kokusundan bahsetmiyorum bile...
“Evet, gördüm. Buraya bayağı yakınmış.”
“Evet, yakın. Senin için de oldukça kolay olur.”
İyi bari! Kapı çaldı da bedeni bedenimden uzaklaştı. Yoksa aklımı kaçırabilirdim.
Ne oluyor kızım sana? İlk günden kendine gel!
“Okudunuz mu Nehir Hanım?”
Görevlinin sesiyle kendime geldim. Ben pür dikkat elimdeki sözleşmeye odaklanmıştım.
“Evet, bitti. Tamamdır, benim için. Şurayı imzalıyorum sanırım.”
Evin sözleşmesini okumuştum. Bütün maddeler sanki benim yararıma hazırlanmış gibiydi. Fazla kurcalamadan imzamı attım.
Kısacası, ne olursa olsun bir yıl boyunca bu daire bana tahsis edilmişti. Hem de ücretsiz!
Görevli dosyaları toplayıp gitti.
Mert'le yine baş başa kalmıştık. Hem de bir rezidansın içinde!
Derhal buradan çıkmalıydık. Ateşle barut misali olmamalıydık. En azından bu kadar erken...
Bazı ihtiyaçlarımın beni yanlış yerlere sürüklemesine izin veremezdim. Önceliğim çocuğum ve benim hayatım olmalıydı.
“Mert, gerçekten çok teşekkür ederim. Her şey için.” dedim.
“Rica ederim. Seninle çok güzel işler yapacağımıza hiç şüphem yok. Hem işten ziyade aramızda bir uyum hissediyorum.”
Adam konuşurken telefonumun yüksek sesi, güzelim adamın sözünü bıçak gibi kesti.
Uyum mu dedi? Bizim aramızda mı dedi?
Uzatmadan telefonu susturmak istedim. Müsaade isteyerek açtım.
“Efendim anne?”
“Neredesin kızım sen? İş miş bir şeyler dedin, saatlerdir haber yok!”
“Gelince anlatacağım dedim ya anne. Sence şu an gelmiş gibi miyim?”
“Ben de onu diyorum zaten. Neredesin? Gelmeyi düşünmüyor musun?”
“Geleceğim birazdan. Görüşürüz.”
Diyerek telefonu hızlıca kapattım.
Bu tür şeylere, insanların beni sıkıştırıp nerede ne yapmam gerektiğini söylemelerine aşırı sinir oluyordum.
Hızlıca Mert'e döndüm.
“Kusura bakma lütfen, annemdi.”
“Önemli değil. Ya benim aklıma bir şey geldi, söylesem mi bilemedim. Sen biraz şeysin...” dedi.
Söyleyeceğinden mi yoksa benim vereceğim tepkiden mi korkuyordu, birden durakladı.
“Neyim?” dedim, tek kaşımı kaldırıp gözlerimi Mert'e dikerek.
“Ha, işte bu! Aşırı fevrisin. Biraz senden tırsıyorum.”
Dedi gülümseyerek.
Sen böyle gülersen ben sana nasıl kızabilirim ki?
“Tamam, seni dinleyeceğim. Sakince söz veriyorum.” dedim tüm samimiyetimle.
Ama ben de bilmiyordum tabii. Nerede, ne tepki vereceğimi kestirmek zordu. Ne de olsa Kova burcu kadınıydım!
“Pek güven vermedi ama yine de söyleyeceğim. Bak şimdi, geçen ay bir firmanın tanıtımını yapmıştık. İçerik çocuk odalarıydı. Bize iki adet ürün vermek istediler ama bizde çocuk olmadığı için geri çevirdik. İstersen arayabilirim.”
“Ne var ki bunda, kızacağım? Sonuçta adamlar zaten tanıtım için size vermeyi teklif etmişler, öyle değil mi?”
“Evet, tam olarak öyle.”
“Sorun değil o zaman. Hatta olursa çok iyi olur.”
“Tamam.”
Diyerek aramaya gitti.
Bir süre konuştuktan sonra görkemli vücudunu, keskin yüz hatlarını ve batan güneşin ışığını arkasına alarak süzüle süzüle bana doğru yürüyordu.
“Evet, konuştum. Görselleri attı bana. Beğendiğimiz birini yarın gönderebileceklerini söylediler.”
“Harika! Bakalım o zaman.”
Dedim.
Telefonunu açtı ve görselleri göstermeye başladı.
“Bu olsun!” dedim hızlıca.
Can her zaman arabalı yatakları sevmişti. Bu da tam olarak öyleydi.
