Burası mıydı yani şirketin sunduğu ev?
Bu adam şaka olmalıydı!
“Nasıl yani, burası mı?” dedim şaşkınlıkla.
“Evet, tam olarak burası. Neden, beğenmedin mi?” diye sordu.
Lafa bak! Beğenmedin mi diyor.
“Şaka mı yapıyorsun sen? Burası rezidans! Senin nasıl bir şirketin var ki çalışanlarına rezidans tahsis ediyorsun?”
Haklıydım ama! Öyle saçma şey mi olurdu?
Neyse, fazla uzatmak istemedim. Otoparkın içindeydik. Birazdan yukarı çıkınca dırdır ederdim nasıl olsa. Zaten çenemi tutamıyordum. Bugün de iyice gevşemişti çene yayım!
“Hadi gel, asansörle 25. kata çıkacağız.”
Kuş muyum ben? Ne işim vardı taaa 25. katta?
Allah'ım, sen yanlış yoldaysam düzelt yarabbim. Âmin, âmin!
Sessizce asansöre binip evin bulunduğu kata çıktık. Kapının önünde hemen yanımıza bir adam geldi. Elindeki kartı Mert'e uzatarak,
“Buyurun efendim.” dedi.
Mert teşekkür edip adama bahşiş verdi. Adam da hızlıca uzaklaştı.
Mert kapıyı açtı ve içeri girdik.
Aman Allah'ım! Burası çok güzeldi!
Gözlerimle etrafı hızlıca taramaya başladım. Açık mutfak, koltuklar, teras... Her şey harikaydı.
Mert'in bana baktığını fark ettim. Birden utandım. Görgüsüz gibi ağzım açık evi inceliyordum. Ama bakılmayacak gibi de değildi ki! Hayallerimin bile ötesindeydi bu ev.
“Nasıl, beğendin mi?”
“Beğenmek mi? Deli misin sen? Burası harika! Hayallerimden bile öte!”
“Beğenmene sevindim.”
Diyerek sıcacık gülümsedi. Mutluluğumu görünce o da mutlu olmuştu sanki. Adam hayatıma bir girdi, güzellikler de peşinden geldi resmen.
“Çok teşekkür ederim, gerçekten. Hem iş için hem de burası için... Bu kadarı hayalimde bile yoktu.”
“Ne demek, ben bir şey yapmadım. Bunların hepsini sen yaptın. Ev senin için uygunsa hemen sözleşmeyi imzalayalım ki sen de bir an önce taşınabilesin.”
“Olur tabii ama beni gezdirmeyecek misin?” dedim.
Giriş böyleyse odaları Allah bilir nasıldı! Aşırı merak ediyordum.
“Benim gezdirmeme ihtiyacın yok ki. Ev senin, istediğin gibi gezebilirsin. Ben de bu arada görevliyi arayayım, belgeleri getirsin.”
“Tamam o zaman, ben geziyorum.”
Diyerek hızlıca evi turlamaya başladım.
Gayet büyük ve güzel bir evdi. Tek eksik çocuk odasının boş olmasıydı. Oğluma buraya yakışacak en güzelinden bir oda takımı almam gerekiyordu. Can da bu eve bayılacaktı!
Çocuk odasına girdim. Kafamda bir şeyler tasarlıyordum ki Mert yanıma geldi.
“Nasıl? Yeterli değil mi sizin için?” diye sordu.
Artar bile! Yeterli mi ne demek?
“Gayet yeterli, hatta fazla bile. Sanırım ilk işim bir çocuk odası takımı almak olacak.”
“Halledilir o. Görevliyi aradım, birazdan gelir. Gel, sana şirketi göstereyim.”
“Nasıl? Nereden göreceğiz ki?”
Diyerek peşine takıldım.
Terasa çıktı, ben de hemen arkasından çıktım tabii.
“Bak şimdi, tam olarak şuradaki büyük gri binayı görüyor musun?”
Bunları söylerken arkama geçmiş, bir elini sırtıma koymuş, diğer eliyle binayı işaret ediyordu.
Bu hâlde bir de bana soru soruyordu! O muazzam kokusundan bahsetmiyorum bile...
“Evet, gördüm. Buraya bayağı yakınmış.”
