İçeriğe geç

6 bölüm: Yeni Firsat


"Hayır, hayır! Sakın ha! Telefonda bile katlanamıyorum ona. Sürekli yan yana olmayı düşünemiyorum bile. Halledeceğim ben, şimdi işim var. Seni sonra ararım."

Diyerek telefonu kapattım.

Aras diyor ya! Adam bana zaten takık. Böyle bir şey duyarsa hemen üstüme atlar.

"İş mi arıyorsun? Ben sana söyleyeyim, o adam seni çiğ çiğ yer."

Esra bile çözmüştü Aras'ı. Sadece sesini duymuştu ama ne mal olduğunu anlaması uzun sürmemişti.

"Evet, iş arıyorum. Aras konusunda haklısın. Hiç öyle bir düşüncem olmadı. Allah korusun!"

Diyerek gülümsedik.

İşler yoluna girmeye başlayınca Esra da biraz yumuşamıştı. Gerginliği gerçekten işten kaynaklanıyor olabilirdi. Gülünce sempatik, tatlı bir kadına dönüşüyordu.

"Bizim de koordinatör müdürümüz geçen hafta istifa etti. Bütün bu sorunlar onun yüzünden başımıza geldi." dedi Sinan Bey.

Bu adam fazla mı yaklaşmıştı bana? Omuzlarımız neredeyse birbirine çarpacaktı.

"Öyle mi? Üzüldüm. Neyse ki halloldu. Şimdi gelelim detaylara. Benim düşüncem şöyle: Herkes beyaz giyecek. Kapalı bir platform kurulacak. Mankenler tasarımlarıyla birlikte orada olacak. Şimdilik kimse görmeyecek. Ahşap sandalyeler gri kuşaklarla bağlanacak. Platform beyaz çiçeklerle süslenip ışıklandırılacak. Ortaya uzun, beyaz bir halı serilecek ve sandalyeler onun etrafına yerleştirilecek."

Aklımdaki manzarayı soluksuz anlattım.

Herkes fikrimi beğenmiş gibi bakıyordu. Bayağı hoşlarına gitmişti sanırım. Onları böyle heyecanlı görünce ben de birden heyecanlandım. Sanki organizasyon benimmiş gibi!

"Buyurun efendim, kahvenizi getirdim."

Garson kız fincanı önüme bıraktı.

"Aa, teşekkür ederim. Şu an gerçekten ihtiyacım vardı buna."

Garson kız yanımdan uzaklaşırken başını patronun olduğu yöne çevirdi.

Yine mi o göndermişti yoksa?

"Ne kadar hürmet ediyorlar sana! Rahat etmen için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu işin sırrı nedir? Gerçi sır gün gibi ortada. Her gün benim yanıma da böyle bir güzellik gelse ben de etrafında pervane olurdum."

Sinan Bey'in söylediklerini duyunca kahveyi neredeyse suratına püskürtecektim.

Bu adam bana yürüyor mu, yoksa arkadaşça mı davranıyor? Bir türlü çözemedim.

"Sinan, cıvıtma kardeşim."

Uu! Mert Bey sinirlendi sanırım. O bakışları bana atsaydı oracıkta nefesim kesilebilirdi.

Sinan Bey'in umurunda bile değildi. Daha çok gülmeye başladı. Bence kötü biri değildi, mizacı böyleydi bu adamın.

"Teşekkür ederim Sinan Bey, iltifatlarınız için ama her gün koşudan sonra gelip biraz otururum. Bu hâlde neyin güzelliği?" diyerek yine de gülümsedim.

Sonuçta kabalık etmek istemiyordum. Belki de adamın huyu buydu, konuşma tarzı böyleydi.

Umuyorum öyledir! Yoksa bu kalp bir aşk üçgenini asla kaldıramaz!

"Siz devam edin Nehir Hanım. Buraya kadar harika. Başka ne yapılabilir?"

Mert'in sorusuyla yeniden konuya döndüm.

"Şöyle düşünüyorum Mert Bey: Oturma ve defile alanı tamam. Bence mekânın şu tarafına da bar masaları yerleştirilebilir. Atıştırmalıklar orada sunulur. Hem misafirler defile saatine kadar oturup sohbet edebilir. Bir de hafif bir müzik... Bence şahane olur."