“Ne kadar kolay seçtin! Ben en az bir saat bakarız diye düşünmüştüm.” diyerek güldü Mert.
“Ben genelde her şeyi kolay seçerim. Abartmaya gerek yok sonuçta. Ne istediğini biliyorsan her şey kolaydır.”
Gerçekten de öyleydi. Hiçbir zaman zor karar veren bir kadın olmamıştım. Girer, bakar, beğenir ve hemen seçerdim.
Belki de o yüzden hiçbir zaman değerim bilinmedi.
“Ne kadar güzel. Ne istediğini bilen kadınlara bayılırım.” ;)
Bu cümleyi yüzünde çapkın bir sırıtışla söylemişti.
Ne oluyor be? Yoksa o da beni beğeniyor muydu?
Tabii ki söylediğine bir cevap veremedim. Gülümseyerek geçiştirdim ve hemen konuyu değiştirdim.
“Evet, şimdi yapacak başka bir şey var mı? Yoksa benim gitmem lazım artık. Evdekiler merak etmişlerdir.”
“Peki, seni bırakayım ben eve. Zaten bir şey kalmadı. Yarın saat 11.00'de ofise gelirsin.”
“Tamam, gelirim. Ama zahmet etme, ben giderim eve.”
“Olur mu öyle şey? Ne zahmeti? Duymamış olayım lütfen. Hadi gidelim.”
Dedi.
Beraber daireden çıkıp asansöre bindik.
Bu mesafede 25 kat aşağı inmek benim için zor olacaktı. Keşke biri binse yanımıza diye içimden geçirdim ama bendeki bu şansla o da zor!
Yavaş yavaş katları inerken...
Hıh! Birden ışıklar kesildi.
Karanlıkta çığlık atarak Mert'e yapışmış buldum kendimi.
O kadar yakınımdaydı ki teninin ısısını, odunsu mükemmel kokusunu iliklerime kadar hissettim. Nefes alışverişi kulağımı teğet geçiyordu resmen.
Elini belime dolamış, sakinleşmem için bir şeyler söylüyordu ama sesi kulağımda uğultu gibi yankılanıyor, hiçbir şey anlayamıyordum.
“Sakin ol, elektrik gitti sanırım. Jeneratör devreye girer şimdi.”
Derin derin nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Nefes alışverişim hızlandıkça Mert'in eli belimi daha sıkı kavrıyordu.
Nihayet elektrik geldi ve asansör yeniden hareket etti.
“İyi misin Nehir?” dedi.
Korktuğum için sesi endişeli geliyordu.
“Teşekkür ederim, iyiyim. Biraz korktum sadece.”
Hâlâ birbirimize yapışık hâlde duruyorduk.
Bir an gözleri dudaklarıma kaydı. Oradan boynuma, sonra tekrar gözlerime geldi.
O an içim ürperdi.
Hızlıca geriye doğru adım atmak istedim ama gidemedim. Mert hâlâ belimi sıkıca tutuyordu. Ben geriye gitmeye çalıştıkça o beni daha çok kendine çekiyordu.
Öpecek miydi?
Umarım öpmezdi. Çünkü karşı koyamazdım ve şu an bunun olmasını hiç istemiyordum.
Beni biraz daha kendine çekti. Başını hafifçe yana yatırdı. Yüzümü inceliyor gibiydi. Yavaş yavaş bana yaklaştırıyordu sanki.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken gözlerimi kapattım.
En azından yaşansa bile gözlerim buna şahit olmamalıydı.
Tam o an...
Birden “Dıııt!” diye bir ses geldi.
Asansörün kapısı açılmıştı!
Allah'ım, şükürler olsun!
Mert'in dalgınlığından faydalanarak hızla uzaklaştım.
Belki de niyeti o değildi, ben yanlış anlamıştım.
Kendimi böyle avutmaya başladım.
Daha ilk günden patronla flört etmek de ne bileyim... Tuhaftı!
ıkıyorum diye neler duymuştum! Bir de arabadan indiğimi görürlerse neler olurdu Allah bilir.
“Peki, nasıl istersen. Yarın görüşürüz o zaman.” dedi.
“Görüşürüz.” diyerek emniyet kemerimi çözdüm. Tam inecektim ki bana doğru eğildi ve yanağımdan öptü.
Şaşkın şaşkın gülümserken arabadan inmeye çalıştım. Tam o sırada kolumu tuttu.
Bu nereden çıktı şimdi?