“Evet, yakın. Senin için de oldukça kolay olur.”
İyi bari! Kapı çaldı da bedeni bedenimden uzaklaştı. Yoksa aklımı kaçırabilirdim.
Ne oluyor kızım sana? İlk günden kendine gel!
“Okudunuz mu Nehir Hanım?”
Görevlinin sesiyle kendime geldim. Ben pür dikkat elimdeki sözleşmeye odaklanmıştım.
“Evet, bitti. Tamamdır, benim için. Şurayı imzalıyorum sanırım.”
Evin sözleşmesini okumuştum. Bütün maddeler sanki benim yararıma hazırlanmış gibiydi. Fazla kurcalamadan imzamı attım.
Kısacası, ne olursa olsun bir yıl boyunca bu daire bana tahsis edilmişti. Hem de ücretsiz!
Görevli dosyaları toplayıp gitti.
Mert'le yine baş başa kalmıştık. Hem de bir rezidansın içinde!
Derhal buradan çıkmalıydık. Ateşle barut misali olmamalıydık. En azından bu kadar erken...
Bazı ihtiyaçlarımın beni yanlış yerlere sürüklemesine izin veremezdim. Önceliğim çocuğum ve benim hayatım olmalıydı.
“Mert, gerçekten çok teşekkür ederim. Her şey için.” dedim.
“Rica ederim. Seninle çok güzel işler yapacağımıza hiç şüphem yok. Hem işten ziyade aramızda bir uyum hissediyorum.”
Adam konuşurken telefonumun yüksek sesi, güzelim adamın sözünü bıçak gibi kesti.
Uyum mu dedi? Bizim aramızda mı dedi?
Uzatmadan telefonu susturmak istedim. Müsaade isteyerek açtım.
“Efendim anne?”
“Neredesin kızım sen? İş miş bir şeyler dedin, saatlerdir haber yok!”
“Gelince anlatacağım dedim ya anne. Sence şu an gelmiş gibi miyim?”
“Ben de onu diyorum zaten. Neredesin? Gelmeyi düşünmüyor musun?”
“Geleceğim birazdan. Görüşürüz.”
Diyerek telefonu hızlıca kapattım.
Bu tür şeylere, insanların beni sıkıştırıp nerede ne yapmam gerektiğini söylemelerine aşırı sinir oluyordum.
Hızlıca Mert'e döndüm.
“Kusura bakma lütfen, annemdi.”
“Önemli değil. Ya benim aklıma bir şey geldi, söylesem mi bilemedim. Sen biraz şeysin...” dedi.
Söyleyeceğinden mi yoksa benim vereceğim tepkiden mi korkuyordu, birden durakladı.
“Neyim?” dedim, tek kaşımı kaldırıp gözlerimi Mert'e dikerek.
“Ha, işte bu! Aşırı fevrisin. Biraz senden tırsıyorum.”
Dedi gülümseyerek.
Sen böyle gülersen ben sana nasıl kızabilirim ki?
“Tamam, seni dinleyeceğim. Sakince söz veriyorum.” dedim tüm samimiyetimle.
Ama ben de bilmiyordum tabii. Nerede, ne tepki vereceğimi kestirmek zordu. Ne de olsa Kova burcu kadınıydım!
“Pek güven vermedi ama yine de söyleyeceğim. Bak şimdi, geçen ay bir firmanın tanıtımını yapmıştık. İçerik çocuk odalarıydı. Bize iki adet ürün vermek istediler ama bizde çocuk olmadığı için geri çevirdik. İstersen arayabilirim.”
“Ne var ki bunda, kızacağım? Sonuçta adamlar zaten tanıtım için size vermeyi teklif etmişler, öyle değil mi?”
“Evet, tam olarak öyle.”
“Sorun değil o zaman. Hatta olursa çok iyi olur.”
“Tamam.”
Diyerek aramaya gitti.
Bir süre konuştuktan sonra görkemli vücudunu, keskin yüz hatlarını ve batan güneşin ışığını arkasına alarak süzüle süzüle bana doğru yürüyordu.
“Evet, konuştum. Görselleri attı bana. Beğendiğimiz birini yarın gönderebileceklerini söylediler.”