"Tamam, bunlar harika ama neden kırmızı değil de beyaz halı dedin? Genelde defilelerde kırmızı halı kullanılır."

Esra hemen bir kulp bulmuştu.

Aman, sen bir şey bulmadan eksik kalırdın zaten!

"Ha, işte tam da bu yüzden Esra Hanım. Önemli organizasyonlarda genellikle kırmızı halı tercih edilir. Çünkü kırmızı dikkat çekici, arzu uyandıran bir renktir. Biz ise halının değil, tasarımların ve modellerin dikkat çekmesini, ön plana çıkmasını istiyoruz."

Bu gerçekten de doğruydu. Bir ortamda kırmızı renk varsa onun önüne geçecek başka bir renk bulmak zordu.

Söylediklerimi nasıl bir ses tonuyla ifade ettiysem artık... İki adamın da gözlerinden bir anlığına şehvet geçtiğini görür gibi oldum.

"Çok haklısın Nehirciğim. Kırmızının üstüne tanımam. Aşırı dikkatimi çeken bir renktir."

Nehirciğim mi?

Sinan Bey'e bak sen! Ne ara bu kadar samimi olduk acaba?

"Bence de Nehir Hanım, harika fikir. Resmen burada iki dakikada bize sunum yaptınız. Defilenin bütün detayları gözümün önünde canlandı."

Mert, "Nehir Hanım" derken özellikle bastırmıştı.

Bu bana bir mesaj mıydı, yoksa Sinan Bey'e bir uyarı mı?

Umarım ikincisidir.

"Teşekkür ederim Mert Bey. Beğendiyseniz ve işiniz hallolduysa ne âlâ."

Ben de aynı onun gibi soğuk bir ses tonuyla cevap verdim.

Nedense anlam veremediğim bir şekilde sinirlenmiştim. Ne gerek vardı bu kadar mesafeli konuşmaya?

İstemediğim insanlar yılışık yılışık konuşurken istediğim insan neden böyle uzak duruyordu?

"Yanlış anlamazsanız size sormak istediğim bir konu var." dedi Mert.

Ne diyeceğini çok merak etmiştim. Hemen atıldım.

"Tabii ki, buyurun Mert Bey."

"İş aradığınızı söylemiştiniz. Bizim bir elemana ihtiyacımız var, sizin de bir işe... Bizimle çalışmak ister misiniz?"

İşte bunu hiç beklemiyordum!

Çok şaşırmıştım. Resmen bana iş teklif etmişti. Hem de yanlış anlamadıysam koordinatör müdür pozisyonu için!

Yani inşallah öyleydi.

"Yani evet, iş arıyorum ama sizin iş alanınıza uygun muyum, bilemedim. Ben sadece size yardımcı olmak istemiştim."

Gerçekten de öyleydi. Aklımdan başka bir şey geçmemişti.

"Çok iyi düşündün vallahi. Ortak şirketimizin böyle bir ışığa ihtiyacı var." dedi Sinan Bey.

Dünden razıydı zaten!

Esra ise pek memnun olmamış gibi duruyordu. Ya beni istemiyordu ya da o pozisyona kendisinin getirilmesini bekliyordu.

Çok geçmeden de bütün memnuniyetsizliğiyle lafa girdi.

"Yani evet, tamam. Bütün sorunları çözdü, işi iyi idare etti ama ne mezunu, kaç yaşında, ilişki durumu ne, bu pozisyona uygun mu... Hiçbir şey bilmiyorum. Öyle pat diye müdür mü alınır, bilemedim."

"Ha, işte onu sen değil, biz biliriz. Öyle değil mi Mert?"

Sinan Bey hemen araya girmişti.

"Öyle kardeşim."

Mert, soran gözlerle bana bakıyordu. Bir cevap vermemi bekliyordu.

Ama bana biraz Esra haklı gibi gelmişti. Ne de olsa bu tür işletmelerde evli, çocuklu kadınlar pek tercih edilmezdi. Üstelik okuduğum bölüm bile işle alakasızdı.