Ne güzel, Esra aradı da eve gelene kadar vır vır konuştu. Böylelikle asansörde olanları konuşmaya fırsat kalmamıştı. Tereddütle Mert'e baktım.
“Bir şey unutmadın mı?” dedi.
Korkuyla,
“Ne unuttum?” diye sordum.
Umarım asansörün devamını ya da şu an onu öpmemi kastetmiyordu. Allah'ım, bugün nasıl bir gündü böyle? Bitmek bilmedi!
Paniklediğimi fark etmiş olacak ki gülümseyerek,
“Numaranı vermedin.” dedi.
“AA, doğru ya! Evet, yaz numaranı, arayayım seni.”
Diyerek telefonumu uzattım.
Ay, çok şükür! Ben neler düşünüyordum? Biraz fesat mıyım ne?
Mert'i çaldırıp arabadan indim ve eve doğru yürümeye başladım.
Aşırı yorulmuştum bugün. Umarım evde sorun çıkmaz da biraz dinlenebilirim. Daha yarın için kıyafet seçecektim.
“Hoş geldin abla.”
“Hoş buldum Seval. Can nerede, ne yapıyor?”
“Yemek yedi, Mehmet'le oynuyor. Gayet iyi, merak etme.”
Sessizce annemi sordum. Başı ağrıyormuş, yatmaya gitmiş. Gelince de uyandırın diye herkese tembihlemiş.
Annem ve her şeyi abartması işte!
“Ooo, Nehir Hanım! Evin yolunu bulabildiniz. Akşam oldu, nerelerdesin sen?” dedi.
Bu kadın neden böyleydi, bilmiyorum.
“Anne, başlama ya! Daha gelir gelmez hiç tartışacak hâlim yok seninle. Aradın, anlattım sana iş görüşmesinde olduğumu.”
Annem böyle ikna olacağa benzemiyordu. Bugün yaşadığım her şeyi tek tek anlattım. Gereksiz detayları atlayarak tabii ki.
Nihayet ikna olmuş, hatta mutlu olmuş gibiydi.
“Ee, gördün mü nasıl bir yer iş yeri?” diye sordu.
Hayır, nasıl bir yer olmasını bekliyordun ki?
“Gördüm, bayağı büyük bir binada ofis işte. Bakalım, yarın gideceğim.”
Sabah saat 08.00'de alarm çaldı. Heyecanla hemen yataktan fırladım.
Can uyuyordu. Onu hiç rahatsız etmeden sessizce odadan çıktım.
Ben de iyi hoş insanım ama sabah uyanınca bir türlü kendime gelemiyorum. Kahvemi alıp mutfak masasına oturdum. Biraz ayılmaya çalışıyordum. Hızlıca hazırlanmalıydım.
Telefonuma bir mesaj geldi.
Mert: Günaydın, uyandın mı? ;)
Bana göz mü kırpmıştı? Yoksa uyku sersemliğiyle hayal mi görüyordum?
Sanırım gerçekti.
Ben: Günaydın, yeni uyandım.
Mert: Heyecanlı mısın ilk iş günün için?
Ben: Ayılmayı başarırsam heyecan da yükselecek. :)
Mert: Aman diyeyim, geç kalma. Patronun biraz aksi biriymiş, cezalandırmasın seni sonra. ;)
Ben: Ne gibi cezalar mesela? :)
Mert: Gece mesaisi gibi mesela. ;)
Tövbe tövbe! Ne diyordu bu sabah sabah? Al işte, şimdi geldi heyecan!
Ben: Daha ilk günden mesai verecek kadar acımasız değildir patronum. Yanlış duymuşsun sen. :)
Mert: Peki, öyle diyorsan. Konum attım, geç kalma. ;) Görüşürüz.
Ben: Görüşürüz.
Deli ediyordu bu adam beni daha şimdiden. Nasıl aynı ortamda çalışacaktık, hiç bilmiyordum.
Bir şeyler atıştırıp hızlıca hazırlandım. Can'ı öpüp evden çıktım. Taksi gelmişti. Adresi söyleyip arkama yaslandım.
Olanları düşünmeye başladım. Şans yüzüme gülmeye başlamıştı sanki. Yani umarım öyle olmuştu. Uzun zamandır kendimi bu kadar rahat ve huzurlu hissetmemiştim.
Binanın önünde durduğumuzda saat 10.40'tı.
Aşırı bir heyecan sardı beni. Resmen elim ayağım titriyordu. Böyle asla içeri giremezdim! Hemen en yakın banka oturup bir sigara yaktım. Biraz sakinleşmeye çalıştım.