“Harika! Bakalım o zaman.”
Dedim.
Telefonunu açtı ve görselleri göstermeye başladı.
“Bu olsun!” dedim hızlıca.
Can her zaman arabalı yatakları sevmişti. Bu da tam olarak öyleydi.
“Ne kadar kolay seçtin! Ben en az bir saat bakarız diye düşünmüştüm.” diyerek güldü Mert.
“Ben genelde her şeyi kolay seçerim. Abartmaya gerek yok sonuçta. Ne istediğini biliyorsan her şey kolaydır.”
Gerçekten de öyleydi. Hiçbir zaman zor karar veren bir kadın olmamıştım. Girer, bakar, beğenir ve hemen seçerdim.
Belki de o yüzden hiçbir zaman değerim bilinmedi.
“Ne kadar güzel. Ne istediğini bilen kadınlara bayılırım.” ;)
Bu cümleyi yüzünde çapkın bir sırıtışla söylemişti.
Ne oluyor be? Yoksa o da beni beğeniyor muydu?
Tabii ki söylediğine bir cevap veremedim. Gülümseyerek geçiştirdim ve hemen konuyu değiştirdim.
“Evet, şimdi yapacak başka bir şey var mı? Yoksa benim gitmem lazım artık. Evdekiler merak etmişlerdir.”
“Peki, seni bırakayım ben eve. Zaten bir şey kalmadı. Yarın saat 11.00'de ofise gelirsin.”
“Tamam, gelirim. Ama zahmet etme, ben giderim eve.”
“Olur mu öyle şey? Ne zahmeti? Duymamış olayım lütfen. Hadi gidelim.”
Dedi.
Beraber daireden çıkıp asansöre bindik.
Bu mesafede 25 kat aşağı inmek benim için zor olacaktı. Keşke biri binse yanımıza diye içimden geçirdim ama bendeki bu şansla o da zor!
Yavaş yavaş katları inerken...
Hıh! Birden ışıklar kesildi.
Karanlıkta çığlık atarak Mert'e yapışmış buldum kendimi.
O kadar yakınımdaydı ki teninin ısısını, odunsu mükemmel kokusunu iliklerime kadar hissettim. Nefes alışverişi kulağımı teğet geçiyordu resmen.
Elini belime dolamış, sakinleşmem için bir şeyler söylüyordu ama sesi kulağımda uğultu gibi yankılanıyor, hiçbir şey anlayamıyordum.
“Sakin ol, elektrik gitti sanırım. Jeneratör devreye girer şimdi.”
Derin derin nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Nefes alışverişim hızlandıkça Mert'in eli belimi daha sıkı kavrıyordu.
Nihayet elektrik geldi ve asansör yeniden hareket etti.
“İyi misin Nehir?” dedi.
Korktuğum için sesi endişeli geliyordu.
“Teşekkür ederim, iyiyim. Biraz korktum sadece.”
Hâlâ birbirimize yapışık hâlde duruyorduk.
Bir an gözleri dudaklarıma kaydı. Oradan boynuma, sonra tekrar gözlerime geldi.
O an içim ürperdi.
Hızlıca geriye doğru adım atmak istedim ama gidemedim. Mert hâlâ belimi sıkıca tutuyordu. Ben geriye gitmeye çalıştıkça o beni daha çok kendine çekiyordu.
Öpecek miydi?
Umarım öpmezdi. Çünkü karşı koyamazdım ve şu an bunun olmasını hiç istemiyordum.
Beni biraz daha kendine çekti. Başını hafifçe yana yatırdı. Yüzümü inceliyor gibiydi. Yavaş yavaş bana yaklaştırıyordu sanki.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken gözlerimi kapattım.
En azından yaşansa bile gözlerim buna şahit olmamalıydı.
Tam o an...
Birden “Dıııt!” diye bir ses geldi.
Asansörün kapısı açılmıştı!
Allah'ım, şükürler olsun!
Mert'in dalgınlığından faydalanarak hızla uzaklaştım.
Belki de niyeti o değildi, ben yanlış anlamıştım.
Kendimi böyle avutmaya başladım.
Daha ilk günden patronla flört etmek de ne bileyim... Tuhaftı!