"Yani Mert Bey, evet, iş arıyorum. İhtiyacım da var. Hatta çözmem gereken birçok problemim var ama bence Esra Hanım biraz haklı gibi..."

Tam söze başlamıştım ki telefonum çaldı.

Arayan annemdi.

Onunla tartışıp evden çıkmıştım. Hesap sormak için araması bile gecikmişti aslında.

Müsaade isteyerek masadan kalktım. Gruptan biraz uzaklaşıp telefonu açtım.

"Efendim anne?"

"Neredesin? Ne zaman geleceksin?"

"Şu an bir iş görüşmesindeyim. Önemli bir şey yoksa seni sonra arayayım mı?"

Annemle konuşurken gözüm bir yandan da masadaydı. Kendi aralarında tartışıyorlardı sanırım. Konu benim iş meselesi olmalıydı.

Açıkçası ben de ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Belki benim için çok iyi bir fırsattı, belki de tam tersi...

"Ne işi? Koşmaya gitmedin mi sen?"

"Evet anne, koştum ama oturduğum yerde birkaç kişiyle karşılaştım. Konu işe geldi. Ben de tam olarak bilmiyorum. Konuşmanın ortasında aradın, gelince konuşuruz."

"Görüşürüz." diyerek telefonu kapattım.

Yavaşça masaya doğru ilerledim.

İçimde hem korku hem heyecan vardı. Şu an tam olarak ne hissettiğimi ben bile tarif edemiyordum.

"Kusura bakmayın lütfen. Açmam gerekiyordu. Çözmem gereken sorunlardan biriydi." diyerek gülümsedim.

"Önemli değil Nehir Hanım. Biz aramızda konuştuk. Sinan'la sizin bizimle çalışmanızı çok isteriz. Hem geniş bir ufkunuz hem de çok iyi bir problem çözme yeteneğiniz var."

"Aynen, ben de Mert'e katılıyorum. Bence bizimle çalışmalısın."

Sinan Bey yine lafa girmişti.

"Yani bilemedim açıkçası. Beklemediğim bir şey, beklemediğim bir anda geldi."

Aslında şu an bir işe ve para kazanmaya gerçekten çok ihtiyacım vardı. Ama işin üstesinden gelebilir miydim, bilmiyordum. Daha yapacağım işin tam olarak ne olduğunu bile bilmiyordum.

Esra derin bir nefes aldı ve bana döndü.

"Patronlarım haklılar. Çok iyi iş çıkardın."

Sesi hâlâ soğuktu.

"Teşekkür ederim ama teklif ettiğiniz işin ne olduğunu bile tam olarak bilmiyorum. Yapabilir miyim, emin değilim."

Mert söze girdi.

"Şu iki saatte hallettiğin iş aslında bizim senden beklediğimiz şeyden çok da farklı değil. Koordinatör müdürü pozisyonumuz boş. Acil birine ihtiyacımız var. Elli kişiyle görüştük ama hiçbirinde bu enerjiyi alamadık. Bence reddetmeden önce bir düşün derim."

Ay, sen benden böyle tatlı tatlı bir şey isteyeceksin de ben hayır mı diyeceğim?

Saçmalama lütfen!

Teklifin üzerine balıklama atlayasım gelmişti ama meraklıymışım gibi görünmemem gerekiyordu.

"Ben edebiyat öğretmeniyim. Bu pozisyona uygun muyum, bilmiyorum."

"Sonuçta lisans mezunusun. Bizim için öncelik akıl, hayal gücü ve pratik zekâ. Bunların hepsi sende var. Pozisyon için gayet yeterlisin." dedi Sinan Bey.

Sanki olacak gibiydi!

Biraz heyecanlanmıştım ama daha hayatımla ilgili her şeyi bilmiyorlardı. Belki öğrenince beni istemeyeceklerdi.

Ben nasıl anlatacağımı düşünürken Esra sanki aklımı okumuş gibi o soruları sordu.

Hadi bakalım...

"Tamam, lisans mezunusun. Bayağı yeteneklisin. Peki, evli misin? Çocuğun var mı? Bunlar önemli detaylar, özellikle de bizim işimiz için. Yeri geliyor gece çalışıyoruz, yeri geliyor şehir dışına çıkıyoruz."