Korkunun ecele faydası yok, diyerek ayağa kalktım ve binaya doğru yürüdüm.
Bina aşırı büyük ve kalabalıktı. Asansöre bindim, 33. kata bastım.
Bu adamın yükseklerle derdi neydi?
Ofisin giriş kapısından içeri girdim. Birkaç kişi bana baktı, sonra önemsemeyip yeniden işlerine döndüler. Kapıdaki kıza Mert'i sordum. Hemen telefonla aradı.
Tam karşıdan gülümseyerek geliyordu.
Heyecan kaynağım!
“Hoş geldin.” dedi.
Eğilip yanağımdan öptü.
İş yerinde hiç uygun değildi sanki bu hareket. 🤔 Bunu en kısa sürede konuşmalıydım.
“Hoş buldum.” diyerek hemen geri çekildim.
“Arkadaşlar, herkes buraya bakabilir mi? Nehir Hanım artık burada çalışıyor. Yeni koordinasyon müdürümüz.”
Herkes bizim olduğumuz tarafa döndü. Her kafadan ayrı bir ses çıkmaya başladı.
“Hoş geldiniz!”
“Hayırlı olsun!”
“Hadi gel, odanı göstereyim sana.”
Elini belime koyarak beni sağ tarafa doğru yönlendirdi. Bir kapının önünde durduk. Yanındaki yazı dikkatimi çekti.
Koordinasyon Müdürü – Nehir Sağlam
“Seninle bir konu hakkında konuşmam gerekiyor.” dedim.
“Tabii ki, bir sorun mu var?” diye sordu. Kaşları çatılmıştı.
Tam ağzımı açmıştım ki açmamla kapamam bir oldu. Sinan Bey ve Esra odaya girmişti.
“Hoş geldin tatlım! Ne kadar şıksın. Dün spor kıyafetleriyle pek fark edememiştim.” dedi Sinan Bey, gözleriyle beni süzerken.
Arkasından Esra da,
“Hayırlı olsun.” dedi.
“Teşekkür ederim Sinan Bey, Esra Hanım.” dedim. Gereksiz detaylara takılmadan.
“Bey mi? Sinan yeterli, tatlım.”
Esra izin isteyerek yanımızdan ayrıldı.
Mert'in gerildiğini anlayabiliyordum. Şu an o da en az benim kadar rahatsız oluyordu Sinan Bey'in tavırlarından. Bence...
Odanın kapısını kapattım ve iki adamı da karşıma aldım.
“Beyler, burası bir iş yeri değil mi? Bizi bu kadar samimi gören çalışanlar sizce ne düşünür?” dedim.
Sonuna kadar da haklıydım.
“Ne düşüneceklermiş? Onların haddine mi?” dedi Sinan.
“Sinan Bey, demek istediğim şu: Hareketlerimize ve sözlerimize en azından çalışanların yanında dikkat edelim lütfen.” dedim sınırı çizerek.
“Hemen de idealist, sıkıcı bir iş kadını oldun ha! Peki, tamam. Nasıl istersen öyle olsun bakalım. Hadi görüşürüz, birazdan. Şimdi bir işim var.”
Diyerek gülerek odadan çıktı.
Nihayet gidebilmişti! Gerçekten çok yılışık bir adamdı. Bazen tatlı olabiliyordu ama bazen...
“Benim için de geçerli mi söylediklerin?” dedi Mert.
Küçük adımlarla üzerime doğru yürümeye başladı. O bana yaklaştıkça ben masaya doğru geri geri yürüyordum. En sonunda kalçam masaya çarpınca durmak zorunda kaldım.
Yine gereğinden fazla yakındık. Bu yakınlık her defasında aklımı başımdan alıyordu.
“Sizin için de geçerli Mert Bey.” dedim.
“Vay, yine bey olduk ha!”
“En azından insanların içinde öyle olmalıyız bence. Siz de öyle düşünmüyor musunuz?”
“Aynen öyle düşünüyorum. Haklısın.”
Diyerek geri çekilmeye başladı.
Bu adam benim aklımla mı oynamaya çalışıyordu?
“Birazdan muhasebe müdürü gelecek. Birkaç imza işi var. Yerleş odana, rahatına bak. Saat 14.00'te toplantımız var.” dedi.
“Ne toplantısı?” diye sordum.
İlk günden nereden çıkmıştı bu toplantı? Ben daha ofisin havasına alışamamıştım!
“Bu defile sahipleriyle bir toplantı var. Sunum yapılacak. Senin de katılmanı istiyorum. İşleyişi gözlemlersin.”
“Hi, tabii ki olur.”
Lafımı bitirir bitirmez gülümseyip odadan çıktı.
Benim sözümü mü dinlediğini göstermeye çalışıyordu, yoksa söylediklerime mi bozulmuştu, anlamadım.
Yine duvarını örmüştü.
Bir gün balyozla gireceğim bu adama ama bakalım, hayırlısı!
Masaya oturdum ve etrafı, insanları izlemeye başladım. İşe dair ne yapacağımı bilmiyordum. Öylece boş boş duruyordum.
Bu odanın cam olması da sinir bozucuydu. Sanki herkes beni izliyormuş gibi hissediyordum.
Tam sıkıntıdan patlamak üzereydim ki kapım çaldı.
“Girin.” diye seslendim.
“Merhaba efendim, rahatsız etmiyorum ya?”
“Hayır, etmiyorsunuz. Buyurun.”
Adam yanıma gelip elini uzattı.
“Ben muhasebe müdürü Harun.”
“Nehir, memnun oldum. Ben de sizi bekliyordum.” dedim.
Adam hızlıca çantasından birkaç dosya çıkarıp masanın üzerine, önüme doğru yerleştirdi.
“Buyurun efendim, şurayı ve şurayı imzalamanız gerekiyor.”
Dosyayı alıp hızlıca göz gezdirdim. Sigorta ve işe giriş belgeleriydi. İmzalayıp kendisine uzattım.
“Tamamdır efendim. Artık resmî olarak buranın çalışanısınız. Aramıza hoş geldiniz.” diyerek belgeleri geri aldı.
“Hoş buldum, teşekkür ederim.”
“Maaş kartınızı ve yedek kartlarınızı bankadan halledeceğim. Büyük ihtimalle öğleden sonra kurye getirip size ulaştırır.”
“Tamamdır, teşekkür ederim.”
Harun Bey rica edip odadan çıktı.
Ben yine tek başıma sıkılacaktım ki Esra geldi.
“Gelebilir miyim?” dedi kapının eşiğinde durarak.
“Tabii ki, buyur. Otur.” dedim.
İlk günden düşmana gerek yoktu neticede.
“Öğleden sonra toplantı var, biliyorsundur. Sunum dosyasını bir de senin incelemeni istedim. Bakabilir misin?” dedi.
Benim fikrim ya! Zaten bir zahmet bana da göster, demek istesem de tabii ki diyemedim.
“Bakmaz mıyım ya? Sıkıntıdan patladım ben daha şimdiden.”
Deyip dosyayı elinden kaptım.
Görseller, yazılar, grafikler...
“Bir kahve içer misin?” diye sordu.
Düşünce abidesi!
“İçerim ya, zahmet olmazsa.” dedim.
Gerçekten de şu an duble bir kahveye ihtiyacım vardı.
“Ha, yok. Kahve makinesi var ama bu şahsa özel. Kahveni yapmak istersen kendin getiriyorsun. Ben mutfaktan söyleyelim demek istedim.” 😆
“AA, öyle mi? Kusura bakma ya. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum, malum yeni geldim.”
Keşke laf sokacağına işleyişi anlatsan!
“Bu şirket içi sabit hat. İki tuşuna basıp ararsan mutfak kısmı çıkar. Hadi bakalım, ilk kahveni söyle.”
Rezil olduğuma mı yanayım, bunun ağzına laf verdiğime mi?
“Merhabalar, kolay gelsin. Nehir Sağlam'ın odasına iki filtre kahve alabilir miyim?”
“Tabii efendim.”
Diyerek telefonu kapattı.
Hiç sormadı kimsiniz, nereye diye. Biliyorlar herhâlde.
Dosyayı incelemeye başladım. Bence gayet iyiydi. Hatta oldukça göz alıcı görünüyordu.
Esra gittikten sonra kahvemi alıp balkona çıktım. Sigara içmem lazımdı. Allah'tan odamın balkonu vardı. Otuz üç kat aşağı inip sigara içtiğimi düşünemiyorum bile!
Hâlâ bazı şeyler hayal gibi geliyordu.
Artık bir işim ve evim vardı.
Toplantı saati yaklaştıkça gerilmeye başladım. Bana ne oluyordu? Sanki sunumu ben yapacaktım!
Gözlerimi kapatıp derin derin nefes alırken bir elin tenime dokunuşunu hissettim.
Bir yandan içimde tatlı bir ürperti dolaşırken diğer yandan sanki içim kavruluyordu...